Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
11 Ocak 2015
ZAMANE PATRONLUĞU: MÜLKİYETSİZ. İŞVERENLİK

CEO’lar, üst düzey yöneticiler, doktorlar, mühendisler, akademisyenler, reklamcılar, hayatımızı renklendiren sektörlerdeki eğitimli, muzip, yaratıcılar da saklasın bu yazıyı. Bir gün kendilerini işe alanlarla işleri ters gittiğinde ya da işten atılıp “Nasıl yani!”dediklerinde olayı anlamada yardımı olur.

ZAMANE PATRONLUĞU: MÜLKİYETSİZ. İŞVERENLİK
 Bu yazıyı öğrencilerime yazıyorum. Onlar henüz soru sorabiliyor.
 
CEO’lar, üst düzey yöneticiler, doktorlar, mühendisler, akademisyenler, reklamcılar, hayatımızı renklendiren sektörlerdeki eğitimli, muzip, yaratıcılar da saklasın bu yazıyı. Bir gün kendilerini işe alanlarla işleri ters gittiğinde ya da işten atılıp “Nasıl yani!”dediklerinde olayı anlamada yardımı olur.
 
Mal alıp satana tacir, mal alıp satmaya ticaret denilir. Ticaret riskli bir iştir. Elindeki malı satamayabilirsin. Satarsın, paranı alamayabilirsin. Alacaklıların kapına dayanır, elinde avucunda ne varsa alıp götürebilirler.
 
Tacirler baktı ki işler ters gittiğinde tüm malvarlıklarını yitiriyorlar, riski azaltacak çözüm arayışına girdiler. Birden fazla tacir bir araya geldi, bir ortaklık kurdu. Bu ortaklığa mal varlıklarının bir kısmını verdiler. Adına “şirket” dediler. Ticareti bu şirket adına yapmaya başladılar. Böylece işler ters gittiğinde tüm mal varlıklarını yitirmekten kurtulup, şirkete özgüledikleri mal varlıklarıyla sorumlu olacakları bir sistem geliştirdiler. Hukuk, aslında birden fazla tacire ait olan bu ortaklığı “tüzel kişi” olarak adlandırdı. Hukuk aracılığıyla tacirlerin kurduğu ortaklık sanki insanmış gibi haklar ve borçlar edinebilme hakkına kavuştu. Alacaklılar, sadece tüzel kişiye özgülenmiş mal varlığından alacaklarını alabilir oldular. Böylece tacirler tüm mal varlıklarıyla sorumlu olmaktan kurtuldu. Sadece o şirket için beyan ettiklerinden sorumlu oldu.
 
Tacirler işleri geliştirip “sanayici” olunca da tüzel kişi formatını sürdürdüler. İşten atılıp hakkını alamayan işçiler-çalışanlar baktı ki, batmış görünen işverenleri hiç batmamış gibi aynı yaşam tarzını sürdürüyor. Aynı arabaya biniyor, aynı yalıda yaşıyor. Batan patron değil, “tüzel kişi” olduğu için onlar kendilerine emir veren, kendilerini çalıştıran tacire, yani sanayiciye, yani patrona hiçbir şey yapamıyor.
 
HUKUKSUZLUĞUN DEVREDİLME MODELİ: TAŞERONLUK, TEDARİKÇİLİK
 
“Tüzel kişi”nin sahiplerine şirketin mal varlığıyla sorumlu olmak da yük geldi.
Yeni bir üretim örgütlenmesine geçtiler. Üretim sürecini parçaladılar. İşleri birden fazla “tüzel kişi işveren” (taşeron-outsource) arasında dağıttılar. Enjeksiyon bobinini bir işverene, contayı bir başka işverene yaptırmaya başladılar. Her bir parçayı üreten şirkete “tedarikçi firma”, kendilerine “ihale makamı” dediler. Böylece parçaların birleştirme işini yapan işçilerin dışındaki işçilerin borçlarından sorumlu olmaktan kurtuldular. Sıfır stokla çalışma, depolama maliyetlerinden kurtulma olanağına kavuştular.
 
İşçi bobin üretirken iş kazası geçirdiğinde, sadece bobin üretim işini üstlenmiş şirketi dava edebilir oldu. Ana firma “Ben işi ihale edenim, beni ilgilendirmiyor” diye sorumluluktan kurtuldu. Sistemin adını “üretimde esneklik” diye adlandırdılar. İşleri delege ettikleri yavru firmalara KOBİ adını verdiler. Sadece işleri değil hukuksuzluğu da KOBİ’lere devrettiler. “Biz” dediler “kurumsal işyerleriyiz. İş güvencesine de sendikal örgütlenmeye de bir itirazımız yok. Ama KOBİ’leri korumak gerekir. KOBİ’lerde işten atılan her çalışan sendikal tazminat alır, her çalışan iş güvencesinden yararlanırsa KOBİ’ler ayakta kalamaz. Bu nedenle otuzdan az kişi çalıştıran işyerlerinde iş güvencesi hükümleri uygulanmasın.”
 
Böylece kendileri için üretim yapan, kendilerinin örgütlediği, adına tedarikçi firma dedikleri, KOBİ dedikleri gerçekte kendilerinin olan onlarca işyeri üzerinden ucuz güvencesiz, sorumlu olmadıkları işçi çalıştırma olanağına kavuştular.
 
BÖL, YÖNET, NASILSA KÂR BANA GELECEK
 
Baktılar sistem böyle de gidiyor. Bir adım ötesine geçtiler. Ana firmada çalışanların hak aramasını engellemek, çalışanlar üzerinde denetimi en az maliyetle en üst noktaya çıkarmak için harekete geçtiler. Yapılan işleri bölüp, her bir üretim aşamasını bir başka işveren üzerinden kayıt altına almaya başladılar. Aynı fiziki mekan içerisinde eleman çalıştıran onlarca tüzel ya da gerçek kişi işveren ortaya çıktı. Bunlara da bilinen adıyla taşeron, hukuki adıyla alt işveren dediler; beyaz yakalılar da buna “outsource” (dışarıdan tedarik) dediler.
 
Yetmedi, adına “leasing” denilen bir sistem geliştirdiler. Makineleri, hatta fabrikaları, leasing şirketine devredip, şirketten geri kiralama yoluyla aldılar. “Finansal kiralama” adı altında çıkardıkları bir yasayla da leasing yoluyla kiralanan mallara beş yıl dokunulmasını engelleyen düzenlemeler yaptılar.
 
Çalışanları ise, beyaz yakalı, sosyal ortak, mavi yakalı, taşeron işçisi, kısmi süreli çalışan ya da sözleşmeli, part-time çalışan, yevmiyeci vb. olarak ayırdılar. Her bir çalışan grubunu diğerine karşı tehdit olarak kullanmanın adını “beşeri sermayenin rantabl kullanılması” taktılar.
 
İşin gerçek yüzü ortaya çıkıp cila döküldüğünde hemen çark ettiler. Taşeron sistemi çok mu tepki aldı, “Biz sadece şoförleri, çaycıları, hizmetlileri taşerona veriyoruz. Diğer alanlarda outsource hizmetlerinden yararlanıyoruz” dediler.
 
Buraya kadar işçi kimin? Tedarikçi firma (outsource) ya da taşeronun.
 
İşyeri kimin? Leasing firmasının.
 
Borç kimin? Tüzel kişinin.
 
Kâr kimin? Asıl işverenin.
 
Sonuçta işçi “İşverenim şu şirket” dediğinde “Hayır, o bir marka adı, senin işverenin falanca tüzel kişisi” dediler. İşçi şaşırdı, işçinin avukatı şaşırdı. Hukuk şaşırdı. Bu nedir diye sorduklarında ise dediler ki, bu sistem “mülkiyetsiz işverenlik”tir. Mülkiyetsiz işverenlik, sorumluluktan arınmış, sadece kâra el koyan, kâra el koymanın yanında işveren olarak hukuki alanda kendini görünmez kılan, ticaretin bedelinden sıyrılan bir sistemdir.
 
Beyaz yakalı “outsource hizmetlisi” olunca içine su serpildi, haliyle rahatladı; onca eğitimine rağmen “taşeron” ile “outsource” arasında ne fark var diye sorgulamadı. Bu sisteme açık itiraz eden ne yazık ki yine kanunen beyaz yakalı ile aynı statüde olan işçiler oldu. Tabii örgütlü işçiler. Tabii örgütlenebilen işçiler.
DİĞER HABERLER
KRİSTAL YAĞ’DA İŞÇİLER GREVDE: İHRACATTA REKORTMEN AMA İŞÇİYE ZAM YOK
KRİSTAL YAĞ’DA İŞÇİLER GREVDE: İHRACATTA REKORTMEN AMA İŞÇİYE ZAM YOK

İzmir’de bulunan Kristal Yağ fabrikasında TİS görüşmelerinin olumsuz sonuçlanması üzerine işçiler greve çıktı. 38 gündür fabrika önünde direnen işçiler, destek çağrısında bulundu.

HALLER HALSİZ BIRAKTI
HALLER HALSİZ BIRAKTI

İstanbul halinin 19 Temmuz tarihli listelerine göre son bir yılda armutun fiyatı yüzde 525, limonun fiyatı yüzde 289, fasulyenin fiyatı yüzde 260 yükseldi.

HAREKETE GEÇMENİN ZAMANI
HAREKETE GEÇMENİN ZAMANI

DİSK, TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ’in talepler bildirgesinin üzerinden 11 gün geçti. Bu süreç içerisinde en düşük emekli aylığı 12 bin 500 TL düzeyinde kalırken ara zamma kapı kapandı. Sendikalar ise henüz eyleme geçmiş değil.

SOFRAYA OTURMAK HER AY DAHA DA PAHALI HAL ALIYOR
SOFRAYA OTURMAK HER AY DAHA DA PAHALI HAL ALIYOR

Türkiye’yi gıda enflasyonunda dünyanın zirvesine taşıyan tarımsal girdi enflasyonundaki yükseliş eğilimi sürüyor.