SÖYLEMDEN EYLEME GEÇME ZAMANI
Türk-İş’e bağlı 10 sendika merkezi, geçtiğimiz hafta bir açıklama yaparak, sendikal hareketin yaşadığı tıkanıklık ve mevcut sendikal yapıların emekçilerin karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm üretmemesi tespitinden hareketle, Türk-İş içinde daha mücadeleci bir odak yaratmak için bir platform oluşturduklarını açıkladılar.
Türk-İş’e bağlı 10 sendika merkezi, geçtiğimiz hafta bir açıklama yaparak, sendikal hareketin yaşadığı tıkanıklık ve mevcut sendikal yapıların emekçilerin karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm üretmemesi tespitinden hareketle, Türk-İş içinde daha mücadeleci bir odak yaratmak için bir platform oluşturduklarını açıkladılar.
Platformun öncelikli olarak mevcut sendikal sistem karşısında yaşadıkları sıkıntıların aşılması için Türk-İş yönetimini “zorlayacağını” belirtmesi ve öncelikli hedefini Türk-İş’i “alternatif bir sendika düzeyine getirmek” ve “Türk-İş’in mevcut sendikal tıkanıklığın giderilmesi için görev yapmasını sağlamak” olarak belirlemesi platformun ortaya çıkış nedenini sınırlandırıyor gibi görünse de, sendikaların kamuoyuna açıkladığı 11 temel ilkenin içeriğine bakıldığında, bu adımın önemsenmesi ve geliştirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz.
Sendikalar tarafından oluşturulan platformun sendikal alanda inisiyatif alarak yüzü sınıfa dönük, mücadeleci, birleşik bir sendikal hareketi yaratmak için yola çıktığını açıklaması, üstelik bu çağrının Türk-İş gibi sendikal bürokrasinin bırakın sendika merkezlerini, sendika şubelerine kadar nüfuz ettiği bir örgütten geliyor olması bile, söz konusu çağrının önemsenmesi için yeterli. Ancak burada üzerinden atlanmaması gereken temel bir gerçek de var. Geçmişte yaşanan benzer örneklerde olduğu gibi, bu çağrının sadece söylemde kalması gibi ciddi bir risk bulunuyor. Bu riski ortadan kaldırmak, belirlenen ilkeler üzerinden oluşturulan söylemlerin eyleme geçirilmesini sağlamanın sorumluluğu öncelikle bu çağrıya imza atan sendika merkezleri ve sendikacıların omuzlarında.
Platformun benimsediği ilkeler içinde; emeğin hak ve kazanımlarına yönelik saldırılara karşı aktif mücadele yürütmek; Anayasa ve çalışma yasalarının emeğin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan bir içerikte olması için çalışmak; devlet güdümlü sendikacılığa karşı çıkmak; üniversitelerle, aydınlarla emek hareketi arasındaki bağları güçlendirmek; sendikalar arası dayanışma, sendika içi demokrasinin sağlanması vb. gibi çeşitli ilkeler var.
Sendikaların sermayenin emek karşıtı politikalarına karşı faaliyetlerini sadece kendileri ile ilgili konular ve eylemlerle sınırlandırmasının öneminin kalmadığını artık herkes görebiliyor. Sermayeye karşı mücadelenin sadece ekonomik yönüyle değil, aynı zamanda siyasal boyutuyla da yürütülmesi gerektiği gerçeğinin kendisini dayattığı bir ortamda, platformun ilkeleri içinde de yer alan “Emek eksenli kitlesel bir siyasi hareket”e olan ihtiyaç hiç olmadığı kadar yoğun bir şekilde kendisini dayatıyor.
Sendikaların dar ve sınırlı ekonomik mücadele çizgisini aşması, sendika üyelerinin kendi sınıf çıkarları doğrultusunda siyasallaşmasını sağlayabilecek bir örgütsel yönelime girmek artık ihtiyaç olmaktan çok başlı başına bir zorunluluk haline geldi. Bugüne kadar sendikal mücadele alanında ortaya konulan pratik, sendikal mücadelenin son derece daraltılmış (Sadece toplusözleşme yapmaya indirgenmiş) ekonomik mücadeleyle sınırlı kalan bir bakış açısıyla işçi sınıfına yeni hak kazanımları sağlaması ya da mevcut haklarını korumasına yetmediği biliniyor.
Emek Demokrasi ve Özgürlük Blokunun savundukları ile bahsi geçen platformun, az sayıdaki mücadeleci sendika ve konfederasyonların talepleri büyük ölçüde birbiriyle örtüşüyor. Bu kesimler, emek hareketinin siyasallaşması gerektiği üzerine de benzer tespit ve değerlendirmeler yapıyorlar. Mevcut sendikal yapıların işçi sınıfının beklentileri ve sınıf mücadelesinin ihtiyaçları doğrultusunda değişmesi gerektiğini savunanların, işçi sınıfının ekonomik talepleriyle siyasal talepleri arasında sağlam bir bağ kurulamadığı sürece, bir adım ileri gidemeyeceklerini artık görmeleri lazım. Sendikalar, eğer işçi ve emekçilerin genelinin yaşadığı sorunlara ve karşı karşıya olduğu tehditlere yönelik olarak güçlü ve etkili bir karşı koyuş örgütlemek istiyorlarsa, bugüne kadar benimsedikleri, hareketin ihtiyaçlarına ve sınıfın beklentilerine yanıt vermeyen politika ve eylem tarzlarını yeniden gözden geçirmek ve ona göre hareket etmek zorundalar.
Türkiye’nin tek gerçek muhalefet odağı olmaya aday olan Emek Demokrasi ve Özgürlük Blokuna sendikaların yaklaşımı ve Blok güçleri ile ilişkileri çerçevesinde geliştirilecek tutumlar, sendikalar ve diğer emek örgütlerinin söylemlerinde ne kadar samimi olduklarını gösterecek.