Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
Kızılay İçecek
MilkAcademy
AquaAna
LA LORRAİNE
ANADOLU ETAP
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
Kızılay İçecek
MilkAcademy
AquaAna
LA LORRAİNE
ANADOLU ETAP
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
27 Haziran 2026
İZMİR 3 NOLU ŞUBEMİZİN 18. OLAĞAN KONGRESİ TAMAMLANDI

İzmir 3 Nolu Şubemizin 18. Olağan Kongresi tamamlandı.

İZMİR 3 NOLU ŞUBEMİZİN 18. OLAĞAN KONGRESİ TAMAMLANDI

İzmir’de 27 Haziran Cumartesi günü yapılan kongreye, Genel Başkanımız İbrahim Ören, Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Genel Mali Sekreterimiz Ali Bükülmez, Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz ve Genel Eğitim Sekreterimiz Seyfullah Keskinoğlu katıldı. Kongreye şube başkanlarımızdan da Ankara 1 Nolu Şube Başkanımız Ali Solmaz, Ankara Fırınlar Şube Başkanımız Çelebi Karakökçek, Adana Şube Başkanımız İbrahim Sani Gökmen, Balıkesir Şube Başkanımız İbrahim Ökten, Bandırma Şube Başkanımız Şefik Kayhan, Bursa Şube Başkanımız Zeki Ertürk, Bursa Karacabey Şube Başkanımız Ergün Çarıkçı, Bursa Mustafakemalpaşa Şube Başkanımız Ertan İkizler, Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanımız Cengiz Çiçek, Eskişehir 3 Nolu Şube Başkanımız Yılmaz Taşpınar, İstanbul Anadolu Yakası Şube Başkanımız Mustafa Efe, İstanbul Avrupa Yakası Şube Başkanımız Turgay Koç, İzmir 7 Nolu Şube Başkanımız Ömer Atabey, Gebze Şube Başkanımız Ünal Arasan, Kocaeli Şube Başkanımız Hicri Çepil, Manisa Şube Başkanımız Yavuz Uçkıran, Rize Dosan Şube Başkanımız Mustafa Yüksel, Trakya Şube Başkanımız Aytaç Göçmen, Samsun Şube Başkanımız Ali Başkeser, Turgutlu Şube Başkanımız Anıl Paspas, Örgütlenme Uzmanlarımız Adem Çınkır ile Kadın Komite Başkanımız Neslihan Taşoluk katıldı.

SENDİKALARDAN KATILIM

Kongreye, Türk-İş Konfederasyonu’nu temsilen Türk-İş İzmir 3. Bölge Başkanı Hayrettin Çakmak katılırken Türk-İş’e bağlı sendikalardan da katılım oldu. Kardeş sendikaları temsilen Basın-İş Genel Mali Sekreteri Yusuf Saadettin Yörükler, Basın-İş İzmir Şube Başkanı İlhan Karabağ, Demiryol-İş İzmir Şube Başkanı Hamdullah Giral, Kristal-İş İzmir Şube Başkanı ibrahim Coşkun, Tes-İş İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Özcan Kulaksız, Tez Koop-İş İzmir Şube Başkanı Mert Özen, Toleyis İzmir Şube Başkanı Mustafa Çelik, Tümtis İzmir Şube Başkanı Şükrü Günseli, Türkiye Sağlık-İş İzmir Şube Sekreteri Savaş Erdoğan, Türk Metal İzmir Şube Başkanı Zekai Tufan ile eski Pınar Süt ve Pınar Et. İK Direktörü Mustafa Derici, Avukat İbrahim Bahçıvanlar, eski SGK İl Müdür Yardımcısı Ali Kemal Demirağ, eski Efes Pilsen Baştemsilcisi Ayet Bağcılar ve Tuğba Kuruyemiş işçileri katıldı.

ATATÜRK VE ŞEHİTLER İÇİN SAYGI DURUŞU

Kongre, Şube Sekreterimiz Günay Aslan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Sonrasında delegelerin verdiği önerge doğrultusunda, kongreyi yönetmek adına Divan Kurulu oluşturuldu. Divan Kurulu Başkanlığına Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Divan Kurulu Üyeliklerine; Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz ve Genel Eğitim Sekreterimiz Seyfullah Keskinoğlu seçildi. Divan Kurulu yerini aldıktan sonra başta Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı şehitleri olmak üzere, şehit olan asker ve emniyet mensupları ile emek mücadelesinde hayatını kaybeden işçilerin anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Ardından Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz, kongremize katılan misafirleri tanıttı.

Misafirlerin tanıtımı sonrasında Tekgıda-İş İzmir 3 Nolu Şube Başkanımız Latif Gökçay, Türk-İş İzmir 3. Bölge Başkanı Hayrettin Çakmak, Dr. Oetker İşyeri Temsilcisi Aysel Kara, Şube Denetim Kurulu Başkanı Kadir Şahin, Tuborg Temsilcisi Ergün Güneş, Efes Temsilcisi Murat Avcı, Pınar Süt Baştemsilcisi Serdar Aydoğdu, Şube Kadın Komite Başkanımız Zeynep Örnekli, Kristal Yağ’dan Gülnaz Küçüközmen birer konuşma yaptı.

ESKİ BAŞKAN DESTEK DEĞİL KÖSTEK OLDU

İzmir 3 Nolu Şube Başkanımız Latif Gökçay yaptığı konuşmada, pandemi döneminde yüksek enflasyon ve asgari ücrete altı ayda bir yapılan zamlar karşısında, yıllık toplu iş sözleşmesi bulunan işletmelerde yaşanan ek ücret krizine değindi. Gökçay, dönemin genel başkanı Mustafa Türkel’in işçinin hakkını savunmak yerine köstek olduğunu belirterek o günleri şöyle aktardı: “Pandemi döneminde iktidar, toplu iş sözleşmelerinin dışında bir düzenleme yaparak işverenlerin işçilere biner lira ek ödeme yapabileceğini ve bunun vergiden muaf tutulacağını açıkladı. Bölgemizdeki işletmelerden Pınar Süt iki kez bin lira verdi, Dr. Oetker verdi ancak arkası gelmedi. Hiç unutmuyorum; o dönem şubemizde şu anki Genel Başkanımız İbrahim Ören, Şube Eğitim Sekreterimiz Zeynep Örnek ve dönemin Genel Başkanı Mustafa Türkel ile birlikte oturuyorduk. Mustafa Bey bize, ‘Yaşar Holding’in CEO’su ile görüştüm, ödeme yapacaklar. Kanuna göre bu parayı bir iki defa verdin mi, arkasından 8-9 bin liraya kadar tamamlamak zorundalar. Siz bu işleri bilmiyorsunuz, bir kere verdiler mi gerisi gelecek’ dedi. Mustafa Türkel gittikten sonra kanunun aslı olup olmadığını öğrenmek için Dr. Oetker’in İnsan Kaynakları Müdürü’nü aradım. Bana net bir şekilde, ‘Hayır Latif Bey, böyle bir yasal zorunluluk yok’ dediler. Nitekim Pınar Süt ve Pınar Et de sadece iki bin lira verdi ve arkasını getirmedi. Pınar Süt ve Pınar Et çalışanlarıyla birlikte 29 Ekim’de eylem kararı aldık ve fazla mesaiye gitmedik. Biz hakkımızı savunurken, bize arkasını dönen dönemin Genel Başkanı Mustafa Türkel, yaptığımız eylem üzerine bize destek çıkması gerekirken, ‘Başınıza taş yağacak’ diyerek adeta köstek oldu.”

BİR KİŞİNİN KAPRİSİ YÜZÜNDEN BİRGÜNDE 195 KİŞİ İSTİFA ETTİ

Konuşmasında, Tuborg fabrikasında çalışan işçileri mağdur edecek bir protokole zorlandığı süreci anlatan Latif Gökçay, şunları söyledi: “Bir gün Pınar Et’teki bir eğitimden çıkıp sendika şubesine geldim. Telefonum çaldı, baktım Mustafa Bey arıyor. Bana, ‘Al eline kağıdı kalemi’ dedi. Tuborg için trajikomik bir zam oranını kastederek, ‘Yöneticileri çağır, bu protokolü yap ve git fabrikada işçiye anlat’ talimatını verdi. Ben hemen itiraz ettim: ‘Başkanım, bu olmaz! Geriye dönüp sektöre baktığınızda, Efes Pilsen ne aldıysa, Tuborg da üç aşağı beş yukarı aynısını almıştır. Yıllardır bu denge korunur, bu protokolü kabul edemeyiz’ dedim. Bana, ‘Ben ne diyorsam onu yap! Daha önce aldıklarına saysınlar’ karşılığını verdi. Kendisine tekrar, ‘Başkanım olmaz, yapma’ dedim. O dönem onun üstüne söz söylemek mümkün değildi; adeta bir ‘tanrı’ gibi görülüyordu. Şube başkanı arkadaşlarım, o günün genel merkez yöneticileri de buradalar, hepsi şahittir. Ama unutulmasın ki, tanrıyı tanrı yapan kullardır. Nitekim 27 Eylül Olağanüstü Genel Kurulu’nda o ‘Tanrı’ kürsüye çıktı, kullar salonu terk etti. Kürsüde tek başına kaldı ve bitti… Konumuza dönecek olursak, Tuborg İnsan Kaynakları geldi, protokol önümüze kondu. Ancak ben o belgeyi imzalamadım, imza atmam. Bunun bedeli sendikacılık hayatımın bitmesi de olsa, ucu ölüme de çıksa o imzayı atmam, atmadım da. İşte Tuborg çalışanları, temsilci arkadaşlarımız burada; arzu eden olursa protokolü de çıkarıp gösterebilirim. İmzalamadım ama şube başkanı olarak fabrikaya gidip durumu anlatmak mecburiyetindeydim. Gittim, salonda işçi kardeşlerimle açık açık konuştum. Sırf bir kişinin kaprisi yüzünden, bir günde tam 195 işçi arkadaşımız Tekgıda-İş Sendikası’nden istifa etti. Olay Evrensel gazetesine, sosyal medyaya düştü. Daha sonra bana telefon açtı. ‘Temsilcileri şubeye çağır, ben o imzayı geri çektim’ dedi. Arkadaş imza attın, neden iki gün sonra geri çektin? Dalga geçer gibi bana ‘Ya, bir denemiş olduk işte’ dedi. 20 yıl boyunca emek verdiğim kendi işyerimde bu sıkıntıları yaşadım.”

SÖZLEŞMENİN BİTİRİLDİĞİNİ İŞVERENDEN ÖĞRENDİM

Eski genel başkanın şubeleri işletme toplu iş sözleşmesinden dışladığını, kendisinin şube başkanı olmasına rağmen Efes Pilsen’deki anlaşmayı işverenden duyduğunu belirten Latif Gökçay, sözleşme krizini şu çarpıcı anıyla paylaştı: “2024 yılının başında Efes Pilsen toplu sözleşme tasarısı çalışması yapıyoruz.  Altışar aylık zam içeren tasarımızı genel merkeze gönderdik. İşverene de altışar aylık zam içeren tasarı verildi. Müzakere sürecinde anlaşma olmayınca grev kararı alınmıştı, pazartesi greve çıkılacaktı. Perşembe günü herkes çok mutlu, greve çıkacağız. Çünkü işveren, daha önce pandemi döneminde ek zam vermediği için herkesiin çalıştığı işverene karşı bir antipatisi var. Günlerden cumartesi günü, ben Torbalı’daki köyümde bahçemde çalışırken telefonum çaldı. Arayan, Efes Pilsen’in İnsan Kaynakları Müdürü Mehmet Can Polat’tı. ‘Abi hayırlı olsun, sözleşme bitmiş’ dedi. Dedim nasıl bitti. Ben şube başkanıyım ama Efes Pilsen sözleşmesinin asgari ücret katsayısıyla bitirildiğini İnsan Kaynakları Müdürü’nden öğreniyorum!”

KRİSTAL YAĞ’DA 58 GÜN BOYUNCA ÖKSÜZ KALDIK

Kristal Yağ fabrikasındaki 58 günlük grev sürecinde yaşadıklarına da değinen Latif Gökçay, “Kristal Yağ’da 58 gün boyunca öksüz kaldık. Ve tüyü bitmedik yetimin hakkını alıyorsun. Üye, hasta çocuğunu yatağında bırakıyor. Bir günlük yevmiyesini sana aidat olarak veriyor. Kristal Yağ tarihinde hiç greve çıkmamış. Kristal yağ ilk kez greve çıkıyor. Ben telefon açıyorum, ‘Başkan biz greve çıkıyoruz’ diyorum. ‘Cebinden idare et. Sonra konuşuruz’ diyor. Arkadaşlar o gün bir kuruş para vermedi. Yazıklar olsun. Haram zıkkım olsun. Kendisinin yaptığını söylememe gerek yok. Yani utanıyorum söylemeye yaşadıklarımızı. Bazı arkadaşlarımla bunu anlatmıştım. Sen gideceksin Seferhisar tesislerinde şezlongda Eğitim Müdürü’ne sırtını yağlatacaksın, Kristal işçisine para vermeyeceksin. Böyle başkan olmaz” dedi.

TEŞKİLATIMIZI İLERİYE GÖTÜRMEK İÇİN ÜZERİMİZE DÜŞENİ FAZLASIYLA YAPMALIYIZ

2026 yılında, yeni taslaklarını hazırlarken Genel Sekreterimiz Kemal Köse ve Genel Başkanımız İbrahim Ören ile bir araya geldiklerini belirten Latif Gökçay, “Kendilerine, ‘Geçmiş dönemden kalan bu ücret farklarını ve kayıpları mutlaka telafi etmemiz lazım’ dedik. Hiç unutmuyorum; bir gün İbrahim Bey ile Kemal Bey şubemize geldiler, Yol-İş Sendikası’nın misafirhanesindeki konferans salonunda bir toplantı yaptık. Orada açıkça, ‘2024’te neredeysek, oraya geleceğiz, aradaki farkı düşüreceğiz’ dediler. Bugün Coca Cola’da ortalama ücret 114.000 TL, Efes Pilsen’de 110.000 TL, Tuborg’da 109.000 TL. Geçmişte hatalar yüzünden 28 bin liraya kadar çıkan o ücret farkı, bugün artık 1.000 – 2.000 TL seviyesine kadar düştü. Genel Başkanım teşekkür ediyorum. Geriye dönüp baktığımızda o 4 yıllık süreçte öyle şeyler yaşadık, öyle krizler atlattık ki bu teşkilat bunları hak etmedi. Bu teşkilata yakıştı. Sürecin bu şekilde olmasını hiçbirimiz arzu etmezdik. Ama bundan sonra hep beraber bu teşkilatı daha da ileriye götürmek için üzerimize ne düşüyorsa fazlasıyla yapmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

ASGARİ ÜCRET ACİLEN GÜNCELLENMELİ

Latif Gökçay’dan sonra kürsüye, Türk-İş İzmir 3. Bölge Başkanı Hayrettin Çakmak çıktı. Ekonomi yönetimini ve vergi adaletsizliğini sert bir dille eleştiren Çakmak, “Maliye Bakanı vicdanını İngiltere’de bırakmış, Çalışma Bakanı ise çalışmayanların bakanı olmuş” dedi. Açlık sınırının 35 bin TL, yoksulluk sınırının ise 114 bin TL’ye ulaştığını hatırlatan Çakmak, 28 bin liralık asgari ücretin yetersiz kaldığını vurguladı. Ekonomi yönetiminin işverenlere “zam vermeyin” yönünde baskı yaptığını belirten Çakmak, hükümete şu sözlerle seslendi: “Vergide adalet istiyoruz, vergi sisteminde köklü bir mücadele istiyoruz! ‘Devletimize vergi vermeyelim’ demiyoruz; sadece vergi dilimlerinin sabitlenmesini talep ediyoruz. Yılın ilk ayında maaşımıza yansıyan net tutar neyse, on ikinci ayında da o olsun istiyoruz. Hepinizin cebinde telefon var; GSM operatörlerinin her ay artırdığı fiyatlara itiraz edebiliyor musunuz? Ben dört kişilik bir aileyim ve sadece internet-konuşma için her ay 4.200 TL fatura ödüyorum. Benim durumum elveriyor olabilir ancak ben burada kürsülerden, bunu ödeyemeyen milyonlarca emekçi adına haykırıyorum. Buradan hükümete sesleniyorum: Vergilerimizi sabitleyin! Şirketleri otokontrol altında tuttuğunuz gibi, bizim gelirlerimizi de koruyun. Biz zaten vergimizi hem doğrudan maaşımızdan hem de harcarken dolaylı yoldan fazlasıyla ödüyoruz. Artık yeter, emekçinin sırtından inin!” Hayrettin Çakmak konuşmasında 645 gündür sendikal hak mücadelesi veren Eker işçilerini selamlayarak işvereni bir an önce toplu sözleşme masasına oturmaya çağırdı.

ÖNCE ‘EMEĞİNİZE SAĞLIK’ DEDİ, SONRA SOSYAL MEDYADAN ELEŞTİRDİ

Hayrettin Çakmak’tan sonra kürsüye çıkan  ve sendikal mücadelenin temelinin güven ve tutarlılık olduğunu vurgulayarak konuşmasına başlayan Dr. Oetker Temsilcisi Aysel Kara, geçmiş dönemde en üst makamda yaşanan kurumsal ciddiyetsizliği şu sözlerle aktardı: “Dr. Oetker toplu iş sözleşmesi sürecinde, henüz imzalar atılmadan önce eski Genel Başkana sürecin bütün detayları sunulmuştu. Kendisi bu detayları onayladı, ardından teşekkürlerini iletip Şube Başkanımıza ‘Emeğinize sağlık’ diyerek güzel dileklerde bulundu. Ancak ne hikmetse, aynı Genel Başkan, şubemizin sosyal medyada paylaştığı fotoğrafın altına -arkadaşlarımızın büyük memnuniyetiyle biten o güzel sözleşmemizin altına- kendisine yakışmayacak şekilde sözleşmeyi eleştiren ve karalayan bir yazı yazdı. Bu yazıyı da gelen tepkiler üzerine birkaç saat içinde silmek zorunda kaldı.”

ATTIĞI İMZANIN ARKASINDA DURAN YENİ GENEL YÖNETİMİMİZİ DESTEKLİYORUZ

Sürecin her aşamasında bilgi sahibi olup onay veren bir genel başkanın saatler sonra inkar yoluna gitmesini sert sözlerle eleştiren Kara, “Sizlere sormak istiyorum: Sürecin her aşamasında bilgi sahibi olan, onay veren bir Genel Başkanın saatler sonra bunu inkar etmesi, emekçinin iradesine saygının neresindedir? Bizler; bize başka, kamuoyuna başka konuşan, önce onay verip sonra inkar yoluna giden bir anlayışı değil; attığı imzanın ve verdiği onayın arkasında duran tutarlı, güvenli yeni Genel Yönetimimizin iradesini sonuna kadar destekliyoruz” dedi.

ESKİ GENEL BAŞKANIN İNADI YÜZÜNDEN MADDİ ÇÖKÜŞ YAŞADIK

Türk Tuborg fabrikasında temsilcilik yaptığı döneme değinen ve o günlerde eski genel başkanın yarattığı tahribat nedeniyle sendikal yapıya ön yargıyla yaklaştıklarını belirten Şube Denetim Kurulu Başkanı Kadir Şahin, “Göreve geldiğimiz ilk dönemde, eski genel başkandan kaynaklı olarak çalışanların sendikaya ve şubeye küstüğü, verilen sözlerin tutulmadığı, irademiz dışında sözleşmelerin yapıldığı son derece sıkıntılı bir süreç vardı. Ancak işin içine girdiğimizde gördük ki, Şube Başkanımız Latif Gökçay’ın da bilgisi ve iradesi dışında pek çok şey yapılmıştı. Başkanımızın her şeye rağmen arkamızda nasıl dağ gibi durduğuna, emekçinin hakkını nasıl savunduğuna bizzat şahit olduk. 2023 sözleşmesi bizim temsilci olarak ilk deneyimimizdi ve geçmişteki büyük kayıplar nedeniyle Tuborg için hayati önem taşıyordu. O gün Genel Sekreterimiz olan, bugünkü Genel Başkanımız İbrahim Ören arkamızda durdu ve istediğimiz maddeleri söke söke işverenden aldı. Ancak dönemin Genel Başkanı Mustafa Türkel, ‘Ben bilirim, ben yaparım’ inadıyla sözleşmeye istemediğimiz bir asgari ücret dayatmasını getirdi. Birçok işyeri 6 ayda bir zam alırken, biz yılda bir kez ve enflasyonun altında zamlara mahkum edildik. Maddi anlamda tam bir çöküş yaşadık.”

ÜYENİN SESİNE KULAK VERİLMESİ ÇOK KIYMETLİ OLDU

Kadir Şahin’den sonra kürsüye, Tuborg temsilcisi Ergün Güneş çıktı. Güneş, Tuborg fabrikasında 14 yıldır çalıştığını ve bunun son 3,5 yılını iş yeri temsilcisi olarak geçirdiğini belirterek, bu süreçte iki toplu iş sözleşmesi deneyimi yaşadığını ifade etti. İlk sözleşme döneminde eski genel başkan Mustafa Türkel’in antidemokratik tavırları nedeniyle işçiye karşı zor durumda kaldıklarını belirten Güneş, süreci şu sözlerle aktardı: “Yaşadığımız ilk sözleşme sürecinde, dönemin genel başkanının taslaklar üzerinde büyük dayatmaları vardı. Sürekli bir ‘Son kararı ben veririm’ havası hakim kılınmıştı. Bu hava bizi zor durumlara düşürdü. Mağduriyetler yaşadık, yeri geldi işçinin karşısında sendikamızı savunamaz duruma geldik. Bu durum, sendikamızda yeni bir yapılanmanın gerekli olduğunu hissettirdi.”

27 Eylül’de gerçekleşen yönetim değişiminin ardından teşkilatta güven ortamının yeniden tahsis edildiğini söyleyen Güneş, “Yaşanan bu yeniden yapılanmayla birlikte, üyelerimizin gözünde temsilcilerin ve şube başkanlığının itibarı yeniden yükseldi. Teşkilatımız için hayati önem taşıyan bu yeni anlayış sayesinde, 23. Dönem Toplu İş Sözleşmesi sürecinde arkadaşlarımızın sesine kulak verilmesi ve bize güvenilmesi bizim için çok kıymetli oldu” dedi.

İLK 5 SÖZÜ VERDİ, EN SON 5 ŞİRKET ARASINA GİRDİK

Anadolu Efes İşyeri Temsilcisi Murat Avcı da konuşmasında eski Genel Başkan Mustafa Türkel döneminde yaşananlara değindi. Eski Genel Başkan Türkel’in 17. Olağan Kongre’de bazı sözler verdiğini, Anadolu Efes’i bölgenin ilk 5 şirketi arasına sokacağını söylediğini hatırlattı. Fakat 1 Eylül 2023 tarihinde başlayan toplu iş sözleşmesi sürecinde, greve çıkmalarına sadece bir gün kala, dönemin Genel Başkanı Mustafa Türkel’in sözleşmeyi tek başına bitirdiğini belirten Murat Avcı, “O sözleşmeyle beraber, bırakın en iyi ilk 5 şirket arasına girmeyi, maalesef bölgenin en son 5 şirketi arasına geriledik” dedi.

ALIMGÜCÜNÜ KORUYAN SÖZLEŞME İMZALADIK

Murat Avcı’dan sonra kürsüye çıkan Pınar Süt Baştemsilcisi Serdar Aydoğdu, 17 Kasım 2025 tarihinde baştemsilcilik görevine başladığını, görevde bulunduğu 7 aylık sürede hem temsilcilik deneyimi kazandığını hem de şube yönetiminin üyelerle kurduğu güçlü bağı yakından gözlemlediğini söyledi. “Geçen süre içerisinde gördüm ki sendikal mücadele yalnızca bir hak arama süreci değildir; aynı zamanda güven, dayanışma ve ortak sorumluluk mücadelesidir” diyen Aydoğdu, sözlerine şöyle devam etti: “İşyerimizin ekonomik açıdan zorlu bir dönemden geçtiği bu koşullarda; toplu iş sözleşmemizin çalışanlarımızın alım gücünü koruyan ve günün ekonomik koşullarını gözeten bir anlayışla sonuçlanmış olması, emekçilerimiz ve sendikamız adına önemli bir kazanım olmuştur. Elbette bu süreçte eksikler vardır, olacaktır da. Ancak önemli olan samimiyetle çalışmak ve her bir üyemize karşı açık ve net olmaktır. Bugünkü yönetimimizin bu konuda ciddi bir emek verdiğini söylemeden geçemeyeceğim.”

İŞÇİNİN İÇİNDE OLMAYAN İŞÇİYİ ANLAYAMAZ

Konuşmasında, sendika yöneticilerinin tabandan kopmaması gerektiğini belirten Serdar Aydoğdu, “Sözlerime son verirken, sendikal mücadele açısından da çok önemli bulduğum bir sözü hatırlatmak istiyorum: ‘Halkın öğrencisi olmayanlar, halkın öğretmeni olamazlar.’ Bana göre bu söz; şube yönetimimizin üyelerinden kopmadan yürüttüğü sendikal anlayışı en iyi şekilde tanımlamaktadır. Çünkü biz çok iyi biliyoruz ki işçinin içinde olmayan, işçiyi anlayamaz. Üyesinden uzaklaşan, temsil ettiği kitleden de uzaklaşır. Tarih bize defalarca göstermiştir ki, işçinin öğrencisi olmayı reddedenler, işçinin öğretmeni olamazlar. Bu anlayışı sürdükçe sendikamız daha da güçlenecek, emekçilerimizin sesi daha gür çıkacaktır. Buna olan inancım tamdır” ifadelerini kullandı.

GÜÇLÜ KADIN, GÜÇLÜ TOPLUMU OLUŞTURUR

Aydoğdu’dan sonra kürsüye çıkan Şube Kadın Komite Başkanımız Zeynep Örnekli, konuşmasında kadınların iş hayatındaki önemine vurgu yaparken, sendika yönetiminin sağladığı özgür ve demokratik ortama teşekkür etti. Örnekli, “Bugün bu kürsüde, acaba birisi konuşmamı başka biri yere çekecek mi? Ve bana parmak sallayarak herkesin içerisinde rencide edecek sözler sarfedecek mi korkusu olmadan konuşabiliyorum” dedi. Konuşmasına kadınların çalışma hayatındaki rolünün niceliksel bir orandan çok daha fazlası olduğunu belirterek başlayan Zeynep Örnekli, kadının üretime kattığı değere dikkat çekti. Örnekli, şu ifadeleri kullandı: “Kadınların iş hayatındaki varlığı yalnızca bir sayı değil, aynı zamanda bir güç ve denge dönüşümüdür. Bizler sahadan üretimde, hayatın her alanında varız. Var olmaya da devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki güçlü kadın güçlü aileyi, güçlü aile ise güçlü toplumu oluşturur. Bu süreçlerin oluşumunda Sendikamız Kadın Komitesi Başkanı Neslihan Nakkaş Hanım’ın liderliğinde önemli yollar da kattedilmiştir. Kendilerine teşekkürlerimi sunarım.”

GREV BOYUNCA UNUTULMAZ ANILAR BİRİKTİRDİK

Konuşmasına 2 yıl önce 27 Haziran’da Kristal Yağ grev alanında olduklarını hatırlatarak başlayan Kristal Yağ’dan Gülnaz Küçüközmen, 58 gün süren grev boyunca unutulmaz anılar biriktirdiklerini ifade etti. Grev çadırına harçlığıyla su getiren genç bir kadından, evinde su dondurup işçilere destek olmaya gelen yaşlı bir teyzeye kadar halkın gösterdiği dayanışmayı anlatan Küçüközmen, “Biz 58 gün değil, adeta 58 yıl gibi anılar biriktirdik. Yaşanılan hiçbir an unutulmaz” dedi. Grev sürecinde dönemin Genel Başkanı Mustafa Türkel’in işçileri yalnız bıraktığını belirten Küçüközmen, “Bizler sosyal medyada sesimizi duyurmaya çalışırken Mustafa Türkel’in hiçbir paylaşım yapmaması dikkatimizi çekti” dedi. Grev döneminde Şube Başkanı Latif Gökçay ve yönetimin maddi-manevi tüm imkanlarını işçiler için seferber ettiğini, hatta susuz kalmamaları için gerekirse kredi çekmeyi bile göze aldıklarını aktaran Küçüközmen, şubeye duydukları güven sayesinde kazandıklarını vurguladı.

Konuşmaların ardından Genel Başkanımız İbrahim Ören bir konuşma yaptı. Genel Başkanımız İbrahim Ören konuşmasında; küresel ekonomide yaşanan gelişmelerden bölgesel çatışmaların Türkiye ekonomisine etkilerine, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığından emekçilerin yaşadığı geçim sorunlarına, sendikal mücadeleden örgütlenmenin önemine kadar pek çok konuda dikkat çekici değerlendirmelerde bulunarak sendikanın yeni dönem vizyonunu ortaya koyan kapsamlı bir açıklama yaptı:

NAS POLİTİKALARI ÜLKE EKONOMİSİNİN BELİNİ KIRDI

Son yıllarda sendikamızın mücadele ve birlik ruhunun en üst seviyeye çıkmasına büyük katkı sağlayan; özellikle Kristal Yağları Grevi’nde sömürü düzenine başkaldıran, yine aynı bölgede İzmir 7 Nolu Şubemiz tarafından yürütülen Özel Tütün grevlerinde gece gündüz, yağmur çamur demeden desteğini hiç esirgemeyen; İzmir şubelerinin üzerinde çöken kara bulutların yerini parıl parıl bir güneşin alması için canla başla çalışan, yozlaşmış zihniyete karşı dimdik duruşunu hiçbir menfaate değişmeyen ve bunun sonucunda oluşan değişim hareketine büyük katkı sunan İzmir 3 Nolu Şubemizin 18’inci Olağan Şube Kongresi’ne hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bugün burada yalnızca sendikamızın olağan şube kongresini yapmak için değil, aslında emeğin geleceğini, ülkemizin ekonomik yönünü ve çocuklarımızın yarınlarını da konuşmak için toplandık. Dünya ekonomisi tarihsel bir kırılma döneminden geçiyor. Pandemi sonrası toparlanma süreci maalesef hâlâ tamamlanamadı. 2020 yılında küresel COVID salgınına hazırlıksız yakalanan dünya, bu belirsizlik ve kaos döneminde üretim kapasitesini minimuma indirerek evlere kapandı. Özellikle ekonomisi güçlü devletler, evlerine kapanan halklarını güçlü bütçeleri ile desteklediler ve yetmediği yerde para basarak korumaya çalıştılar. Uzun süren pandemi dönemi tüm ekonomileri yavaşlattı ve hâliyle ülkelerin enflasyonları yükseldi. Sanayisi güçlü, tüketimini güçlü üretim kapasiteleri ile dengeleyebilen ülkeler kendini çabuk toparlarken; maalesef tüketimin üretimden, ithalatın ise ihracattan daha fazla olduğu ülkemizde enflasyon her geçen gün yükselmiş, alım gücü her geçen gün azalmış ve tüm bunlar yetmezmiş gibi, ‘faiz sebep, enflasyon sonuç’ gibi bilimsellikten uzak yaklaşımlarla ekonomimize dayatılan ‘NAS’ politikaları da dar gelirlinin canına okumuş ve ülkemizin ekonomik anlamda belini kırmıştır.

DEVLETİN KAYNALARI ZENGİNLERE SERMAYE SAHİPLERİNE AKTI

Kötü yönetilen ekonominin sonucu olarak sürekli artan döviz kurlarının bir patlama noktasına gelmesi ve bununla birlikte Türk lirasının değer kaybı ile yaşanacak bir devalüasyonun ülkemizde bir kaosa sebep olmaması için, o dönemki ekonomi yönetimi tarafından 2021 yılında Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemi yürürlüğe sokulmuş; bu yöntemle döviz kurundaki sert yükselişi durdurmak ve Türk lirasına geçiş hedeflenmiştir.Bu sistem, mevduat faizinin üzerinde gerçekleşen kur farkının Hazine veya Merkez Bankası tarafından karşılanmasını taahhüt etmiş ve böylece dövize yönelişin azaltılması ve kur istikrarının sağlanması hedeflenmiştir. KKM uygulaması bir nebze döviz kurlarını dizginlese de maalesef ülkemizde fakirden zengine büyük bir gelir transferine vesile olmuş, gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da körükleyerek yüksek oranda orta direğin ortadan kalkmasına neden olmuştur. Maddi imkânları zaten zayıf olan emekçi kesim kıt kanaat geçinirken, devletin kaynakları maalesef zenginlere, sermaye sahiplerine ve KKM’yi fırsat olarak değerlendiren yabancı yatırımcıya akmıştır. Zaten bu yükü kaldıramayacağını gören yeni ekonomi yönetimi, 2021 yılında getirdiği bu sistemi 2025 yılında tamamen tedavülden kaldırmış; ancak ülke ekonomimize açtığı yara hâlâ kapatılamamıştır.

SİYASİ MÜHENDİSLİK İÇİN ÜLKE KAYNAKLARI HEBA EDİLMEMELİDİR

Siyasal iktidar bir taraftan faize karşı duran bir tavır sergilerken, diğer taraftan ülkemizi dünyanın en yüksek faizini veren ülkeler sıralamasında lider yapmıştır. Bununla beraber vergilerimizin de borç faizlerine aktığı apaçık ortadadır. 2026 yılının ilk beş ayında faize giden para 1,2 trilyon TL’yi aşmıştır. Bir taraftan toplumun gözüne baka baka ‘Faizin olduğu yerde bereket olmaz.’ diyeceksiniz, diğer taraftan halkımızın üretim, istihdam, eğitim ve sağlık gibi hizmetleri için ayrılabilecek trilyonları beş ayda heba edeceksiniz. Ve bu da yetmeyecek! Sırf siyasi iktidarınızı devam ettirebilmek için ‘mutlak butlan’ adında milletimizin çok yabancı olduğu, alelacele bulunup oluşturulmuş bir kavramla sadece bir muhalefet partisini parçalamak ve zayıflatmak için geçmişte yapılmış bir kongreyi hükümsüz kılarak ülkemizin zaten kötü giden ekonomisine bir ağır darbe daha vuracaksınız! Bu, vicdanların kabul edeceği bir şey değildir. Biz burada iktidarın ya da muhalefetin ne yapıp yapmadığından ziyade ülkemize verdiği zararla ilgileniyoruz. Çünkü enflasyonla birlikte maddi anlamda yaşadığımız gelir kayıpları yetmezken, mutlak butlan kararının sonucunda ülkedeki fahiş kur artışını baskılamak için yakılan 10 milyar TL, ülke insanı için birçok hayırlı ve faydalı işe kullanılabilecek önemli bir kaynaktı. Zam bekleyen emekçiyi görmezken, siyasi mühendislik için ülkenin kaynaklarının heba edilmesini asla kabul etmiyor ve çok yanlış buluyoruz.

İTHALATA DAYALI EKONOMİ MODELI ÜRETİMİ MİNDERE SERDİ

Diğer taraftan savaş hâlindeki Rusya’da enflasyon %5,6 ve Ukrayna’da ise %8,2 civarında seyretmektedir. Ekonomi yönetimi bu gerçeği görmezlikten gelerek, ‘Eğer savaşlar olmasaydı enflasyon rakamları %32’lerde değil, %20’lerde çıkacaktı.’ açıklamasıyla aklımızla oynamaya devam etmektedir. Ülkenin kaynakları boşa akarken, parası olanın hiç üretim yapmadan zenginliğine zenginlik kattığı bir dönemi birlikte yaşamaya devam ediyoruz. Ülkemizin ekonomik anlamda yaşadığı bu gelişmeler sonucunda, birikim yapma şansına sahip olamayan ve sadece emeğinin karşılığı ile geçinmek zorunda olan emekçinin sırtındaki yük her geçen gün artmaya devam etmektedir. Yine geçtiğimiz günlerde tavukçuluk sektörünün onlarca lokomotif şirketine kayyum atanmasını da anlamakta güçlük çekiyoruz. Çünkü Avrupa fiyatlarıyla karşılaştırıldığında tavuk fiyatları, kırmızı ete alternatif bir protein kaynağı olduğu hâlde kırmızı et fiyatlarının çok altında satılmakta, hatta kilogram fiyatı baz alındığında kahve zinciri marketlerinin kahve fiyatlarının bile altında satılmaktadır. Maliyetlerinin %70’i başta soya olmak üzere yem olan bir sektörde, kayyum atamaları ve baskı ile fiyat düşürmek yerine daha bilinçli çalışmalar yaparak başta soya olmak üzere yem konusunda ülkemizi güçlendirir, tavuk sektörüne ucuz yem tedariki sağlarsanız tavuk fiyatlarının nasıl düştüğünü hep birlikte görürüz. 1930’larda Atatürk Cumhuriyeti’nin stratejik ürün olarak görerek açtığı soya fabrikasının devamını maalesef getirmediniz. Getiremediğiniz gibi sırf yandaşlara menfaat sağlamak için oluşturduğunuz ithalata dayalı ekonomi modeli ithalatçıyı zengin ederken, her alanda ülke üretimini de mindere sermiştir. Geldiğimiz noktada stratejik soya yeminde savaş hâlindeki Rusya ve Ukrayna’ya bağımlı durumdayız. Yapılan bu operasyonlar, hangi maksatla olursa olsun, Türkiye’deki varlık sahipleri bundan böyle asla kendini güvende hissetmeyecektir. Tavuk üretiminde maalesef yabancı yatırımcı için yatırım yapılması en riskli ülkelerden biri hâline geliyoruz. Özellikle tavukçuluk sektörü yoğun istihdam kaynaklarıyla herhangi bir sektör değildir. Ülkemiz dünyanın 3’üncü büyük tavuk üreticisidir. Yapılacak hatalar telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır. Bu konuda ülkemizi yönetenleri daha dikkatli olmaya davet ediyoruz.

ÜRETİM MALİYETLERİ ARTACAK, ENFLASYON KÖRÜKLENECEK!

Tüm bu sorunların yanında ülkemizin sınırları dışında da derinleşen jeopolitik çatışmalar, enerji ve gıda krizleri, tedarik zinciri sorunları ve yüksek enflasyon küresel sistemi sarsmaya devam ediyor. Büyük ekonomilerde büyüme hız kesiyor, borçluluk artıyor, gelir dağılımı bozuluyor. Dijitalleşme ve yapay zekâ üretim süreçlerini dönüştürürken; sermaye küresel ölçekte daha hareketli, emek ise daha güvencesiz hâle geliyor. Küresel ölçekte uygulanan sıkı para politikaları, gelişmekte olan ülkeleri daha kırılgan bir noktaya sürüklüyor. Sıcak para hareketleri, kur dalgalanmaları ve dış borç baskısı bu ülkelerde emeğin aleyhine sonuçlar doğuruyor. Bugün ayrıca Amerika, İsrail ve İran arasında yaşanan savaş ve özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmeler dünya ekonomisi açısından son derece kritik bir risk oluşturmaktadır. Çin tarafından gerçekleştirilen ekonomik mucize ve sonucunda gerçekleşen ekonomik büyüme; gün geçtikçe ekonomik anlamda alanı daralan ve trilyonlarca dolar borcunu ödeyememe, belki de batma riski ile karşı karşıya olan Amerika Birleşik Devletleri’ni çare olarak yeni bir dünya düzeni oluşturma çabasına iterken, bu durumu vaat edilmiş topraklar saplantısı ile bir işgal fırsatına dönüştürmeye çalışan İsrail terör devletinin geçmişte Irak’ta olduğu gibi İran’ı da nükleer silah bahanesiyle bölüp parçalayarak üniter devlet yapısını yok etme planları hepimiz tarafından bilinmektedir. Dünya barışını tehdit eden bu haydut devletlerin pervasız sömürü politikaları da maalesef… Enerji arzının önemli bir kısmının geçtiği bu bölgedeki çatışma; petrol ve doğal gaz fiyatlarında sert artışlara, küresel ticarette aksamalara ve tedarik zincirlerinde yeni kırılmalara yol açmaktadır. Bu durum hâliyle enerjiye bağımlı olan ülkemiz ekonomisini doğrudan etkileyecek; üretim maliyetlerini artırarak enflasyonu daha da körükleyecek ve en ağır bedeli yine emekçiler ödeyecektir. Tüm bu olumsuz tablo karşısında sermaye kendini koruyacak araçlara sahipken, maalesef faturayı çoğu zaman biz, sadece emeğinin karşılığı ile hayatını sürdürmekte olan işçiler ödüyor.

DEVLETİN MALI DENİZ’ ANLAYIŞI SONUNDA DENİZİ DE TÜKETMEK ÜZERE!

Zaten zor durumda olan Türkiye ekonomisi; son yıllarda yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki bozulma ve alım gücündeki erime ile karşı karşıyadır. Resmî rakamlar ne söylerse söylesin; pazardaki fiyatı, evinin kirasını, faturayı ödeyen işçi gerçek enflasyonu her gün yaşamaktadır. Ücret artışları daha cebe girmeden erimekte, sabit gelirli kesimler sürekli geriye düşmektedir. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik yangın, TÜİK tarafından açıklanan rakamların aksine her geçen gün büyümekte ve en çok da emekçiyi vurmaktadır. Kötü yönetilen ekonominin faturası, ağır vergi uygulamalarıyla emekçinin sırtına yüklenmiş; buna bir de gerçeği yansıtmayan enflasyon verileri eklenince bu yük taşınamaz hâle gelmiştir. Maalesef ‘devletin malı deniz’anlayışı sonunda bugün denizi de tüketmek üzere! Ülkemiz artık G20 ülkeleri arasında en yüksek enflasyona sahip Arjantin’le yarışır hâle gelmiştir. Bizi kıskandığı iddia edilen Avrupa ülkelerinin bile daha ucuz olduğu hepimiz tarafından gözlemlenmektedir. Diğer taraftan; kur dalgalanmaları ve maliyet artışları üretim yapısını zorlamakta, buna karşılık verimlilik artışı ve katma değerli üretim yeterince sağlanamamaktadır. Bu tablo, sermaye açısından maliyet baskısı yaratırken; işçi sınıfı açısından güvencesizlik, esnek çalışma, taşeronlaşma ve sendikasızlaştırma baskısını artırmaktadır. Bugün Türkiye’de emekçilerin karşı karşıya olduğu temel sorunlar şunlardır: Alım gücünün sistematik biçimde düşmesi, Vergi sisteminin ücretliler aleyhine işlemesi, Kayıt dışı ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması, Sendikal örgütlenme önündeki fiilî ve hukuki engeller, Genç işsizliği ve kadın emeğinin yeterince korunmaması. Sermaye kesimi açısından bakıldığında ise; finansmana erişim sorunu, belirsizlik, maliyet artışları ve uluslararası rekabet baskısı öne çıkmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki; ekonomik krizin yükü eşit dağılmamaktadır. Sermaye; fiyatlara yansıtma, varlıklarını koruma ve maliyetleri emeğe aktarma gücüne sahiptir. İşçi ise yalnızca emeğiyle geçinmektedir.

ÖNCÜ TOPLU İŞ SÖZLEŞMELERİNE İMZA ATIYORUZ

İşte bizim mücadelemiz tam da bu noktada anlam kazanmaktadır. Tekgıda-İş Sendikası olarak bu mücadelenin bir sonucu olarak; sizlerle birlikte, kendini enflasyon karşısında güncelleyebilen, gıda sektöründe öncü toplu iş sözleşmelerine imza atıyoruz. Yıllar önce birçok işletmede asgari ücretin birkaç kuruş üstünü başarı sayan bir anlayıştan; asgari ücretin 2-3 katını, hatta bazı işletmelerimizde çok daha fazlasını hedefleyen bir anlayışı sizlerle birlikte hâkim kılıyoruz. Siyasal iktidar! Kötü ekonomi yönetiminin faturasını ağır vergi yükü ile emekçiye keserken, biz bu dönem artık toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde ücret zamlarının yanında vergi desteği de talep ediyoruz ve sizlerle birlikte bu konuda birçok işletmede olumlu sonuçlar almaya başladık. Üyelerimizin ekonomik anlamda, ülkemizin zor koşullarında ayakta kalabilmesi ve refah seviyesini yükseltebilmesi için tüm kadrolarımızla canla başla çalışıyoruz. Özellikle geçmişte işletme sözleşmeleri dışında bırakılan şube başkanlarımızın da sürece dâhil edilmesi ile üyelerimizin haklarını ekip ruhuyla korumaya çalışıyoruz. 10 ay önce gerçekleştirdiğimiz olağanüstü kongrede sizlere verdiğimiz sözü tutmaya çalışıyoruz! Olağanüstü kongrede hep bir ağızdan haykırdığımız, ‘Tek adam olmaya değil, çok adam olmaya geldik!’ sloganının içini doldurmak için gayret ediyoruz. Biz bu anlayışa alın teri döktüğümüz fabrikalarda sahip olduk. Her zaman ben duygusu değil, biz duygusu ile sonuca ulaştık. Bu yüzden özel sektör çalışanının ruhunu anlamak için özel sektör çalışanı olmak gerekir. Tütünün, yağın, şekerin, etin, sütün, baharatın içinde işçilik yapmadan hiç kimse bize özel sektörün zorluklarını anlatamaz. Zaten özel sektör ruhunu anlamadığınızı da çıkar kürsülere, özel sektör çalışanının umutla beklediği banka promosyonuna “Ben banka promosyonuna karşıyım.” diye bağırarak gösterirsiniz! Değerli delege arkadaşlarım, özel sektör kendini vazgeçilmez görenlerin değil, işini yapanların ekmek teknesidir. Kendini vazgeçilmez görenler, koltuk sallanmaya başlayınca kürsülerden ‘Bu teşkilatı batağa götüreceksiniz.’ diyenler, arkadaşlarımla 2013 yılından beri verdiğimiz mücadeleyi görmeyenler, kabullenemeyenler; herhâlde kerametin kendilerinde değil de bir ekip anlayışında, bir ekip ruhunda olduğunu şimdi daha iyi görmüşlerdir.

GREV SEÇENEĞİNİ KULLANMAKTAN ASLA TEREDDÜT ETMEYECEĞİZ

Genelde sorunlarını masada müzakere yoluyla elde etmeyi prensip edinen sendikamız, iş barışı bozulduğunda, sendikal hak ve hürriyetler çıkmaza girdiğinde ve tüm müzakere yolları tıkanma noktasına geldiğinde, GREV seçeneğini kullanmaktan da asla tereddüt etmeyecektir. Grevi asla amaç olarak görmeyiz, ancak araç olarak da kullanmaktan asla çekinmeyiz. İzmir 7 No’lu Şubemize bağlı Safe Spice iş yerinde üyelerimizin menfaatlerini korumak için başlattığımız ve kazanımlarla sona eren grev uygulaması da bu anlayışın açık bir sonucudur. Şu iyi bilinmelidir ki; insan emeğini sömürmeyi alışkanlık hâline getirmiş, işçi maliyetlerini şirketin geleceği için en büyük sorun olarak gören işverenlerin karşılaşacağı uygulama grev uygulamasıdır! Ve sendikamız bu hususta hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacaktır. Emek sömürüsünü kâr sayan bazı işverenleri buradan uyarırken, bir uyarıyı da ülkeyi yönetenlere yapmak istiyoruz. Ekonomik kriz karşısında gerçekten emekçiyi düşünüyorsanız, emekçinin yükünü hafifletmek istiyorsanız, lütfen vergide adaleti sağlayın! Ücretliden alınan vergiler azaltılmalı, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir sistem kurulmalıdır! Üretim politikası ithalata dayalı değil; planlı, sanayi odaklı ve katma değeri yüksek olmalıdır. Tarım ve gıda sektörü stratejik alan ilan edilmelidir. Gıda güvenliği ise millî güvenlik meselesidir. Adil bir sistem için güçlü bir hukuk düzeni şarttır. Ne yazık ki ülkemiz hukuki anlamda zor bir dönemden geçmektedir. İddianamesiz süreçler, tartışmalı tanık beyanları ve özgürlüklerin kolayca kısıtlanması toplumda ciddi bir güvensizlik yaratmaktadır. Geldiğimiz noktada, hukukun üstün olmadığı bir ülkede ne yatırım olur ne istihdam artar. Bugün yabancı sermayenin uzaklaştığını, yerli sermayenin dahi başka ülkelere yöneldiğini üzülerek izliyoruz.

TÜRK-İŞ İLE ORTAK ÇALIŞMALARIMIZ ARTARAK DEVAM EDİYOR

Bizlerin tüm bu kaotik durum içinde tutacağı tek dal sendikalı olmak ve örgütlenmektir! Emekçinin birlik olmaktan başka çaresi yoktur! 2013 yılında göreve geldiğimizde yaklaşık 12.700 civarı üyemiz vardı. Bugün bu sayı 44 bini geçmiştir. Yönetim Kurulu olarak, geleceğe yapılacak en önemli yatırımın örgütlenmeyi desteklemek olduğu bilinciyle örgütlenmeye tüm gücümüzle destek vermekteyiz. Teşkilatımıza yeni işletmeler kazandırırken bir taraftan da mevcut hak mücadelelerimizi aynı kararlılıkla sürdürmekteyiz. Bu çerçevede, 650 gündür Bursa Mustafakemalpaşa Fabrikası önünde devam eden Eker Süt Direnişi ve geçtiğimiz günlerde başlattığımız Gold Harvest eylemini bu iradenin bir sonucu olarak gösterebiliriz. Sahada bu mücadeleleri verirken, diğer tarafta örgütlenmenin önündeki en önemli engellerin başında yer alan yetki davalarına, işverenlerin sudan sebeplerle itirazına kapı açan ve işverenlerin zaman kazanmasını sağlayan sermaye yanlısı uygulamalara karşı Türk-İş Konfederasyonumuzla ortak çalışmalarımız artarak devam etmektedir. Emekçinin toplu iradesinin önündeki en büyük prangayı kırmak için çalışıyoruz.

ÜYELERİMIZİN FARKINDALIĞINI ARTIRACAK EĞİTİMLER YAPIYORUZ

Ancak şunu da unutmayalım ki bu konuda ne kadar çaba göstersek de yasa düzenleyici kişileri, sermaye temsilcilerini, genelde iş adamlarını elimizle, ayağımızla; sağ parti, sol parti, muhafazakâr parti anlayışıyla milletvekili yapıp Meclis’e doldurduğumuz sürece maalesef hayatın birçok alanında olduğu gibi çalışma hayatında da, özellikle örgütlenme konusunda da emekçinin menfaatine yasalar çıkarmak, lehimize sonuçlar almak çok da mümkün olmuyor. Mücadele verdiğimiz tüm bu olumsuzluklara rağmen, üyelerimizin çalışma hayatına bakış açısını değiştirebilecek, üyelerimizin çevresindeki sorunlara karşı farkındalığını artırabilecek ve en önemlisi teşkilatta yıllardır eksikliğini hissettiğimiz kaynaşma ruhunu ve ait olma duygusunu en üst seviyeye taşıyabilmek için daha anlaşılır eğitim faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Üyelerimizin yalnızca haklarını bilen değil, teşkilatına sevgiyle bağlı ve dünyayı okuyabilen bireyler olması önceliğimizdir.

GENEL BAŞKANLIK MAKAMINCA KULLANILAN KREDİ KARTINI KALDIRDIK

Yönetim Kurulu olarak mali disiplin konusunda da yeni bir dönem başlattık. Üyelerimizin aidatlarının doğru kullanımı temel ilkemizdir. Kişiye ve makama özel uygulamaları ortadan kaldırdık. Özellikle Genel Başkanlık makamı tarafından özgürce kullanılan her ay bir brüt maaş kadar harcama yetkisi uygulaması tedavülden kaldırılmıştır. Yine Genel Başkanlık makamı tarafından özgürce kullanılan ve sendika tarafından kapatılan kredi kartı da tedavülden kaldırılmıştır. Genel Başkanlık makamına ait makam aracı yeterli görülerek, Genel Başkan şoförünün hizmetindeki araç da tedavülden kalkmış bulunmaktadır. Ayrıca sağlık sendikası olmadığımız hâlde bazı sağlık kuruluşlarına bağış uygulaması da kaldırılmıştır. Sendikamızdan ziyade şahısları ön plana çıkarmak ve pazarlamak karşılığında yandaş yayın organlarına yapılan destek uygulamalarına da son verilmiştir. Siyasete mütevazı bir hayatla başlayıp milyonlarca dolar servete sahip olan siyasetçileri reddettiğimiz gibi, mütevazı bir işçi temsilciliğinden milyonlarca dolarlık servet sahibi olan sendika yöneticilerini de hiçbir zaman örnek almayacağız.

İLK MİSAFİRHANEMİZİN TEMELİNİ ATIYORUZ

Diğer taraftan Türkiye’nin gayrimenkul alanında en zengin sendikası iken, özelleştirmeleri fırsat bilerek 2005-2012 yılları arasında satılan 101 gayrimenkulün yerini doldurmak kolay olmayacaksa da, imkânlarımızı doğru kullanarak sendikamızın sosyal anlamda üyelerimize hizmet verebilmesi için yeni projelere kafa yormaktayız. Bu çerçevede Ankara ilimizde ilk misafirhanemizin temelini en yakın zamanda atmak için süratle çalışmalara başladığımızın müjdesini buradan sizlere vermek istiyorum! Yine İstanbul’da hatır gönül karşılığı yandaş siyasi oluşumlara peşkeş çekilen Kartal binamız da aynı şekilde üyelerimizin kullanımı için misafirhane hâline getirilecektir.

SENDİKAL HAREKETİN BİRLİĞİNE DAHA FAZLA İHTİYACI VAR

Profesyonel işçi temsilcilerinin en önemli sorumluluklarından bir tanesi, var olanları korumak olduğu gibi kendisinden sonraki nesillere daha iyi koşulları sağlamaktır. Yeni dönemde örgütlü yapıyı güçlendirmek, örgütlenmeyi artırmak, konuşmamın başından beri sizlere paylaştığım emeğin önündeki tüm engelleri aşabilmek için sendikal hareketin birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede, başta her zaman desteğini yanımızda hissettiğimiz Türk-İş Konfederasyonumuz olmak üzere tüm emek örgütleriyle dayanışmayı güçlendiriyoruz. Başta aynı iş kolunda olduğumuz sendikalar olmak üzere ortak örgütlenme çalışmaları, karşılıklı centilmenlik anlaşmaları ile sermayenin lehine olan gereksiz çatışmalara ve gereksiz rekabetlere son vermeye çalışıyoruz. İnancımız şudur ki! Emek mücadelesi parçalı değil, ortak zeminde büyüyecektir. Sözlerime son vermeden önce üzerlerinde kurulan tüm baskı ve yıpratma kampanyalarına rağmen, uykusuz geçen gecelerine rağmen! Onurunu hiçbir menfaate satmayan! Kardeşlerinin gözünü arkada bırakmayan! İzmir 3 No’lu Şube Başkanımız, abimiz Latif Gökçay’ı ve cefakâr Yönetim Kurulunu huzurunuzda teşekkür ediyor, yeni mücadele döneminde başarılar diliyorum. Huzurlarınızdan ayrılırken İzmir 3 No’lu Şubemizin 18. Olağan Şube Kongresi’nin teşkilatımıza hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”

Genel Başkanımız İbrahim Ören’in konuşmasının ardından delegeler sandık başına gitti.

 

 

DİĞER HABERLER
BAŞKANLAR KURULU TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ
BAŞKANLAR KURULU TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Sendikamız Başkanlar Kurulu Toplantısı; 26 Haziran 2026 tarihinde İzmir’de, Sayın Genel Başkanımız İbrahim Ören, Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Genel Mali Sekreterimiz Ali Bükülmez, Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz, Genel Eğitim Sekreterimiz Seyfullah Keskinoğlu ve şube başkanlarımızın katılımıyla gerçekleştirildi.

TURGUTLU ŞUBEMİZİN YENİ HİZMET BİNASI TÖRENLE AÇILDI
TURGUTLU ŞUBEMİZİN YENİ HİZMET BİNASI TÖRENLE AÇILDI

Turgutlu Şubemizin yeni hizmet binasının açılışı; Sayın Genel Başkanımız İbrahim Ören, Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Genel Mali Sekreterimiz Ali Bükülmez, Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz, Genel Eğitim Sekreterimiz Seyfullah Keskinoğlu, Türk-İş İzmir Bölge Sorumlusu Hayrettin Çakmak, şube başkanlarımız ve çok sayıda üyemizin katılımıyla bugün düzenlenen törenle gerçekleştirildi.

TAMEK&SAGRA’DA TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İMZALANDI
TAMEK&SAGRA’DA TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İMZALANDI

OYAK bünyesinde yer alan, Manisa ve Mustafakemalpaşa Şubelerimize bağlı Tamek ile Samsun Şubemize bağlı Sagra işletmelerinde çalışan üyelerimizi kapsayan yeni dönem toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlandı.