Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
02 Ocak 2012
GDO İSYANI!

Biyogüvenlik Kurulunun 13 GDO´lu mısır çeşidinin Türkiye´ye girişine izin vermesi tepkilere neden oluyor.

GDO İSYANI!

BİYOGÜVENLİK KURULUNUN 13 GDO’LU MISIR ÇEŞİDİNİN TÜRKİYE’YE GİRİŞİNE İZİN VERMESİ TEPKİLERE NEDEN OLDU

       Biyogüvenlik Kurulunun 13 GDO’lu mısır çeşidinin Türkiye’ye girişine izin vermesi tepkilere neden oluyor. Biyogüvenlik Kurulu Başkanı Hakan Yardımcı da katıldığı bir televizyon programında konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Yardımcı daha önce 3 soya çeşidine izin verdiklerini belirterek, "Toplam 58 raporun çıkması gerekiyor. 42 çeşit raporun çalışması devam ediyor. Programda şeker pancarı, patates ve kolza için başvuru bulunuyor" diye konuştu.

       Kurulun başvurulan değerlendirme biçimi de eleştiri konusu. 13 Ağustos 2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan yönetmeliğe göre; kurul her başvuru için 11 kişiden oluşan ayrı bir komite kurması gerekiyor. Yönetmeliğe göre; kurulun her başvuruyu ayrı değerlendirmesi gerekiyor. Ancak bugüne kadar kamuoyuna sunulan raporlar tek tip ve kurul 11 kişiden oluşması gerekirken tüm kararlar l’e karşı 8 oyla alındı.

       GDO’lu ürünler son günlerde daha çok tartışılıyor. Bunun sebebi Biyogüvenlik Kurulunun GDO’lu ürünlere verdiği izinlerin sayısındaki hızlı artı;. Uzmanlar ve üretici köylülerse, GDO’lu ürün ithalatının ülke tarımını ve halk sağlığını tehdit ettiği görüşünde.

       Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, Genetiği Değiştirilmiş tohumlarla tarım yapan ve şu anda tamamı AB içerisinde yer alan ülkelerde 2005 yılında 165 bin hektar alanda GDO’lu mısır ekilirken 2010 yılında yarı yarıya azalarak 82 bin hektara gerilediğini belirtiyor. Atalık’a göre; Avrupa’daki bu gelişme tüketicinin ve emek güçlerinin bu konudaki duyarlılığının sonucu. GDO’lu mısır üretimi ve genel olarak GDO’nun tarımsal üretimdeki yeri konusunda Atalık açıklamaları dikkat çekici.

GDO’DA VERİM TARTIŞMASI

       Ucuz fiyata ithal edilen GDO’lu tohumların yüksek verim sağlayacağı propagandasının koca bir yalan olduğunu söyleyen Atalık, bu tohumları kullanan ülkelerdeki üretici köylülerin verim ve kazançlarının düştüğünü ifade etti. Atalık bununla ilgili somut örnekler verirken şunları söyledi: "Arjantin’de genetiği değiştirilmiş tohumla üretilen pamuğun verimi ise 483 kg/ha, ABD’de 933 kg/ha’dır. Ülkemizde ise GDO’suz tohumla yapılan pamuk üretimindeki verimlilik hektara 1.334 kg/ha’dır. Dünya pamuk verim ortalaması ise 775kg/ha’dır. Demek ki GDO’lu tohumla üretim verimi artırmıyor. GDO’yu savunanlar bile GDO’lu tohumla yapılan üretimde verim artışının en fazla yüzde 3-5 olduğunu söylemektedirler. Peki yüzde 3-5 verim artışı karşısında kayıplarımız ne olacaktır bunların hesabı yapılıyor mu? Hayır."

       Atalık, GDO’lu tohumun diğer maliyetleri de yükseltiğini belirterek, "Örneğin Arjantin’de 1996 2008 yılları arasında GDO’lu soya üretimi 5 kat artarken kullanılan yabancı ot ilacı 14 kat artarak 200 milyon litreye ulaşmıştır. Çünkü GDO’lu üretim yapılan tarım alanlarındaki yabancı otlarda GDO nedeniyle ilaca direnç gösterdiğinden daha çok ilaç kullanımı gerekmektedir. Yanı hem ilaç kullanımı ve ilaca bağımlılık artmıştır. Paraguay GDO’lu soya üretim alanı olarak dünyada yedinci sırada olmasına rağmen, Paraguay köylülerinin yüzde 40’ı yoksulluk sınırının altında yaşadıkları belirtilmektedir. O zaman GDO’lu tohumlar yoksulluğa çare de olmuyor" diye konuştu.

İNSAN SAĞLIĞINA ZARARLI

       GDO’lu ürünlerin insan sağlığına da zararlı olduğunu ifade eden Atalık, "İskoçya Rowett Enstitüsünde Dr. Arpad Pusztai’nin genetiği değiştirilmiş patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk ve bağışık sistemlerinde çökme görüldüğünü belirtmektedir. Öte yandan, Rusya Bilimler Akademisinden Dr. İrina Ermakova’mn fareler üzerinde yaptığı çalışmalarda, genetiği değiştirilmiş soya ile beslenen farelerin yavrularının yüzde 55,6’sının, doğumdan 3 hafta sonra öldüğünü açıklamaktadır" dedi.

       Atalık sözlerini şöyle sürdürdü: "Uzmanlar GDO’lu ürünlerle beslenen insanların karşılaşabilecekleri sorunların başında alerjinin geleceğini, sindirim sistemi sorunlarının artacağı belirtilmektedir. Ayrıca yabancı ot ve istenmeyen bitkilerin öldürülmesi için kullanılan ilaçlara (herbisitlere) dayanıklı GDO’lu tohumlarda kullanılan bazı kimyasalların kanser etkisinin olduğu belirtiliyor. Antibiyotiğe karşı dayanıklılık, besin değerinde bozulma sayılabilecek GDO etkilerinin başında gelmektedir. Tarım alanlarında GDO kullanılmayan diğer alanlara bulaşma nedeniyle tek tipleşme ve kısırlaşma, toprağın ve suyun kirlenmesi, doğal bitki örtüsünün bozulması vb. birçok etki sayılan zararlar arasındadır."

Mısır Dünyayı Fethediyor

       Dünya mısır üretiminin 775 milyon tonu aştığı belirtiliyor. 2007 yılında dünya mısır üretiminin yüzde 42’si ABD tarafından üretilirken Türkiye ise yüzde 0,4’ünü üretebilir durumda. Çin, Brezilya, Meksika ve Arjantin gibi ülkelere AB ülkeleri de katılınca Türkiye’nin mevcut üretim miktarıyla mısır piyasasında söz sahibi olması mümkün değil. Mısır üretiminde dünyada ortalama verim dekar başına 480 kg olarak belirtilirken, ABD’de 930 kg ile dünya ortalamasının iki katı denebilecek miktarda. Ziraat Odası verilerine göre; 2007 yılı ortalama Türkiye üretimi 659 kg; Akdeniz ve Marmara bölgesinin ise dekar başına 1000 kilograma ulaştığı belirtiliyor. 2007 yılında 3.5 milyon ton mısır üretilen ülkemizde gerçekleşen talep ise 4.2 milyon ton. Geriye dönük ithalat rakamlan incelendiğinde Türkiye her yıl ortalama 1 milyon tona yakın mısır ithalatı yapmaktadır. Tüketilen mısınn yüzde30’u ithal ve GDO’lu mısırdan karşılanmaktadır.

       Peki mısır nerelerde kullanılmaktadır sorusunun karşılığı bilinenin aksine herkesi şaşırtacak boyuttadır. Önemli bir kısmı hayvancılıkta ve tavuk yemi olarak yem sanayinde kullanılan mısınn en yaygın kullanıldığı alanlardan birisi de NBŞ (Nişasta Bazlı Şeker) sanayi. Bitkisel yağ ve biyoyakıt vb. kullanım alanlanna ek olarak asıl günlük yaşamda farkına varmadığımız pek çok yerde mısırın kullanıldığını belirtelim. Mısır şurubunun girmediği yer kalmadı denilebilir. Çikolata, şekerleme, ketçap, cola, meyve suyu yiyeceklerden tutun da peynire, jöleye kadar mısınn girmediği ürün yada gıda kalmadığını görebiliriz. Aynca çiftlik üretimi balıklarda da mısır yemi kullanıldığı düşünüldüğünde mısırın yanı GDO’lu ürünlerin girmediği yer kalmayacak diyebiliriz. İşte bu nedenlerden dolayı mısır dünyayı fethederken halk sağlığını tehdit eder duruma geliyor.

ÜRETİCİNİN MALİYETİ ARTIYOR

       Mahmut Nedim Banş (Ziraat Mühendisleri Odası Aydın Şube Başkanı): GDO’lu mısır en çok insan sağlığı ve çevre sağlığı açısından zararlı. Biyogüvenlik Kurulu tarafından bilimsel komitelere hazırlattırılan sosyoekonomik değerlendirme raporlarında GDO’lann sindirim sisteminde sindirilmediği ve hücrelere kadar taşınabildiği, marketlerden alınan süt ürünlerinde GDO’lu yemlere ait DNA’ya rastlandığı, pastörizasyon işleminin dahi bu DNA’yı yok etmediği açık bir şekilde belirtilmekte, GDO’lann sağlık riski yaratabileceği kabul edilmektedir. Yine GDO’lu tohumlar toprağı, tarlayı kirletiyor. Daha fazla yabancı otla mücadele etmek gerekiyor, bu da toprağa daha fazla ilaç atmak demek.

       GDO ile ürünü yabancı otlara karşı dayanıklı hale getiriyorlar. Ancak bu şekilde, yabancı ot da bağışıklık kazanıyor; o zaman yabancı otlarla mücadele için daha fazla ilaç atmak zorunda kalıyorsun. Bu GDO’lu tohumu üreten şirketlerle ilacı satan şirketler aynı ya da işbirliği içinde.

       Mısır, ülkemizde de yetiştirilebilen bir ürün. Ancak Tarım Bakanlığı mısır bitkisini desteklemek ve kendimize yeterliliği arttırmak yerine ülkemizi ithalata mahkum etmekte. Mısıra sağlanan desteğin son dört yıldır aynı seviyede kalması yüzünden ülkemize her yıl beş yüz bin ton ile bir milyon ton cjvarında mısır ithalatı yağılmakta. Türkiye’de birçok çeşitte mısır yetiştiriliyor. Bunlar neden geliştirilmiyor. Ödenek azaltılıyor, personel azaltılıyor, araştırma imkanları kısıtlanıyor. Dışandan GDO’lu ürün ve tohum almak yerine bunlar geliştirilebilirdi. Şirketler bu tohumlan, ilaçları bayilere verir, "promosyon" karşılığında da bayilerin üreticilere bunlan satmasını sağlar. Üretici de ayağına gelen tohumu alır, bilmez. Üretici GDO’lu tohumu aldı. Devamında yabancı otlar bağışıklık kazandı.

       Üretici bunlarla mücadele için bir birim ilaç alırken gitti tohumu satan şirketten ya da onunla anlaşmalı şirketten beş birim ilaç aldı. Üreticinin maliyeti arttı. Artan maliyete paralel fiyatta satabildi mi? Hayır… Çünkü devlet taban fiyat açıklıyor ve zaten üretici tüccara mahkum edilmiş durumda. Yem amaçlı ithal edileceği söylenen GDO’lu mısırlann tarlalarımızda veya doğrudan gıda üretiminde kullanılması engellenebilecek mi?

ÜRETİCİ DESTEKLENSİN, İTHALAT YASAKLANSIN

       Ahmet Erten (Tüm Köy-Sen Genel Merkez Yöneticisi): Biz ithalat yasaklansın, tarım desteklensin dedikçe tam tersi yapılıyor ve ithalat artırılıyor. İthalat hem mısır üreticisini hem de hayvancılığı vuruyor. 2012 bütçesinde de tarıma ayrılan pay azalan bir orana sahip. AKP iktidara geldiğinde 1 kilo etle 1 torba yem alabiliyorduk. Şimdi 1 torba yemi 3 kg etle alamıyoruz. Yem sanayicileri kazanıyor onun için GDO’lu ürünlerin yaygınlaşmasını istemeleri doğal ve bunun için çalışma da yürütüyorlar. Amerika’da ekilebilir arazilerinW yüzde 30’unu mısır tarlaları kaplamış. Amerika gibi ihracatçı ülkeler bizim gibi ülkelerde mısır üretilmesini elbette istemez. Okuduklarımıza göre; Biyogüvenlik kuruluna yapılan başvurular için oluşturulan Sosyo-Ekonomik Risk Değerlendirme Komitesi karannda GDO’lu ürünlerin tehlikeli ve önlem alınması gerektiğini belirtilirken ithalata da izin verilmesi karannı veriyorlar. Zaten kararları bile çelişkili. Tehlikeliyse neden izin veriyorsun. Madem önlem alınması gerekli izin vermeyerek en iyi önlemi kurul sen olarak alsana. Girdilerimiz aşırı artıyor. Ürettiğimiz mısırın fiyatı girdilere yapılan zamları bile karşılayamıyor. Birde ithalat tehdidi üzerine eklenince köylünün mahsulü neredeyse bedava elinden alınacak. Köylü sorunun asıl bu yanını sorgulamak yerine iç anadoluda buğday, şeker pancarı eken köylüler mısıra döndüler onlar kendi ürünlerini yetştirse durum değişecek sanıyorlar. Bizler köylüler olarak iki noktayı gözden kaçırıyoruz. Birincisi ülkemizde mısır üretimi zaten yeterli değil ikincisi, şeker pancanna konulan kotalar vs. başka ürü ne yönelimi artırıyor. Hepimizin sorunu aynıdır. Biz Tüm Köy Sen olarak tarım ürünlerinde kotaların kaldırılmasını, üretimin desteklenmesini ve ithalatın durdurulmasını istiyoruz. Halk sağlığını tehdit eden GDO’lu tüm ürünlerin ithalat ve üretiminin yasaklanmasını savunuyoruz.

MISIR ÜRETİCİSİ İTHALATA

Mehmet Karaca (Samsun-Alaçam Karahüseyinli köyü)

       Hükümet aynı durumu kurbanlık hayvan ithalatında da bizlere yaşatmıştı. Hükümet hayvan ithalatını serbest bırakan karan alır almaz ithal hayvanlar ülkemize giriş yapmaya başlamıştı bile. Demek ki hükümet her türlü hazırlığı yapmış, dış ülkelerle pazarlığı bitirmiş ama halkın sağlığı zarar görecek umurunda bile değil. Aynı şey şimdi de mısır da yapılmak istenmektedir. Bırakın GDO’lu olmasını, ülkemizde tarım alanları mısır ekimine müsaitken, üreticiye verilen desteklerin sıfırlanması ve halkın dışanya muhtaç edilmesi, artık devletin ülkemiz tarımını gözden çıkardığını göstermektedir.

       Soner Hacıbekiroğlu (Adana’dan mısır üreticisi): GDO insan sağlığı için tehlikeli bunu artık hepimiz biliyoruz. Fakat tanm teknolojisi öyle bir noktaya geldi ki, GDO girişinin engellenmesi mümkün değil. Önceden de zaten bir şekilde giriyordu, yapılan testlerin ne kadar doğru olduğu belli değildi, ülkenin mısır açığı var. Böylece kapatmayı düşünüyorlar. Tanm ajanları azalıyor. İhtiyacın karşılanması için ithalata izin veriyorlar. İthalat mısır üreticisini olumsuz etkileyecektir. İç piyasada mısır ithalatı bizlerin ürünleri üzerinde olumsuz etki yaratarak fiyatlar düşecektir. Toprak Mahsûlleri Ofisinin (TMO) müdahil rolü var fakat ben üretici olarak müdahalesini görmedim. TMO’nun ne aldığını ne sattığını duymadık. Türkiye’de mısır piyasası 4-5 nişasta bazı şeker üretimi yapan şirketinin elinde, onlar nasıl isterse piyasada üretimde, ithalatta öyle gerçekleşiyor.

       Necip Altuntaş (Tüm Köy-Sen Samsun-Çarşamba Şube Başkam): Köylüler artık üreticilik yapamaz hale geldi. Bütün tanm ürünlerinde üretim bitme noktasına geldi. İçeride tanm biterken, dışarıdan tarım ürünleri ithalatında artış görülmektedir. GDO’lu mısırın ülkemize girişinin serbest bırakılması doğru bir karar değil, bu üretici köylünün dış ülkelere teslim edilmesi demektir. GDO’lu ürünlerin ‘insan’ sağlığına zararlarını, halktan yana bilim insanlan açıklıyorlar. Ama AKP’lilerin gözünü karartmış, hem dış güçleri hem de yandaşlarını zengin etmek için her yola baş vuruyor. Bizler üretici köylüler ve halk olarak bu duruma karşı çıkmamız lazım.

       Murat Kaplan (Denizli-Sarayköy’de çiftçi): GDO’lu ürünlerin piyasaya girmesiyle yerli üreticinin mahsulleri değer kaybına uğradı. Hem halka sağlık açısından zararlı hem de üreticiye mali açıdan zararlı. Piyasaya ithal olarak giren ürünlerin çoğu GDO’lu. Bu ürünlerin piyasaya girmesiyle bizim ürettiğimiz mısır buğday vs. fiyatları düşüyor. Meesela ürün 5060 kuruşluk fiyata satılırken GDO’lu ürün taşıyan gemi yanaştı dediler, ürünler 43 kuruşa satılmaya başladı.

       Özkan Yılmaz (Denizli-Sarayköy’de çiftçi): Piyasada yerli tohum da var, ithal tohum da var. Yerli dediğimiz de, aslında yabancı sermayenin elinde. Bu firmalar ya İsrail ya Almanya ya da ABD ortaklılar. Bizim ürettiğimiz tohumlar GDO’suz fakat dışarıdan GDO’lu mısır getiriyorlar. Tavuklara, hayvanlara yem olarak veriliyor. GDO’lu dediğimiz ürünler hormonlu; hayvanlanmız bunu yiyor, biz de onları yiyoruz ve biz de etkileniyoruz. Şu an markette 88 tane GDO’lu ürün var. Bu demek oluyor ki kırmızı et, tavuk, bakliyat, meyve, sebze neredeyse yediğimiz her şey GDO’lu.

       Sadık Kaplan (Denizli’den çiftçi): Hükümetin tarım politikası yok ki; ürünlerimizin satış fiyatlan düşerken giderlerimiz artıyor. Mesela mazot, gübre, tohum fiyatlarımız artarken mahsul fiyatlarımız düşüyor. Geçen sene pamuk tohumunu 4 liraya aldık, bu sene ise fiyatı 7 lira. Pamuğu geçen sene 2 liranın altına satmadık, bu sene ise 1 liraya satamadık. Bilhassa gübre geçen sene 60 kuruşken şu anda 1.3 TL. Mazot fiyatları 2.7-2.8 TL iken şu anda 3.85-3.9 TLye çıktı da biraz indirdiler aşağıya. Yani sıkıntımız bunlar; gübre, mazot, tohum.., Mısıra geçen sene 45 kuruş fiyat verdiler, bu sene 50 kuruş oldu. Ürünlerimizin fiyatı en fazla yüzde 10 artıyor. Giderlerimiz ise iki-üç katı artıyor. Yabancı tohumlarda yüksek verim alıyoruz, fakat bir sene ektiğimiz tohumu öbür sene kullanamıyoruz. Tekrar satın almamız gerekiyor, ürün çekirdek vermiyor, verse bile çok az verim alınıyor. Devlet bu konuda yerli tohumu desteklemiyor. Destek üretimin olduğu dönemde verilir. Ürünümüzü ürettiğimiz tarihte verilmesi gereken destekler, daha sonra veriliyor. Bu da bizi olumsuz etkiliyor. Tanm bakanına bu söylediklerimizin ulaşmasını istiyoruz.

DİĞER HABERLER
İŞÇİNİN TALEP DOSYASI YÜKLÜ
İŞÇİNİN TALEP DOSYASI YÜKLÜ

Asgari Ücret Tesbit Komisyonu’nun toplantısına işçi kesimi yüklü bir dosya ile geliyor.

ASGARİ ÜCRETE HALK AYARI
ASGARİ ÜCRETE HALK AYARI

Yöneylem’in araştırmasına göre halkın yüzde 55’inden fazlası ülkenin kötü yönetildiğini düşünüyor. Asgari ücretin 10 bin TL ve üzerinde olması gerektiğini ifade edenlerin oranı ise yüzde 50’yi buluyor.

EŞİTİZ BERABERİZ
EŞİTİZ BERABERİZ

ILO Türkiye Ofisi ve Sosyal Taraflar, Sivil Toplum, Özel Sektör Çalışma Hayatında Şiddet ve Tacizin Önlenmesi için ILO 190 Sayılı Sözleşme ile uyumlu bir çalışma yaşamı için bir araya geldi.

İSVEÇ’TE İŞ GÜVENCESİ VE KIDEM TAZMİNATI
İSVEÇ’TE İŞ GÜVENCESİ VE KIDEM TAZMİNATI

Türkiye’de giderek derinleşmekte olan ekonomik kriz, işçiler açısından iş güvencesinin önemini her geçen gün daha da artırmaktadır.