Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
07 Mayıs 2015
DURGUNLUK İÇİNDE ENFLASYON

Küresel kapitalizmin birçok merkez ve çevre ülkesinde ekonomik durgunluk bir bütün halinde devam ederken, krizin ülkelerdeki yansıması gözlendiğinde çok net ortaya çıkan bir ayrışma var ki o da enflasyondan başkası değil.

DURGUNLUK İÇİNDE ENFLASYON

Küresel kapitalizmin birçok merkez ve çevre ülkesinde ekonomik durgunluk bir bütün halinde devam ederken, krizin ülkelerdeki yansıması gözlendiğinde çok net ortaya çıkan bir ayrışma var ki o da enflasyondan başkası değil. 

Düşük büyüme, deflasyon
 
Küresel durgunluğun yedinci yılında petrol ve emtia fiyatları dünya genelinde düşüş eğilimindeyken birçok ülkede bu düşüş enflasyonist baskı yaratmakta, bu baskı başta Avrupa ve Japonya olmak üzere krizin derinliğini pekiştirmektedir. Genel fiyat düzeylerinin gerilediği, buna paralel ücretlerin, üretimin, tüm varlık değerlerinin gerilediği enflasyon sürecinin AB hegemonu Almanya’yı bile 2014’ün son iki çeyreğinde durgunluğa sürüklediğini izlemiştik. Nitekim Türkiye halkının her daim kabusu olan enflasyonun dışında enflasyonun da kabustan öte bir tarafının olmadığı, tüm değerlerin fiyatı gerilerken, geçim meselesi, iş meselesi gibi yaşama ve emeğe dair sorunların da giderek büyüdüğü ortada. Ortada olan bir diğer şey ise ücretli kesimin kazanımlarını ve sosyal haklarını tırpanlayarak bu sarmaldan çıkmayı, faizleri artırarak parasal politikalarla bir "canlanmayı" hedefleyenlerin saldırganlıklarıdır. 
 
Daha kötü yöne doğru ayrışma: Düşük büyüme, yüksek enflasyon
 
Yerkürenin bir kesimine böylesi bir atmosferi yaşatan kriz, diğer bir kesimine ise daha karanlık bir atmosferi taşıyarak dalga dalga yayılıyor. Krizin başlarında anaakım iktisatçılar arasında yaygın bir görüş, yükselen ülkelerin merkezdeki krizden çok etkilenmeyeceği bir ayrışma yönündeydi. Aradan geçen yedi yıl, bu ayrışmanın iyi yönde değil, bilakis daha yapısal ve daha uzun süreli bir krize doğru olduğunu doğruladı.

Brezilya, Hindistan, Güney Afrika, Endonezya gibi kırılgan ülkelerin başını çeken Türkiye’de bir yandan küresel sermaye hareketlerindeki ciddi daralmaya bağlı oluşan devasa dış açıklar, bir yandan ihracat pazarlarının daralmasıyla düşen ticaret hacmi, diğer bir yandan ücretleri uzun bir süredir reel olarak gerilemeye terk edilmiş, borçla harçla geçimlerini sürdürmeye çalışanların gerileyen alım güçleri ve öte yandan da hiçbir sermaye fraksiyonunun yatırım yapmaya niyetli olmaması gibi kurulu modelin dört bir yerinden çöküşün izlendiği bir ekonomi mevcut.

 
Tüm bu yapısal göçüklere bir de küresel çapta düşen emtia ve petrol fiyatlarına rağmen yüksek enflasyon eşlik ediyor. Bu beraberliği bugün durgunluk içinde enflasyon yani stagflasyon olarak yorumlayabiliyoruz.

2014 yılının yüzde 2,9’luk büyüme oranı bu kolayca atlatılmayacak durgunluğu tescillemekte. 2003 yılından 2014 yılına ortalama yüzde 4,4 büyüme yaratan Türkiye ekonomisi 2014 yılı itibariyle yüzde 3’lük düşük büyüme patikasına girdi. Yatırımların ve iç tüketimin katkıları neredeyse durdu. 2014 yılında büyümeye tek katkı yapan kamu harcamaları ve ihracat iken, 2015 yılı bu katkıların da artık mümkün olmayacağını mali disiplin ve yüzde 13 üzeri ihracatta daralma verileriyle kanıtlıyor.

Diğer taraftan tüketici fiyatlarında artış nisanda yüksek seyrine paralel yüzde 7,9 olarak gerçekleşirken gıda fiyatlarındaki artış yüzde 14,36’ya dayandı. Tarımsal üretimde iklim faktörleri vb koşullar fasa fiso. Türkiye’nin özellikle gıda enflasyonunda dünya genelinden ayrıştığı yapı dışa bağımlılık ve kur etkisi. 2014 Nisan-2015 Nisan döneminde TL dolar karşısında yüzde 21 değer kaybetti, sadece nisan ayı içerisindeki değer kaybı ise yüzde 3. Türkiye’de tükettiğimiz her mal ve hizmetin fiyatı doğrudan kurdan etkileniyor, genel tespit kurdaki her yüzde 10’luk değişimin enflasyona 1,5’a yakın katkı yaptığı şeklindedir. Böylesi bir tespit, Türkiye’nin üretimden tüketime her alanda dışa bağımlı yapısının boyutlarını ortaya sermektedir.

Eh hızlı büyüme dönemlerinde de enflasyon yüksekti diye soranlar olursa, işte anlatmaya çalıştığımız budur aslında. Türkiye spekülatif sermaye akımlarının uğraklarından biri olmaya devam ettikçe, ekonominin ve ülkenin başındakiler tüm kaynakları, birikimleri ve değerleri bu iştaha teslim ettikçe, büyüdükçe enflasyon ve cari açık üreten, durgunlukta ise bu riskleri daha ağır bir tehdit olarak karşısında gören bir ülke olmaktan kurtulamayacaktır. En nihayetinde bu bedeli refahından, emeğinden, kazancından çalınan emekçi halk ödeyecektir. Lakin şimdi ödeyeceği bedel daha ağırdır, zira pasta küçülmüş ve maliyetler artmıştır.

DİĞER HABERLER
BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI
BASIN AÇIKLAMASINA ÇAĞRI

İstanbul Çatalca’da kurulu bulunan Polonez Fabrikasında işveren, daha iyi bir ücret alabilmek ve insana yaraşır koşullarda çalışabilmek için sendikaya üye olan işçilerden 13’ünü işten çıkardı.

ÜZÜM ÜZÜME, HİZMETLER SEKTÖRÜ BİRBİRİNE BAKA BAKA…
ÜZÜM ÜZÜME, HİZMETLER SEKTÖRÜ BİRBİRİNE BAKA BAKA…

Önce bir gerçeğin altını çizeyim. Bu köşede bir süre önce (8 Temmuz) TÜFE’de dikkate alınan madde fiyatlarındaki tuhaflığı yazdım. TÜİK verilerine dayanarak hesapladığım o listede inanılmaz fiyatlar vardı.

BASIN-İŞ KANUNUNDA İŞ GÜVENCESİ
BASIN-İŞ KANUNUNDA İŞ GÜVENCESİ

Gazetecilerin işverenleriyle ilişkilerini düzenleyen ilk kanun, 13.6.1952 gün ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanundur (Resmi Gazete, 20.6.1952).

POLONEZ’DE SENDİKA DÜŞMANLIĞI!
POLONEZ’DE SENDİKA DÜŞMANLIĞI!

Çatalca’da faaliyet yürüten Polonez fabrikasında 15 işçi sendikalaşma süreci nedeniyle işten çıkarıldı. Arkadaşlarını yalnız bırakmayan işçiler, üretimi durdurdu.