AKP HÜKÜMETİNDEN BÜYÜK MÜJDE!
Eğer uslu işçi olur, geriye dönük haklarınızı, kadrolu işçiyle aynı maaşı, gerçek anlamıyla ve yasadaki karşılığıyla kadrolu olmayı istemezseniz ağzınıza bir kaşık bal çalınacak.

Eğer uslu işçi olur, geriye dönük haklarınızı, kadrolu işçiyle aynı maaşı, gerçek anlamıyla ve yasadaki karşılığıyla kadrolu olmayı istemezseniz ağzınıza bir kaşık bal çalınacak.
Yok eğer, ben geriye dönük haklarımdan vazgeçmem diye ısrar ederseniz o zaman sizin için yapacak bir şey yok, ağzınızın suyu aka aka bakın diyeceğim de; neye bakacaksınız? Hükümet öğrenmiş, ölümü gösterip sıtmaya razı etmeyi. Hak istemenin karşılığında hep daha kötüsü ile karşılaşmaya alıştınyorlar. Ya verilenle yetin, ya da hiçbir şey yok.
Hükümetin yeni Ali Cengiz oyununda işçinin aklıyla dalga geçildiği gibi işçi olmaktan kaynaklanan haklan da ellerinden alınıyor. Özel sözleşmeli personel olarak çalıştırılacaklar. Yani iş güvencesinden muaf olacaklar. "Düğün değil, bayram değil eniştem beni niye öptü"lük bir durum. AKP’nin varlık sebepleri mi değişti; birden bire emekten yana mı oluverdi? AKP zihniyetinde köle ve sahip var. Emek ve sermaye ilişkisinin bile oturduğu bir yasal zemin vardır. Ancak AKP’nin emek politikalarında yasa hiç yok. "Amaca giden her yol mubah" anlayışı var.
Biz bu oyunu yıllardır izliyoruz. Taşeron işçilerine her yıl aynı sahte vaatler verilir. Karayollarında çalışan taşeron işçilerinden, geriye doğru tüm alacaklarından vazgeçenleri kadroya adılar. Şimdi de aynı durum var, ama bir de katmerli olarak ‘özel sözleşmeli personel’ statüsü eklendi.
ŞEYTAN DÜRTTÜ
Fakat ölüm bu değil, bu sıtma kısmı. Özel istihdam büroları aracılığıyla esnek çalışma modellerinin hayata geçirilecek olması ölümün geldiğinin habercisi. İşte burada hiçbir hak, hukuk kalmıyor. İşçi köle, alıp kiraya veren de sahip oluyor. Bir de utanmadan güvenceli esneklik deniliyor.
Aklım kıdem tazminatında kaldı. Acaba "Kimse yararlanamıyor" diye tutturdukları teranede, gelecekte yararlanamayacak olan kiralık işçileri mi kastediyorlar? Tazminatın tasarının içinde olmadığını duyduk. Bu ilerde de olmayacağı anlamına gelmiyor. Kiralık işçiler, 4’er aylık sürelerle yapılan sözleşmelerde tazminat kazanamayacaklar. Öyleyse "yararlanamayan çok işçi var" safsatasının da içi dolacak. Hani şeytan dürttü derler ya, benimkisi o hesap. Aklıma takıldı ne yapayım.
TARİH SİZİ UTANÇLA YAZDI
Biz cumhuriyeti kimsesizlerin kimsesi olarak öğrendik. Devlete de "Ana" dedik. Ana doğuran, büyüten, besleyen, koruyandır; var edendir. Çocuklar, analar için en kutsaldır. Gelecek demek, umut demek ve saflıktır çocuk. Kırılmasından korktuğumuz bir cam eşya gibi hassas davranırız çocuklarımıza. Çünkü kırıldı mı geri dönüşü, telafisi yoktur. Bu sadece insan için değil, tüm doğa için de böyledir. Tüm canlılar yavrularını korur. Sokaktaki kedi, nasıl da kaplan kesilir yavruları söz konusu olunca. Bir dokunmaya çalışın yavrularına da, görün bakın o küçücük kedi nasıl kükrüyor. Peki biz neden korunmaya muhtaç çocuklarımızı hiçbir canlı tanımlaması içine girmeyen mahluklara yem ediyoruz? Çocuklarımıza o kirli eller nasıl dokunuyor? Ve nasıl oluyor da dünyayı başlarına yıkmak yerine "Bir kere olan bir durum" diye koruyabiliyoruz sapıkları. Yok mu yasada suça yataklık etmek tanımı? Hepsi suçlu. Barındıran vakıf da, sahip çıkan iktidar da, kadın olmaktan utandıran Bakan da. Cumhuriyete yakışmayan kıyafetiyle, ne oturduğu koltuğa ne de çocuklarımıza sahip çıkamayan Bakan, derhal milletten özür dileyerek istifa etmeli. Ama istifa bile onu, iktidar partisini tarih önünde aklamaya yetmez; partilerindeki "AK" ismi de.