Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
13 Aralık 2011
AB’NİN KRİZİ DERİNLEŞİRSE

Daha, 2008 krizinden çıkıldı mı çıkılmadı mı”tartışmaları bitmeden Avrupa´nın yeni bir krizle sarsılabileceği (ya da“ikinci dip) ihtimali, AB´yi, geleceğinin de tartışılacağı siyasi bir krizin de eşiğine getirdi.

AB’NİN KRİZİ DERİNLEŞİRSE

Daha, “2008 krizinden çıkıldı mı çıkılmadı mı” tartışmaları bitmeden Avrupa’nın yeni bir krizle sarsılabileceği (ya da “ikinci dip”) ihtimali, AB’yi, geleceğinin de tartışılacağı siyasi bir krizin de eşiğine getirdi.
Geçtiğimiz hafta sonu Brüksel’de yapılan AB zirvesinde Merkel ve Sarkozy, “avroyu kurtarma” iddiasıyla AB’nin ikinci sınıf üyelerini “duvara dayamayı” amaçlıyorlardı. Ancak İngiltere’nin vetosuyla işler karıştı. Ve Merkel-Sarkozy ittifakı (artık bu ittifaka “Merkozy” deniyor) 27 AB ülkesinin avroya geçmiş 17 üyesini bağlayan ”ekonomik yaptırımlar” kararıyla yetinmek zorunda kaldılar. Bu nedenle de Brüksel Zirvesi, sonrasında, “AB bölündü”, “AB dağılıyor mu” tartışmaları da yeniden gündeme getirdi.
İkinci emperyalist paylaşım savaşı sonrası Avrupa’nın akil adamları, ABD’nin de teşvikiyle, bugün AB olarak bildiğimiz Avrupa Birliğini “Avrupalı kapitalist devletler bir kez daha birbiriyle savaşmasın!” diye kurdular. Birlik her ne kadar “Avrupa Kömür ve Çelik Birliği” olarak kuruldu ve uzunca bir süre Avrupa Ortak Pazarı, Avrupa Ekonomik Topluluğu gibi ekonomi vurgulu adlar aldıysa da altta hep; “Avrupa’nın istikrarı” kaygısı yol gösterici oldu. Hatta AB fikrini, 20. yüzyılın başlarında emperyalizmin ideologlarının öne sürdüğü, “Avrupa Birleşik Devletleri”, emperyalist hayallerine kadar götürebiliriz.
Özellikle son çeyrek yüzyılda ülkemizde AB, sermaye propagandacıları ve basın tarafından hep, “Aman ne güzel, bakın devletler birleşiyor, artık savaşlar tarihe karışıyor. Zengin ülkeler yoksulların elinden tutup kendi seviyelerine getiriyorlar. Biz de oraya girip zahmetsizce demokrasiyle geçsek, ulusal gelirimizi 20-30 bin avroya çıkarsak ya!” propagandası eşliğinde tanıtıldı.
Oysa daha 1940’ların sonlarındaki ilk girişimden itibaren AB’ye gelen birlik; Avrupa’yı komünizmden korumayı, bu amaçla büyük kapitalist güçleri birleştirmeyi isteyen bir birlikti. SB’nin çökmesi ve Doğu Avrupa’nın dağılmasıyla bu birlik, iç çelişmelerin öne çıktığı bir konuma geldi. Bir yandan Avrupa’nın küçük ve yoksul ülkeleri birliğin içine alınarak “yavaş yavaş hazmedilmeye” çalışılırken, avro bu birliğin hizaya getirici ve yapıştırıcı harcı olarak kullanılmak istendi.
Almanya, Fransa, İtalya, işine geldiği ölçüde, İngiltere gücü elinde tutan ülkeler olarak öteki ülkeleri birer “vassal” (büyük efendiye (senyöre) bağlılık yemin etmiş küçük derebeyi) durumuna getirmeyi amaçlıyorlardı.
Zengin ülkelerin karşısında yoksulların ve zengin olsa da siyasi bakımdan güçsüz birlik ülkelerin sayısının artması, AB içinde güçlü güçsüz kamplaşmasının da yolunu açtı. Avrupa ülkeleri arasındaki çelişmeleri azaltan bir birlik olması amacıyla kurulan AB, giderek içinde çelişkilerin arttığı bir birliğe dönüştü. 2008 krizi bu çelişkileri kışkırtırken, yeni bir kriz ihtimali ise bu çelişkileri AB’nin birliğini tehdit edecek endişeleriyle birleştirdi.
“Avro krizi”ni ve yoksul ülkeleri hatta gelişmiş İtalya’nın Yunanistan’ın arkasından sıraya girme ihtimalini gerekçe gösteren Almanya ve Fransa’nın, Avrupa Birliği sözleşmelerini değiştirmek için yaptığı önerilerin ele alındığı zirvede 17-10 bölünmenin çıkması “avro krizi” açısından büyük önem atfedilen zirvenin başarısızlığı oldu.
Böyle bir bölünme; “AB’nin dağılmasına yol açar mı”, “Bir kriz daha yaşanırsa AB’nin hali ne olur?” elbette bilmek zor. Ancak şu açık ki AB’nin iki büyüğü Fransa ve Almanya’nın; krizi, AB içinde kendi hegemonyalarını artırmak için kullanacakları çok açık. Çünkü onların hayalindeki AB’nin başka türlü sürdürülmesi çok zor, hatta imkansız hale gelmiştir. Ancak böyle sürekli artan bir hegemonya ve giderek bu ülkelerin daha ağır faturalar ödeyecek bir konuma itilmeleri, bu ülkelerin yeteneksiz ve işbirlikçi hükümetlerin değilse bile halklarını AB ve onun yaptırımlarına (Alınmak istenen ekonomik önlemler yoksul ülkeler için yaptırımdır) karşı başkaldırıya sürükleyecek çelişkileri hareket geçirebilir. Yunanistan’da bu başkaldırının alametleri çokça vardı; şimdi de var!
Çünkü masa başında “avro”, “ulusal gelir”, “borç-alacak” tartışmaları, halklara yeni bir fatura çıkarmak ve AB’nin zaten yoksul olan ülkelerini daha da yoksullaştırmak anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, zaten AB’nin politikaları sonucu ortaya çıkan bu faturayı halkların sineye çekmesi beklenemez.
Bugün AB’de ekonomik gerekçelerle alınan önlemlerin siyasi krizlere yol açması, Avrupa halklarının bu anlamayla sadece AB değil ama kapitalist sisteme karşı bir mücadeleye yönelmelerini de gündeme getirebilecektir. Bu yüzden bu tartışmalar içinde yanıt verilmesi gereken asıl soru, “AB’nin ne olacağı?” değil. “AB’nin içine sürüklendiği burgacın nelere gebe olduğu”dur.
Gelişmeler ışında bakıldığında bu soru “soyut” ve “genel olarak” sorulmuş bir soru değil. Tabii yanıtı öyle olmak, Avrupa’nın ileri güçlerinin (devrimci ve sosyalist parti ve çevrelerin), emek güçlerinin (sendikalar ve emek örgütlerinin) görev ve sorumlulukları üstünden olmak durumundadır.

DİĞER HABERLER
EKONOMİ BÜYÜYOR, EMEKÇİ HİSSETMİYOR
EKONOMİ BÜYÜYOR, EMEKÇİ HİSSETMİYOR

İktidarın ‘büyüme’ odaklı modeli bir kez daha çuvalladı. TÜİK verilerine göre ekonomi 9 dönem sonra ilk kez daraldı, yıllık büyüme ise hız keserek yüzde 3,9 oldu.

COCA COLA 3. DURAK İZMİR
COCA COLA 3. DURAK İZMİR

Sendikamızla Toplu İş Sözleşmesini imzalayan iş yerlerinde düzenlediğimiz eğitimlerde Coca Cola Fabrikalarında 3. durağımız İzmir Fabrikası oldu.

KADIN İŞÇİ SEMİNERİNE KATILDIK
KADIN İŞÇİ SEMİNERİNE KATILDIK

TÜRK-İŞ tarafından düzenlenen Kadın İşçi Semineri 25-26 Kasım 2022 tarihlerinde Trabzon’da yapıldı.

ASGARİ MESELESİ ÜLKE MESELESİ
ASGARİ MESELESİ ÜLKE MESELESİ

Gözler aralık ayı içinde belirlenecek asgari ücrette. Asgari ücretlilerin oranının yüzde 4’ün altında olduğu Avrupa’da gündeme bile gelmiyor.