Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
31 Ocak 2022
UÇÖ (ILO) BELGELERİNDE GREV HAKKI VE TÜRKİYE’DE ÇALIŞMA MEVZUATININ UYUMSUZLUĞU

Türkiye 1932 yılından beri Uluslararası Çalışma Örgütü’nün üyesidir ve onayladığı UÇÖ (ILO) Sözleşmelerini ve bu Sözleşmeleri tamamlayan ILO yetkili organ kararlarını uygulamakla yükümlüdür.

UÇÖ (ILO) BELGELERİNDE GREV HAKKI VE TÜRKİYE’DE ÇALIŞMA MEVZUATININ UYUMSUZLUĞU

TEKGIDA-İŞ SENDİKA AKADEMİSİ

Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda, ILO’nun uyguladığı ciddi bir yaptırım yoktur. Ancak yine de onaylanmış ILO Sözleşmelerinin uygulanmaması ve bu konunun ILO denetim organları tarafından tespit edilmesi ve eleştirilmesi, ülkelerin itibarına zarar veren ve istenmeyen bir durumdur. Özellikle Uluslararası Çalışma Konferansı Standartların Uygulanması Komitesi’nin nihai raporunda “özel paragraf” ta yer alması (“kara liste”) ülkelerin itibarını sıkıntıya sokmaktadır.

Ancak ILO Sözleşmelerinin Türkiye açısından önemi bu durumla sınırlı değildir.

Anayasamızın 90. maddesine 2004 yılında eklenen şu hükümle, Türk yargısı, onaylanmış insan haklarına ilişkin antlaşma ve sözleşmelerle iç mevzuatımızın çelişmesi durumunda uluslararası sözleşmeyi doğrudan uygulamakla ve onunla çelişen iç mevzuat hükümlerini “zımnen mülga” veya “yok” saymak zorundadır. Anayasanın emredici hükmü şöyledir: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”

Çalışma mevzuatımızda özellikle grev hakkına ilişkin düzenlemeler Türkiye tarafından onaylanmış bulunan ILO Sözleşmeleri ile çelişmektedir. Bu çelişkilerin uygulamada ve ardından mevzuatta giderilmesi, Türkiye’de grev hakkını genişletecektir.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün en yetkili organlarından biri, 1951 yılında kurulan ve 1952 yılındaki ikinci toplantısından itibaren de grev hakkını sendikal hak özgürlüklerin temel ve ayrılmaz bir parçası kabul eden Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi’dir. Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Uluslararası Çalışma Örgütü Yönetim Kurulu içinde belirlenen üç işçi, üç işveren ve üç hükümet temsilcisinden oluşmaktadır. Geleneksel olarak bu komitenin kararları oybirliğiyle alınmakta ve ILO Yönetim Kurulu’na sunulmaktadır. ILO Yönetim Kurulu’nda da oybirliğiyle onaylanan bu kararlar ILO’nun Resmî Gazetesi’nde yayımlanarak, ILO üyesi ülkeler açısından Sözleşmeleri tamamlayıcı temel belge olarak bağlayıcılık kazanmaktadır. Anayasamızın emredici hükmü, bu kararlarla çelişen iç mevzuat hükümlerinin geçersiz kılınması ve uygulanmamasıdır.

Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 87 sayılı Örgütlenme Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunması Sözleşmesi’ni ve 98 sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı İlkelerinin Uygulanması Sözleşmesi’ni onaylamıştır.

Bu iki Sözleşmenin metninde grev hakkı açıkça ifade edilmemektedir. Ancak, ILO’nun en yetkili organı olan Uluslararası Çalışma Konferansı’nın 1957 yılında kabul ettiği “Uluslararası Çalışma Örgütü Üyesi Devletlerde Sendika-Karşıtı Mevzuatın Kaldırılmasına İlişkin Karar” da “işçilerin, grev hakkı da dahil olmak üzere, sendikal hakları etkili ve kısıtsız bir biçimde kullanmalarını güvence altına alacak yasaların kabul edilmesi” çağrısı yapılmaktadır. Uluslararası Çalışma Konferansı 1970 yılındaki toplantısında kabul edilen “Sendikal Haklar ve Bunların Medeni Özgürlüklerle İlişkisi Konusundaki Karar “da da “diğerlerinin yanı sıra grev hakkına da özel önem vererek, en geniş anlamıyla sendikal haklara tam ve evrensel düzeyde saygının gösterilmesini sağlamak için” gerekli girişimlerde bulunması amacıyla, ILO Yönetim Kurulu’nun ILO Genel Müdürü’ne talimat vermesi öngörülüyordu. (Bernard Gernigon-Alberto Odero-Horacio Guido, ILO Principles Concerning the Right to Strike, International Labour Office, Geneva, 2000, s.7)

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün iki önemli organı, Sözleşmelerin yorumlanması konusunda yetkilidir.

Birinci organ, ILO Yönetim Kurulu Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi’dir. Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, ILO Yönetim Kurulu bünyesindeki 3 işçi, 3 işveren ve 3 hükümet temsilcisinden oluşan bir organdır. 1978 yılından beri bu Komite’nin başkanlığını ILO Yönetim Kurulu üyesi olmayan bağımsız bir kişi üstlenmektedir. Komite, bugüne kadarki tüm kararlarını oybirliğiyle almıştır. (Eric Gravel-Isabelle Duplessis-Bernard Gernigon, The Committee on Freedom of Association: Its Impact Over 50 Years, ILO, Geneva, 2001, s.11) Bu Komite’nin kararlarının özetleri belirli aralıklarla yayımlanmaktadır. Bu belgenin son güncelleşmiş biçimi 2018 yılında yayımlanmıştır (Freedom of Association, Compilation of Decisions of the Committee on Freedom of Association, Geneva: ILO, 6th edition, 2018). Bu kitabın Türkçesi de Pamukkale Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Çağla Ünlütürk Ulutaş ‘ın çevirisiyle, 2019 yılında basıldı. Bu raporda yer alan Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi kararları, aksi belirtilmedikçe, bu kitabın İngilizce metninden alınmıştır.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün onaylanmış Sözleşmelere ilişkin gözlemler belirten ikinci önemli organı ise Standartların Uygulanması Konusunda Uzmanlar Komitesi’dir. Bu Komite, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Yönetim Kurulu tarafından atanan 20 tarafsız uzmandan oluşur.

Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi ile Uzmanlar Komitesi arasında yakın bir iş birliği vardır. Her iki organ birçok kararında diğer organın kararlarına gönderme yapmaktadır. Bazı durumlarda iki organda birden görev alınması da söz konusudur. Örneğin, Uluslararası Adalet Divanı yargıçlarından ve 1961 yılından 1995 yılına kadar Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi başkanı olan Prof.Roberto Ago, 1979-1995 döneminde Uzmanlar Komitesi üyesi olarak da görev yapmıştır.

1951 yılında kurulan Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi 1952 yılından beri ve Uzmanlar Komitesi de 1959 yılından beri, grev hakkının, işçilerin ve örgütlerinin temel haklarından biri olduğunu belirten çeşitli kararlar kabul etmişlerdir.

Türkiye’de ILO Sözleşmelerinin düzenleme yaptığı alanların en önemlilerinden olan grev hakkı konusunda iç mevzuatımızın uyumsuzlukları yeterince dikkate alınmamaktadır. Türkiye’de grev hakkını geliştirmenin en önemli aracı, Anayasamızın emredici hükmü uyarınca uygulanması gereken ILO düzenlemeleridir. Bu rapor amacı, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün grev hakkına ilişkin düzenlemelerini ve iç mevzuatımızın bunlarla çelişen düzenlemelerini özetlemektir.

ULUSLARARASI ÇALIŞMA ÖRGÜTÜ’NÜN GREV HAKKINA İLİŞKİN DÜZENLEMELERİ

Çeşitli konularda ILO Yönetim Kurulu Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi ile Uzmanlar Komitesi’nin kararları aşağıda sunulmaktadır:

Grev Hakkının Önemi ve Bu Hakkın Meşru Biçimde Kullanılması

Uluslararası Çalışma Örgütü Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, grev hakkının 87 sayılı Sözleşmenin ve genel olarak örgütlenme hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu görüşündedir. Bu görüş, Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi’ndeki işveren ve hükümet temsilcilerinin de olumlu oyuyla kabul edilmiştir.

“Komite, daima, işçilerin ve örgütlerinin grev hakkını, ekonomik ve toplumsal çıkarlarını korumada meşru bir araç olarak kabul etmiştir.” (ILO, 2018, Par.752).  Grev hakkı, işçilerin ve örgütlerinin ekonomik ve toplumsal çıkarlarını geliştirme ve korumada temel araçlarından biridir. (ILO, 2018, Par.753) “Grev hakkı, 87 sayılı Sözleşme tarafından korunan örgütlenme hakkının esas sonucudur.” (ILO, 2018, Par.754)

Grevin Amacı (Ekonomik ve Toplumsal Konularda Grevler, Siyasi Grevler, Dayanışma Grevleri, vb.)

Komite’nin görüşüne göre, işçilerin sosyo-ekonomik ve mesleki çıkarlarını koruma sorumluluğu olan örgütler, genel olarak işçiler ve özellikle istihdam, toplumsal koruma ve yaşam standardı konularında ve üyeleri üzerinde doğrudan etkili olan önemli toplumsal ve ekonomik politika eğilimlerinin yol açtığı sorunlara çözüm ararken grev eylemlerini kullanabilmelidir. (ILO, 2018, Par.759)

Komite’nin bir kararına göre, eğer bir toplu iş sözleşmesinin yürürlükte bulunduğu sürede grev yapmak yasaklanmışsa, bu kısıtlama, tarafsız ve hızlı işleyen mekanizmalara başvurma hakkıyla telafi edilmelidir. Bu mekanizmalarda toplu iş sözleşmesinin yorumlanması veya uygulanmasına ilişkin bireysel veya kolektif şikayetler incelenebilmelidir. (ILO, 2018, Par.768)

“Sempati grevlerine ilişkin genel bir yasaklama istismara yol açabilir ve işçiler, destekledikleri ilk grevin kendisinin yasal olması koşuluyla, bu tür eylemlere başvurabilmelidir.” (ILO, 2018, Par.770)

“Bir grevin bir sendikanın tanınması için yapılmış olması gerçeği, işçiler ve örgütleri tarafından savunulabilen meşru bir çıkardır.” (ILO, 2018, Par.772)

“(Toplu pazarlık için) yetkili kabul edilmeye ilişkin uyuşmazlıklarla bağlantılı bir grevin yasaklanması, örgütlenme özgürlüğü ilkeleriyle uyum içinde değildir.” (ILO, 2018, Par.773)

“İşçilerin birçok aydır ücretlerinin Hükümet tarafından ödenmediği durumlarda gerçekleştirdiği protesto grevleri, meşru sendikal faaliyetlerdir.” (ILO, 2018, Par.775)

“Ücretli çalışanın veya sendikanın taraf olduğu bir toplu uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan grev eyleminin yasaklanması, örgütlenme özgürlüğü ilkelerine aykırıdır.” (ILO, 2018, Par.776).

Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi birçok durumda, ulusal düzeyde gerçekleştirilen grevlerin, yalnızca siyasal amaçlar gütmemesi ve ekonomik ve toplumsal amaçlara sahip olması durumunda, meşru olduğunu belirtmiştir. Grevlerin yasaklanması, ancak kamu yetkilileri adına hareket eden devlet memurları için veya kelimenin tam anlamıyla temel hizmetlerdeki (yani, aksamasının nüfusun tümünün veya bir bölümünün yaşamını, kişisel güvenliğini veya sağlığını tehlikeye sokabilecek hizmetlerde) işçiler için kabul edilebilir. (ILO, 2018, Par.779)

“Hükümetin ekonomik politikasının toplumsal ve çalışma açısından sonuçlarını protesto eden ulusal düzeyde bir grevin yasadışı olarak ilan edilmesi ve grevin yasaklanması, örgütlenme özgürlüğünün ciddi bir biçimde ihlalini oluşturmaktadır.” (ILO, 2018, Par.780)

ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, belirli koşulların yerine gelmesi durumunda, genel grevin de serbest olması gerektiği görüşündedir.

“Genel greve ilişkin olarak, Komite, grev eyleminin işçi örgütlerinin elinde bulunması gereken eylem araçlarından biri olduğu görüşündedir. Asgari ücretin artırılması, yürürlükteki toplu iş sözleşmelerine saygı gösterilmesi ve ekonomi politikasında bir değişiklik (fiyatları düşürme ve işsizliği azaltma) talebiyle 24 saatlik bir genel grev meşrudur ve Sendika örgütlerinin faaliyetinin normal alanı kapsamındadır.” (ILO, 2018, Par.781)

Grevin yalnızca toplu iş sözleşmesi ile sınırlandırılması ILO denetim organları tarafından bir kısıtlama ve ihlal olarak kabul edilmektedir. ILO Uzmanlar Komitesi 1994 yılında yayınlanan raporunda bu konuda şunları yazmaktadır:

“Komite’nin görüşüne göre, işçilerin sosyo-ekonomik ve mesleki çıkarlarını korumakla sorumlu olan örgütler, ilke olarak, üyeleri ve ayrıca genel olarak işçiler üzerinde doğrudan etkisi olan önemli toplumsal ve ekonomik politika eğilimlerinin ortaya çıkardığı sorunlara çözüm arayışı içinde ve özellikle istihdam, toplumsal koruma ve yaşam standardı gibi konularda, durumlarını güçlendirmek amacıyla grev eylemini kullanabilmelidir.” (ILO Uzmanlar Komitesi, Freedom of Association and Collective Bargaining, ILO Uluslararası Çalışma Konferansı 81. Oturumu’na Sunulan Rapor, 1994, Par. 165)

ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi ise, Türkiye Hükümeti aleyhinde yapılan bir şikâyet başvurusu üzerine bu konuda şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“Komite, bir protesto grevi yapan sendikaların 58. maddenin 3. fıkrası uyarınca kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu dikkate almaktadır. Uzmanlar Komitesi’nin de belirttiği gibi, grev hakkı, işçilerin ve örgütlerinin, kendi ekonomik ve toplumsal çıkarlarını korumak ve geliştirmek için sahip oldukları temel araçlardan biridir. Bu çıkarlar yalnızca daha iyi çalışma koşullarının elde edilmesi ve mesleki nitelikteki toplu istemlerin peşinden koşulması değil, fakat aynı zamanda ekonomik ve toplumsal politika sorunlarına ve çalışma hayatının işçileri doğrudan ilgilendiren her türlü sorunlarına çözümler aranması ile de ilgilidir. Komite, sendikaların, hükümetin ekonomik ve toplumsal politikalarını eleştirmeyi amaçlayan protesto eylemlerine başvurabilme olanağına sahip olmaları gerektiğini düşünmektedir.” (ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Türkiye Hükümeti Aleyhine Şikâyet Başvuruları (997, 999 ve 1029 Sayılı Davalar), 260. Rapor, Par. 32)

ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi bir başka vesileyle de şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“Grev hakkı yalnızca bir toplu iş sözleşmesinin imzalanması aracılığıyla çözümlenebilecek iş uyuşmazlıkları ile sınırlı kalmamalıdır; işçiler ve örgütleri, gerekli olduğu durumlarda, daha geniş bir kapsam içinde, üyelerinin çıkarlarını etkileyen ekonomik ve toplumsal konularla ilgili tepkilerini ifade edebilmelidir.” (ILO, 2018, Par.766)

Grev Türleri

Grev hakkının kullanılmasında ortaya çıkan sorunlardan biri, hangi eylemlerin grev sayılacağıdır. ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, “grev hakkı”ndan söz ederken, çok geniş bir tanım yapmakta, farklı direniş ve eylem türlerini de “grev hakkı” kapsamında değerlendirmektedir. Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi’nin 2018 yılındaki kararlar kitabında bu konu şöyle değerlendirilmektedir:

“İşçilere yasaklanan bazı grev eylemi türleri (sendikanın onayı ve desteği olmadan yapılan grevler, iş durdurma, iş yavaşlatma, kurallara tamı tamına uyarak iş yavaşlatma ve oturma grevleri) ile ilgili olarak, Komite, bu kısıtlamaların ancak bu grevlerin barışçıl olmaktan çıkması durumunda haklı kabul edilebileceği görüşündedir.” (ILO, 2018, Par.784)

ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Federasyon ve Konfederasyonların da grev hakkına sahip olması gerektiğini belirtmektedir: “Federasyonların ve konfederasyonların grev çağrısında bulunmasının yasaklanması, Sözleşmenin 6. maddesinin ihlalidir.” (ILO, 2018, Par.757)

ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Türkiye aleyhinde yapılan bir şikâyet başvurusu üzerine şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“Komite, 25. maddede grevin niteliği ve amaçları konusunda konmuş olan kısıtlamaların (siyasi grevin, genel grevin ve dayanışma grevlerinin, iş yavaşlatmanın ve üretimi düşürmenin yasaklanması) çok fazla kapsamlı olduğu ve bu konularda Yasanın V. Bölümünde yer alan cezai yaptırımların da son derece ağır olduğu görüşündedir. Komite’nin olduğu kadar Uzmanlar Komitesi’nin de görüşüne göre, tümüyle siyasi nitelikteki grevler örgütlenme özgürlüğü ilkesinin kapsamı içine düşmemekle birlikte, sendikalar, özellikle bir hükümetin ekonomik ve toplumsal politikalarını eleştirmek amacıyla protesto grevlerine başvurabilmelidirler. Ayrıca, dayanışma grevlerinin genel olarak yasaklanması istismara yol açabilir ve grev hakkının kullanılmasına ilişkin yöntemler söz konusu olduğunda, kurallara tamı tamına uyarak işin yavaşlatılması, işyerlerinin işgal edilmesi ve işbaşında oturma grevleri yapılması konularında kısıtlama getirilmesi, ancak bu eylemlerin barışçıl olmaktan çıktığı durumlarda haklılık kazanır.” (ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Türkiye Hükümeti Aleyhinde Şikâyet Başvurusu (997, 999 ve 1029 sayılı Davalar), 260. Rapor, Par. 39)

Kolombiya’da 4 işçi konfederasyonunun 14 Kasım 1990 tarihinde ilan ettikleri genel grevle ilgili olarak Hükümetin yasadışı iddiaları karşısında Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi’nin kararı ise şöyledir:

“Komite, Hükümetin ekonomik politikasının toplumsal sonuçları ve işçiler açısından sonuçlarını protesto etmek için 14 Kasım 1990 tarihinde ülke düzeyinde gerçekleştirilen grevin yasadışı ilan edilmesinin ve bu grevin yasaklanmasının, örgütlenme özgürlüğünün ciddi bir biçimde ihlalini oluşturduğu düşüncesindedir.” (ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Kolombiya Hükümeti Aleyhinde Şikâyet Başvurusu, 1562 sayılı Dava, 279. Rapor, Par. 518/a)

ILO Uzmanlar Komitesi’nin 1994 yılı raporunda bu konuda şu değerlendirme yer almaktadır:

“Komite, dayanışma grevlerinin genel olarak yasaklanmasının istismara yol açabileceğini ve desteklenen grevin yasal olması koşuluyla, işçilerin bu tür eylemlere başvurabilmeleri gerektiğini düşünmektedir.” (ILO Uzmanlar Komitesi, 1994, Par. 168)

ILO Uzmanlar Komitesi’nin iş yavaşlatılması ve kuralları tamı tamına uygulayarak iş yavaşlatılması konularındaki görüşü de şöyledir: “Komite, grev eyleminin biçimi konusundaki kısıtlamaların, ancak bu eylemin barışçıl olmaktan çıkması durumunda haklı kabul edilebileceği görüşündedir.” (ILO Uzmanlar Komitesi, 1994, Par. 173)

Temel Hizmetler veya Faaliyetler

ILO Uzmanlar Komitesi ve Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, tüm ücretli çalışanlar için grev hakkını genel bir ilke olarak koyarken, bu hakkın yalnızca “temel hizmetler veya faaliyetlerde” kısıtlanabileceğini belirtmektedir.

ILO Uzmanlar Komitesi’ne göre, “Temel hizmetler” ile kastedilen, “yalnızca, aksaması durumunda nüfusun tümünün veya bir bölümünün hayatını, kişisel güvenliğini veya sağlığını tehlikeye sokacak hizmet veya faaliyetlerdir.” (ILO Uzmanlar Komitesi, 1994, Par. 159)

ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi de devlet memurları kavramından yalnızca “kamu yetkilileri adına hareket eden kişileri” anladığını ekleyerek, şunları söylemektedir:

“Grev hakkı devlet memuriyetinde (devlet memurları, kamu yetkilileri adına hareket eden kişilerdir) ve kelimenin tam anlamıyla temel hizmetlerde, yani aksaması ile nüfusun tümünün veya bir bölümünün hayatını, kişisel güvenliğini veya sağlığını tehlikeye sokacak hizmetlerde kısıtlanabilir ve hatta yasaklanabilir.” (ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Freedom of Association, Digest of Decisions and Principles of the Freedom of Association Committee of the Governing Body of the ILO, Third Edition, Geneva, 1985, Par. 394)

Bu konularda ILO denetim organlarının bazı kararları şöyle sıralanabilir:

Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, tüm ulaştırma hizmetlerini, bankacılığı, metal ve petrol üretim endüstrilerini, eğitimi “temel nitelikte” hizmetler kabul etmemektedir. (ILO, 1985, Par. 402) Buna göre, bu işlerde grev yapılabilmelidir.

Uluslararası Madenciler Federasyonu tarafından Türkiye aleyhinde yapılan bir şikâyet başvurusu üzerine ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi şu kararı vermiştir:

“Madencilik sektörü, işçilerin kendi çıkarlarını grev eylemi aracılığıyla koruma ve geliştirmelerinin yasaklanabileceği bir temel hizmet değildir.” (ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Türkiye Hükümeti Aleyhinde Şikâyet Başvurusu (1697 sayılı Dava), Par. 465)

ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi bu görüşünü 1985 yılında da ifade etmiştir:

“Metal ve madencilik sektörleri, işçilerin grev eylemi aracılığıyla çıkarlarını koruyup geliştirebilme haklarının yasaklanabileceği temel hizmetler değildir.” (ILO, 1985, Par. 406)

FIET tarafından Türkiye aleyhinde yapılan bir şikâyet başvurusu üzerine Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi’nin bankacılıkla ilgili olarak verdiği karar da aynı niteliktedir, bu işkolunda kamu kesimi ve özel kesimde grev hakkının tanınmasını istemektedir:

“Komite, bu nedenle, Hükümetten, yürürlükteki mevzuatın bu ilkeleri ihlal eden hükümlerini değiştirmek için ister özel sektörde ve ister kamu sektöründe istihdam ediliyor olsunlar, tüm banka işçilerinin kendi tercih ettikleri örgütleri kurma ve bunlara katılma hakkını ve bankacılık sektöründeki işçilere grev hakkını güvenceye alacak bir anlayışla, gerekli önlemleri hızla almasını ister.” (ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Türkiye Hükümeti Aleyhinde Şikâyet Başvurusu (1582 sayılı Dava), 281. Rapor, Par. 234)

Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Demiryol-İş Sendikası’nın yaptığı başvuru üzerine de demiryolu taşımacılığı alanında ister memur ister sözleşmeli personel ister işçi statüsünde çalışıyor olsun, tüm ücretli çalışanlar için grev hakkının tanınması gerektiği yolunda bir karar vermiştir:

“Komite, bu nedenle, demiryolu ulaştırma işletmelerinde veya diğer kent kamu raylı taşıma işlerindeki işçilerin, yasal statüleri ne olursa olsun, Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi’nin anladığı anlamıyla temel hizmet yerine getirmediklerini ve bu nedenle de kendi çıkarlarını korumak amacıyla grev yapabilmeleri gerektiği gerçeğine Hükümetin dikkatini çekmektedir.” (ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Türkiye Hükümeti Aleyhinde Şikâyet Başvurusu (1521 sayılı Dava), 273. Rapor, Par. 39)

ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi ulaştırma işkolunda grev hakkı konusunda şunları söylemektedir:

“Komite, ulaştırmanın genel olarak temel hizmetler kategorisi içine girmediği görüşündedir.” (ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, 1985, Par. 407)

“Metropol ulaştırma işletmelerindeki işçiler Sözleşmede belirlenen anlamda kamu görevlisi değillerdir ve kelimenin tam anlamıyla temel hizmetler yerine getirmemektedirler.” (ILO, 1985, Par. 408)

ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi öğretmenlerin grev hakkının olması gerektiğini de açıkça savunmaktadır:

“Komite, öğretmenlerin, temel hizmetler veya kamu yetkilileri adına hareket eden devlet memurları tanımına girmediğini düşünmektedir.” (ILO, 1985, Par. 404)

ILO Uzmanlar Komitesi 1994 yılındaki raporunda şöyle demektedir:

“Komite’nin görüşüne göre, grev gözcüleri ve işyeri işgalleri konusundaki kısıtlamalar yalnızca bu eylemlerin barışçı olmaktan çıktığı durumlarla sınırlı kalmalıdır.” (ILO Uzmanlar Komitesi, 1994, Par. 174)

ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi grev gözcülerinin çalışmalarıyla ilgili şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

“Grev gözcülüğü yapmak ve diğerlerinin işyerinden uzak kalması için ısrarla ama barışçıl bir biçimde çaba göstermek yasadışı kabul edilemez.” (ILO, 2018, Par. 939)

ILO Uzmanlar Komitesi, 1994 yılında yayınlanan raporunda şöyle demektedir:

“Komite’nin görüşüne göre, memur kavramının çok geniş bir biçimde tanımlanması, bu işçiler için grev hakkının çok geniş bir biçimde kısıtlanması veya hatta yasaklanması gibi bir sonuç doğurabilir… Komite, kamu hizmetlerinde grev hakkının yasaklanmasının yalnızca Devlet adına yetki kullanan memurlarla sınırlı tutulması gerektiği görüşündedir.” (ILO Uzmanlar Komitesi, 1994, Par. 158)

Grevin Önkoşulları

Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi’nin oybirliğiyle aldığı kararlara göre, bir grevin arabuluculuk veya uzlaştırma sağlamak amacıyla görüşmeler yoluyla bir çözüm aramalarına fırsat vermek için makul bir süre ertelenmesi kendi başına örgütlenme özgürlüğü ilkelerinin ihlali anlamına gelmemektedir. (ILO, 2018, Par.794) Bir grev çağrısında bulunmadan makul bir süre önceden işvereni bilgilendirme zorunluluğu da kabul edilebilir. (ILO, 2018, Par.799) 48 saat önceden bildirim makul bir süredir (ILO, 2018, Par.800). Diğer taraftan, temel hizmetlerde grev ilanından önce tarafların durumu değerlendirme amacıyla 40 günlük bir süre koşulunun getirilmesi örgütlenme özgürlüğü ilkelerine aykırı değildir. Böylece taraflar tekrar pazarlık masasına oturabilecek ve belki greve başvurmadan anlaşmaya varabileceklerdir. (ILO, 2018, Par.802)

Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, grev oylaması konusunda da bazı ilkeler belirlemiştir.

Komite ’ye göre, söz konusu işyerinde grev kararı alınabilmesi için tüm işçilerin yarıdan fazlasının onay vermesi aşırı bir düzenlemedir ve özellikle büyük işletmelerde, bu aşırılık grev hakkının kullanılmasını engelleyebilir. (ILO, 2018, Par.806) Özellikle çok sayıda işçiyi örgütlemiş olan sendikalarda grev için işçilerin mutlak çoğunluğun onayının gerekli kılınması kolay değildir. Bu nedenle, grev oylamasında mutlak çoğunluk öngören bir düzenleme grev hakkını ciddi biçimde riske atma tehlikesini taşımaktadır. (ILO, 2018, Par.807) Federasyon ve konfederasyonların grev uygulaması durumunda, üye örgütlerin çoğunluğunun bu girişime onay vermesi ve herhangi bir işyerindeki işçilerin mutlak çoğunluğunun grevi onaylaması zorunluluğu, sendikaların potansiyel faaliyetleri konusunda ciddi kısıtlamalar oluşturmaktadır.” (ILO, 2018, Par.811)

Grevin Süresine İlişkin Kısıtlama

Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, işçilerin çıkarlarının korunabilmesi için başvurulacak son araç olan ve ne kadar süreceği önceden belirlenemeyen grevin süresi konusunda bir kısıtlama getirilmesi konusunda kaygılarını açıklamıştır. (ILO, 2018, Par.815)

Mecburi Tahkime Başvurma

Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi’ne göre, grev hakkı temel bir sendikal haktır. Mecburi tahkim grev eylemini engellediğinden, bu uygulama sendikaların faaliyetlerini özgürce düzenleme hakkının ihlalidir ve ancak “kamu hizmetinde ve kelimenin tam anlamıyla temel hizmetlerde haklı görülebilir.” (ILO, 2018, Par.818)

Grevlerin Kısıtlanabileceği ve Hatta Yasaklanabileceği Durumlar ve Hak Kaybını Telafi Edici Güvenceler

Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi’ne göre, bir grevin ulusal güvenlik veya kamu sağlığı gibi gerekçelerle ertelenme yetkisi ve sorumluluğu hükümete ait olmamalıdır. Bu konuda yetki ve sorumluluk, ilgili tüm tarafların güvenine sahip bir bağımsız kurum tarafından üstlenilmelidir. (ILO, 2018, Par.825)

Komite’nin işveren ve hükümet temsilcisi üyelerinin de onayladığı bir kararına göre, grev hakkı ancak Devlet adına yetki kullanan kamu görevlileri için kısıtlanabilir veya yasaklanabilir. (ILO, 2018, Par.828) Komite ‘ye göre, kamu görevlisi kavramının çok geniş bir biçimde tanımlanması, bu işçiler için grev hakkının ciddi biçimde kısıtlanması ve hatta yasaklanması anlamına gelebilir. Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi bir başka kararında da kamu görevlisi kavramının çok geniş bir biçimde tanımlanmasının bu işçilerin grev hakkının çok ciddi biçimde kısıtlanması ve hatta yasaklanması anlamına geleceğini belirttikten sonra, kamu hizmetlerinde grev yasağının yalnızca Devlet adına yetki kullanan kamu görevlileriyle sınırlandırılması gerektiğini belirtmektedir. (ILO, 2018, Par.829)

Komite benzer bir kararında grevlerin (1) kamu hizmetlerinde yalnızca Devlet adına yetki kullanan kamu görevlileri için veya (2) kelimenin tam anlamıyla temel hizmetlerde (diğer bir deyişle, aksamasıyla nüfusun tümünün veya bir kısmının yaşamını, kişisel güvenliğini ve sağlığını tehlikeye sokacak hizmetler) kısıtlanabileceği veya yasaklanabileceği görüşünü tekrarlamıştır. (ILO, 2018, Par.830)

Bu çerçevede değerlendirme yapan Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, adaletin gerçekleştirilmesinde ve yargıda çalışan kamu görevlilerinin Devlet adına yetki kullanan kişiler olduğunu belirttikten sonra, bu kişilerin grev haklarının kısıtlanabileceği, ertelenebileceği veya hatta yasaklanabileceği görüşündedir. (ILO, 2018, Par.832) Ayrıca, Devlet adına yetki kullanan kamu görevlilerinden olan gümrük görevlilerinin grev yapmasının yasaklanmasının da örgütlenme özgürlüğü ilkelerine aykırı olmadığı belirtilmektedir. (ILO, 2018, Par.833)

Temel Hizmetler

Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, çeşitli kararlarında, bazı sendikal hakların kısıtlanabildiği “temel hizmetler” in kapsamına açıklık getirmektedir. Komite’nin bir kararına göre, kelimenin tam anlamıyla temel hizmetler ile kastedilen büyük ölçüde bir ülkede geçerli olan koşullara bağlıdır. Ayrıca, bu kavram mutlak değildir; diğer bir deyişle, bir grev eğer belirli bir süreyi aşarsa veya belirli bir kapsamın ötesine geçer ve böylece nüfusun tümünün veya bir bölümünün yaşamı, kişisel güvenliği veya sağlığı açısından bir tehlike oluşturursa, “temel hizmete dönüşebilir. (ILO, 2018, Par. 837). Komite’nin çeşitli kararlarında temel hizmetler içinde kabul edilen bazı sektörler aşağıda sunulmaktadır (ILO, 2018, Par.840) Bu sektörlerin her birine ilişkin alınmış ayrı ayrı kararlar söz konusudur: Hastane sektörü, elektrik hizmetleri, su temin hizmetleri, telefon hizmeti, polis ve silahlı kuvvetler, itfaiye hizmetleri, kamu ve özel hapishane hizmetleri, okul yaşındaki öğrencilere yiyecek sağlanması ve okulların temizlenmesi, hava trafik kontrolü.

Kelimenin tam anlamıyla temel hizmet olarak kabul edilen sektörlerde çalışanların bazılarının da grev hakkı olmalıdır. Komite, hastanelerde çalışanlara ilişkin verdiği bir kararda, temel hizmet kabul edilen işyerlerindeki hastane işçileri ve bahçıvanları gibi bazı ücretli kategorilerinin grev hakkından mahrum bırakılmaması gerektiğini belirtmiştir. (ILO, 2018, Par.849)

Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi’nin kararlarına göre, aşağıda belirtilen hizmetler kelimenin tam anlamıyla temel hizmetler kapsamına girmemektedir (ILO, 2018, Par.842) Bu sektörlerin her biri için ayrı ayrı alınmış kararlar bulunmaktadır: Radyo ve televizyon, petrol sektörü ve petrol tesisleri, uçuşların devamını sağlayacak yakıt dağıtımı, gaz sektörü, gaz tenekelerinin doldurulması ve satışı, limanlar, bankacılık, merkez bankası, sigorta hizmetleri, tüketim vergilerinin ve vergilerin toplanması için bilgisayar hizmetleri, alışveriş merkezleri ve eğlence parkları, metal ve madencilik sektörleri, büyük kentlerdeki ulaşım dahil olmak üzere genel olarak ulaşım, havayolu pilotları, yakıt üretim, nakil ve dağıtımı, demiryolu hizmetleri, posta hizmetleri, çöp toplama hizmetleri, soğutma işletmeleri, otel hizmetleri, inşaat, araba imalatı, tarımsal faaliyetler, gıda maddeleri arzı ve dağıtımı, çay, kahve ve Hindistan cevizi plantasyonları, darphane, hükümet basım hizmeti ve devletin alkol, tuz ve tütün tekelleri, eğitim sektörü, maden suyu şişeleme şirketleri, uçak tamiri, asansör hizmetleri, ihracat hizmetleri, özel güvenlik hizmetleri (kamu veya özel hapishane hizmetleri hariç olmak üzere), havaalanları (hava trafik kontrolü hariç olmak üzere), eczaneler, fırınlar, bira üretimi, cam endüstrisi.

Komite, örneğin eğitim sektörünü temel hizmet saymazken, eğitim kurumlarındaki müdür ve müdür yardımcılarının grev haklarının kısıtlanabileceği veya tümüyle yasaklanabileceği görüşündedir. (ILO, 2018, Par.844). Diğer taraftan, Komite bir kararında, Devletin bir işveren olarak öğretmenleri koruma yükümlülüğünün bulunduğu ve bu nedenle öğretmenlerin grev hakkının olmaması gerektiği görüşünün kabul görmediğini belirtmektedir. (ILO, 2018, Par.845) Hatta, eğitim sektöründeki grevin olası uzun dönemli sonuçları da öğretmenlerin grev hakkının yasaklanması için yeterli görülmemiştir. (ILO, 2018, Par.846)

Bir Grevi Yasadışı İlan Etme Yetkisi

Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, grevleri yasadışı ilan etme yetkisinin bağımsız bir kuruluşta olması gerektiği görüşündedir: “Bir grevi yasadışı ilan etme yetkisi hükümete değil, ilgili tarafların güvenine sahip bağımsız bir kuruluşa ait olmalıdır.” (ILO, 2018, Par.907)

Grevin Ertelenmesi

Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi’nin tespitlerine göre, grev erteleme yetkisi de bağımsız bir kuruluşta olmalıdır.

“Bir grevin ertelenmesi yetkisi, hükümette değil, ilgili tüm tarafların güvenine sahip olan bağımsız bir kurumda olmalıdır.” (ILO, 2018, Par.914)

“Komite Hükümetten, bir grevi erteleyip ertelememe konusundaki nihai kararın bağımsız ve tarafsız bir kurumda olmasını sağlayacak şekilde mevzuatı değiştirmek için gerekli önlemleri almasını talep etmiştir.” (ILO, 2018, Par.915)

“Hükümetin, milli güvenlik veya kamu sağlığı gerekçesiyle bir grevi ertelemesi ve mecburi tahkimi uygulaması, bu yetkinin iyi niyetle ve ‘milli güvenlik’ ve ‘kamu sağlığı’ kavramlarının anlaşılan anlamlarına uygun biçimde uygulanması durumunda, tek başına örgütlenme özgürlüğü ilkelerine aykırı değildir.” (ILO, 2018, Par.916)

MEVZUATIMIZIN ILO’NUN GREV HAKKINA İLİŞKİN DÜZENLEMELERİYLE ÇELİŞEN HÜKÜMLERİ

ILO, işçilerin grev hakkını kabul ederken, Türkiye’de yürürlükteki mevzuatla yalnızca işçi statüsünde çalışıp sendika üyesi olan işçilerin bir bölümünün bazı koşullarda grev hakkı bulunmaktadır. Böylece yaklaşık 15 milyon işçi grev ve 3,5 milyon memur ve sözleşmeli personel grev hakkından mahrum bırakılmaktadır.

Türkiye’de sendikasız işçiler kendi başlarına grev kararı alıp uygulayamaz. Yalnızca sendika üyesi işçiler, yalnızca toplu sözleşme görüşmeleri sırasında bir menfaat uyuşmazlığı çıkarsa (hak uyuşmazlığında grev hakkı kaldırılmıştır), yalnızca grev yasağının bulunmadığı sektörlerde, yalnızca grevleri Cumhurbaşkanı tarafından ertelenmezse, yalnızca üyesi bulundukları sendikanın yetkili organları grev kararı ve grev uygulama kararı alırsa, yalnızca mahkeme grevi durdurmazsa greve çıkabilirler.

Anayasada Grev Hakkı

Anayasanın grev hakkını düzenleyen 54. maddesinin günümüzdeki biçimi şöyledir:

“Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir.

Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve millî serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz.

(Mülga: 12/9/2010-5982/7 md.)

Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği haller ve işyerleri kanunla düzenlenir.

Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. Uyuşmazlığın her safhasında taraflar da anlaşarak Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir. Yüksek Hakem Kurulunun kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.

Yüksek hakem kurulunun kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.

(Mülga: 12/9/2010-5982/7 md.)

Greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, greve katılanlar tarafından hiçbir şekilde engellenemez.”

Anayasaya göre, yalnızca işçiler, yalnızca sendikalı olup toplu sözleşme görüşmeleri sırasında uyuşmazlık çıkması durumunda grev hakkına sahiptir. Anayasa, ayrıca, bu hakkın kullanılmasına da kısıtlama getirilebileceğini belirtmektedir.

Anayasanın 54. maddesinden 2010 yılında çıkarılan fıkralar aşağıda sunulmaktadır:

“Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddi zarardan sendika sorumludur.”

“Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.”

Anayasadan çıkarılan bu fıkraların grev hakkının genişletilmesi açısından herhangi bir etkisi olmadı. Siyasi amaçlı grev, dayanışma grevi, genel grev, işyeri işgali, iş yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler, diğer yasalarda “yasadışı grev” olarak nitelendirilmekte ve yasaklanmaktadır.

6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunundaki Düzenlemeler

6356 sayılı Kanuna göre, bir iş durdurmanın veya yavaşlatmanın “kanuni” sayılabilmesi için, toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında menfaat uyuşmazlığının çıkmış olması gereklidir. Hak uyuşmazlıklarında grev hakkı yoktur.

“Madde 58- (1) İşçilerin, topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla, aralarında anlaşarak veya bir kuruluşun aynı amaçla topluca çalışmamaları için verdiği karara uyarak işi bırakmalarına grev denir.

(2) Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması hâlinde, işçilerin ekonomik ve sosyal durumları ile çalışma şartlarını korumak veya geliştirmek amacıyla, bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılan greve kanuni grev denir.

(3) Kanuni grev için aranan şartlar gerçekleşmeden yapılan grev kanun dışıdır.”

Ayrıca, yürürlükte bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu işyerlerinde toplu iş sözleşmesinin yürürlük süresi içinde sendikanın daha ileri hak talebiyle uyuşmazlık çıkarması ve greve gitmesi yasaktır.

Yürürlükteki toplu iş sözleşmesinin işveren tarafından ihlal edilmesi durumunda (hak uyuşmazlığı durumunda) sendikanın greve gitme hakkı da yoktur. Halbuki 12 Eylül 1980 öncesinde 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununda “hak grevi” şu şekilde düzenlenmişti: “Madde 19 – İşçiye veya işçi teşekkülüne mevzuat veya toplu iş sözleşmesi ile sağlanmış olan haklar, toplu iş sözleşmesi ile bağlı olan işveren veya işveren teşekkülü tarafından veya onun teşvik veya tahriki ile bozulursa, toplu iş sözleşmesi ile bağlı olan işçi teşekkülünün, o işverene ait işyerlerinde veya o işveren teşekkülünün mensubu olan işverenlere ait işyerlerinde greve karar verme yetkisi vardır.”

Grev kararının alınması ve grev uygulamasına geçilmesinde zaman koşulları konmuştur. Grev, önceden belirtilen tarihte başlatılmaması durumunda grev hakkı ortadan kalkmaktadır.

“Kanuni grev ve lokavt kararının alınması ve uygulamaya konulması:

“Madde 60- (1) Grev kararı, 50’nci maddenin beşinci fıkrasında belirtilen uyuşmazlık tutanağının tebliği tarihinden itibaren altmış gün içinde alınabilir ve bu süre içerisinde altı iş günü önceden karşı tarafa bildirilecek tarihte uygulamaya konulabilir. Bu süre içerisinde, grev kararının alınmaması veya uygulanacağı tarihin karşı tarafa bildirilmemesi hâlinde toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi düşer.

(2) Uyuşmazlığın tarafı olan işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren, grev kararının kendisine tebliğinden itibaren altmış gün içinde lokavt kararı alabilir ve bu süre içerisinde altı iş günü önceden karşı tarafa bildirilecek tarihte uygulamaya koyabilir.

(3) Grev ve lokavt kararları, kararı alan tarafça işyeri veya işyerlerinde derhâl ilan edilir.

(4) Bildirilen tarihte başlamayan grev hakkı veya lokavt düşer. Süresi içinde grev kararı uygulamaya konulmamışsa ve alınmış bir lokavt kararı da yoksa veya lokavt da süresi içinde uygulamaya konulmamışsa yetki belgesinin hükmü kalmaz.”

6356 sayılı Kanunda grevi engellemenin yollarından biri de grev oylamasıdır. Grev oylamasında “greve hayır” çıkması durumunda ya sendikanın toplu sözleşme yetkisi düşmektedir, ya da toplu sözleşmeyi sonuçlandırma yetkisi, anti-demokratik bir yapıda olan Yüksek Hakem Kurulu’na devredilmektedir. Grev ertelemeleri durumunda da Yüksek Hakem Kurulu devreye girdiğinden, bu kurulun yapısının demokratik olup olmadığının irdelenmesi gerekir.

6356 sayılı Kanuna göre, Yüksek Hakem Kurulu’nun oluşumu şöyledir:

“Madde 54- (1) Yüksek Hakem Kurulu, Yargıtay’ın bu Kanundan doğan uyuşmazlıklara bakmakla görevli dairelerinin başkanları arasından başkanlık süresi en fazla olanın başkanlığında;

  1. a) Cumhurbaşkanınca, bakanlıklar bünyesi dışında, işçi veya işveren kuruluşları ile hiçbir şekilde bağlantısı bulunmayan ve siyasi parti organlarında görevli olmayan, ekonomi, işletme, sosyal politika veya iş hukuku konularında bilgi ve tecrübe sahibi olanlar arasından seçilecek bir üye,
  2. b) Üniversitelerin iş ve sosyal güvenlik hukuku anabilim dalı öğretim üyeleri arasından Yükseköğretim Kurulunca seçilecek bir üye,
  3. c) Bakanlık Çalışma Genel Müdürü,

ç) İşçi sendikaları konfederasyonlarından kendisine mensup işçi sayısı en yüksek olan konfederasyonca seçilecek iki üye,

  1. d) İşverenler adına en çok işveren mensubu olan işveren sendikaları konfederasyonunca biri kamu işverenlerinden olmak üzere seçilecek iki üyeden, oluşur.”

Yüksek Hakem Kurulu’nun bu yapısı, Türkiye’nin onaylamış bulunduğu ILO Sözleşmeleri açısından da bir ihlal oluşturmaktadır.

Yasada grev oylaması şu şekilde düzenlenmiştir:

“Madde 61- (1) Grev kararının işyerinde ilan edildiği tarihte o işyerinde çalışan işçilerin en az dörtte birinin ilan tarihinden itibaren altı iş günü içinde işyerinin bağlı bulunduğu görevli makama yazılı başvurusu üzerine, görevli makamca talebin yapılmasından başlayarak altı iş günü içinde grev oylaması yapılır.

(2) Oylamaya ilişkin itirazlar, oylama gününden başlayarak üç iş günü içinde mahkemeye yapılır. İtiraz, mahkemece üç iş günü içinde kesin olarak karara bağlanır.

(3) Oylamada grev ilanının yapıldığı tarihte işyerinde çalışan işçilerden oylamaya katılanların salt çoğunluğu grevin yapılmaması yönünde karar verirse, bu uyuşmazlıkta alınan grev kararı uygulanamaz. Bu durumda 60’ıncı maddenin birinci fıkrasında belirtilen sürenin sonuna kadar anlaşma sağlanamazsa veya 51’inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde işçi sendikası Yüksek Hakem Kuruluna başvurmazsa yetki belgesinin hükmü kalmaz.”

6356 sayılı Kanunda bazı alanlarda ve durumlarda grev yasağı getirilmiştir. Yasa daha önce “bankacılık hizmetlerinde” ve “ve şehir içi toplu taşıma hizmetlerinde” de grev yasağı getiriyordu. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin 22.10.2014 gün ve E:2012/1, K:2014/161 sayılı kararıyla, bu yerlerdeki grev yasağı kaldırıldı ve madde metninden çıkarıldı.

“Madde 62 – (1) Can ve mal kurtarma işlerinde; cenaze işlerinde ve mezarlıklarda, şehir şebeke suyu, elektrik, doğal gaz, petrol üretimi, tasfiyesi ve dağıtımı ile nafta veya doğalgazdan başlayan petrokimya işlerinde; Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde; kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye ve hastanelerde grev ve lokavt yapılamaz.

(2) Cumhurbaşkanı, genel hayatı önemli ölçüde etkileyen doğa olaylarının gerçekleştiği yerlerde bu durumun devamı süresince yürürlükte kalmak kaydıyla gerekli gördüğü işyerlerinde grev ve lokavtı yasaklayabilir. Yasağın kalkmasından itibaren altmış gün içinde altı iş günü önce karşı tarafa bildirilmek kaydıyla grev ve lokavt uygulamasına devam edilir.

(3) Başladığı yolculuğu yurt içindeki varış yerlerinde bitirmemiş deniz, hava, demir ve kara ulaştırma araçlarında grev ve lokavt yapılamaz.”

6356 sayılı Kanunun 63. maddesindeki grev erteleme yetkisinin alanı, 31.10.2016 gün ve 687/35 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (aynen kabul, 1.2.2018 gün ve 7071 sayılı Kanun, madde 32) ile genişletildi. Madde şu şekildeydi: “18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 63’üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. (1) Karar verilmiş veya başlanmış olan kanuni bir grev veya lokavt; genel sağlığı veya millî güvenliği, büyükşehir belediyelerinin şehir içi toplu taşıma hizmetlerini, bankacılık hizmetlerinde ekonomik veya finansal istikrarı bozucu nitelikte ise Bakanlar Kurulu bu uyuşmazlıkta grev ve lokavtı altmış gün süre ile erteleyebilir. Erteleme süresi, kararın yayımı tarihinde başlar.”

Bu düzenlemeyle “büyükşehir belediyelerinin şehir içi toplu taşıma hizmetlerini, bankacılık hizmetlerinde ekonomik veya finansal istikrarı” ifadeleri eklendi. Ancak bu fıkrada yer alan “… büyükşehir belediyelerinin şehir içi toplu taşıma hizmetlerini, bankacılık hizmetlerinde ekonomik veya finansal istikrarı…” bölümü Anayasa Mahkemesi’nin 14/11/2019 tarihli ve E.: 2018/90, K.: 2019/85 sayılı Kararı ile iptal edildi.

275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun 21. maddesine göre, Bakanlar Kurulu bir grevi 30 gün süreyle erteleyebiliyor ve bu sürenin sona ermesinin ardından 60 günlük bir erteleme daha yapabiliyordu. Ancak bu sürenin sonunda sendikanın grev uygulaması mümkündü. 6356 sayılı Kanunda grev ertelemesi sonrasında grev yapılması yasaktır; uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulu tarafından sonuçlandırılmaktadır. Diğer bir deyişle, erteleme gerçekte yasaklamadır.

6356 sayılı Kanun, Cumhurbaşkanı’na, grevleri erteleme yetkisi de vermektedir:

Madde 63 – (1) Karar verilmiş veya başlanmış olan kanuni bir grev veya lokavt; genel sağlığı veya millî güvenliği, bozucu nitelikte ise Cumhurbaşkanı bu uyuşmazlıkta grev ve lokavtı altmış gün süre ile erteleyebilir. Erteleme süresi, kararın yayımı tarihinde başlar.

(2) Erteleme kararının yürürlüğe girmesi üzerine, 60’ıncı maddenin yedinci fıkrasına göre belirlenen arabulucu, uyuşmazlığın çözümü için erteleme süresince her türlü çabayı gösterir. Erteleme süresi içerisinde taraflar aralarında anlaşarak uyuşmazlığı özel hakeme de götürebilir.

(3) Erteleme süresinin sonunda anlaşma sağlanamazsa, altı iş günü içinde taraflardan birinin başvurusu üzerine uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. Aksi takdirde işçi sendikasının yetkisi düşer.

6356 sayılı Kanun, grevin nasıl uygulanacağına ilişkin düzenleme de getirmiştir.

“Madde 64 – (1) İşçiler greve katılıp katılmamakta serbesttir. Greve katılan işçiler ile lokavta maruz kalan işçiler işyerinden ayrılmak zorundadır. Greve katılmayan veya katılmaktan vazgeçenlerin işyerinde çalışmaları hiçbir şekilde engellenemez. Ancak, işveren bu işçileri çalıştırıp çalıştırmamakta serbesttir.

(2) Greve katılan veya lokavta maruz kalan işçilerin işyerine giriş çıkışı engellemeleri yasaktır.

(3) Grev başlamadan önce üretilen ürünlerin satılmasına ve işyeri dışına çıkarılmasına engel olunamaz.

(4) Greve katılmayıp çalışan işçilerin ürettiği ürünlerin satılmasına ve işyeri dışına çıkarılmasına, işyeri için gerekli maddelerin, araç ve gereçlerin işyerine sokulmasına engel olunamaz. Bu fıkraya göre işlerin görülmesinde 68 inci madde hükümleri uygulanır.

(5) Grev esnasında greve karar veren sendikanın kusurlu hareketi sonucu grev uygulanan işyerinde neden olunan maddi zarardan sendika sorumludur. Yetkili işçi sendikasının kararı olmadan işçi ya da yöneticilerin bireysel eylemlerinden kaynaklanan zararlardan kusuru olan yönetici ya da işçi sorumludur.”

Kanuni grev sırasında işçilerin iş sözleşmelerinin feshedilmeyerek askıya alınması, önemli bir haktır. Ancak 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununda yer almayan ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununa konan bir kısıtlama 6356’da sürdürülmektedir. Bu da grev süresine ilişkin ödeme yapılması ve bu sürenin kıdem tazminatının hesabında dikkate alınması konusunda toplu iş sözleşmeleriyle bir düzenleme yapılamayacağı yasağıdır.

“Madde 67 – (1) Kanuni greve katılan, greve katılmayan veya katılmaktan vazgeçip de grev nedeniyle çalıştırılamayan ve kanuni lokavta maruz kalan işçilerin iş sözleşmeleri grev ve lokavt süresince askıda kalır.

(2) İşveren, grev ve lokavt nedeniyle iş sözleşmeleri askıda kalan işçilerin grev veya lokavtın başlamasından önce işleyen ücretlerini ve eklerini olağan ödeme gününde ödemek zorundadır. Ödemeyi yapacak personel de bunun için çalışmakla yükümlüdür. Aksi hâlde 65 inci maddenin beşinci fıkrası hükmü uygulanır.

(3) Grev ve lokavt süresince iş sözleşmeleri askıda kalan işçilere bu dönem için işverence ücret ve sosyal yardımlar ödenemez, bu süre kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmaz. Toplu iş sözleşmelerine ve iş sözleşmelerine bunların aksine hüküm konulamaz.”

6356 sayılı Kanundaki önemli yasaklardan biri, grevdeki veya lokavta maruz bırakılmış işçinin bu süre içinde başka bir işyerinde ücretli olarak çalışmasının önlenmesidir. Bu durumun tespiti halinde işçinin iş sözleşmesi tazminatsız olarak feshedilmektedir.

“Madde 68 – (1) İşveren, kanuni bir grev veya lokavt süresince, 67’nci madde hükmü gereğince iş sözleşmeleri askıda kalan işçilerin yerine, sürekli ya da geçici olarak başka işçi alamaz veya başkalarını çalıştıramaz. Ancak greve katılamayacak ve lokavta maruz bırakılamayacak işçilerden, ölen, kendi isteği ile ayrılan veya iş sözleşmesi işveren tarafından haklı nedenle feshedilenlerin yerine yeni işçi alınabilir. İşverenin bu yasağa aykırı hareketi, taraf sendikanın yazılı başvurusu hâlinde görevli makamca denetlenir.

(2) Greve katılmayan veya katılmaktan vazgeçen işçiler, ancak kendi işlerinde çalıştırılabilir. Bu işçilere, greve katılan işçilerin işleri yaptırılamaz.

(3) Kanuni bir grev ve lokavt dolayısıyla iş sözleşmeleri askıda kalan işçiler, grev veya lokavt süresince başka bir işverenin yanında çalışamaz. Aksi hâlde işçinin iş sözleşmesi işverence haklı nedenle feshedilebilir. Ancak kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçiler, kanuni haftalık çalışma süresini tamamlayacak süreyi aşmamak üzere başka bir işverenin işyerinde çalışabilir.”

6356 sayılı Yasa, son derece kısıtlı bir “grev” tanımı yapmakta, bu tanım dışında kalan her türlü iş durdurma veya iş yavaşlatma gibi davranışları “kanundışı grev” olarak nitelendirmektedir. Kanundışı grevin ise yaptırımı ise çok serttir. Bu durum, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II/h maddesi ile de pekiştirilmektedir.

“Kanun dışı grev ve lokavtın sonuçları: Madde 70 – (1) Kanun dışı grev yapılması hâlinde işveren, grevin yapılması kararına katılan, grevin yapılmasını teşvik eden, greve katılan veya katılmaya ya da devama teşvik eden işçilerin iş sözleşmelerini haklı nedenle feshedebilir.

(2) Kanun dışı bir grev yapılması hâlinde bu grev nedeniyle işverenin uğradığı zararlar, greve karar veren işçi kuruluşu veya kanun dışı grev herhangi bir işçi kuruluşunca kararlaştırılmaksızın yapılmışsa, bu greve katılan işçiler tarafından karşılanır.”

6356 sayılı Yasanın grev hakkını kısıtlayıcı düzenlemelerden biri, grevin mahkeme kararıyla durdurulmasıdır. Grev hakkının iyi niyet kurallarına aykırı biçimde kullanıldığı iddiasıyla, grev hakkı ortadan kaldırılabilmektedir: “Madde 72 – (1) Taraflardan birinin veya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının başvurusu üzerine mahkemece, grev hakkı veya lokavtın iyi niyet kurallarına aykırı tarzda toplum zararına veya millî servete zarar verecek şekilde kullanıldığının tespit edilmesi hâlinde, uygulanmakta olan grev veya lokavtın durdurulmasına karar verilir.”

Mahkemenin grevi durdurma yetkisine sahip olduğu diğer bir durum, işçilerin dörtte üçünün sendika üyeliğinden ayrılmasıdır. 6356 sayılı Yasanın 75/6. maddesi şöyledir: “Grevi uygulayan sendikanın, yetki tespiti için başvurduğu tarihte işyerindeki üyesi işçilerin dörtte üçünün sendika üyeliğinden ayrıldıklarının tespiti hâlinde, ilgililerden biri grevin sona erdirilmesi için mahkemeye başvurabilir. Mahkemece belirlenecek tarihte grevin sona ereceği ikinci fıkradaki usule göre ilan edilir.”

6356 sayılı Yasanın grev hakkına yönelik kısıtlayıcı diğer bir düzenlemesi, grev gözcülerinin sayısına ve görevlerine ilişkindir: “Madde 73 – (1) İşyerinde grev ilan etmiş olan işçi sendikası, kanuni bir grev kararına uyulmasını sağlamak için güç kullanmaksızın ve tehditte bulunmaksızın kendi üyelerinin grev kararına uyup uymadıklarını denetlemek amacıyla, işyerinin giriş ve çıkış yerlerine, kendi üyeleri arasından en çok dörder grev gözcüsü koyabilir. (2) Grev gözcüleri, işyerine giriş ve çıkışlara engel olamaz, giren ve çıkanları kontrol amacıyla dahi durduramaz.”

6356 sayılı Yasanın mahallin en büyük mülki amirine verdiği bir yetki, grev kırıcılık amacıyla kullanılabilir: “Madde 74 – (1) Mahallin en büyük mülkî amirleri halkın günlük yaşamı için zorunlu olan ve aksaması muhtemel hizmet ve ihtiyaçları karşılayacak, işyerinde faaliyetin devamlılığını sağlayacak tedbirleri alır. (2) Grev ve lokavtın uygulanması sırasında mahallin en büyük mülkî amirinin kamu düzenine ilişkin alacağı tedbirler, kanuni bir grev veya lokavtın uygulanmasını engelleyici nitelik taşıyamaz.”

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ve Sözleşmeli Personel Düzenlemesi

Devlet Memurları Kanunu (14.7.1965 gün ve 657 sayılı; R.G. 23.7.1965) toplu eylem ve grev yasağını düzenlemekte ve bu yasakların ihlali durumunda ağır bir yaptırım getirmektedir: “Toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı: Madde 26 – Devlet memurlarının kamu hizmetlerini aksatacak şekilde memurluktan kasıtlı olarak birlikte çekilmeleri veya görevlerine gelmemeleri veya görevlerine gelip de Devlet hizmetlerinin ve işlerinin yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylem ve hareketlerde bulunmaları yasaktır.”

“Grev yasağı: Madde 27 – Devlet memurlarının greve karar vermeleri, grev tertiplemeleri, ilan etmeleri, bu yolda propaganda yapmaları yasaktır. Devlet memurları, herhangi bir greve veya grev teşebbüsüne katılamaz, grevi destekleyemez veya teşvik edemezler.”

“Madde 125- Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

  1. a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak.”

Türkiye’de 503 bin sözleşmeli personel istihdam edilmektedir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda 4/B statüsünde, kamu idare, kurum ve kuruluşlarında mali yılla sınırlı olarak sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileri hakkında “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar” uygulanır. Bu kişiler grev ve benzeri eylemler konusunda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun hükümlerine tabidir. Sözleşmeli personelin bir bölümü ise 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamındadır ve aynı kısıtlamalara tabidir.

399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname bu kuruluşlarda çalışan sözleşmeli personelin grev yapmasını yasaklamaktadır: “Grev Yasağı: Madde 14 – Sözleşmeli personelin grev kararı vermesi, bu yolda propaganda yapması, herhangi bir greve veya grev teşebbüsüne katılması, grevi desteklemesi yahut teşvik etmesi yasaktır.”

“Toplu Eylem ve Hareketlerde Bulunma Yasağı: Madde 19 – Sözleşmeli personelin, teşebbüs veya bağlı ortaklığın hizmetlerini aksatacak şekilde kasıtlı olarak birlikte çekilmeleri veya görevlerine gelmemeleri veya göreve gelip de hizmetlerin yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylem ve hareketlerde bulunmaları, toplu olarak söz veya yazı ile müracaat ve şikayetleri yasaktır.”

KHK’nın 45. maddesine göre, sözleşme hükümlerine aykırı davranışlarda bulunmanın yaptırımı, sözleşmenin feshi ve sona ermesidir.

Çeşitli Kurumların Kanun ve Yönetmeliklerinde Grev ve Eylem Yasağı

Bu genel düzenlemelerin ötesinde, çeşitli kurum ve kuruluşlara ilişkin kanun ve yönetmeliklerde de grev ve diğer eylem türleri yasaklanmıştır. Bu düzenlemelerden bazıları aşağıda sunulmaktadır:

Özel sektörde çok sayıda çok sayıda güvenlik görevlisi çalışmaktadır. Bu özel güvenlik görevlilerinin grev yapması yasaktır. Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun (10.6.2004 gün ve 5188, R.G.26.6.2004) özel güvenlik personelinin grev yapmasını yasaklamaktadır: “Grev yasağı: Madde 17- Özel güvenlik personeli greve katılamaz.” “Madde 20 – (ı) Grev yasağına uymayan özel güvenlik görevlileri altı ay süreyle özel güvenlik alanında görev alamazlar.”

Sermaye Piyasası Kanunu (6.12.2012 gün ve 6362, R.G.30.12.2012) grev yasağı getirmektedir: “Çeşitli hükümler: MADDE 137/- (2) Bu Kanun uyarınca kurulan ve faaliyet gösteren borsalar ve teşkilatlanmış diğer pazar yerleri, merkezî takas kuruluşları, merkezî saklama kuruluşları ile MKK tarafından yürütülen hizmetlerde grev ve lokavt yapılamaz.”

Sermaye Piyasası Kurulu Personel Yönetmeliği grevi ve benzeri eylemleri yasaklamaktadır: “Yasaklar: Madde 22 – Kurul personeline yasaklanan başlıca hususlar şunlardır: a) Toplu eylem ve grev: Kurul personeli, şikâyet hakkını topluca kullanamaz, hizmeti aksatacak eylem ve hareketlerde bulunamaz, görevden topluca çekilemez, boykot ve direniş yapamaz, görevlerini savsaklayamaz. Kurul personeli, greve karar veremez, grev düzenleyemez, grev ilan edemez, bu yolla propaganda yapamaz, herhangi bir greve ve grev teşebbüsüne katılamaz, grevi destekleyemez veya teşvik edemez.”

Milli Prodüktivite Merkezi Personel Yönetmeliği’nde, işten çıkarma cezası verilecek haller arasında grev ve benzeri eylemler de yer almaktadır: “İşten Çıkarma Cezası Verilecek Haller: Madde 30- İşten çıkarmayı gerektiren fiil ve haller şunlardır: a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla Merkezin huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, tahrike teşvik etmek veya yardımda bulunmak.”

Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Personel Yönetmeliği’nde grev ve her türlü eylem yasaktır. “İşten çıkarma: Bir daha Banka’da çalıştırılmamak üzere işten çıkarmaktır. İşten çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır: a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla Banka’nın huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak.”

Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu Sözleşmeli Personel Yönetmeliği’nde grev yasağı şu şekilde düzenlenmiştir: “Toplu eylemde bulunma yasağı: Madde 28 – (1) Personel, toplu halde görevden çekilemez, boykot ve grev yapamaz, hizmetleri yavaşlatacak veya aksatacak eylem ve hareketlerde bulunamaz.”

Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Personel Yönetmeliği’nde kapsamlı bir yasak vardır: “Toplu eylemde bulunma: Madde 28 − (1) Personel, toplu halde görevden çekilemez, boykot ve grev yapamaz, hizmetleri yavaşlatacak veya aksatacak eylem ve hareketlerde bulunamaz.”

Türkiye Su Enstitüsü Sözleşmeli Personel Yönetmeliği’nde grev yasağı vardır: “Toplu eylemde bulunma: Madde 28 – (1) Personel, toplu halde görevden çekilemez, boykot ve grev yapamaz, hizmetleri yavaşlatacak veya aksatacak eylem ve hareketlerde bulunamaz.”

Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunda Sözleşmeli Statüde İstihdam Edilen Personel Yönetmeliği’nde sözleşmeli personelin grev yapması yasaklanmıştır: “Grev yasağı: Madde 24 – (1) Sözleşmeli personel, grev kararı veremez, grev düzenleyemez, ilan edemez, herhangi bir greve ya da grev girişimine katılamaz, grevi destekleyemez ve teşvik edemez.

(2) Sözleşmeli personel, Ülke ve Kurum yönetimini kötüleyici mahiyette, e-posta, SMS, faks göndermek, medya araçlarından yayın yapmak, pankart dolaştırmak, broşür ve el ilanı dağıtmak veya yapıştırmak gibi toplu ya da ferdî hiçbir eylemde bulunamaz.

(3) Sözleşmeli personel, toplu olarak göreve gelmeme, göreve gelip de Kurumun iş ve hizmetlerini yavaşlatma veya aksatma sonucunu doğuracak eylem ve fiillerde bulunamaz.”

Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunda Memur Statüsünde İstihdam Edilen Personel Yönetmeliği’nde grev ve eylem yasağı vardır: “Grev ve eylem yasağı: Madde 27 – (1) Kurum personeli, greve karar veremez, grev düzenleyemez, ilân edemez, herhangi bir greve ya da grev girişimine katılamaz, grevi destekleyemez ve teşvik edemez.

(2) Kurum personeli, Ülke ve Kurum yönetimini kötüleyici mahiyette, e-posta, SMS, faks göndermek, medya araçlarından yayın yapmak, pankart dolaştırmak, broşür ve el ilânı dağıtmak veya yapıştırmak gibi toplu ya da ferdî hiçbir eylemde bulunamaz.

(3) Kurum personeli, toplu olarak göreve gelmeme, göreve gelip de Kurum iş ve hizmetlerini yavaşlatma veya aksatma sonucunu doğuracak eylem ve fiillerde bulunamaz.”

Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunda İstihdam Edilecek Yabancı Uyruklu Personel Yönetmeliği’nde yabancı uyruklu personel için grev yasağı düzenlenmiştir: “Grev yasağı: Madde 21 – (1) Yabancı uyruklu personel; greve karar veremez, grev düzenleyemez, ilan edemez, herhangi bir greve ya da grev girişimine katılamaz, grevi destekleyemez ve teşvik edemez.

(2) Yabancı uyruklu personel; Ülke ve Kurum yönetimini kötüleyici mahiyette, e-posta, SMS, faks göndermek, medya araçlarından yayın yapmak, pankart dolaştırmak, broşür ve el ilanı dağıtmak veya yapıştırmak gibi toplu ya da ferdi hiçbir eylemde bulunamaz.

(3) Yabancı uyruklu personel; toplu olarak göreve gelmeme, göreve gelip de Kurum iş ve hizmetlerini yavaşlatma veya aksatma sonucunu doğuracak eylem ve fiillerde bulunamaz.”

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Personel Yönetmeliği’nde toplu eylem ve siyasi yasağı vardır: “Toplu eylem ve siyaset yasağı: Madde 22 – (1) Personelin, Ortaklığın hizmetlerini aksatacak şekilde kasıtlı olarak birlikte görevden çekilmeleri veya işe gelmemeleri; hizmetin yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylem ve hareketlerde bulunması; toplu olarak yazılı müracaat ve şikâyette bulunması; siyasi faaliyette bulunması ve siyasi partilere üye olması yasaktır.”

Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği’nde işçileri greve zorlamanın yaptırımı bulunmaktadır: “İş akdi feshi cezası: Madde 59 — Personelin bir daha işe alınmamak üzere Şirketle ilişkisinin kesilmesidir. Aşağıda belirtilen hususlardan birinin tespiti halinde, personele işten çıkarma cezası verilir.

  1. a) Kendisine verilen görevleri Şirketin sorumluluğuna ve zararına neden olacak şekilde yerine getirmemek, nöbet görevini terk etmek.
  2. b) Olağanüstü hallerde zorunluluk olmaksızın ve emir almaksızın işbaşından ayrılmak veya görevini yapmamak.
  3. c) İşçiyi kanun dışı grev veya kanunda yazılı haller ve şartlar dışında greve zorlamak veya teşvik etmek.”

Milli Prodüktivite Merkezi Personel Yönetmeliği’nde grevin cezası işten çıkarmadır:

“İşten Çıkarma Cezası Verilecek Haller: Madde 30- İşten çıkarmayı gerektiren fiil ve haller şunlardır: a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla Merkezin huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, tahrike teşvik etmek veya yardımda bulunmak.”

Türk Standartları Enstitüsü Personel Yönetmeliği’nde grev yasaktır:

“Toplu Eylem ve Hareketlerde Bulunma Yasağı: Madde 25- Enstitü personelinin hizmetleri aksatacak şekilde kasıtlı olarak görevlerinden birlikte çekilmeleri veya görevlerine gelmemeleri veya gelip de hizmetlerin aksatılmasını doğuracak eylemlerde bulunmaları yasaktır.”

“Sendikal Faaliyet ve Grev Yasağı: Madde 26- Personel; 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu ilgili hükümlerine tabidir.”

Sümerbank Holding A.Ş. Sözleşmeli Personel Yönetmeliği’nde grev yasağı vardır:

“Sözleşmenin Feshi Cezası: Madde 98- “Sözleşmenin Feshi” cezasının verilmesini gerektiren fiil ve haller şunlardır: a) İdeolojik ve siyasi amaçlarla Holdingin huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak.”

Sümerbank Holding A.Ş. Personel Yönetmeliği’nde toplu eylem (grev) yasağı vardır:

“Diğer Yasaklar: Madde 8- Toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı, grev yasağı, hediye alma ve menfaat sağlama yasağı, denetimindeki teşebbüsten menfaat sağlama yasağı, gizli bilgileri açıklama yasağı ile ilgili hususlarda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 26-31 inci maddelerinin hükümleri uygulanır.”

“Görevden Çıkarma Cezası: Madde 41- “Görevden Çıkarma” cezasının verilmesini gerektiren fiil ve haller şunlardır: a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla Holdingin huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak,

SONUÇ

Uluslararası Çalışma Örgütü Yönetim Kurulu Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi ve Standartların Uygulanması Konusunda Uzmanlar Komitesi, 87 ve 98 sayılı Sözleşmeleri tamamlayan kararlarıyla, sendikal hak ve özgürlükler açısından önemli düzenlemeler getirmiştir. Türkiye, Anayasamızın 90. maddesi uyarınca, onaylanmış ILO Sözleşmelerine doğrudan uygulanırlık kazandırmıştır. Ülkemizde bugün yürürlükte bulunan ve işçilerin ve kamu çalışanlarının grev hakkını önemli biçimde yasaklayan veya kısıtlayan hükümler, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün yetkili organlarının grev hakkına ilişkin kabul ettiği düzenlemelerle büyük ölçüde çelişmektedir. Anayasanın emredici hükmüne göre, iç mevzuatın onaylanmış uluslararası sözleşmelerle çelişen düzenlemeleri hukuken “YOK” hükmündedir. Ancak bu konuda adım atılabilmesi için Uluslararası Çalışma Örgütü yetkili organlarının bu durumu tespit etmesinin büyük yararı vardır. Bu nedenle grev hakkı konusunda ILO’nun getirdiği yükümlülüklerin iyi öğrenilmesi gereklidir.

DİĞER HABERLER
DIŞ TİCARET AÇIĞINDA 100 MİLYARA BİR ADIM KALDI
DIŞ TİCARET AÇIĞINDA 100 MİLYARA BİR ADIM KALDI

Bir yıl önce 43-44 milyar dolar civarında bulunan yıllıklandırılmış ticaret açığı şimdi 98 milyar dolara dayandı. Bir yılda yüzde 100’den fazla artış oldu.

YUMURTA FİYATINDA SERT ARTIŞ
YUMURTA FİYATINDA SERT ARTIŞ

Gıda fiyatlarındaki artıştan yumurta da etkilendi. Geçen ay tanesi 2 lira olan organik yumurtanın fiyatı 4 liraya yükseldi. Esnaf fiyatların haftalık olarak değiştiğini ifade etti.

EPİSTEMOLOJİK KOPUŞ ENFLASYONDA
EPİSTEMOLOJİK KOPUŞ ENFLASYONDA

TÜİK eylül ayında resmi enflasyonun yıllık yüzde 83,45 olarak hesaplandığını açıkladı. 24 yılın en yüksek enflasyonu yaşanırken iktidar baz etkisine güveniyor. Bu enflasyon hesabı ücret zamlarını etkileyecek.

GIDA SEKTÖRÜNDE 106 BİN 821 ŞİRKET RİSKLİ KATEGORİDE
GIDA SEKTÖRÜNDE 106 BİN 821 ŞİRKET RİSKLİ KATEGORİDE

Hazine ve Maliye Bakanlığı gıda sektöründe, 106 bin 821 şirketi vergisel yükümlülüklerini kısmen veya tamamen yerine getirmeyen mükellef açısından riskli kategorisinde bulunduğunu açıkladı.