Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Belkarper
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Belkarper
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
16 Nisan 2010
TEKEL DİRENİŞİNDEKİ ASMİN’ LERE ARMAĞAN

..

TEKEL DİRENİŞİNDEKİ ASMİN’ LERE ARMAĞAN

ASMİN

 

            Doğduğu topraklarda akan kan toprağa henüz sızmıştı. İnsanlar yağmurun bereketini beklerken kardeş kanı ile beslenmişti toprakları. İşte toz duman içinde geçen günlerin ardından sessizliği bölüyordu bir bebeğin çığlıkları. Samanlığı yıkık köy evinin odasında komşu kadının yardımı ile bir kadın doğum yapmıştı. Yokluk, yoksulluk içinde yaşama merhaba diyordu çığlığıyla adı konulmamış bebek.   

            Anne kan ter içinde kalmıştı. Birden sessizlik oldu, sevincin yerini şaşkınlık, korku, panik aldı. Virane odaya ölüm sessizliği çöktü. Bebek bile sustu çığlığını yüreğine gömdü. Annenin o sessizlikte nefesi duyulmuyordu. Doğum yaptıran köyün deneyimli kadını ağıt yakmaya başladı yatağının başucunda. Köyün kahvehanesinde bulunan babaya doğum müjdesini verdi bir çocuk ve onluk kaptı. Baba daha sonra izmaritini söndürmeden soluğu yoksul hanesinde aldı. Beyaz kumaşa sarılmış bebeğini görünce göz yaşları aktı. Bunlar biraz sonra gelecek ölüm haberinin ağıtları arasında nedir bu diye kendine bile soramadan, yaşlı kadın o uğursuz haberi deyi verdi babaya. Anne bebeği doğurduktan hemen sonra canını teslim etmişti tanrısına. Odayı, evi, sokağı çığlıklar sardı. Baba bebeğini kalbinin hizasına getirip neredeyse yüreğine gömdü. Bu kez dökülen yaşlar hüzün, yalnızlığın ve bebeğinin kaderine dökülüyordu.

            Köyün kadınları evde toplandı. Dilden dile duyuldu ölüm haberi. İmam geldi anneyi inançlarına uygun bir şekilde sonsuzluğa uğurladılar, zılgıt sesleri arasında.Yüksek bir tepenin yamacında bulunan mezarlıkta defnedildi anne, bedeni toprakla buluştu. İkisi için yaşam bu tepenin zirvesinde yeniden başlıyordu. Çünkü baba bebeğini kucağında bulutların sardığı yere getirmişti. Hafif rüzgar esiyor, kuşburnu çalılarının sesi uğulduyordu. Baba kucağındaki bebeğine baktı, mavi gözünden iki damla yaş süzüldü pala bıyığının arasında kayboldu. Yaşlı gözlerle bir bebeğine baktı birde bembeyaz bulutlarla kaplı gökyüzüne. Bebesini havaya kaldırıp adın Asmin olsun dedi. Üç kez kulağına adını mırıldandı.

Baba karısının mezarı başına geldi, sessiz kaldı bir zaman ta ki bebeğin ağlama sesi duyuldu, irkildi, kendine geldi. Gün tepeleri aşıyordu, bebeğinin acıktığını düşündü. Bunu nasıl çözecekti bilmiyordu. Kim emzirirdi Asmin bebeğini, köyün yaşlı kadınına gitti. Köyde sağlık ocağı olmadığı için genelde bu kadın doğumları yaptırıyordu. Ona sordu soruşturdu köyde yeni doğum yapan kadında olmadığı için, bebeğin inek veya koyun sütü ile emzirilmesi gerekti. Baba evindeki koyunlarını sağıp, yaşlı kadına getiriyor kadında Asmin’i göğüs hizasına getirip biberona konan üstle emziriyordu. Günler ayları aylar yılları takip edip geçti. Baba köylünün yardımı ile bebeği büyütmeye çalıştı. Ancak yoksulluk, evde kadın olmamasının verdiği güçlüklere daha fazla dayanamayıp, bıraktı bebeyi yaşlı kadına alıp başını gitti. O günden sonra babayı ne gören oldu nede sesini duyan. Baba sırra kadem basmıştı. Yaşlı kadın okul çağı gelen çocuğa bakamayacağından muhtara haber iletti bir çocukla. Muhtar yaşlı kadının evine geldi. Bir yol bulmak gerekti, çocuğu sağlam bir yere teslim etmenin zamanı gelmişti. Kadın artık yaşını yaşamış, gözü toprağa bakmaktaydı. Muhtar hükümete haber vermek gerek dedi. Pazartesi olsun hele kasabaya kaymakama durumu anlatıp bir yol yordam gösteren olurdu elbet çocuk ortada kalacak değildi ya. 

            Pazartesi oldu, muhtar köyün dolmuşu ile kasabaya iner inmez soluğu hükümet konağında aldı. Kaymakamın yoksullar için toplana heyette görüşmesi bitene kadar bekledi. Tüm işlerinden önemliydi çocuğun durumu. Muhtar saygıda kusur etmedi, Anadolu köylüsünün efendiliği ile selamladı, kaymakam buyur etmeden kapının eşiğinden geçmedi. Kaymakam buyur gir dedi. Hayırdır muhtar sen buralara gelmezdin diye seslenirken, Muhtar sesinin titrek hali ile Asmin’in başına gelenleri anlattı bir solukta, sustu. Kaymakam hele bir soluklan muhtar dedi. Odacıya seslendi, muhtara bir çay getirmesini söyledi. Muhtar soluklandı, odacının getirdiği çayı içti. Kaymakam özel kalemine emir verdi, vakıf müdürünü aradı. Muhtarı ona göndereceğini ve yardımcı olmasını istedi. Kaymakam muhtara gülümseyerek kendisini vakıf müdürünün beklediğini, kendisine anlattığı hadiseyi ona da anlatmasını söyledi ve her şeyin yoluna gireceğini ekledi. Muhtar kaymakama hayır dualar ederek odadan çıktı.

Hükümet konağının giriş katına indi, vakıfın olduğu daireye girdi. Müdürün odacısı köylüsü Himmet dayının oğlu olduğu için hal hatır sordular karşılıklı. Durumdan haberdar olan köylüsü müdürüne kendisinin de yardım etmesi için ricada bulunacağını belirterek müdürün odasına götürdü. Vakıf müdürü muhtarı dinledi. Çocuk için neler yapacağını anlattı. Selametle git muhtarım, Asmin artık devletin çocuğudur. Gereken evrakları sen tamamla biz üzerimize düşen neyse yaparız dedi. Muhtar iç çekti, yüreğine bir serinleme geldi, gözü doldu. Himmet dayının oğlu merak etme bende takip ederim. Hem müdürü hem kaymakam beyi sıkıştırırım.Bebeyi vilayetteki çocuk esirgemenin yuvasına yerleştiririz, sende arada ziyaretine gidersin diyerek Muhtarı rahatlattı.

 Muhtar kasabadaki kendi işlerini halletti, köy dolmuşunun bulunduğu yere geldi. Herkes Muhtara çocuğun ne olacağını, Kaymakam beyin ne dediğini, sorup duruyordu. Muhtar dolmuşta bulunan herkesin duyacağı şekilde birazda kendini överek anlattı. Dolmuş kuşluk vakti tozu dumana katarak yol aldı köye doğru. Gün aştığında dolmuş korna çalarak köye girdi. Yolcular yükleri ile evlerine ulaşmıştı. Muhtar yaşlı kadının yanına vardı. Biraz soluklanmak için kadının verdiği ayrandan içti. Bugün kasabada olan biteni anlattı yüksek sesle, çünkü kadının kulakları ağır işitiyordu. Kadına biraz daha Asmin’e bak yakında çocuk esirgemeden gelip bebeyi alıp yuvaya götürecekler dedi. Yaşlı kadın hüzünlendi altı yıldır torunu gibi baktığı çocuktan nasıl ayrılacağını düşünmeye başlamıştı bile.

 Günler geçti masal gibi bir gün kara bir araba yanaştı-resmi arabalar kara olurdu- Muhtarın evine. Gelenler çocuk esirgemedendi buyur etti misafir odasına. Karısına gelenlere bir şeyler hazırlaması için talimat verdikten sonra görevlilere anlattı çocukla ile ilgili bildiklerini. Görüşme bittikten sonra birlikte misafirlerle bir şeyler atıştırıp, yürüyerek çocuğun bakımını yapan yaşlı kadının evine gittiler. Çocuk esirgemeden gelen sosyal hizmet uzmanı yaşlı kadın ile görüştü, çocuğu diğer odada oynarken gördü, ona selam verdi, cebinden çıkardığı kaymaklı bisküviden verdi. O sessizlik içinde aralarında sanki yoğun bir konuşma geçmiş gibiydi göz göze geldiler. Çocuk biraz çekindi, kaldığı eve ilk kez bunca tanımadığı insanlar geliyordu. Görevli Asmin’in at bağı şeklinde örülü saçını okşadı, odadan çıktılar. Muhtara, görüşmenin bittiği hazırlanacak rapordan sonra validen acil onay alınacağı, ardından telefon edildikten sonra  çocuğun iki gün sonra çocuk yuvasına teslim etmeleri gerekeceği tembih edildi. Görevliler kara arabaya binip köyden ayrıldı. Muhtar yaşlı kadına durumu anlattı. Güneş yakın ve uzak tepeleri oradan dağları aşmış, hava serinlemişti. O akşam her tüten ocağın başında yediden yetmişe çocuğun altı yılık yaşamı ve kaderi konuşuldu.

Asmin tüm bu olan bitenden habersiz yaşlı kadının anlattığı ve asla unutamayacağı padişahın kızı masalı ile derin bir uykuya daldı, kaderinin kendisine çizdiği yoldan habersiz…

Tıpkı masallardaki gibi öykülerde de zaman çabuk geçer, kişiler ve olaylar çabuk büyür herkes muradına erermiş. Gel zaman git zaman muhtara vilayetten telefon gelmiş Asmin’in korunma altına alınması mahkeme tarafından kabul edilmiş. İldeki çocuk esirgeme yuvasına teslim edilmesi için en kısa sürede getirilmesi gerekmiş. Muhtar telefonun diğer ucundaki yetkili ile görüşmesini bitirdikten sonra telefonun ahizesini yavaşça yerine koymuş. Bir taraftan sevinirken diğer taraftan da hüzünlenmiş, bir damla yaş yüzünden akıp kaybolmuş. Elinin tersi ile yüzünü sildikten sonra ihtiyar kadının evine doğru hızlı adımlarla yola koyulmuş. Yaşlı kadının evi köyü ikiye bölen derenin diğer ucunda, yürüme mesafesiyle beş on dakika sürmekte. İhtiyar kadın ve çocuk gündelik yaşamın akışında gelişmelerden habersiz zaman geçirmektedir.

Muhtar sağ elini yumruk yapıp, eskimiz kapıya iki kez hızlı ve tok bir ses getirecek şekilde vurdu. İçerden kadın geldim geldim diye seslendi. Kadın kendi kendine kim acaba bu vakit kapıyı çalan diye düşündü. Kapıyı açtı ki karşısında muhtar soluk soluğa kalmış. Kadın buyur etti. Muhtar içeri girmek istemedi. Kapı arasından hele bana bir soğuk su ver de yüreğimi serinleteyim dedi. Kapının önündeki bir kütüğe oturdu. Kadın içeriden bir tas su getirdi, muhtar nefes almadan içti ardından söze girdi. Kadın bak beni iyi dinle, Asmin’i hazırla vilayetteki çocuk esirgeme yurduna götüreceğim. Büyük küçük ne eşyası varsa bir heybeye koy. Öğleden sonra köyün dolmuşu ile götürüp teslim edeceğim. Ben de dolmuşçuyu bulayım da haber vereyim. Hadi ben gidiyorum. Sen çocuğu hazırla. İhtiyar kadın bende sizinle geleyim. Şu ölümlü dünyada ya görürüm ya da göremem. Hiç değilse gittiği yere kadar bende geleyim de son görevimi yapayım diyerek muhtarın ardından seslendi.  Muhtar tamam gel dedi,  sesi zor duyuluyordu. Çünkü epey uzaklaşmıştı. Büyük adımlarla köy kahvesine gitti. Dolmuşçuyu buldu durumu anlattı.

Dolmuşçu da köy odasından anons ettirdi. köyün korucusu duyduk duymadık demeyin ey ahali, öğleden sonra vilayete gidilecek, işi olanlar dolmuşun kalkacağı kahveye çıksın. Köyde bir uğultu bir fısıltı başladı. Herkesi bir merak saldı. Köyün dolmuşu haftada bir gün giderdi sabah erken. Hiç öğleden sonra dolmuşun vilayete gittiği ne duyulmuş ne de görülmüştü. Bu arada ihtiyar kadının evinde biranda bir hüzün, sıkıntı kapladı. Yaşlı kadının dünyası Asmin’le dolmuş, evi neşelenmiş, bir bebenin varlığı yaşlı kadına sanki yeni bir hayat katmıştı sanki onun sayesinde ağrıları bitmiş, oraya buraya koşturacak enerjiyi bulmuştu kendinde. Ya çocuk gittikten sonra ne yapacaktı. Evde kendinden başka kimsenin sesi çıkmıyordu. Dışarıdan bakanlar bu evde canlı var mı yok mu bilemezdi. Tekrar bu yalnızlığın getireceği hüzne çocuğu gibi sevdiği, sahip çıktığı bebeden ayrılmanın acısı yüreğini acıttı, bir bıçak saplanmıştı sanki. Bu duygularla kadın Asmin’in yanına gitti. Onunla ağır ağır konuştu kucağına aldı bir süre tuttu. Çocuğa ait ne varsa hepsini bir heybeye doldurdu. Kendisi de en güzel kıyafetlerini giyip hazırlandı. Güneş yükseldi, öğlen yemeğini yediler son kez . Çocuğu kucağına, heybeyi de omzuna alıp kahvenin yolunu tuttu. Muhtar ona seni evden alırız demişti ama o biraz daha çocuğa sarılmak vakit geçirmek için yürümeyi seçmişti.  Kadın kahveye gelince kahvedekilerin ve yola çıkacakların bütün merakı sona ermişti. Asmin  vilayetteki çocuk esirgeme yurduna götürülüyordu. Köylü şaşkındı. Çünkü şimdiye kadar köylerinden kimsenin çocuğu devlet yurduna verilmemişti. O nedenle köylülerde karışık duygular içerisinde birbirlerine bakıp, kısık sesle konuşuyorlardı. Çocuk ise bu olup bitenlerden habersiz kadının kucağında sağa sola bakınıyor. İlk kez geldiği kahve ve köy meydanındaki insanları ürkek gözleriyle süzüyordu.

Muhtar da vilayette belediye reisi ve vali yardımcısı ile köyün işlerini görüşmek için evraklarının olduğu çantası elinde kahveye geldi. Muhtar dolmuşçuya seslendi dolmuşçu da vilayete gidecek yolcu kalmasın diyerek seslenip direksiyonun başına geçti. Yolcular bindi, araba ağır ağır tozlu yolu geçerek ilerledi korna çalarak. Yol boyunca araba doldu. Tamam denilen vakitte köyden çıkıldı, birkaç köy geçtikten sonra kasabanın benzinliğinde duruldu, çocuk ve diğer yolcular ihtiyaçlarını giderdikten sonra tekrar yola çıktılar. Bu kez asfalt yoldan dolmuş adeta kayarak ses çıkartmadan ve sallanmadan gidiyordu. Asmin cam tarafına oturmuştu. Nereye gittiklerini bilmediği gibi ilk kez gördüğü yol kenarındaki şeylere anlam veremediğinden dili döndükçe annesi bildiği kadına bir şeyler soruyordu. Bir zaman sonra  vilayete geldiler.

Hükümet konağının orda yolcular indi muhtar çocuk esirgemenin yerini sordu kapıdaki poliste tarif etti. Dolmuş tekrar yola koyuldu yarım saat geçti geçmedi etrafı duvarlar ve demir parmaklıklarla çevrili, ağaçlar içerisinde bir büyük binanın olduğu bahçeden ilerleyerek vardılar. Araç parka çekildi. Muhtar, kadın ve çocuk indi, büyük çam ağaçlarının arasından geçerek çocuk yuvasının idare bölümüne geçtiler. Bir görevli müdürün odasına yönlendirdi. Asmin hiç görmediği kadar çocuk ve insanla dolu bir binada şaşkınlıkla etrafına bakıyordu. Müdürün odasında oturdular, yuvanın sosyal hizmet uzmanı geldi. Hoş beş ettikten sonra çocuğun kabul işlemleri tamamlandı. Bir bakıcı anne geldi, çocuğu elinden tutup, kopardı yaşlı kadından elinden, duygusal anlar yaşanıyordu. Herkes gözyaşlarını içine akıtırken çocuk çığlık çığlığa inletiyordu etrafı kolay mı kendisine onca zaman analık eden kişiden ayrılmak. Çocuk ve bakıcı anne uzun bir koridordan geçip kayboldular. Muhtar yuva müdürüne çocukla ilgili her şeyi anlattı, yudumlamaya çalıştıkları çayın buğusu içinde. Kısa görüşmeden sonra çocuğu teslim eden muhtar ve kadın yuvadan ayrıldı.

Asmin yaşlı gözlerle etrafı gözlüyordu. Odada büyüklü küçüklü onlarca çocuk koşuşturuyor, oynuyordu. Bazıları yanına gelip kim olduğunu soruyor bazıları da uzak duruyordu, tıpkı kendisi gibi… Bu anları ömrünün geri kalan bölümünde hiç silinmeyecek şekilde benliğine kazımıştı, siyah beyaz bir fotoğraf olarak. O akşam kalabalıkta ne kadarda yalnız olduğunu anladı. Oysa köyünde kendisine bakan kadının evi sessizdi ama ona daha kalabalık geliyordu. Koca iki yürek vardı. Oysa burada çok kişi vardı ama kime nasıl seslenecek, kendisinin farkına kim varacaktı. Başı ağrıdığında, ateşi çıktığında ya da karnı aç olduğunda kim ilgilenecekti, kim başını okşayıp yavrum diyecekti.

Tüm çocuklar yatmış etrafta çıt çıkmıyordu, sokakta sahipsiz dolaşan itlerin ulumasından başka. Asmin yatağında ana karnındaki gibi kıvrılarak uykuya daldı, yalnız ve bilmediği bir geleceğe…

Çocuk yuvasında yaşam evdeki gibi değildi. Sabahtan akşam yatana kadar planlanmış bir yaşam sürülüyordu. Okula giden çocuklar olduğu gibi yuvada 24 saatini geçiren okul çağına gelmemiş çocuklarda vardı. Asmin de bu çocuklardandı. Zamanın akışında yuvaya alışmaya çalıştı çocuk. Kısa sürede maviş gözleri sarı saçları ve sempatik hareketleri ile herkesin sevgisini kazandı. Yuvanın maskotu olmuştu. Ziyarete gelenler onu göremeden gitmiyordu. Çocuğun kalabalık içindeki yalnızlığı en çokta akşamları yaşanıyordu. Çünkü yaşlı kadın gibi burada ona uyurken veya kucağına alınırken masal anlatan yoktu. Zamanın akışından mevsimlerin geçişi hızlanmıştı sanki. İlkbahar,yaz,sonbahar kış birbirini kovaladı. Bir sonbahar daha geldi. Sonbaharın gelmesi demek Asmin’in okula başlaması demekti. Artık o da beyaz yakalık siyah önlüklü, saçları iki yandan örülü, elinde beslenme çantası ile okullu oluyordu. Çok heyecanlıydı. Her tarafta bir koşturmaca yaşanıyordu. Yuvanın yanındaki okula başlayacaktı. Aynı yatakhaneden arkadaşları ile yeni bir dünyaya açılıyorlardı. O gece uyuyamadı. Yüzünü hiç görmediği annesini, babasını, yaşlı kadını düşündü. Bu mutlu günde onlarda yanında olsaydı keşke diyerek bir iç çekti, sessizce ağlamaya başladı. Gecenin sessizliğinde kimse duymadı, herkes uyuyordu. Sabahın ilk ışıkları perdenin arasından odayı aydınlatırken tam bir curcuna başladı. Bakıcı anneler çocukları kaldırdı, eller yüzler çabucak yıkandı, okul giysilerini giyildi hep birlikte kahvaltıya geçildi. Bir uğultu içinde yenen yemekten sonra bakıcı annelerin ellerinden tutulup okul yoluna konuldu. Asmin’in yüreği serçe gibi kıpır kıpırdı, okulun ilk günü su gibi geçti. Günler günleri, yıllar yılları kovaladı. Topraklarına ve sevdiklerine hasret ilkokulu başarı ile bitirdi. 

Okuldaki ve yuvadaki öğretmenlerine göre Asmin’in renklere olan merakı ve sürekli elinde kalem önüne gelen yere bir şeyler çizmesi az görülür bir durumdu. Bazen bu çizimler yüzünden azar işittiği olmuştu. Diğer çocuklarda resim derslerinde yapamadıkları resimleri Asmin’e çizdirirdi. Özellikler yuvalar arası resim yarışmalarında yaptığı resimler ve aldığı derecelerle yuvada herkesin maskotu olmayı da başarmıştı. Nerde bir resim etkinliği olsa onun resmi seçilir ve gönderilirdi. Gözleri gibi mavi rengi her resminde bir köşeye kondururdu. O zaman bu resmin Onun tarafından çizildiği hemen belli olurdu. Asmin gerek okul gerekse resim de aldığı başarılarını hep eksik kutladı. Yüreğinde anlamını çözemediği bir sızı ve kocaman bir boşluk vardı, en çokta annesinin kendisi ile gurur duymasını isterdi. Dilinin dişine takılması ile kendini anlatmaya başladığı zamanlar bir başka şirin oluyordu. İlkokulu bitirmesiyle onun için yeni bir yolculuk daha başlıyordu. 12 yaşını da doldurmasıyla kız yetiştirme yurduna gönderilecekti, bunu öğrenmişti yaşayarak. Çünkü yasa öyle diyordu. On iki yaşını dolduran çocuklar illerinde yetiştirme yurdu yoksa ailelerine en yakın ildeki yurda gönderilirdi. Asmin’in de babası arayıp sormadığı nerede olduğu bilinmediğinden yetiştirme yurtlarından birine nakil edilecekti. En sevdiği ablaları  teker teker yuvadan ayrılıyordu. Şimdi sıra kendine gelmişti. Sonbahar hem sevinç hem de hüzündü yaşayan için, çocuklar büyüyüp yurda gittiği için sevinir, arkadaşlarından onlara bakan yuvada çalışanlardan ayrıldıkları içinde hüzün ve gözyaşı dökerlerdi. Hep ağlamak zorunda mıydı kendisi gibi yuva çocukları diye düşündü Asmin. Şimdi ayrılma ve gözlerin nemlenmesi sırası ona gelmişti.Yaz mevsiminde arkadaşları ile deniz kampına gittiler. O arkadaşlarından belki bazıları il aynı yurda gidecekti beklide bir daha asla görüşemeyeceklerdi. Bu nedenle yaz aylarının geçmesini hiç istemedi Asmin.

Yapraklar dökülmeye havanın esintisi insanın içini titretmeye başlamış, serinleyen havadan artık sonbaharın geldiği anlaşılmıştır. Yuvanın bahçesindeki ıhlamur ve çınar ağacının yaprakları dökülmeye başlamıştı bile.  Asmin’in ve 12 yaşına giren diğer çocukların yurtlara nakli ile ilgili yazışmaları çoktan tamamlanmıştı. Okullar açılmadan bir hafta önce bir sayfa liste geldi. Asmin iki arkadaşı ile birlikte aynı kız yetiştirme yurduna gidiyordu. Bu haberi duyduğunda heyecanlanmış hemen arkadaşının yanına gitti. Onunla gidecekleri yerle ilgili planlar yapmaya başladı. Hiç susmuyordu. Önüne gelene sarılıyor, anlatıyordu. Bakıcı annesinin gözleri doldu kendi çocuğu gibi sevdiği Asmin’den ayrılıyordu. Hiç kendisini üzmemişti. Hatta bir de onun resmini yapmıştı parka giderken el ele tutuşurken çizmişti.

Sonbahar kendini iyiden iyiye hissettirdiği bir gün yuvanın meslek elemanı  Asmin ve iki arkadaşını odasına çağırdı. Yarın yeni kuruluşlarına gideceklerini, kendisinin teslim edeceğini, yeni kuruluşlarının  kuralları hakkında bilgi verdi. Asmin arkadaşları ile sosyal servisten ayrıldı. Bakıcı anneleriyle eşyalarını birlikte topladılar. En sevdiği bebeği dışından başka bir oyuncak koymadı çantasına, sevdiği giysilerden de koyduktan sonra bavul kapatılıp ertesi gün yola çıkacak şekilde dolabın yanına kondu. O akşam çok uzun geldi, gökyüzünde ışıl ışıl bir gece vardı. Akşam dokuzda yattılar.

Yuvada gün şafak vakti canlanır, her yerde çocuk sesleriyle çınlar, kahvaltıya gidenler elini yüzünü yıkayanlar tatlı bir koşturmacadır çocuklar için bu durum en çokta anneler yorulur bu saatlerde. Kahvaltı yapıldı, Asmin ve iki arkadaşı gördükleri ile vedalaştı. Resmi araç kapıda çalışır vaziyette onları bekliyordu. Sonbaharın güneşli bir sabahı yolculukları başlamıştı. Yol boyunca biraz konuştuktan sonra uykuları gelen küçükler şekerlemeye daldı. Şoför ve yuvanın meslek elemanı uzun yolda sohbete daldılar. Güneş düzlüklerin üzerinde boy veren ağaçların arasından sarımsı bir ışık huzmesi ile resimlerdeki gibi güzel bir görüntü veriyordu. Karayolunun uzaktan kesiştiği yerde beli belirsiz bir caminin minareleri görünüyordu. Kente yaklaştıkça minarelerin boyu uzuyordu sanki. Yeni binaların arasından geçen yol boyunca börekçi dükkanları yer almaktaydı. Sokak lambalarının direkleri çiçeklerle  süslenmişti. Kent merkezine gelince onlarca eski çeşitli medeniyetlere ait yapılar sıralanmıştı. Uzaktan minarelerini gördükleri caminin heybeti karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler. İlerledikçe birbirinden güzel eserler karşısında sessizce izlediler. Dört yol ağzına geldiklerinde trafiği yönlendiren  polise yaklaşıp kız yetiştirme yurdunun yerini sordu şoför. İki yanı tarihi eserlerle çevrili caddeden döndüler. Sanki 20. yüzyılda değil de daha eski bir zamana yolculuğa çıkmışlardı. Osmanlı, Rum, Yahudi mimarisi ile zengin kale içi denilen semtte hem yurdun yerini arıyor hem de bu büyünün biraz daha sürmesi için oyalanıyorlardı. Balık pazarı caddesinden ara yola saptıklarında karşılarında ahşap beyaz boyalı eski olmasına karşın gelenleri ayakta karşılayan muhteşem iki katlı bir bina duruyordu. Binanın ana giriş üzerindeki balkonda tabelada aradıkları yurdun adı yazıyordu.  Yurdun bulunduğu sokak ve çevresindeki binalarda halen insanlar yaşıyordu. Kentin yüzlerce yıllık tarihini solumanın bulunmaz bir fırsatı karşılarına çıkmıştı görevlilerin. Gelmeden önce kentle ilgili biraz araştırma yapmışlardı ama bu kadar güzel bir kent göreceklerini tahmin bile edememişlerdi. Çocuklar uyandırıldı. Yarı uyanık yarı uykulu halleri ile çocuklar kocaman beyaz boyalı ahşap binaya girdiler. Çocuklar şaşkındı çünkü geldikleri yuva betondan yapılmış ve çok büyüktü nerdeyse insan içinde kaybolurdu.  

Kapıdaki görevli binanın içeriden sağ tarafında bulunan müdürün odasına yönlendirdi misafirleri. Müdürün odasının karşısında memur odası yanında da nöbetçi amir odası ve öğretmenler odası vardı. Müdürün odasında çocukların kabulü yapıldı. Birer çay içildikten sonra ana giriş kapının tam karşısında görünen iki kapı ile açılan yatakhaneye yurt temsilcisi tarafından alındı çocuklar. Yaşlarına göre ayrılmıştı yurdun yatakhanesi. Bu yurt aslında toplantı ve tiyatro vs. etkinlikler yapılması amacıyla yıllar önce yapılmış daha sonra çocuk esirgeme yurdu olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yurtta 70 çocuk kalıyordu. 18 yaşını dolduran çocuklar yurttan ayrılıyor onların yerine Asmin ve arkadaşları gibi 12 yaşına giren çocuklar geliyordu. Dışarıdan büyük gibi görünün bu yer aslında geniş bir ailenin yaşayacağı kadar şirin bir yerdi aynı zamanda. Binanın üst katında balkonun olduğu yerde televizyon ve ders çalışma odası, yanında eşyaların konduğu ambar ve çocukların işlemlerinin yapıldığı sosyal servis yer alıyordu. Girişin altında ise mutfak, yemekhane, banyo ve tuvaletler yer almaktaydı. Yurt temsilcisi Asmin ve arkadaşlarını yurdu tanıtmak için gezdirdikten sonra tekrar müdürün odasına getirdi.  Burada şoför, meslek elemanı çocuklarla vedalaştı ve geldikleri yoldan geri dönmek üzere yola çıktılar. Minareler ve çanların gökyüzüne nakşedildiği kenti bir daha görmek üzere arkalarında bırakıp gecenin karanlığına sürdüler arabayı. Onların yolculuğu devam ederken, Asmin ve arkadaşlarının etrafını sarmıştı çoktan yurttaki kızlar. Her taraftan soru yağmuruna tutulmuşlardı. Onlarda dilleri döndükçe anlatmaya çabalıyorlardı. Akşam yemeğini hep birlikte yediler oysa yuvada her grup kendi odasında yiyordu.  Yemekten sonra etrafı yüksek duvarlarla çevrili üzerinde sarmaşıkların olduğu ve kocaman bir ıhlamur ağacının yanında bulunan çardağın altında oturdular. Gece bekçisi, nöbetçi amiri, bulaşıkçılar işlerini bitirip hep birlikte çay içtiler. Asmin çayı çok sevmezdi, bir bardak çayı zor içti. Burada konuşanlar sürekli ona ve arkadaşlarına kızan deyip duruyordu. Acaba niye diyorlardı onlara bu soruyu kendine sorarak yatakhaneye gitti ve başını yastığa koyduğu gibi derin bir uykuya daldı. Uykusunda bir nehir üzerinde kurulu taş köprüden geçmiş, uzun bir yol görünüyordu. Yolun her iki yanına koca koca ağaçlar sıralanmıştı. Ağaçların olduğu ve yanından nehir geçen bir parkta sallanıyor, etrafta sincaplar dolaşıyordu.

Asmin ertesi gün ve sonrasında kalkın sabah oldu diyen bir sesle uyandı. Bu kalkışlar hiç yuvadaki bakıcı annesinin yanına gelip, başını okşayarak kalk yavrucum sabah oldu diye  çıkardığı sese benzemiyordu. Asmin de yerine uyum sağlayan her çocuk gibi birkaç gece altını ıslattığı da olmuştu.  Hem burada artık yatağını kendisi toplamak zorundaydı. Yurtta kalan çocuklar arasında liste yapılır herkesin görevi adının karşısına yazılırdı. Bu liste ve görevler belirli aralıklarla değişirdi. Temizlik personeli genel temizlik işlerini yaparken çocuklar da onlara yardımcı olurdu. Çünkü buradan ayrıldıktan sonra yaşamlarını sürdürmeyi öğrenmek zorundaydılar. Tıpkı aile yanında kalan çocukların ailesine yardımcı olduğu gibi…

 

Her yetiştirme yurdunda yaşandığı gibi bu yurtta da benzer şeyler yaşanarak zaman akıp geçiyordu. Akrep ve yelkovan, ilkbahar- yaz, Ocak-Şubat ardı sıra dizilmiş 365 gün sırayla dalından düşen yaprak gibi düşüyordu takvimlerden. Yıllar geçiyordu anlayacağınız. Asmin de her çocuk gibi buradaki yaşamında kimi zaman hüzün  kimi zaman da sevinç, yalnızlık kalabalık içinde kendini ısbatlamaya, büyükleri tarafından verilen görevleri ve öğütleri tutmaya çabalıyordu. Çünkü bu sayede daha başarılı, yaşam daha bir umutla bakabilecekti. Çalıştıkça karne notlarının yanına takdir teşekkür belgesi getiriyordu. Yurda gelen uyum sağlamayıp, kurallara uymayan, sokaklarda dolaşan ve kaybolup giden çocukların hikayesini dinlerken iç geçiriyor, onların yaşadığı bu şeylerin kendi başına gelmemesi için  her gece yatmadan önce şükrediyordu.

Asmin büyüdükçe aklı yettikçe neden yuvaya verildiğini, neden yurtta olduğunu anlamaya başlamıştı. Hep öğretmenlerinin ve gönüllü ağabey ablaların yanında zaman geçirmekten hoşlanıyor, onlardan bir şeyler öğrenmenin coşkusunu yaşıyordu. Öğrendikçe daha çok şey soruyor, sordukça yeni bilgiler ediniyordu. Resim yaparak yeni dünyalar kuruyordu hayallerini resme döküp herkesi şaşırtıyordu, yaptığı resimleri soranlara anlattıkça. Birçok resim yarışmasında ödüller almış, onun için bir köşe oluşturulmuştu. Yurdun duvarlarında O’nun resimleri asılıydı. Ne olmak istediği sorulduğunda. Hiç tereddüt etmeden ressam olacağım diyordu. Yaşadığı kentte küçük ressam olarak anılmaya başlanmıştı. Kentte yapılan şenlik ve özel günlerde büyüklerin katıldığı resim sergilerine katılıyor, en çokta onun resimleri dikkat çekiyordu. Yaşam hep böyle resimlerin güzel ahengi gibi olmuyordu tabiî ki. Asmin güzel resim yapıyordu ama yaşadığı kentte güzel sanatlar lisesi olmadığı için düz liseye yazdırılmıştı. Oysa O kitaplardan araştırıp hayranı olduğu ressamlar gibi iyi resim yapmak, onlar gibi adı kitaplarda geçsin istiyordu. Asmin lisede de güzel resimler yapmaya devam etti. Ancak lise dersleri biraz zordu ve kredili sistem getirilmişti. Diğer çocukla gribi O da bu sisteme uyum sağlamakta zorlanmıştı. Ortaokuldaki gibi dersleri yüksek değildi artık. Üç yıl çabucak geçti. Yurtta çalışanlar ve çocuklar kocaman bir aile olmuşlardı. Buna karşın çocuklar gerçek ailelerini sorgulamaya neden yurtta kaldıklarını anlamaya çalışıyordu. Kimi bu soruların yanıtını veriyor kimi ise veremiyordu.  Asmin biraz daha şanlıydı aslında. Çünkü kendisini arayıp soran olmadığı için evinin burası kalan çocukların kardeşleri ve çalışanları da ailesi olarak görmeyi kabullenmiş bu da onun yaşama daha olumlu ve gerçekçi bakmasını sağlamıştı. Yaşam ile yüzleşirken daha az kırılıyordu kalbi belki. Bu güçlü yanı ile diğer arkadaşlarına sırdaş oluyor, yeni gelen çocuklara ablalık yapıyor, onlara her türlü desteği vermeye çalışıyordu. Bütün bu destek ve öğütlere karşın bazı çocuklar yurtta kalmayıp, yaşamı bir eğlence görüyor ve kaçıp izlerini kaybettiriyorlardı. Bazı ablalar geliyordu yurda Onlar da burada yetişmiş devlet onları işe yerleştirmişti. Ama bazıları da yurtta kalmayıp hep macera peşinde koştukları için pişmanlıklarını dile getirdikleri, okumadıklarını büyüklerinin sözlerini zamanında dinlemedikleri için şimdi zor şartlarda yaşamaya çalıştıklarına dair  anlatıyorlardı her gelişlerinde. Asmin rüyasında gördüğü O taş köprüden gerçekten geçip, iki yanı ağaçlarla çevrili yolun kenarındaki parkta piknik yaptı, salıncağa bindi, durgun akan nehrin kenarında hayaller kurdu. Yazları çocukların bazıları ailelerine izine gidiyor, gidemeyenlerde deniz kampında gönüllerince eğlenip, tatilin keyfini çıkartıyorlardı.

Asmin ve kendisi ile gelen iki arkadaşı birbirlerinden hiç ayrılmamışlar üçü de liseyi bitirmişti. Yaşamın artık başka bir süreci başlıyordu onlar için. Üniversite sınavında başarılı olamamışlardı. Yurttan bir arkadaşları ingilizce bölümünü kazanıp başka bir şehirde okuyacaktı. Asmin için sınav sonucunu öğrendiği gün tıpkı ilk kez yuvaya geldiği günde hissettiği gibiydi. Kendini suçladı, kızdı, konuşmaz oldu, yatağının bir ucuna kıvrılıp o güzel gözlerinden dökülen damlalarla hıçkırıklar içinde ağladı.  Bu durma sadece kendisi değil onun sınavı kazanacağına inan herkes şok geçirmişti. Ama yapacak bir şeyde kalmamıştı. Bu gerçeği kabullenmek zorundaydılar. Yaşam insana her zaman istediği şeyleri vermiyordu. Asmin ve arkadaşları da ne ilkti ne de son olacaktı. Yaşamın sonu olmadığını biliyordu ama bu duyguların yaşanması kaçınılmazdı. 

Okulunu tamamlayan üniversiteye devam etmeyen çocukların onsekiz yaşını doldurduğu için korunma kararları kaldırılıyordu. Çünkü çocuklar korunma altına alınırken mahkeme on sekiz yaşına kadar korunma kararı veriyordu. Asmin ve diğer arkadaşları için ayrılık zamanı gelmişti. Kimi ailesine, kimi akrabasına, hiç gidecek yeri olmayanlarda işe girene kadar yurtta misafir ediliyordu. Asmin üniversite sınavını kazanamadığı için biran önce işe girmeye karar verdi. Yurdun sosyal hizmet uzmanın odasına gitti. Bu kararını onunla da paylaştı. İşe girmek için sınav kağıdı gelene kadar misafir olarak kalması yönünde hem fikir oldular.

Dört ay sonra postacı elinde bir sürü mektupla yurdun kapısını çaldı.Tekel korunmaya muhtaç çocuklardan sınavla eleman alacaktı. Bir mektupta Asmin için gelmişti. Müdür Asmin’i odasına çağırdı müjdeli haberi verdi, bu haberle buruk bir sevinç yaşadı. İlk geldiği ve evi gibi gördüğü bu sıcak aile ortamında artık son günlerini yaşıyordu. Diğer yandan da artık büyümüş, kendi ayakları üzerinde durması için bir fırsat doğmuştu. Eninde sonunda buradan bir gün ayrılacağını biliyordu. Böyle güzel anlarla ayrılmak en güzeliydi. Çünkü bazı çocuklar on sekiz yaşını doldurmadan korunma kararı kaldırıp aile ve yakınlarına teslim ediliyordu. Kendisinin gidecek bir yeri olmadığı için devlet onu büyütmüş, okutmuş, sahip çıkmış, şimdi de işe yerleştiriyordu. Çok şanslıydı, halen onlarca çocuk sokaklarda çalışıyor veya yaşıyordu. Bütün bunları düşündü. Hemen sınava başvuru için gerekli belgeleri tamamlamaya başladı. Böylece yaşam mücadelesinin bir başka boyutu içine girmişti. 

Yurt çalışanları Asmin’e çok alışmıştı. Bir yandan onun gitmesini istemiyor diğer yandan da biran önce iş sahibi olsun istiyorlardı. Herkesin duygu ve düşüncelerini şaşkınlık ve hüzün kaplamıştı. O büyük gün gelip çatmıştı. Asmin tüm evraklarını tamamladı, ertesi günde sınav olacağından sınava gireceği şehirdeki yurtta misafir kalması için gerekli görüşmeler yapıldı.

Asmin sınav belgelerini teslim etti. Sınav süresince misafir kalacağı yurda geldi. Kendisi gibi başka şehirlerden gelenlerle karşılaştı. Bunların arasında  yuvadan arkadaşları da vardı. Onları görünce çok sevindi, anıları tazelediler, ertesi gün sınav olmasına karşın gece geç vakte kadar sohbet ettiler. Şafak sökmüş, güneş kendini iyice hissettirmeye başlamıştı. Asmin ve arkadaşları  kahvaltı yaptı, yurdun servisi sınavın yapılacağı yere bıraktı. Yurttan ayrılan çocuklar arasında yapılacak olan bu sınavda başarılı olanlar bundan sonra tekel’in çeşitli birimlerinde görev alacak kazanamayanlar ise başka bir sınavda tekrar kendi arasında yarışacaktı taki  bir işe girene kadar…

Sınavdan sonra Asmin yurduna döndü, herkes onun yolunu gözlüyordu. Gelir gelmez müdürün odasına girdi. Ardından diğer personelde geldi. Herkes Asmin’in sınav sürecinde yaşadıklarını dinliyordu. Bu heyecanı memurluğa başlayan odadakilerde hatırlayıp onlarda anılarını paylaştı. Birer çay içildikten sonra memurlarda işinin başına geçti, Asmin’i koridorda bekleyen çocuklar biran önce yatakhaneye gelip olan biteni kendilerine anlatmalarının sabırsızlığı içindeydiler. Çünkü onlarda bu süreçten geçecekti. Müdürün odasından çıkar çıkmaz Asmin’in kolundan tutan birkaç meraklı onu yatakhaneye doğru çekti. Yatakhanede yurt temsilcisinin yatağının ucuna iliştiler, bir yumak gibi olmuşlardı. Bazı çocuklar pencereyi açmış sigaranın dumanını dışarı üfleyerek biraz da kıskançlıkla Asmin’e laf atıyorlardı. Sen hayal kuruyorsun, üniversiteyi kazanamadın, bu sınavı da kazanamazsın diye. Asmin bu sözleri duyunca ayağa kalkacak gibi oldu., yurt temsilcisi ondan önce davranıp sert bir ses tonu ile pencereye doğru yöneldi, kesin sesinizi. Siz önce okullarınızı bitirin yurdun kurallarına uyun öyle konuşun diye çıkıştı. Burada sigara içmeyin diye uyarmayı da ihmal etmedi.  Diğer çocuklarda yurt temsilcisinden güç alarak mırıldandı. Asmin yaşadıklarını bir masalcı gibi anlattı. Akşam yemeğinden sonra televizyon odasında birkaç arkadaş geç saatlere kadar oturdular. yaşamlarını tekrar tekrar anlattılar kimi zaman ağladılar kimi zaman eğlenip, birbirleri ile dalga geçtiler. Nöbetçi amiri yatakların bazılarının boş olduğunu görünce televizyon odasına gitti. Çocukların orda olduğunu gördü. Vaktin geç olduğunu artık uyumaları gerektiğini söyledi. Çocuklar nöbetçi amire iyi geceler diledi ve odalarına geçtiler. Nöbetçi amiri Asmin’e sen nöbetçi odasına geç biraz konuşalım dedi. Nöbetçi amiri her yeri kontrol etti, yatakhanede üzeri açık olan çocukların üzerini örttü, altını ıslatan birkaç çocuğu tuvalete kaldırdı. Mutfakta sabah kahvaltısını hazırlayan  bekçiye çay demlemesini söyledi, odasına geçti. Asmin, nöbetçi amiri ve aynı zamanda grup sorumlusu olan ablasının kendisine ne söyleyeceğini merakla bekliyordu. İkisi yatakhanenin giriş kapısı yanındaki odada sohbet etiler, bir süre sonra bekçi taze demlenmiş çay ve gece kahvaltısını getirdi. Asmin çıkmak istedi. Nöbetçi amiri onunda kendileri ile kalıp kahvaltı yapmasını istedi. Özellikle okul tatillerinde ve deniz kampında gece geç saatlerde kahvaltı yapılır, oruç tutulduğu zamanda  birlikte sahura kalkılırdı. En sevdikleri kahvaltılık ise patates kızartması ve ekmeğe sürülen salçaydı. Hizmetli personel çocuklara yaşı ne olursa olsun kızan, çocuklarda kadınlara anne, erkeklere ise dayı derdi. Yıllarca birlikte yaşamanın samimiyeti ve sıcaklığı ile büyük bir aile olmuşlardı ama ya gerçek anne babaları, Onlar neredeydi sahi? Bir çoğu anne ve babasını görmeden yetişiyor, on sekinden sonra yalnız başlarına yurttan ayrılıp kendilerine yakın hissettikleri akrabalarının yanına gidiyor ya da yurttan ayrılan birkaç arkadaşı ile ev tutup yaşamaya çalışıyordu. Asmin bu konuda şanslıydı. Zaman akıp geçti yine deniz kampına hazırlık yapıldığı bir dönemde Asmin’in adının yazılı olduğu zarf geldi. Sosyal hizmet Uzmanı Asmin’i odasına çağırttı. Heyecanla koşarak üst kattaki sosyal servise geldi. Zarfı çabucak açtı ve sınavı kazandığını öğrendi. Sevinç göz yaşlarıyla teşekkür ederek odadan çıktı. Tahta merdivenlerden ikişer üçer atlayarak arkadaşlarının oturduğu bahçedeki çardağa attı kendini.  Herkes kutladı, yurt temsilcisi akşama eğlence yapalım dedi. Bu kararlarını ve haberi müdüre iletmek için iki üç kişi odasına gitti. Müdür haberi almıştı ama Asmin’den duymak istemişti birde. Gururları olan çocuk artık uçuyordu yuvadan. En güzel anlardan biriydi bu. Çocukları gibi sevdiği kendilerine emanet edilen çocukların büyüdüğünü görmek ve onları iyi birer yurttaş olarak yetiştirme. Zor ve emek isteyen bir uğraştan sonra Asmin ve birkaç arkadaşı daha devlet işine giriyordu. Müdür odasında çocuklarla duygularını paylaştı, hepsinin Asmin gibi olmasını istedi. Yurtta bayram havası esiyordu. Herkes yoğun ve stresli geçen zamanlardan sonra bu güzel haberlerle biraz olsun nefes alıyordu.

Akşam yemeğinden sonra televizyon odasında tarihi binada çocuklar gönüllerince eğlendi. Bu bina kim bilir nelere tanıklık etmişti. İnsanlar gelip geçiyor bina ise tüm ihtişamı ile gelenleri, gidenleri selamlıyordu.

Asmin bir hafta daha yurtta kaldıktan sonra arkadaşları ve kendinse emeği olan personel ile vedalaştı. İlk gün nasıl ağladı ise ayrılırken de öyle ağladı. Ağlamanın yaşı ve cinsiyeti yoktu. Ayrılık ne amaçla olursa olsun hep hüzündür. Yurdun her yerine sinmişti nefesi tıpkı kendisinden önce ayrılanların nefesi gibi.  En çokta ıhlamur altında içilen çayları ve akıtma yapıp yedikleri, bekçiden habersiz ambardan aşırdıkları ekmek ve üzerine sürdükleri salçanın lezzetini  ve deniz kampındaki günlerini unutmayacaktı. Birkaç arkadaşı uğurlamak için otogara birlikte gittiler.

Otogarda otobüs çalışır vaziyetteydi, saatler tükenmişti. Artık arkadaşlarına ve kente vedalaşma zamanı gelip çatmıştı. Muavin İstanbul yolcusu kalmasın diye iki kez yolcuları uyardı. Bagaj kapıları kapandı. Yolcular otobüse binlerken, Asmin  uğurlamaya gelen arkadaşları ile kucaklaştı sanki ayrılmak istemiyordu gözleri doldu. Otogarda ağlamaya kimse bir şey demezdi nasıl olsa, göz yaşları yüzünden aktı öylece. Biletini kontrol etti, yerine oturdu. Arkadaşları ile otobüs hareket edip ayrılana kadar el sallaştılar.  Otobüsün kaptanı kornaya basarak kalanlara hoşça kal der gibiydi. Evet yıllar önce Asmin için yalnız başlayan bir yolculukta ara istasyonda durulmuş, yine yalnız bir yolculuğa ara verdiği istasyondan yeniden başlıyordu. Bu yaşamın ta kendisiydi. Artık  ne yuva ne de yurttaki arkadaşlar ne de ona destek olan akıl veren insanlar vardı. Koca bir dünyaya yelken açan geminin kaptanı gibiydi. Bundan sonra yaşamının tüm sorumluluğu kendisine aitti. Ya rotasını doğru çizip diğer mutlu insanla gribi yaşayacaktı ya da…   Bunları düşünerek yol çizgilerini izledi bir süre. Otobüs mola vermeden geldi son durağına. Yolcular bir bir yakınları ile görüşüp ayrıldı gardan kimi de gideceği yere ulaşmak servise bindi. Asmin’i bir arkadaşı karşıladı. O da yurttan ayrılmış, bir kurumda çalışıyordu. Birlikte otogar’ın içinden geçen metroya binip ayrıldılar.

Yol boyunca suskun kaldılar, arar ara soru cevap şeklinde geçti konuşmaları. Aksarayda metrodan inip biraz yürüdükten sonra da belediye otobüsüne bindiler. Asmin hiç bu kadar uzun yolculuk yapmamıştı bir kente. Bu İstanbul ne kadar da büyüktü git git bitmiyor. Arkadaşının evine vardılar. Sobalı iki göz bir yerdi. Kiralar yüksek olduğu için ancak bu kadarını tutabilmişti arkadaşı. Şimdi iki kişi oldular ya daha iyi bir eve taşınabilirlerdi. Hem Asmin soba yakmayı bilmiyordu, yurt kaloriferli ve sıcacıktı, her şeyleri karşılanıyordu. Her şeyin en iyisini yiyip-içiyor, en güzel kıyafetleri giyiyorlardı. Grup sorumlularının verdiği günlük harçlık dışından çok parası hiç olmamıştı. O günler artık geride kalmıştı. Artık kendi kazandığını kendi harcayacak istediğini alacaktı, bu düşünce gülümsetti. Düşüncelerden ve yolun yorgunluğundan olsa gerek Asmin’in uykusu geldi. En hoşuna giden şeyde uyumaktı, acılarını ve hüzünlerini uyku ile yeniyordu. Uyuyunca rahatlıyor yeni bir güne hazırlanıyordu. Bu akşamda öyle oldu. Dışarısı cıvıl cıvıl renga renk olmasına karşın akşam yemeğinden sonra arkadaşının hazırladığı odada uyudu. Nasıl olsa yaşamının geri kalan bölümü İstanbul’da geçecekti. Günler torbaya girmedi ya bol bol gezecekti arkadaşı ile İstanbul’u.

Asmin sabah erken kalktı. Arkadaşı ile birlikte kahvaltı yapıp, işe başlayacağı yere gittiler. Otobüs ve metro duraklarını numaralarını bir kağıda yazdı. Etrafı iyice gözlemliyordu. İnsanlar oradan oraya koşuşturuyordu. İstanbul’da bir yerden bir yere gitmek yurtta kaldığı kente göre çok karmaşık gelmişti. Çalışacağı tekel binasının personel birimine evraklarını teslim etti. Görevliler işlemlerini tamamladı. İş yapacağı birime gönderdiler. Çok heyecanlı olduğu her halinden belliydi ama içinde bir rahatlıkta vardı. Yurtlardan yetişmiş kendisi gibi yüzlerce kişinin çalıştığını öğrenmişti.  İlk gün çok zor geçti. Çünkü her hangi bir iş yapmadı, ne yapacağını bilmiyordu. Gelen giden evrak bölümüne verdiler. Bir süre orada çalışacak sonra esas işlerin yapılacağı yere; acı tütünün kokusunu içine kadar çekeceği birime başlayacaktı. Asmin sigara içmezdi. Sigaranın yapıldığı can damarı tekel’in bir elemanı olmuştu artık. Tekel ülke ekonomisine büyük katkı sağlıyor, on binlerce insan çalışıyor, binlerce tütün üreticisinin de hayat kaynağı oluyordu. Tütün çelişkili bir bitki gibi görünüyor. Varlığı ile hem insanlara yaşam sağlıyor hem de tütünün işlenmesi sonucu olan sigara içilmesi sonrasında bazı insanların sağlığını kaybetmesine ve ölmesine yol açıyordu. Yaşam çelişki ve çekişmelerle dolu. Ülkenin en önemli gelir kaynağı ve diğer bitkilerin üretimi yapılamayan yerlerinde üretildiği için tütün O bölge insanının da kurtarıcısı oluyordu. Tütün üretimi ile milyarlarca liranın döndüğü piyasa ekonomisinde tabiî ki devletin elinde olan bu işe ve gelire göz diken ülke içindeki ve dışındaki zenginler bunu kendileri lehine nasıl çevirirler diye yıllardır uğraşıyorlar. Bu kurumunda özelleştirilmesini istemekteydiler. Asmin bu kurulmuş dünya düzeninden habersiz girdiği işe sevinerek günlerini geçirmeye başladı. İlk maaşını alınca ne yapacağını şaşırmıştı.Çünkü hiç o kadar parası olmamıştı. Yurtta günlük harcayacağı kadar el harçlığı alıyordu grup sorumlusundan. Hem bu kadar parayı ne yapacaktı. Ev arkadaşı parasını tasarruf etmesi ve nasıl harcayacağı yönünde telkinde bulundu. Evin ihtiyaçlarını aldıktan sonra banka hesabında bıraktı geri kalan parasını. Para biriktirip bu evden ilk fırsatta çıkmalarını planladı iki arkadaş. 

Asmin birkaç yıl idari işler biriminde çalıştıktan sonra sigara üretim yerine geçti. Burası emek yoğun çalışılan makine gürültüsünün olduğu ama insanların daha samimi birbiri ile sırdaş olduğu bir yerdi. Kendisi gelmeden orda çalışanlar her şeyini öğrenmişti. Kendilerinden biri olan Asmin’e sahiplendiler. Üretim şefi de bir yurtta büyümüştü. Onu gayet iyi anlıyordu. Zaman geçtikçe Asmin kendisine ikinci bir yurt bulmuştu o da tekeldi. Çünkü o da bir vatan parçasıydı. Binlerce insanın ekmek kapısıydı. Fabrikalarda çalışan işçiler zaman zaman toplanıp hakları ve gelecekleri, ülkede olup bitenlerle  ile ilgili eğitimlere katılıyordu. Asmin’de bu toplantıların birine davet edildi. O toplantıda hiç duymadığı şeyler duyuyordu. İş, emek, sermeye, kapitalizm, sosyalizm, sendika, örgütlenme, özelleştirme, işçi sınıfı, burjuva sınıfı, patron böyle uzayıp giden cümlelerle zihninde şimşekler çakılmıştı. Oysa ne okulda ne de kaldığı yurtta bunlar öğretilmemişti kendisine.

Asmin yaşamın içine girdikçe ne kadar çetrefilli ve zor olduğunu, insanların dışarıdan görüldüğü gibi hiçte rahat yaşamadığını öğrenmeye başladı. Bir süre sonra fabrikadaki diğer çalışanlar gibi O da iş kolundaki sendikaya üye oldu.  Ülke gündeminde işçilere yapılan bir hak gaspında basın açıklamaları yapılıyor, iş bırakma eylemleri yürüyüşler yapılıyor Asmin’de katılıyordu. Ancak bu kolay olmuyordu. İçinde hep bir korku ve endişe vardı. Kendini geliştirmeye ve okumaya başladıkça düşüncelerinin de geliştiğini kendine olan güvenin arttığını gördü. Bir gün fabrikaya kadın gazeteci geldi. İşçi kadınlarla 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ile ilgili söyleşi yapacaktı. Sendikanın kadın kolu sorumlusu Asmin’in de aralarında bulunduğu üç kadınla söyleşi yapılmasına karar verdiler. Fabrikanın sendika temsilciğinde yaşamlarından kesitler sundular. Tabiî ki Asmin’in yaşamı muhabirin dikkatini  çektiği için onunla yapılan söyleşi daha uzun sürdü.   Gazetenin hafta sonu ekinde bu söyleşi yayınlandı ve çok ses getirdi. Asmin ve arkadaşı fabrikaya yakın bir yerden ev tuttular. Bu evde kendilerini daha mutlu hissetmeye başladılar kendi zevklerine göre döşediler.

Asmin hafta sonları fırsat buldukça kaldığı yurdu ziyarete gidiyordu. Oradaki çocuklara ablalık etme sırası ona gelmişti. Yurttaki öğretmenleri, çalışanlar onunla övünç duyuyordu. Çocuklara yaşamda böyle başarılı ablaları örnek veriyorlardı. Asmin de akşamları televizyon odasında etrafını saran çocuklara okumanın, iyi insan olmanın erdemini, güzelliğini anlatıyordu. Anılarla geçen zaman hüzün katıyor yaşlı gözlerine.

Asmin’in yapması gereken bir şey daha vardı.  Yıllık iznini köyünde geçirmeye karar verdi. Acaba kendisine kol kanat gerenler yaşıyor muydu? Şimdi bilinci daha yükselmiş, geçmişiyle yüzleşme zamanı gelmişti. Alış veriş yaptı ve İstanbul harem otogarından bindiği otobüs onu kasabada bıraktı. Köy dolmuşlarının yerini sordu bir taksiciye. Taksici abla istersen köyüne biz götürürüz dedi. Ama O dolmuşu ile gideceğini söyledi. Tarifi aldıktan sonra kasabada sürüdü bir süre. İçi içine sığmıyordu, yıllar sonra köylüleri ile karşılaşacaktı. Bakalım tanıyan olacak mıydı? Bir dolmuşun üzerinde köyünün adını okudu dolmuşa yaklaştık&

DİĞER HABERLER
CARGİLL’E KARŞI ULUSLARARASI SANAL MİTİNG BU AKŞAM 21.00’DE DAVETLİSİNİZ..!
CARGİLL’E KARŞI ULUSLARARASI SANAL MİTİNG BU AKŞAM 21.00’DE DAVETLİSİNİZ..!

Bu akşam (17 Nisan Cumartesi) saat 21.00’da Cargill Türkiye’de anayasal hakları için mücadele verdikleri için işten atılan kardeşlerimizi desteklemek için, IUF ile dünya çapındaki kardeş sendikalarla birlikte “Biz Cargill 8’lisiyiz” yazan bir çıkartma ve İngilizce tek sayfalık bir broşürü paylaşarak sanal miting düzenliyoruz.

ADKOTÜRK İŞVERENİNDEN İŞÇİ KIYIMI
ADKOTÜRK İŞVERENİNDEN İŞÇİ KIYIMI

Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren Adkotürk’te örgütlenen Tekgıda-İş Sendikası’nın hukuki mücadelesi zaferle sonuçlandı.

MERKEZ BANKASI ENFLASYON DÜŞÜŞÜNE DESTEK VERMEDİ!
MERKEZ BANKASI ENFLASYON DÜŞÜŞÜNE DESTEK VERMEDİ!

-Merkez Bankası faizi yüzde 19’da tutarak “faiz indirimi yoluyla enflasyonu düşürme politikası”na destek vermemeyi tercih etti.

-PPK açıklamasında faizin enflasyonun hep üstünde tutulacağı da belirtildi. Şu durumda faizi aşağı çekerek enflasyonu düşürme ve piyasaları canlandırma politikasını terk mi ettik?

AHLAK VE İYİ NİYETE UYMAYAN İŞÇİNİN FESHİ
AHLAK VE İYİ NİYETE UYMAYAN İŞÇİNİN FESHİ

Geçtiğimiz hafta işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile fesihlere ilişkin SGK çıkış kodu değişikliği yapıldı. SGK’nın 2021/9 sayılı Genelgesi ile işten ayrılış nedenleri tablosundaki “29- İşveren tarafından işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile fesih” kodu çıkarılmış ve “41-” nolu koddan sonra gelmek üzere bir dizi yeni işten ayrılış kodu düzenlendi.