Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
26 Eylül 2022
ÖZELLEŞTİRME KONUSUNDA TÜRK-İŞ’İN AÇIKLAMALARI (1998-2003 DÖNEMİ)

Özelleştirme sürecinin başladığı ve hızlandığı dönemde, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan işçilerin çok büyük bölümü Türk-İş’e bağlı sendikalarda örgütlüydü.

ÖZELLEŞTİRME KONUSUNDA TÜRK-İŞ’İN AÇIKLAMALARI  (1998-2003 DÖNEMİ)

TEKGIDA-İŞ SENDİKA AKADEMİSİ

Türk-İş’in yetkili organları ve genel başkanları, özellikle 1990’lı yıllarda önem kazanan ve 2003 yılından itibaren çok büyük boyutlara ulaşan özelleştirme politika ve uygulamalarına karşı çeşitli açıklamalarda bulundular. Bu açıklamalar, özellikle koalisyon hükümetlerinin görev yaptığı 1992-2002 döneminde daha fazlaydı. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında özelleştirmelerin çok daha büyük boyutlara erişmesine karşın, Türk-İş’in açıklamaları ve tepkileri geçmişle kıyaslandığında çok daha hafif oldu. Türk-İş’e bağlı bazı sendikaların özelleştirmeleri engellemek amacıyla verdikleri mücadele, genellikle hak ettiği desteği Türk-İş’ten alamadı; bazı istisnalar dışında genellikle açıklamalarla sınırlı kaldı.

Türk-İş’in özelleştirme karşıtı açıklamaları genellikle kamu kurum ve kuruluşlarının satılmasıyla sınırlıydı. Sosyal güvenlik sisteminin yaşlılık aylığı ayağının özelleştirilmesine karşı da tavır alındı. Özelleştirmenin bir biçimi olan taşeronlaşmaya karşı da açıklamalar yapıldı. Ancak sağlık hizmetlerinin ve eğitimin özelleştirilmesi konusunda önemli bir tepki gösterilmedi.

Türk-İş yetkili organları özelleştirme konusunda çeşitli kararlar aldı. 1998-2003 döneminde alınan kararların bir bölümü aşağıda sunulmaktadır:

1998 – 2003 DÖNEMİ AÇIKLAMALARI

Türk-İş 12 Mart 1998 günü Başbakan Mesut Yılmaz ile görüştü ve işçilerin sorunlarını kendisine iletti. İletilen metinde özelleştirme konusunda aşağıdaki tespit ve talepler yer alıyordu:

“Özelleştirme, Ülkemizin ve halkımızın çıkarları aleyhinde işlemekte, usulsüzlük ve çıkar sağlama konusunda çeşitli iddialara ve dedikodulara yol açmakta ve birçok örnekte de görüldüğü gibi, yaygın işçi kıyımına neden olmaktadır.

“Özelleştirme durdurulmalıdır. Hukuk devleti yılı olarak ilan ettiğiniz 1998 yılında, özelleştirmenin iptali veya yürütmenin durdurulması konusundaki mahkeme kararları geciktirilmeksizin uygulanmalıdır.”

Türk-İş Başkanlar Kurulu 24 Mart 1998 günü toplanarak güncel gelişmeleri değerlendirdi. Yapılan açıklamada özelleştirme uygulamalarına yine açıkça karşı çıkıldı:

“Özelleştirme durdurulmalı; sosyal hukuk devleti korunmalı ve geliştirilmeli; yapılmış özelleştirmelerin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı uyarınca yerel mahkemelerce verilmiş iptal ve yürütmeyi durdurma kararları uygulanmalıdır.

“Başkanlar Kurulumuz, özelleştirme tehdidine karşı yaygın ve güçlü bir mücadele sürdüren TES-İŞ Sendikamızın kayyıma götürülmesini üzüntüyle karşılamakta, ufak hesaplar nedeniyle sendikacılık hareketine büyük zarar verenleri ve onların destekçilerini kınamaktadır.”

Türk-İş Başkanlar Kurulu, 31 Temmuz 1998 günü yaptığı toplantısında, Özelleştirmeye Karşı Sosyal Devleti Koruma Komisyonu oluşturdu. Kararın konuya ilişkin bölümü şöyleydi:

“Türk-İş Başkanlar Kurulu, ülkemizin, halkımızın ve işçi sınıfımızın çıkarları aleyhinde işleyen, sosyal devleti yok etmeyi amaçlayan, ulusal ekonomimizin ve ulusal savunmamızın temel dayanaklarına büyük zarar veren, ülkemizin bütünlüğü ve bağımsızlığı açılarından büyük sakıncalar taşıyan, üretimde ve istihdamda azalmalara neden olan, kamu eğitim ve sağlık hizmetlerini ve SSK’yı çökerten,  kamu mallarını uluslararası ve yerli sermayeye ve mafyaya yağmalatan, taşeronlaşmaya, kaçak işçiliğin yaygınlaşmasına ve sendikasızlaştırmaya yol açan özelleştirme uygulamalarına karşı, Türk-İş Genel Sekreteri’nin başkanlığında ve Petrol-İş, Selüloz-İş, Tes-İş, Hava-İş ve Liman-İş Sendikalarımızın Genel Başkanlarından oluşan ve Türk-İş Yönetim Kurulu’na karşı sorumlu bir “Özelleştirmeye Karşı Sosyal Devleti Koruma Komisyonu” kurmuştur. Bu Komisyon, Türk-İş Yönetim Kurulu ve Başkanlar Kurulu’nun alacağı kararlar uyarınca, KİGEM’le de işbirliği içinde, gerekli teknik çalışmayı yaptıracak, kamuoyunun bu konuda daha doğru bir biçimde bilgilendirilmesini sağlayacak, bu konuda tavır birliği içinde olunulan kişi ve kuruluşlarla işbirliği ve güçbirliğini geliştirecek ve Sendikalarımızın bu alandaki çalışmaları arasında koordinasyon sağlayacaktır.”

Türk-İş Başkanlar Kurulu, 31 Temmuz 1998 günü yaptığı toplantısında, özelleştirme konusunun siyasi tavır açısından da son derece önemli olduğunu karara bağladı: “Türk-İş siyasi partilerden bağımsızdır. Türk-İş, yukarıda belirtilen zararlarına rağmen özelleştirmeyi savunan, taleplerimize kulaklarını tıkayan ve IMF’nin taleplerine öncelik verenlere karşı, seçimlerde aktif bir siyasi tavır içinde olacaktır.”

Türk-İş Başkanlar Kurulu 30 Eylül 1998 günü yaptığı toplantısında da özelleştirme karşısındaki açık tavrını sürdürdü:

“Kamu kurum ve kuruluşlarımız, ekonomik kalkınmanın ve bağımsızlığın, sosyal devletin ve ulusal bütünlüğümüzün temel dayanaklarıdır. Türk-İş Başkanlar Kurulu, özelleştirmenin durdurulmasını, kamu kurum ve kuruluşlarının çağdaş teknolojiyle donatılmasını ve özerk ve demokratik bir yapıya kavuşturulmasını talep etmektedir. Türk-İş Yönetim Kurulu, özelleştirme konusundaki gerçeklerin kamuoyuna duyurulması ve gerektiğinde her türlü meşru ve demokratik mücadelenin verilmesi ve işçi sınıfımızın ülke çapında üretimden gelen gücünün ve halkımızın özellikle siyasi gücünün harekete geçirilebilmesi ve etkili bir biçimde kullanılması için, “Özelleştirmeye Karşı Sosyal Devleti Koruma Komisyonu’nun önerilerini de dikkate alarak, her türlü yayını ve ilgili tüm kişi ve kuruluşlarla görüşme ve toplantıyı yapacaktır. Başkanlar Kurulumuz, yüzbinlerce tütün üreticisini ve milyonlarca tüketiciyi koruyan TEKEL’in 1997 yılında 46 trilyon lira kar etmiş olmasına rağmen, özelleştirilerek ve yabancılaştırılarak uluslararası sigara tekellerine devredilmek istenmesini protesto etmekte, BAT sözleşmesinden vazgeçilmesini istemekte, TEKGIDA-İŞ Sendikamızın ve tüm Sendikalarımızın özelleştirmeye karşı verdiği meşru ve demokratik mücadeleyi tüm gücüyle desteklemekte ve bu meşru mücadeleyi bütünleştirerek daha da geliştirme kararlılığını ifade etmektedir.”

Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral, Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun 24 Mart 1998 günlü toplantısını açarken yaptığı konuşmada özelleştirme konusuna ağırlık verdi. Konuşmanın ilgili bölümleri aşağıda sunulmaktadır:

“Türk-İş kurulduğu günden bugüne kadar hükümetlerden birçok hak talep etmiştir; ancak bunların bir bölümü elde edilebilmiştir. Geçtiğimiz yıllarda da aynı durum yaşanmıştır. 1982 Anayasası ve diğer anti-demokratik mevzuat istediğimiz gibi değiştirilmemiştir. Enflasyon, işsizlik, göç, yoksulluk gibi temel sorunlar, bütün uğraşmalarımıza rağmen, devam etmektedir. Yağma ve talan biçiminde süren ve işçi kıyımına neden olan özelleştirme ve taşeronlaşma ile mücadelemiz sürmektedir.

“Birçok sendikamız gibi, Türkiye Maden-İş ve Tes-İş Sendikalarımız özelleştirmeye karşı örnek bir mücadele verirken, Tekgıda-İş ve Deri-İş Sendikalarımız toplantılar düzenlerken, Türk-İş olarak biz onların yanlarındaydık. Başkanlar Kurulumuz 23 Aralık 1997 günü Yatağan’da toplandığında, olağanüstü genel kurul isteyenlerden kaçı yanımızdaydı? Bugün özelleştirmeyle mücadele edilmediğini söyleyenler, dün özelleştirmeyi savunmadılar mı? Bugün hala özelleştirmeyi savunmuyorlar mı?

“Özelleştirmeye karşı büyük bir mücadele veren Tes-İş Sendikamızın kayyıma götürülmesi de büyük bir olaydır. Özelleştirmeye karşı örnek bir mücadeleyi sürdüren sendikalarımızdan Tes-İş ‘in kayyıma götürülmesi, inanmıyorum ki, özelleştirmecileri ve yandaşlarını sevindirmiştir.”

Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun 30 Temmuz 1998 günlü toplantısında onaylanan kararda da özelleştirmeye açıkça karşı çıkılıyordu:

“Türk-İş Başkanlar Kurulu, ülkemizin, halkımızın ve işçi sınıfımızın çıkarları aleyhinde işleyen, sosyal devleti yok etmeyi amaçlayan, ulusal ekonomimizin ve ulusal savunmamızın  temel dayanaklarına büyük zarar veren, ülkemizin bütünlüğü ve bağımsızlığı açılarından büyük  sakıncalar taşıyan, üretimde ve istihdamda azalmalara neden olan, kamu eğitim ve sağlık hizmetlerini ve SSK’yı çökerten, kamu mallarının uluslararası  ve yerli sermayeye ve mafyaya yağmalatan, taşeronlaşmaya, kaçak işçiliğin yaygınlaşmasına ve sendikasızlaştırmaya yol açan özelleştirme uygulamalarına karşı,  Türk-İş Genel Sekreteri’nin başkanlığında ve Petrol-İş, Selüloz-İş, Tes-İş, Hava-İş ve Liman-İş Sendikalarımızın genel başkanlarından oluşan ve Türk-İş Yönetim Kurulu’na karşı sorumlu bir “Özelleştirmeye Karşı Sosyal Devleti Koruma Komisyonu” kurmuştur. Bu Komisyon, Türk-İş Yönetim Kurulu ve Başkanlar Kurulu’nun alacağı kararlar uyarınca, KİGEM’le de işbirliği içinde, gerekli teknik çalışmayı yaptıracak kamuoyunun bu konuda daha doğru bir biçimde bilgilendirilmesini sağlayacak, bu konuda tavır birliği içinde olunulan kişi ve kuruluşlarla işbirliği ve güç birliğini geliştirecek ve sendikalarımızın bu alandaki çalışmaları arasında koordinasyon sağlayacaktır.

“Türk-İş siyasi partilerden bağımsızdır. Türk-İş, yukarıda belirtilen zararlarına rağmen özelleştirmeyi savunan, taleplerimize kulaklarını tıkayan ve IMF’nin taleplerine öncelik verenlere karşı, seçimlerde aktif bir siyasi tavır içinde olacaktır. Başkanlar Kurulumuz Türk-İş ve bağlı sendikalarımızın seçimlerde izleyeceği somut tavrı ve atacağı ortak adımları belirlemek amacıyla, özel gündemle ayrı bir toplantı yapacaktır.

“Başkanlar Kurulumuz, SSK’nın veya sunduğu hizmetlerin çeşitli biçimlerde özelleştirilmesine karşı çıkmakta, SSK’nın sorunlarının işçi-işveren-hükümet görüşmeleri temelinde çözüme kavuşturulmasını talep etmektedir.

“Başkanlar Kurulumuz, özelleştirilmelerin iptaline veya bu konudaki yürütmenin durdurulmasına ilişkin yargı kararlarının, hukuk devleti anlayışının gereği olarak, uygulanmasını istemektedir.”

Türk-İş Başkanlar Kurulu, 30 Eylül 1998 günü yaptığı toplantısı sonrasındaki açıklamasında da özelleştirme saldırısına dikkat çekti ve bu konuda mücadeleyi yükseltme kararını aldı. Açıklamanın ilgili bölümü şöyleydi:

“Kamu kurum ve kuruluşlarımız, ekonomik kalkınmanın ve bağımsızlığın, sosyal devletin ve ulusal bütünlüğümüzün temel dayanaklarıdır. Türk-İş Başkanlar Kurulu, özelleştirmenin durdurulmasını, kamu kurum ve kuruluşlarının çağdaş teknolojiyle donatılmasını ve özerk ve demokratik bir yapıya kavuşturulmasını talep etmektedir. Türk-İş Yönetim Kurulu, özelleştirme konusundaki gerçeklerin kamuoyuna duyurulması ve gerektiğinde her türlü meşru ve demokratik mücadelenin verilmesi ve işçi sınıfımızın ülke çapında üretimden gelen gücünün ve halkımızın özellikle siyasi gücünün harekete geçirilebilmesi ve etkili bir biçimde kullanılması için, ‘Özelleştirmeye Karşı Sosyal Devleti Koruma Komisyonu’nun önerilerini de dikkate alarak, her türlü yayını ve ilgili tüm kişi ve kuruluşlarla görüşme ve toplantıyı yapacaktır.  Başkanlar Kurulumuz, yüz binlerce tütün üreticisini ve milyonlarca tüketiciyi koruyan TEKEL’in  1997 yılında 46 trilyon lira kar etmiş olmasına rağmen,  özelleştirilerek ve yabancılaştırılarak uluslararası sigara tekellerine devredilmek istenmesini  protesto  etmekte, BAT sözleşmesinden  vazgeçilmesini istemekte, TEKGIDA-İŞ Sendikamızın ve tüm sendikalarımızın özelleştirmeye karşı verdiği meşru ve  demokratik mücadeleyi tüm gücüyle desteklemekte ve bu meşru mücadeleyi  bütünleştirerek daha da geliştirme kararlılığını ifade etmektedir.”

Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun 30 Eylül 1998 günlü toplantısında alınan karar uyarınca, 15 Ekim 1998 günü Ankara’da Selim Sırrı Tarcan Kapalı Spor Salonu’nda, sosyal devletin korunması ve özelleştirme konusunda bilgi verilmesi amacıyla, Türk-İş’e bağlı sendikaların Genel Merkez Yöneticilerinin¬ tüm Şube Başkanlarının ve Ankara ve civar illerden Şube Yöneticilerinin ve işyeri sendika temsilcilerinin katılımıyla büyük bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıda oybirliğiyle kabul edilen sonuç bildirgesinde de özelleştirmeye karşı açık bir tavır alındı.

“15 Ekim 1998 günü Ankara’da Selim Sırrı Tarcan Kapalı Spor Salonu’nda Türkiye’nin dört bir tarafından gelerek toplanan Türk-İş üyesi Sendikaların Genel Merkez Yöneticileri, Şube Başkanları ve Yöneticileri, İşyeri Sendika Temsilcileri ve Baştemsilcileri ve Üyeleri, ülkemizin, halkımızın ve işçi sınıfımızın acil sorunlarını, taleplerini ve uyarılarını, kamuoyuna, Hükümete, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Değerli Üyelerine ve siyasi partilerimize bir kez daha duyurmaktadır.

“Türk-İş, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısının bütünlüğünün ve bağımsızlığının, Atatürk ilkelerinin ve temsil ettiği aydınlanma ve çağdaşlaşma ülküsünün, laik ve demokratik sosyal hukuk devletinin, insan haklarının ve parlamenter demokratik düzenin yılmaz savunucusudur ve bu temel ilkeleri, nereden ve hangi gerekçeyle gelirse gelsin, her türlü saldırıya karşı korumaya kararlıdır.

“Ülkemiz aleyhinde işleyen, sosyal devleti yok etmeyi amaçlayan, ulusal ekonomimizin ve ulusal savunmamızın temel dayanakları olan kamu kurum ve kuruluşlarına büyük zarar veren, ülkemizin bütünlüğü ve bağımsızlığı açılarından büyük sakıncalar taşıyan, üretimde ve istihdamda azalmalara neden olan, teknolojiyi geliştirmeyen, yatırımları durduran, kamu eğitim ve sağlık hizmetlerini ve SSK’yı çökerken, kamu mallarını uluslararası ve yerli sermayeye ve servetinin kaynağı belirsiz kuşkulu kişilere yağmalatan, taşeronlaşmaya, kaçak işçiliğin yaygınlaşmasına ve sendikasızlaşmaya yol açan özelleştirme uygulamaları durdurulmalıdır. Anayasa Mahkemesi kararı uyarınca yerel mahkemelerce verilen özelleştirme iptal ve yürütmeyi durdurma kararları uygulanmalı, hukuk devleti anlayışının gereği yerine getirilmelidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının sorunları, birçok Batı ülkesinde olduğu gibi, işçi-işveren-hükümet temsilcilerinden oluşan kurullarda diyalog yoluyla çözümlenmelidir.

“Bir dönem 12 Eylül hukukuyla ülke yönetmenin ayıp olduğunu söyleyenler, bugün hala 12 Eylül hukukuyla ülke yönetmenin zevkini yaşamaktadır. Demokratikleşme sağlanmalı, Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası demokratikleştirilmeli, çalışma mevzuatımız onaylanmış ILO Sözleşmeleri ile uyumlu hale getirilmelidir. İş güvencesi sağlanmalı, işsizlik sigortası kurulmalı, sendikal örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Kaçak işçilikle ve kayıt-dışı ekonomiyle etkili bir biçimde mücadele edilmelidir. Enflasyon kontrol altına alınmalı, gelir dağılımı adaletsizliği düzeltilmelidir. Ülkemizin tüm bölgelerinde ve özellikle de yatırımların az olduğu bölgelerde verimli istihdam yaratıcı kamu yatırımları artırılarak ve tarım ve hayvancılık desteklenerek, her türlü toplumsal sorunun kaynağını oluşturan işsizliği artırıcı iç göçe engel olunmalıdır. Başta belediye işçileri olmak üzere, tüm işçilerin ücret, ikramiye, fazla mesai ve diğer sosyal yardım alacakları ödenmelidir. Serbest bölgelerde işçi hakları ve sendikal hak ve özgürlükler tam olarak sağlanmalıdır. İşçi-memur ayrımına uluslararası uygulamalar ve yürürlükteki mevzuat çerçevesinde çözüm getirilmelidir. Zorunlu tasarruf fonu ve konut edindirme fonundaki para hak sahiplerine dağıtılmalıdır. SSK hizmetleri bir işkenceye dönmüştür. SSK hastanelerinin özel sektöre kiralanması uygulamasına son verilmeli, SSK alacakları tahsil edilmeli, SSK özerk ve demokratik bir yapıya kavuşturulmalıdır. Ekonomik bunalım bahane edilerek birçok işyerinde işçi kıyımı sürmektedir. Bu kıyım durdurulmalıdır. SEKA ve benzeri işyerlerindeki hukuk dışı ve sorumsuz uygulamalara son verilmelidir. Türk-İş, SEKA işçilerinin ulusal çıkarlarımız doğrultusundaki meşru ve demokratik eylemlerini tüm gücüyle desteklemektedir.

“Siyasilerimizin ve Hükümetin sermaye kesimine karşı duyduğu sorumluluğu yadırgamıyoruz. Ancak bilinmesi gerekir ki, sorumlulukları yalnızca sermayeye değil, en az sermaye kadar çalışan büyük halk kitlesine karşıdır. Bu sorumluluklarını da yerine getirmek mecburiyetindedirler. Siyasilerimiz ve Hükümet, IMF ve Dünya Bankası dayatmalarına değil, halkımızın sesine kulak vermelidir.

“Bu temel sorunlarımız ve taleplerimiz karşısında gereken duyarlılığı göstermeyen ve sözlerini yerine getirmeyen hükümetler ve siyasi partiler, 1995 Genel Seçimlerinde olduğu gibi, halkımıza teşhir edilecektir. Ülkemizin, halkımızın ve çalışanların geleceğini yok etmeye çalışan siyasilere meydanlar dar edilecek ve seçim sandıklarında gereken ders verilecektir. Başkanlar Kurulumuzun kararları doğrultusunda, bölgesel toplantılar ve gerektiğinde yürüyüşler yapılarak, gelişmeler, hükümetin icraatı ve siyasi partilerimizin tavır ve tutumları halkımıza anlatılacaktır.”

Türk-İş, özelleştirme karşıtı açıklamalarını diğer platformlarda da sürdürdü. 27 Ocak 1999 günü Türk-İş, Hak-İş, DİSK, KESK, Türkiye Kamu-Sen ve Memur-Sen genel başkanlarının yaptıkları ortak toplantı sonrasındaki basın açıklamasında şu ifade yer aldı:

“Yağma ve talan biçiminde sürdürülen ve ülkemizin ulusal savunması ve ekonomisi açısından büyük zararlar veren özelleştirme uygulamalarına son verilerek, özelleştirme konusunda yargı organlarınca verilmiş yürütmeyi durdurma ve iptal kararları, hukuk devleti anlayışının bir gereği olarak, derhal uygulanmalıdır.”

Türk-İş’in 18. Genel Kurulu 1-5 Aralık 1999 günleri Ankara’da toplandı. Genel Kurulda oybirliği ile kabul edilen kararlar arasında özelleştirmeye ilişkin olanlar önemli bir yer tutuyordu. Öncelikli ve Acil Talepler Bildirgesinde şu ifade vardı: “Özelleştirme durdurulmalı, kamu kesiminin sorunları işçi ve işverenlerin de katılımıyla çözüme kavuşturulmalıdır.”

Türk-İş’in 18. Genel Kurulu’nda özelleştirme konusunda alınan kararlar aşağıda sunulmaktadır:

“Türkiye’nin gelişmesi ve güçlenmesi ve halkımızın sorunlarının çözümü, kendi çıkarlarına her şeyin üstünde öncelik tanıyan işverenlerin denetimindeki piyasa kurallarına bırakılmamalıdır.

“Devlet, ülke kalkınmasını demokratik planlama yoluyla yönlendirmelidir.  Devlet, ülkenin ve halkın çıkarlarını göz önüne alarak, piyasaya aktif bir biçimde müdahale etmeli ve piyasayı yerli ve yabancı tekelci işletmelerin hakimiyetine bırakmamalıdır. Devlet, büyük işletmelerin kendi aralarında çeşitli biçimlerde anlaşarak piyasayı denetimleri altına alma girişimlerini önlemelidir.

“Devlet, sosyal adaletin sağlanması doğrultusunda fiyatlara ve üretilen mal ve sunulan hizmetlerin kalitesine gerekli müdahalelerde bulunmalıdır.

“Fabrikalar, bankalar, büyük ticarethaneler, büyük araziler ve çok miktardaki gayrimenkul üzerindeki bireysel tasarruf hakkı, ülkenin ve halkın çıkarları gerektirdiğinde, demokratik bir biçimde denetlenmeli ve ülkenin ve halkın çıkarları doğrultusunda yönlendirilmelidir. Devlet, aşırı kar peşinde koşanları denetim altına almalıdır.

“Çeşitli dönemlerde iktidardaki siyasal partilerin çıkarları doğrultusunda yönetilen, birer arpalık olarak kullanılan ve sermayeyi desteklemek amacıyla kurulup işletilen kamu kurum ve kuruluşları, özerk ve demokratik bir yapıya kavuşturularak, halkımıza hizmet eder hale getirilmelidir.  KİT’lerin yönetimi demokratik ve özerk bir yapıya kavuşturulmalı ve çalışanların Yönetim Kurulu üyeliği dahil, yönetime etkin şekilde katılımı sağlanmalıdır.

“KİT’lere yeni kaynaklar aktarılarak, bu işletmelerin gelişkin teknolojili, verimli ve etken kuruluşlar haline gelmeleri sağlanmalıdır.

“Ulusal savunma ile doğrudan ilgili sanayiler kamunun mülkiyetinde ve demokratik yönetiminde bulunmalıdır.

“Ülkemizin önemli doğal kaynakları, çalışanların etkin yönetime katılımıyla, kamu kurum ve kuruluşları tarafından işletilmelidir.  Kıyılar kamu mülkiyetinde olmalı ve ormanlar kamu mülkiyetinde kalmalıdır.

“Enerji, bir kamu hizmeti olarak devletçe üretilmeli ve devletçe dağıtılmalıdır.  Kamu işletmeleri eliyle çağdaş teknolojili deniz ve demiryolu ulaştırmacılığı geliştirilmelidir.  Kamu hizmeti niteliğindeki posta ve telefon hizmetleri kamu kurum ve kuruluşları tarafından yerine getirilmelidir.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik ve siyasal bağımsızlığının ana dayanaklarından olan kamu iktisadi teşebbüsleri, özelleştirme adı altında değerlerinin çok altında fiyatlarla yerli ve yabancı kişi ve kuruluşlara yağmalatılmamalı, sendikasızlaştırmanın ve işçileri köleleştirmenin bir aracı olan özelleştirme durdurulmalıdır. Günümüzde ulus-devletin ve vatandaşla Devletimiz arasındaki bağın daha güçlendirilmesinin ana araçlarından olan kamu kurum ve kuruluşlarının ve KİT’lerin özelleştirilmesi durdurulmalı ve engellenmelidir. Özelleştirmelerin iptaline ilişkin yargı kararları uygulanmalıdır. Yanlış siyasi kararlar nedeniyle veya sermayeyi desteklemek amacıyla uygun olmayan yerlerde ve geri teknolojiyle kurulan ve yeni teknoloji kullanılmasını sağlayacak yatırımlarla rasyonel hale getirilmesi olanaklı olmadığı, demokratik yapılı bir ekonomik ve sosyal konseyde görüşülüp karara bağlanarak tespit edilecek kamu işletmeleri, bir süreç içinde elden çıkarılmalı veya tasfiye edilmelidir. Bu işyerlerindeki işçiler başka kamu işyerlerine yerleştirilmelidir. Bu kararda yalnızca söz konusu işletmenin karı veya zararı değil, bu işletmenin ülke ekonomisine, yöre ekonomisine ve toplumsal hayata doğrudan ve dolaylı olumlu etkileri de göz önünde bulundurulmalıdır.

“Çay ve tütün gibi küçük üreticilik için önemli alanlarda kamu tekeli yeniden kurulmalıdır.

“Kamu kurum ve kuruluşları özel sektöre fason üretim yaptırma uygulamasını asgariye indirmelidir. Kamu kurum ve kuruluşları ellerindeki makine ve teçhizatı geliştirerek ve etkili bir biçimde kullanarak, emanet işleri artırmalıdır.”

Türk-İş Yönetimi genel kuruldan hemen sonra 4 Ocak 2000 tarihinde Başbakan Bülent Ecevit’le görüştü ve sorunları ve taleplerini iletti. İletilen metinde özelleştirme konusunda şu bölüm yer alıyordu:

“Bugüne kadarki özelleştirme uygulamaları birilerini zengin ederken, on binlerce çalışanı işinden ve aşından etmiş, devletimize, ülkemize ve halkımıza büyük zararlar vermiştir. Sümerbank’ta ve diğer birçok işyerinde yaşananlar bunun en açık örnekleridir. Bu yanlış uygulamaların durdurulması ve sorunlara taraflar arasında yapılacak görüşmeler yoluyla ülkemiz ve halkımız yararına çözümler aranması gerekmektedir.”

Türk-İş Yönetim Kurulu, Petrol Ofisi’nin özelleştirilmesine karşı çıkarak, bir açıklama yaptı. Bu açıklamanın bir bölümü aşağıda sunulmaktadır:

“IMF’ye 9 Aralık 1999 günü verilen Niyet Mektubu’nun gereklerinden biri bugün yerine getirilerek, ulusal çıkarlarımıza büyük zarar verilmektedir. Petrol Ofisi’nin özelleştirilmesi, yalnızca doğrudan işyerindeki işçileri ilgilendiren bir sorun değildir. Petrol Ofisi, stratejik önemi nedeniyle hem ulusal ekonomimiz, hem de ulusal savunmamız açısından son derece önemlidir. Türk-İş bu girişimin durdurulmasını istemektedir. (…)

“Özelleştirme uygulamaları, ulusötesi sermayenin ulus devleti zayıflatma çabalarının bir parçasıdır. Türk-İş, sosyal devlet anlayışının hayata geçirilmesinde büyük öneme sahip kamu kurum ve kuruluşlarına sahip çıkarak, aynı zamanda ulusal bir görev de yerine getirmektedir.”

Türk-İş Başkanlar Kurulu 11 Nisan 2000 tarihinde Ankara’da toplandı. Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral, toplantıyı açış konuşmasında, özelleştirme konusunda aşağıdaki değerlendirmeyi yaptı:

“Bugüne kadarki özelleştirme uygulamaları ile kamu kurum ve kuruluşlarının malları bir avuç kişi ve şirkete yağmalatılmış, sosyal devlet anlayışı çiğnenmiş, on binlerce işçimiz işsiz kalmış, işyerleri kapanmış, üretim ve üretkenlik gerilemiş, kaptı kaçtı politikaları uygulanmıştır. Bu uygulamalardan bazı hükümet üyeleri bil rahatsızdır. Sorumsuzca ve ülke çıkarı gözetilmeden özelleştirilen yerlerin paraları bile tahsil edilememiştir. Bu anlayış ve uygulama değiştirilmelidir. Kamu kesiminin sorunları, taraflarla bir araya gelinerek çözüme kavuşturulmalıdır. Hükümetler bugüne kadarki tavırlarıyla, kamu kesimini gözden çıkarmışa benzemektedir. Türkiye’nin ekonomisinin ve ulusal savunmasının temelini oluşturan kamu kesimi korunmalıdır; çağımızda daha da güçlendirilmelidir.”

Türk-İş 26 Nisan 2000 günü Ankara’da Selim Sırrı Tarcan Kapalı Spor Salonu’nda “Özelleştirmeye Karşı Demokratik Sosyal Devleti Koruma ve İş Güvencesi Toplantısı” düzenledi. Bu toplantı sonrasında yayımlanan sonuç bildirgesinde özelleştirme konusunda aşağıdaki görüşler dile getirildi:

“Türk-İş’e bağlı Sendikaların Genel Merkez Yöneticileri, tüm Şubelerin Yöneticileri ve Ankara işyerlerinin temsilci ve baştemsilcileri ile üyelerimiz 26 Nisan 2000 günü Ankara’da Selim Sırrı Tarcan Kapalı Spor Salonu’nda toplanarak aşağıdaki kararları almışlardır.

“Hükümetin, IMF ve Dünya Bankası’nın talepleri doğrultusunda uyguladığı politikalar ile birçok işverenin işçi hakları ve sendikal hak ve özgürlükler konusundaki tavrı, ülkemizin, halkımızın ve işçi sınıfımızın sorunlarını her geçen gün daha da artırmaktadır. Bu gidişe “DUR” demenin zamanı gelmiştir.

“2000 yılında temel taleplerimiz şunlardır:

“İş güvencesi sağlanmalı; işsizlik sigortasının eksiklikleri giderilmeli, kaçak işçilik önlenmeli; örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalıdır.

“12 Eylül’ün kalıntıları temizlenmeli; demokratikleşme sağlanmalı, çalışma mevzuatımız onaylanmış ILO Sözleşmeleri ile uyumlu hale getirilmeli; Avrupa Birliği ülkelerinin sosyal mevzuatı ile uyum sağlanmalıdır.

“İşsizlik ve enflasyon önlenmeli; gelir dağılımı adaletsizliği giderilmeli, yağma ve talan biçimindeki özelleştirme durdurularak kamu kesiminin sorunları sosyal taraflarla görüşmeler yoluyla çözüme kavuşturulmalı; sosyal devlet anlayışı hayata geçirilmeli, zorunlu tasarruf fonundaki paramız bir defada toptan ödenmeli; herkesten geliri ve serveti ile orantılı bir vergi alınmalı; tarım ve hayvancılığa verilecek destekle göç önlenmelidir.

“Taşeronlaşma önlenmeli; kamu kesiminde istihdam artırılmalı, muvakkat ve geçici işçiler kadroya geçirilmeli; işçi alacakları ödenmeli, tarım ve orman işçileri İş Yasası kapsamına alınmalıdır.

“Sosyal Sigortalar Kurumu’nun sunduğu hizmet geliştirilmelidir.

“SSK hastanelerinin özelleştirilmesi, toplu sözleşmelerdeki kazanımlarımızın, kıdem tazminatımızın ve ikramiyelerimizin gasp edilmesi girişimlerinin gündeme getirilmesi ve IMF’nin talimatları doğrultusunda hedeflenen enflasyonla sınırlı ücret zammında dayatılması durumunda, haklarımızı kararlı bir biçimde savunacağız.

“Yıllardır gündeme getirdiğimiz ve hükümetlerin sermaye yanlısı politikaları nedeniyle bir türlü gerçekleşmeyen taleplerimizin öncelikle ve ivedilikle yerine getirilmemesi ve bu doğrultuda somut ve inandırıcı adımlar atılmaması ve haklarımıza yönelik tehditlerin uygulamaya sokulmaya çalışılması durumunda, üretimden gelen gücümüz ve tüketici olarak gücümüz, ülke çapında, tüm işkollarında ve en yaygın katılımla kullanılacaktır.

“Ülkemizin dört bir yanından gelerek Ankara’da toplanan bizler, Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun bu konuda alacağı kararlara tam olarak uymaya namusumuz üzerine söz veriyoruz.

“Meşru ve demokratik mücadelemiz, ülkemiz, halkımız ve işçi sınıfımız içindir. Haklıyız, güçlüyüz, kazanacağız.”

Türk-İş Yönetimi 31 Temmuz 2000 tarihinde Başbakan Bülent Ecevit’le yaptığı görüşmede, özelleştirme konusunda benzer talepler ileri sürdü.

Türk-İş Yönetimi, 21 Haziran 2000 günü, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’le görüştü ve sorun ve taleplerini içeren bir yazı iletti. Bu yazıda özelleştirme konusunda şu bölüm yer alıyordu:

“Bugüne kadarki özelleştirme uygulamaları ile temel hukuk kuralları çiğnenerek kamu malları yağmalanmış, işsizlik artırılmış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti zayıflatılmış, ulusötesi şirketlerin ülkemizde artan gücü ulusal bağımsızlığımızı ve ulusal egemenliğimizi tehdit eder noktaya gelmiştir. Türk-İş, kamu kesiminin sorunlarını, hükümetimizle birlikte en ayrıntılı biçimde görüşmeye ve ülkemizin ve halkımızın çıkarları doğrultusunda ortak çözümler aramaya hazırdır.”

Türk-İş Yönetimi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’le 13 Nisan 2001 tarihinde de görüşerek, kendisine sorunlar ve taleplerle ilgili bir metin sundu. Bu metinde özelleştirme konusuna özel bir önem veriliyordu. İlgili bölüm şöyledir:

“Bugüne kadarki uygulamalarından da görüldüğü gibi, özelleştirme, ulusal ekonominin ve ulusal savunmanın zayıflatılması, yağma ve talan, yolsuzluk, işsizlik, işyerlerinin kapanması, üretimde azalmadır. Hükümet, başta Türk Telekom, THY, Tüpraş, Erdemir, Tekel ve Şeker Fabrikalarının ve Sümer Holding işletmelerinin kamu hisselerinin satışı ile TEAŞ ve TEDAŞ’ın varlıklarının bir bölümünün özelleştirileceğini, diğer işletmelerin özelleştirilme sürecinin hızlandırılacağını açıklamaktadır. Etibank, Dalaman SEKA ve Çayırhan TEAŞ ve linyit odakları özelleştirmesinde yaşananlar, özelleştirenin ülkemize verdiği zararın açık örnekleridir. İşverenler bile bu özelleştirme uygulamasının ülkemiz açısından yarattığı sakıncaları dile getirmeye başlamışlardır. Özelleştirmelerin durdurulmasında ve kamu kesiminin sorunlarının sosyal taraflarla görüşülerek çözülmeye çalışılmasında ülkemiz için büyük yarar vardır. Bu diyalog talebimiz yıllardır yerine getirilmemiştir. Ayrıca, 4046 sayılı Yasada memurlara tanınan güvence, özelleştirilen yerlerde çalışan işçilere de sağlanmalı; bugüne kadar özelleştirmeler nedeniyle işten çıkarılan işçiler işe alınmalıdır.

“Özelleştirmelerin en kötü sonuçları, Şeker Yasası ve Tütün Yasası ile yaşanacaktır. Şeker Yasası tarafınızdan onaylanırsa, Türkiye şeker piyasası uluslararası rekabete açılacak, bazı ülkelerin ürün fazlaları geçici bir süre düşük fiyatlarla piyasaya sürülerek Türk şeker sanayii çökertilecektir. Şeker fabrikalarının binlerce işçisi işsiz kalacak, 500 bine yakın çiftçi ailesinin geçim kapısı kapanacaktır. Şeker pancarı, şeker dışında küspe, maya ve alkol üretimi ile ülke ekonomisine büyük katkılarda bulunmaktadır. Şeker pancarı tarımının çökmesi sonucunda bu ürünlerde de dışa bağımlılık başlayacaktır. Tütün Yasası da yüzbinlerce tütün üreticisi çiftçi ve Tekel işçileri için benzer sonuçlar doğuracaktır. Tütün ekilen yerlerde alternatif bir ürün elde etmek mümkün olmadığından, tütün üreticilerinin durumu daha da vahimdir. Bugün Şeker Yasasının ve gelecekte Tütün Yasasının yeniden görüşülmek üzere tarafınızdan TBMM’ye iadesi, yaklaşık 1 milyon ailenin geleceğini kurtaracaktır.”

Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral, Başkanlar Kurulu’nun 8 Mayıs 2001 tarihli toplantısını açarken yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Kamu malları özelleştirme adı altında yağmalatılmakta, Türkiye’nin üretim gücü tahrip edilmekte, ulusal ekonomimiz ve savunmamız zayıflatılmaktadır. Özelleştirmeler durdurulmalıdır. Kamu hissesinin bulunmadığı Vakıfbank’a ilişkin girişimlerden vazgeçilmelidir. Özelleştirilen işyerlerinden çıkarılan işçiler diğer kamu kurum ve kuruluşlarında işe yerleştirilmelidir.”

Türk-İş Yönetimi 31 Ocak 2001 günü Başbakan Bülent Ecevit’le görüştü ve kendisine taleplerini iletti. İletilen metinde özelleştirme konusunda şu bölüm yer alıyordu:

“Özelleştirmenin olumsuzlukları devam etmektedir. Özelleştirme sonucu işten atılan işçilerin sorununa çözüm bulunmamıştır. İşten çıkarılan işçilerin başka kamu kurum ve kuruluşlarına memur olarak atanacakları söylentileri dolaşmaktadır. Buna kesinlikle karşıyız. Ülkemizde çok büyük değer taşıyan bor madenleri kesinlikle özelleştirme kapsamı dışında tutulmalıdır. Özelleştirme kapsamına alınan, başta tersaneler olmak üzere, bazı işyerleri kapatılmak istenmektedir. Bu uygulama sorun yaratacaktır. Bu işyerlerinin kapatılmasından vazgeçilmelidir.”

Türk-İş Genel Başkanı, Ekonomik ve Sosyal Konsey’in 31 Mart 2001 tarihli toplantısında Başbakan Bülent Ecevit’e bir metin sundu. Bu metinde de özelleştirmelerin durdurulması isteniyordu.

Türk-İş Yönetimi 2 Temmuz 2001 günü Başbakan Bülent Ecevit’le yeniden görüştü. Kendisine iletilen talepler arasında özelleştirme konusu şu şekilde ele alınıyordu:

“Özelleştirilen işletmelerde çalışan memurlara ve sözleşmeli personele diğer kamu kurum ve kuruluşlarına yatay geçiş yapma hakkı tanınmaktadır. Bu hakkın, birleştirilen bankalarda çalışanlara da tanınması memnuniyet yaratmıştır. Bu hak, özelleştirilmiş işletmelerde işten çıkarılan işçilere de tanınmalıdır.”

18.11.2002 tarihinde Abdullah Gül’ün başbakanlığında kurulan 58. Cumhuriyet Hükümeti’nin programında özelleştirmelerin hızlandırılarak sürdürüleceği ifade ediliyordu. Türk-İş bu konudaki görüşünü, Başbakan Abdullah Gül’e, Ekonomik ve Sosyal Konsey’in 25 Aralık 2002 günlü toplantısı vesilesiyle sundu:

“Özelleştirme uygulamalarının ülkemize, halkımıza ve çalışanlara zarar vermesi önlenmeli; insani ve sosyal boyutlara gereken ağırlık verilmeli; 4046 sayılı Kanunda yapılacak değişiklikle, özelleştirilen kuruluşlarda memurlara tanınan güvenceler işçilere de sağlanmalıdır. Geniş halk kitlelerini de yakından ilgilendirdiği göz önüne alınarak, Tütün Kanunu ve Şeker Kanunu gibi kanunlar, Ekonomik ve Sosyal Konsey’de görüşüldükten sonra, yeniden düzenlenmelidir.”

Türk-İş Yönetimi Başbakan Abdullah Gül’le 5 Mart 2003 günü görüştü. Kendisine iletilen metinde özelleştirme konusunda şu talep yer alıyordu:

“Özelleştirme uygulamalarının ülkemize, halkımıza ve çalışanlara zarar vermesi önlenmeli; insani ve sosyal boyutlara gereken ağırlık verilmelidir. Stratejik önemi olan kuruluşlarla, geniş halk kitlelerini de yakından ilgilendirdiği göz önüne alınarak tarıma dayalı Tekel ve Şeker Fabrikaları’ndaki özelleştirmeler durdurulmalıdır.”

Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun 4 Nisan 2003 tarihli toplantısının ardından yapılan açıklamada özelleştirme konusuna şu şekilde yer verildi:

“Hükümetin özelleştirme konusunda 13 Ocak ve 26 Mart tarihli açıklamaları ve bu doğrultudaki uygulamalar, ülkemizin ve halkımızın çıkarlarıyla uyumlu değildir. Bu tavır değiştirilmeli, kamu kesiminin sorunlarına sosyal taraflarla görüşülerek çözüm aranmalıdır. Ülkemizin bağımsızlığı, ekonomisi ve savunması açısından stratejik önemdeki ve ayrıca geniş halk kitlelerini ilgilendiren tarıma dayalı kamu kurum ve kuruluşlarının özelleştirilmesi önlenmelidir. Özelleştirilen işyerlerinde çalışan işçilerin hak kaybına uğramadan işçi statüsünde başka kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilmeleri sağlanmalıdır.

“Başkanlar Kurulumuz, başta özelleştirmeye karşı kitlesel meşru ve demokratik eylemler gerçekleştiren işçiler ve sendikalar olmak üzere, hak ve özgürlüklerimiz için yapılan her türlü demokratik eylemi desteklemektedir.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile 29 Nisan 2003 tarihinde görüşen Türk-İş Yönetimi kendisine şu talepleri iletti:

“Özelleştirme ve İşten Çıkarmalar: Özelleştirme konusunda, stratejik önemi olan kuruluşlar ile petrol, şeker, tütün, maden ve enerji gibi geniş halk kitlelerini ilgilendiren kuruluşların durumu yeniden gözden geçirilmelidir. Özelleştirme uygulanmış işyerlerinde işten çıkarılan işçilerin sorunlarına çözüm bulunamamıştır. İşsiz işçilerin bir başka kamu kurum ve kuruluşlarında işçi statüsünde işe alınması sağlanmalıdır.”

Türk-İş Yönetimi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile 10 Temmuz 2003 tarihinde yaptığı görüşmede, şu talepleri dile getirdi:

“Özelleştirme ve İşten Çıkarmalar: Özelleştirme konusunda, stratejik önemli olan kuruluşlar ile petrol, şeker, tütün, maden ve enerji gibi geniş halk kitlelerini ilgilendiren kuruluşların durumu yeniden gözden geçirilmelidir. Özelleştirme uygulanmış işyerlerinde işten çıkarılan işçilerin sorunlarına çözüm bulanamamıştır. İşsiz işçilerin bir başka kamu kurum veya kuruluşunda işçi statüsünde işe alınması sağlanmalıdır.”

Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç, Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun Ankara’da 16 Temmuz 2003 günü gerçekleştirilen toplantısını açarken yaptığı konuşmada özelleştirme konuşundu şu değerlendirmeleri ele aldı:

“Türk-İş ve Sendikalarımız, yağma ve talan biçiminde sürdürülen, insani ve sosyal boyuttan yoksun, milli çıkarlarımızla bağdaşmayan özelleştirme uygulamalarına karşı meşru ve demokratik tepkisini göstermektedir. Hükümetler, özelleştirmeler konusunda, milli çıkarlarımıza uygun bir politika izlemekten uzaktır. Türk-İş, stratejik işkolları ile geniş halk kitlelerini ilgilendiren alanlarda özelleştirme uygulamalarının durdurulmasını talep etmektedir. Ayrıca, özelleştirilen işyerlerinde işsiz kalanların da, memurlarda olduğu gibi, bir havuz sistemi içinde diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakillerinin sağlanması büyük bir mağduriyeti önleyecektir. Özelleştirme borçlarının ertelenmesini yolsuzluk olarak ele alanlar, özelleştire sonucu işsiz kalan, mağdur olan işçilerin durumunu da bir sosyal cinayet olarak nitelemelidir. Kamu kesimi toplu sözleşme görüşmeleri sırasında bu konular da Türk-İş tarafından gündeme getirilmiştir ve getirilecektir.”

Türk-İş 3-7 Aralık 2003 tarihlerinde Ankara’da toplanan 19. Genel Kurulunda alınan kararlarda, Türk-İş’in çeşitli toplantılarında ve açıklamalarında özelleştirme konusunda dile getirilen yakınma, kaygı ve talepler, topluca yer alıyordu:

“Özelleştirilme durdurulmalı ve özelleştirmenin iptaline ilişkin yargı kararları uygulanmalıdır. Özelleştirme nedeniyle işten çıkarılan ve emekliliğine hak kazanamamış işçilerin uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirilebilmesi için 2003 Yılı Kamu Toplu İş Sözleşmelerine İlişkin Çerçeve Protokolünde öngörülen yasal düzenleme süratle yapılıp uygulamaya konmalıdır.

26- Çeşitli dönemlerde iktidardaki siyasal partilerin çıkarları doğrultusunda yönetilen, birer arpalık olarak kullanılan ve sermayeyi desteklemek amacıyla kurulup işletilen kamu kurum ve kuruluşları, özerk ve demokratik bir yapıya kavuşturularak, halkımıza hizmet eder hale getirilmelidir. KİT’lerin yönetimi demokratik ve özerk bir yapıya kavuşturulmalı ve çalışanların Yönetim Kurulu üyeliği dahil, yönetime etkin şekilde katılımı sağlanmalıdır.

27- KİT’lerin öz sermaye yetersizlikleri giderilmeli, mali yapıları güçlendirilmeli ve yüksek reel faizle borçlanmalarını önleyecek yöntem ve politikalar uygulanmaya konulmalıdır.

28- Ulusal savunma ile doğrudan ilgili sanayiler kamunun mülkiyetinde ve demokratik yönetiminde bulunmalıdır. Milli savunma, milli kalmalıdır. Savunma sanayii ihtiyaçları iç pazardan ve MSB’ye   bağlı işyerlerinden öncelikle temin edilmelidir.

29- Ülkemizin önemli doğal kaynakları, çalışanların etkin yönetime katılımıyla, kamu kurum ve kuruluşları tarafından işletilmelidir. Kıyılar, limanlar kamu mülkiyetinde olmalı ve ormanlar kamu mülkiyetinde kalmalıdır.

30- Enerji, bir kamu hizmeti olarak devletçe üretilmeli ve devletçe dağıtılmalıdır. Kamu işletmeleri eliyle    çağdaş teknolojili deniz ve demiryolu ulaştırmacılığı geliştirilmelidir. Kamu hizmeti niteliğindeki posta ve telefon hizmetleri kamu kurum ve kuruluşları tarafından yerine getirilmelidir.

31- Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik ve siyasal bağımsızlığının ana dayanaklarından olan KİT’ler, özelleştirme adı altında değerlerinin çok altında fiyatlarla yerli ve yabancı kişi ve kuruluşlara yağmalatılmamalı, sendikasızlaştırmanın ve işçileri köleleştirmenin bir aracı olan özelleştirme durdurulmalıdır. Özelleştirmelerin iptaline ilişkin yargı kararları uygulanmalıdır.

32- Çay ve tütün gibi küçük üreticilik için önemli alanlarda kamu tekeli yeniden kurulmalıdır.

33- Ülke kalkınması için zorunlu, ancak özel kesimin uzak durduğu, üçüncü sanayi devriminin ortaya çıkardığı ileri teknoloji içeren yeni atılım alanlarında yeni KİTler oluşturulmalıdır.

34- Kalkınmada öncelikli yörelerde bölgesel gelişmişlik farklarını kapatmaya yönelik tesisler yöresel birikim ve kaynakların değerlendirilmesine katkı sağlayacak işletmelere dönüştürülmelidir. Mevcutlar rehabilite edilirken, ihtiyaç duyulduğunda bunlara yenileri eklenebilmelidir.

35- KİT’lerden sosyal amaçlı olanların oluşacak görev zararlarının karşılığı bu kuruluşlara düzenli olarak aktarılmalıdır.

36- Özelleştirme nedeniyle işten çıkarılan ve emekliliğine hak kazanamamış işçilerin uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirilebilmesi için 2003 Yılı Kamu Toplu İş Sözleşmelerine İlişkin Çerçeve Protokolü’nde öngörülen yasal düzenleme süratle uygulamaya konmalıdır.”

DİĞER HABERLER
İSVEÇ’TE İŞ GÜVENCESİ VE KIDEM TAZMİNATI
İSVEÇ’TE İŞ GÜVENCESİ VE KIDEM TAZMİNATI

Türkiye’de giderek derinleşmekte olan ekonomik kriz, işçiler açısından iş güvencesinin önemini her geçen gün daha da artırmaktadır.

EYT, YOKSUL EMEKLİ VE UCUZ İŞGÜCÜ YARATMASIN!
EYT, YOKSUL EMEKLİ VE UCUZ İŞGÜCÜ YARATMASIN!

EYT’lilere 1999 öncesi sisteme göre aylık bağlanırsa emekli aylıkları oldukça düşük olacak. İşverenler de bunun ardından emekli olan EYT’lileri nasılsa emekli aylığı alıyor diye daha düşük ücretle çalıştırmaya devam edecekler.

GENÇ EMEKÇİLER MUTSUZ
GENÇ EMEKÇİLER MUTSUZ

Yapılan gençlik araştırmasına göre çalışan gençlerin yarısından fazlası işinde mutlu değil.

ASGARİ ÜCRETTE İLK TOPLANTI BU HAFTA
ASGARİ ÜCRETTE İLK TOPLANTI BU HAFTA

Yeni yılda geçerli olacak asgari ücreti belirleme çalışmaları 7 Aralık Çarşamba günü gerçekleşecek ilk toplantıyla başlıyor.