Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
11 Eylül 2014
ÖLÜM İŞİN DEĞİL DÜZENİN FITRATINDA VAR

Hatırlanacağı üzere AKP´nin 2011 seçimlerinde özel bir vurgusuydu çılgın projeler. 0 günlerde seçim kampanyasında önemli bir propaganda malzemesi olarak kullanılan bu projelere çılgın niteliğinin eklenmesi ile gerek sermaye kesimi gerekse de toplum nezdinde bugüne kadar kimsenin yapmaya cesaret edemediklerinin hayata geçirileceği mesajı veriliyordu.

ÖLÜM İŞİN DEĞİL DÜZENİN FITRATINDA VAR

Hatırlanacağı üzere AKP’nin 2011 seçimlerinde özel bir vurgusuydu "çılgın projeler". 0 günlerde seçim kampanyasında önemli bir propaganda malzemesi olarak kullanılan bu "projelere" "çılgın" niteliğinin eklenmesi ile gerek sermaye kesimi gerekse de toplum nezdinde "bugüne kadar kimsenin yapmaya cesaret edemediklerinin hayata geçirileceği" mesajı veriliyordu.
Sözümüz ona Karadeniz ile Marmara denizini birbirine bağlayacak, yeni boğaz açacak, İstanbul’un içine yeni yeni şehircikler kuracak, yollar, köprüler açılacaktı. Hızlıca düğmeye basıldı, İstanbul başta olmak üzere büyük kentleri özellikle hedef alan, tüm yurdun üzerine gölge gibi çöken projeler hayata geçirilmeye başlandı.
Tüm ülke bir anda şantiyeye dönüştü. Yoksul semtler kentsel dönüşüm adı altında el değiştirdi; yıkılan mahallelerin yerine inşa edilen AVM eksenli yaşam tarzıyla bütünleşmiş "yeni yaşam alanlarından" mahalleli kent merkezleri dışına ihraç edildi.
Yetmedi, daha fazla alan açmak için 2B, mütekabiliyet yasası gibi düzenlemelerle yasal yollar uygun hale getirilerek ormanlar müteahhitlere açıldı, doğal hayat ve içme suyu kaynakları yok edildi, Haydarpaşa, Emek gibi kültürel yapılar satılığa çıkarıldı, korular ateşe verilerek "yeni Türkiye’nin" sultanlarına tahsis edildi.
İnşaat sektörünün ekonominin lokomotifi olduğu, ekonomide talep üzerinden bir canlanma sağlandığı ve bu sayede ekonomik büyümeye katkı yapıldığına ilişkin tez, ne salt AKP’ye özgüdür, ne de yeni bir stratejidir. Neo-liberal-sağ muhafazakâr iktidarların buradaki hızlı sirkülasyonla ekonomik rant sağlama ve bu sayede buradaki kazanımlarını imar rantları ve ihale paylaşımları kanalıyla siyasi gücüne akıtma eğilimleri çok sık başvurulan bir politika tercihi, neoliberalizmin tipik sermaye birikim alanlarından biridir.
Nitekim 1980 sonrası Türkiye’nin neoliberal dönüşüm sürecinde bu tercihlerin büyük rol oynadığını görürüz. Velhasıl inşaat, AKP ekonomisinin tam anlamıyla lokomotifi oldu. Sanayisi kapitalizmin küresel işbölümünde merkezi üretimin taşeronu haline gelmiş bir ülkede, inşaatın lokomotif olarak harekete geçirdiği sektörler ancak dışa bağımlı, ithalat odaklı sektörler olmuş, ülkeyi daha borçlu hale getirmenin başat faktörlerinden birisi haline gelmiştir.
Ülkeye döviz geliri değil, döviz kamburu getirmiş; toplumun-bugün Güney Avrupa ülkelerinde görüldüğü gibi-uzun yıllar bedelini ödemek zorunda kalacağı dışa borçluluğu pekiştirmiştir. İnşaatın hayatımıza taşıdığı tüm bu oluşumların/dönüşümlerin yanında yaşamımıza en doğrudan dokunan ve can yakan etkisi de ucuz işgücünün çekim merkezi olarak konumlandırılması olmuştur.
AKP’nin bir devlet politikası olarak inşaatı pohpohlaması, işsizlikle de mücadelenin bir aracı olarak kamuoyuna yutturulmaya çalışılmıştır. İktidar döneminde yüzde 14’lerin üzerine çıkmış bir işsizlik oranıyla prestij kaybetmek istemeyen AKP, inşaat alanıyla birlikte iş bulamayan milyonlarca kişiye en güvencesiz, en düşük ücretle çalışmayı işaret etmiştir. İktidara geldiği tarihten bu yana ülke genelinde düşüşe terk ettiği reel ücretler sonucu borç batağına sürüklediği milyonlara hayatta kalabilmenin yollarını en vahşi sömürü alanı haline getirilen inşaat şantiyelerinde aratmıştır.
Sömürünün vahşet boyutları, bugün Torunlar katliamı ile birlikte oldukça net ortadadır. Ancak ölümlerin bir sonuç olduğu ve bu sonuca varana dek bu alanda çalışan milyonlarca işçinin insanlık dışı koşullarda üç kuruşa çalıştırıldığı gerçeği de bir o kadar net ortada olmalıdır.
Torunlar İnşaat’ta yaşanan cinayetin ardından Cumhuriyet’ten Erk Acarer’e konuşan hayatta kalan bir işçinin şu sözleri taşeron çalışmayı da, acımasız emek sömürüsünün üzerinde yükselen ve AKP’nin gözbebeği olan rezidansların ardındaki hikâyeyi de özetlemeye yetiyor;
"Burada çalışanlar genelde 19-25 yaşlarında paraya muhtaç genç insanlar. 2 çocuğum daha var. Mecburen üniversiteye hazırlanan oğlumu da yanımda çalıştırıyorum. İş güvenliği yok, her şey teoride. İşbaşı yapmadan önce bir kâğıt imzalatıyorlar sadece. Asgari ücret alıyoruz. Taşeron firma maaşlarımızı geç öder ve anlamadığımız kesintiler yapar. Çok düşük ücrete fazla mesai de yaptırırlar, hafta sonları da çalıştırırlar. Çalışmayanı ise elinden işini almakla tehdit ederler. Bugün bile işbaşı yapabiliriz. İnşaat beklemez. 300 işçi için beklemediler 10 kişi için mi işi bırakırlar? Oğlum artık gelmeyecek. Ama ben çalışmaya devam etmek zorundayım."

DİĞER HABERLER
AÇLIK SINIRI 7 BİN 245 TL’YE, YOKSULLUK SINIRI 23 BİN 600 TL’YE YÜKSELDİ
AÇLIK SINIRI 7 BİN 245 TL’YE, YOKSULLUK SINIRI 23 BİN 600 TL’YE YÜKSELDİ

Türk-İş’in verilerine göre eylülde açlık sınırı 7 bin 245,18 TL’ye, yoksulluk sınırı 23 bin 599 TL’ye yükseldi. Mutfak enflasyonu aylık yüzde 5,15 yıllık 130,01 arttı.

KUR ARTIŞI BAZ ETKİSİNE DAYALI ENFLASYON DÜŞÜŞÜNE SEKTE VURUR MU?
KUR ARTIŞI BAZ ETKİSİNE DAYALI ENFLASYON DÜŞÜŞÜNE SEKTE VURUR MU?

Son günlerde belirginleşen kur artışı iyice hızlanır, başka etkenler de devreye girerse son çeyrekte enflasyon öngörülenin üstüne çıkar ve bu da aralıkta başlayacak baz etkili yıllık enflasyon düşüşünün törpülenmesi sonucunu doğurur.

EYT’Yİ ARALIKTA AÇIKLAYACAĞIZ
EYT’Yİ ARALIKTA AÇIKLAYACAĞIZ

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) ile ilgili teknik çalışmanın tamamlandığını duyurdu.

AVRUPA VE RUSYA, TÜRK GIDA ÜRÜNLERİNE YÖNELİYOR
AVRUPA VE RUSYA, TÜRK GIDA ÜRÜNLERİNE YÖNELİYOR

Batı Karadeniz’in ilk karma fuarı Türkiye-Ortadoğu Ticaret Fuarı (TRADEF) 21-24 Eylül tarihlerinde Kastamonu’da düzenlenecek.