KOCAELİ ŞUBEMİZİN 4. OLAĞAN KONGRESİ TAMAMLANDI
Kocaeli Şubemizin 4. Olağan Kongresi tamamlandı.
Kocaeli’de 23 Mayıs Cumartesi günü yapılan kongreye, Genel Başkanımız İbrahim Ören, Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Genel Mali Sekreterimiz Ali Bükülmez ve Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz katıldı. Kongreye şube başkanlarımızdan da Ankara Fırınları Şube Başkanımız Çelebi Karakökçek, Bandırma Şube Başkanımız Şefik Kayhan, Gebze Şube Başkanımız Ünal Arasan, İstanbul Anadolu Yakası Şube Başkanımız Mustafa Efe, Samsun Şube Başkanımız Ali Başkeser, Rize Dosan Şube Başkanımız Mustafa Yüksel ile Kadın Komisyonu Başkanımız Neslihan Taşoluk Nakaş katıldı.
SENDİKALARDAN KATILIM
Kongreye, Türk-İş Konfederasyonu’nu temsilen Türk-İş Genel Başkan Yardımcısı, TES-İş Genel Başkanı İrfan Kabaloğlu ile Türk-İş Genel Başkan Danışmanı Adnan Uyar katılırken Türk-İş’e bağlı sendikalardan da katılım oldu. Kardeş sendikaları temsilen Ağaç-İş Sendikası Kocaeli Şube Başkanı Cengiz Türker, Selüloz-İş Kocaeli Şube Başkanı Murat Yürük, Toleyis Kocaeli İl Temsilcisi Nuri Osman Sarı, Türk Harb-İş Kocaeli Şube Başkanı Şakir Akçer, Türk Metal Kocaeli Şube Başkanı Özgür Koca katıldı.
ATATÜRK VE ŞEHİTLER İÇİN SAYGI DURUŞU
Kongre, Şube Kadın Komitesi Başkanımız Hatice Pekcan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Sonrasında delegelerin verdiği önerge doğrultusunda, kongreyi yönetmek adına Divan Kurulu oluşturuldu. Divan Kurulu Başkanlığına Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Divan Kurulu Üyeliklerine; Genel Mali Sekreterimiz Ali Bükülmez ve Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz seçildi. Divan Kurulu yerini aldıktan sonra başta Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı şehitleri olmak üzere, şehit olan asker ve emniyet mensupları ile iş kazalarında hayatını kaybeden işçilerin anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Genel Sekreterimiz Kemal Köse, İzmir Gaziemir’de 16 gündür grevlerini kararlılıkla sürdüren Safe Spice işçileri ile Bursa Mustafakemalpaşa’da 720 gündür direnişte olan 13 Eker işçisine dayanışma selamlarını iletti. Ardından Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz, kongremize katılan misafirleri tanıttı.
EMEKÇİNİN EZİLMEDİĞİ ADİL BİR SİSTEM İSTİYORUZ
Misafirlerin tanıtımı sonrasında Türk-İş Genel Başkan Danışmanı Adnan Uyar, Kocaeli Şube Başkanımız Ali Bostan birer konuşma yaptı. Kocaeli Şube Başkanımız Ali Bostan yaptığı konuşmada, sendikaların emekçilerin sesi hakların mücadelesi, adalet mücadelesinin ise en önemli teminatı olduğunu belirterek, “Bizler Tekgıda-İş ailesi olarak dün olduğu gibi bugün de üyelerimizin hakkını korumayı, çalışma hayatındaki sorunlara çözüm üretmeyi ve emekçilerin daha insanca koşullarda yaşayabilmesi için mücadele etmeyi en büyük sorumluluğumuz olarak görüyoruz” dedi. Konuşmasında geride bırakılan sürecin emekçiler açısından oldukça zorlu geçtiğini vurgulayan Ali Bostan, artan hayat pahalılığına ve çalışanların omuzlarındaki vergi yüküne tepki gösterdi. Emekçinin kazandıkça ezilmediği adil bir sistem talep ettiklerini belirten Bostan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ekonomik sıkıntılar ve çalışanların omuzlarına yüklenen ağır vergi yükleri, alın teriyle geçinen insanlarımızın yaşamını her geçen gün daha da ağırlaştırmıştır. Bizler bu nedenle her platformda ‘Vergide adalet istiyoruz!’ talebimizi güçlü bir şekilde dile getirmeye devam ediyoruz. Emekçinin kazandıkça daha fazla ezildiği değil, haklarının sonuna kadar korunduğu adil bir sistem istiyoruz.”
İSRAİL KATLİAMINA TEPKİ GÖSTERİLDİ
Daha sonra Türk-İş Genel Başkan Danışmanı Adnan Uyar bir konuşma yaptı. Yıllar önce Frito-Lay iş yerinde verilen mücadeleyi ve Tekgıda-İş’in bölgedeki örgütlenme sürecini hatırlatan Adnan Uyar, “Yıllar önce ‘Buraya Tekgıda-İş ailesi olarak gireceğiz’ demiştik. Bugün şubemizin dördüncü genel kurulunu gerçekleştiriyoruz. Geçmişten bugüne hep beraber emek verdik, hep beraber yol yürüdük” dedi. Genel kuruldaki adaylık sürecine ve demokratik yarışa da değinen Adnan Uyar, kongrelerin birer bayrak yarışı olduğunu vurguladı. Şube Başkanı Ali Bostan’ın hem Şube Başkanlığında hem de Türk-İş İl Temsilciliği görevinde başarılı çalışmalara imza attığını belirten Uyar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada delegenin takdiri neyse muhakkak o olacaktır. Bu süreç bir hizmet yarışıdır, rekabettir. Ne olursa olsun bu yarışın sonucunda kazanan çalışanlar olacaktır. Türk-İş ailesi olarak dün olduğu gibi bugün de yarın da emek adına mücadele etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.”
Konuşmasında İsrail’in Filistin’deki katliamlarına sert tepki gösteren Adnan Uyar, “Kahrolsun İsrail, yaşasın özgür Filistin! Bizler bugün burada Filistinli kardeşlerimizin yanında fiilen mücadele edemesek bile, Tekgıda-İş kongresinden onlara ses olmaya, haklı davalarını haykırmaya devam edeceğiz” ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı.
TEKGIDA-İŞ ÜYESİ OLMANIN AYRICALIĞINI YAŞIYORUZ
Demokratik bir yarışa sahne olan kongrede, şube başkanlığına adaylığını açıklayan Hicri Çepil delegelere seslendi. Çalışanların üzerindeki ekonomik baskının ve vergi yükünün her geçen gün ağırlaştığını ifade eden Hicri Çepil, Tekgıda-İş Genel Merkezi’nin imzaladığı toplu iş sözleşmelerindeki vergi desteği maddesinin önemine dikkat çekti. Çepil, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Bugün çalışma hayatında sorunların her geçen gün daha da büyüdüğü bir dönemden geçiyoruz. Asgari ücrette artış birçok çalışan için bir geçim ücreti olmaktan çıkmış, emeğiyle geçinen insanların üzerindeki vergi yükü her geçen gün daha da ağırlaşmıştır. İşte tam böyle bir dönemde, genel merkezimizin imzaladığı toplu iş sözleşmeleri sayesinde Tekgıda-İş Sendikası’nın üyesi olmanın farklılığını ve ayrıcalığını çok daha net görüyoruz. Başta kendi iş yerim olmak üzere, bu dönem imzalanan sözleşmelerimizin neredeyse tamamına ‘vergi destek maddesi’ koyan ve bunun hayata geçirilmesini sağlayan başta Genel Başkanımız olmak üzere tüm Genel Merkez yönetimimize huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.”
Göreve gelmeleri durumunda şeffaf, demokratik ve birleştirici bir yönetim anlayışını benimseyeceklerini belirten Çepil, tabanın sesine kulak vereceklerini vurguladı: “Çıktığımız bu yolda sizlerin her daim yanında olacağımdan ve sendikamızın temsilini en iyi şekilde yapacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Farklılıklarımızı bir kenara bırakıp emeği her şeyin önünde tutmak, hiçbir üyemizi yargılamadan kucaklamak en temel görevimiz olacaktır. Çünkü biliyoruz ki bizleri bir arada tutan en büyük güç; ortak aklımız, ortak mücadelemiz ve ortak geleceğimizdir.”
HEDEFİMİZ ÜYELERİMİZİN SESİ OLMAK
Sendika içinde son dönemde yaşanan demokratik dönüşüme ve delege seçimlerinin şeffaflığına da değinen Hicri Çepil, “İş yerlerimizde yapılan delege seçimleri demokratik bir ortamda, şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Herkesin seçme ve seçilme hakkına saygı duyulması bu şeffaf yönetim anlayışının en önemli göstergesidir. Bu demokratik anlayışın güçlenmesine katkı sunan başta Genel Başkanımız olmak üzere Genel Merkez Yönetimimize bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi. Kimseyi kırmadan ve ayrıştırmadan hareket edeceklerinin altını çizen Çepil, şunları söyledi: “Bugün burada değişime vesile olmak için toplandık. Bu süreçte kimseyi kırmamak, üzmemek ve ayrıştırmamak adına büyük bir hassasiyet içindeyiz. Bundan sonra da şubemize bağlı tüm iş yerlerinde birlik ve beraberlik içinde, üyelerimizle omuz omuza çalışmaya devam edeceğiz. En büyük hedefimiz üyelerimizin sesi olmak, sorunlarına çözüm üretmek ve emek mücadelesini daha da ileriye taşımaktır.”
SADECE ÇALIŞAN DEĞİL, YÖN VEREN KADINLAR OLMAK İSTİYORUZ
Hicri Çepil’den sonra kürsüye Şube Kadın Komite Başkanımız Hatice Pekcan çıktı. Kadınların hayatın ve üretimin her alanında büyük sorumluluklar üstlendiğini vurgulayan Hatice Pekcan, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Bugün burada sadece bir kongre için değil; emeğin, dayanışmanın ve birlikte mücadele etmenin gücünü büyütmek için bir aradayız. Kadınlar, hayatın her alanında olduğu gibi çalışma yaşamına da büyük emek veriyor. Fabrikada, sahada, üretimde, evde ve yaşamın her köşesinde sorumluluk taşıyoruz. Ancak biliyoruz ki kadın emeği hala hak ettiği değeri tam anlamıyla göremiyor. İşte bu yüzden biz kadınlar artık sadece çalışan değil; üreten, yön veren ve söz sahibi olan bireyler olarak sendikal mücadelede daha güçlü şekilde yer almak istiyoruz. Kadınların sesi yükseldikçe çalışma hayatı daha adil, daha eşit ve daha güçlü olacaktır. Çünkü kadınların olduğu yerde emek, fedakarlık ve mücadele vardır.”
BİRLEŞTİREN VE GÜÇLENDİREN ANLAYIŞLA YOL YÜRÜMEK İSTİYORUZ
Sendika içindeki kadın örgütlenmesini ve şeffaf katılım süreçlerini destekleyen Genel Merkez ve Şube yönetimine teşekkür eden Pekcan, sözlerini şu kararlılık mesajıyla tamamladı: “Bizler ayrıştıran değil birleştiren, kıran değil güçlendiren bir anlayışla yol yürümek istiyoruz. Sendikamızın kadınlara verdiği değeri önemsiyor ve bunu daha ileri taşımak için hep birlikte mücadele edeceğimize inanıyorum. Bu anlayışla, şubemizin ve sendikamızın kadın üyelerimizin bilinçlenmesi, güçlenmesi ve sendikal süreçlere daha aktif katılımı için yürüttüğü çalışmaları çok kıymetli buluyoruz. Kadınların çalışma hayatında hak ettiği yere gelmesi için bu süreçte desteklerini esirgemeyen Genel Merkez Yönetimimize, Şube Yönetimimize ve Kadın Komite Başkanımıza teşekkür ediyorum.”
Konuşmaların ardından Genel Başkanımız İbrahim Ören bir konuşma yaptı. Genel Başkanımız İbrahim Ören konuşmasında; küresel ekonomide yaşanan gelişmelerden bölgesel çatışmaların Türkiye ekonomisine etkilerine, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığından emekçilerin yaşadığı geçim sorunlarına, sendikal mücadeleden örgütlenmenin önemine kadar pek çok konuda dikkat çekici değerlendirmelerde bulunarak sendikanın yeni dönem vizyonunu ortaya koyan kapsamlı bir açıklama yaptı:
‘NAS’ POLİTİKALARI DAR GELİRLİNİN CANINA OKUDU
“Bugün burada yalnızca bir sendikanın olağan kongresini yapmak için değil; emeğin geleceğini, ülkemizin ekonomik yönünü ve çocuklarımızın yarınlarını da konuşmak için toplandık. Dünya ekonomisi tarihsel bir kırılma döneminden geçiyor. Pandemi sonrası toparlanma süreci maalesef hâlâ tamamlanamadı. 2020 yılında küresel Covid salgınına hazırlıksız yakalanan dünya, bu belirsizlik ve kaos döneminde üretim kapasitesini minimuma indirerek evlere kapandı. Özellikle ekonomisi güçlü devletler, evlerine kapanan halklarını güçlü bütçeleriyle desteklediler ve yetmediği yerde para basarak korumaya çalıştılar. Uzun süren pandemi dönemi tüm ekonomileri yavaşlattı ve hâliyle ülkelerin enflasyonları yükseldi. Sanayisi güçlü, tüketimini güçlü üretim kapasitesiyle dengeleyebilen ülkeler kendini çabuk toparlarken; maalesef tüketimin üretimden, ithalatın ise ihracattan daha fazla olduğu ülkemizde enflasyon her geçen gün yükselmiş, alım gücü her geçen gün azalmış ve tüm bunlar yetmezmiş gibi ‘faiz sebep, enflasyon sonuç’ gibi bilimsellikten uzak yaklaşımlarla ekonomimize dayatılan ‘NAS’ politikaları da dar gelirlinin canına okumuştur. Geldiğimiz noktada dünyanın en yüksek faizini veren ülkelerinin başında yer alıyoruz. Parası olanın hiç üretim yapmadan zenginliğine zenginlik kattığı bir dönemi birlikte yaşamaya devam ediyoruz.
KKM GELİR DAĞILIMINDAKI ADALETSİZLİĞİ DAHA DA KÖRÜKLEDİ
Birikim yapma şansına sahip olamayan ve sadece emeğinin karşılığı ile geçinmek zorunda olan emekçinin sırtındaki yük her geçen gün artmaya devam ediyor. Kötü yönetilen ekonominin sonucu olarak sürekli artan döviz kurlarının bir patlama noktasına gelmesi ve bununla birlikte Türk lirasının değer kaybıyla yaşanacak bir devalüasyonun ülkemizde bir kaosa sebep olmaması için o dönemki ekonomi yönetimi tarafından 2021 yılında Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemi yürürlüğe sokulmuş; bu yöntemle döviz kurundaki sert yükselişi durdurmak ve Türk lirasına geçiş hedeflenmiştir. Bu sistem, mevduat faizinin üzerinde gerçekleşen kur farkının Hazine veya Merkez Bankası tarafından karşılanmasını taahhüt etmiş ve böylece dövize yönelişin azaltılması ve kur istikrarının sağlanması hedeflenmiştir. KKM uygulaması bir nebze döviz kurlarını dizginlese de maalesef ülkemizde fakirden zengine büyük bir gelir transferine vesile olmuş, gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da körükleyerek yüksek oranda orta direğin ortadan kalkmasına neden olmuştur. Maddi imkânları zaten zayıf olan emekçi kesimi kıt kanaat geçinirken, devletin kaynakları maalesef zenginlere, sermaye sahiplerine ve KKM’yi fırsat olarak değerlendiren yabancı yatırımcılara akmıştır. Zaten bu yükü kaldıramayacağını gören yeni ekonomi yönetimi, 2021 yılında getirilen bu sistemi 2025 yılında tamamen tedavülden kaldırmış; ancak ülke ekonomimize açtığı yara hâlâ kapatılamamıştır.
PERVASIZ SÖMÜRÜ POLİTİKALARI ÇATIŞMALARI DERİNLEŞTİRİYOR
Tüm bu sorunların yanında, ülkemizin sınırları dışında da derinleşen jeopolitik çatışmalar, enerji ve gıda krizleri, tedarik zinciri sorunları ve yüksek enflasyon küresel sistemi sarsmaya devam ediyor. Büyük ekonomilerde büyüme hız kesiyor, borçluluk artıyor, gelir dağılımı bozuluyor. Dijitalleşme ve yapay zekâ üretim süreçlerini dönüştürürken; sermaye küresel ölçekte daha hareketli, emek ise daha güvencesiz hâle geliyor. Küresel ölçekte uygulanan sıkı para politikaları, gelişmekte olan ülkeleri daha kırılgan bir noktaya sürüklüyor. Sıcak para hareketleri, kur dalgalanmaları ve dış borç baskısı bu ülkelerde emeğin aleyhine sonuçlar doğuruyor. Bugün ayrıca Amerika, İsrail ve İran arasında yaşanan savaş ve özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmeler, dünya ekonomisi açısından son derece kritik bir risk oluşturmaktadır. Çin tarafından gerçekleştirilen ekonomik mucize ve sonucunda gerçekleşen ekonomik büyüme nedeniyle gün geçtikçe ekonomik anlamda alanı daralan, trilyonlarca dolar borcunu ödeyememe ve belki de batma riskiyle karşı karşıya olan Amerika Birleşik Devletleri, çare olarak yeni bir dünya düzeni oluşturma çabasındayken; bu durumu “vaad edilmiş topraklar” saplantısıyla bir işgal fırsatına dönüştürmeye çalışan İsrail terör devletinin geçmişte Irak’ta olduğu gibi İran’ı da nükleer silah bahanesiyle bölüp parçalayarak üniter devlet yapısını yok etme planları hepimiz tarafından bilinmektedir. Dünya barışını tehdit eden bu haydut devletlerin pervasız sömürü politikaları maalesef enerji arzının önemli bir kısmının geçtiği bu bölgedeki çatışmaları daha da derinleştirmektedir. Bu çatışmalar; petrol ve doğal gaz fiyatlarında sert artışlara, küresel ticarette aksamalara ve tedarik zincirlerinde yeni kırılmalara yol açmaktadır. Bu durum hâliyle enerjiye bağımlı olan ülkemiz ekonomisini doğrudan etkileyecek; üretim maliyetlerini artırarak enflasyonu daha da körükleyecek ve en ağır bedeli yine emekçiler ödeyecektir. Tüm bu olumsuz tablo karşısında sermaye kendini koruyacak araçlara sahipken, maalesef faturayı çoğu zaman sadece emeğinin karşılığıyla hayatını sürdürmekte olan işçiler ödüyor.
ÜCRET ARTIŞLARI DAHA CEBE GİRMEDEN ERİMEKTEDİR
Zaten zor durumda olan Türkiye ekonomisi; son yıllarda yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki bozulma ve alım gücündeki erime ile karşı karşıyadır. Resmî rakamlar ne söylerse söylesin; pazardaki fiyatı, evinin kirasını, faturayı ödeyen işçi gerçek enflasyonu her gün yaşamaktadır. Ücret artışları daha cebe girmeden erimekte, sabit gelirli kesimler sürekli geriye düşmektedir. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik yangın, TÜİK tarafından açıklanan rakamların aksine her geçen gün büyümekte ve en çok da emekçiyi vurmaktadır. Kötü yönetilen ekonominin faturası, ağır vergi uygulamalarıyla emekçinin sırtına yüklenmiş; buna bir de gerçeği yansıtmayan enflasyon verileri eklenince bu yük taşınamaz hâle gelmiştir. Diğer taraftan; kur dalgalanmaları ve maliyet artışları üretim yapısını zorlamakta, buna karşılık verimlilik artışı ve katma değerli üretim yeterince sağlanamamaktadır. Bu tablo sermaye açısından maliyet baskısı yaratırken; işçi sınıfı açısından güvencesizlik, esnek çalışma, taşeronlaşma ve sendikasızlaştırma baskısını artırmaktadır. Bugün Türkiye’de emekçilerin karşı karşıya olduğu temel sorunlar şunlardır: Alım gücünün sistematik biçimde düşmesi, vergi sisteminin ücretliler aleyhine işlemesi, kayıt dışı ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması, sendikal örgütlenme önündeki fiilî ve hukuki engeller, genç işsizliği ve kadın emeğinin yeterince korunmaması… Sermaye kesimi açısından bakıldığında ise finansmana erişim sorunu, belirsizlik, maliyet artışları ve uluslararası rekabet baskısı öne çıkmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki ekonomik krizin yükü eşit dağılmamaktadır. Sermaye; fiyatlara yansıtma, varlıklarını koruma ve maliyetleri emeğe aktarma gücüne sahiptir. İşçi ise yalnızca emeğiyle geçinmektedir.
ÖNCÜ TOPLU İŞ SÖZLEŞMELERİNE İMZA ATIYORUZ
İşte bizim mücadelemiz tam da bu noktada anlam kazanmaktadır. Tekgıda-İş Sendikası olarak bu mücadelenin bir sonucu olarak sizlerle birlikte, kendini enflasyon karşısında güncelleyebilen, gıda sektöründe öncü toplu iş sözleşmelerine imza atıyoruz. Yıllar önce birçok işletmede asgari ücretin birkaç kuruş üstünü başarı sayan bir anlayıştan; asgari ücretin 2-3 katını, hatta bazı işletmelerimizde çok daha fazlasını hedefleyen bir anlayışı sizlerle birlikte hâkim kılıyoruz. Siyasal iktidar kötü ekonomi yönetiminin faturasını ağır vergi yüküyle emekçiye keserken, biz bu dönem artık toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde ücret zamlarının yanında vergi desteği de talep ediyoruz ve sizlerle birlikte bu konuda olumlu sonuçlar almaya başladık. Üyelerimizin ekonomik anlamda ülkemizin zor koşullarında ayakta kalabilmesi ve refah seviyesini bir nebze yükseltebilmesi için tüm kadrolarımızla canla başla çalışıyoruz. Özellikle geçmişte işletme sözleşmeleri dışında bırakılan şube başkanlarımızın da sürece dâhil edilmesiyle üyelerimizin haklarını ekip ruhuyla korumaya çalışıyoruz. 7 ay önce gerçekleştirdiğimiz olağanüstü kongrede sizlere verdiğimiz sözü tutmaya çalışıyoruz. Olağanüstü kongrede hep bir ağızdan haykırdığımız ‘Tek adam olmaya değil, çok adam olmaya geldik!’ sloganının içini doldurmak için gayret ediyoruz. Biz bu anlayışa alın teri döktüğümüz fabrikalarda sahip olduk. Her zaman ‘ben’ duygusu değil, ‘biz’ duygusuyla sonuca ulaştık. Bu yüzden özel sektör çalışanının ruhunu anlamak için özel sektör çalışanı olmak gerekir. Yağın, şekerin, etin, sütün, baharatın içinde işçilik yapmadan hiç kimse bize özel sektörün zorluklarını anlatamaz. Özel sektör, kendini vazgeçilmez görenlerin değil; işini yapanların yuvasıdır. Kendini vazgeçilmez görenler, koltuk sallanmaya başlayınca kürsülerden ‘Bu teşkilatı batağa götüreceksiniz’ diyenler; arkadaşlarımla 2013 yılından beri verdiğimiz mücadeleyi görmeyenler ve kabullenemeyenler herhalde kerametin kendilerinde değil; bir ekip anlayışında, bir ekip ruhunda olduğunu şimdi daha iyi görmüşlerdir.
TEREDDÜT ETMEDEN GREV SEÇENEĞİNİ KULLANIRIZ!
Genelde sorunlarını masada müzakere yoluyla çözmeyi prensip edinen sendikamız; iş barışı bozulduğunda, sendikal hak ve hürriyetler çıkmaza girdiğinde ve tüm müzakere yolları tıkanma noktasına geldiğinde grev seçeneğini kullanmaktan da asla tereddüt etmeyecektir. Grevi asla amaç olarak görmeyiz; ancak araç olarak kullanmaktan da asla çekinmeyiz. Geçtiğimiz günlerde İzmir 7 No’lu Şubemize bağlı Safe Spice işyerinde başlattığımız grev uygulaması da bu anlayışın açık bir sonucudur. Konuşmam vesilesiyle buradan grevdeki Safe Spice emekçisine selamlarımı gönderiyorum. Başta Safe Spice işvereni olmak üzere hak, hukuk ve adalet duygusundan yoksun; insan emeğini sömürmeyi alışkanlık hâline getirmiş, işçi maliyetlerini şirketin geleceği için en büyük sorun olarak gören işverenlerin karşılaşacağı uygulamanın da hiç şüphesiz grev uygulaması olduğunu sizlerin huzurunda bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Emek sömürüsünü kâr sayan işverenleri buradan uyarırken, bir uyarıyı da ülkeyi yönetenlere yapmak istiyoruz: Ekonomik kriz karşısında gerçekten emekçiyi düşünüyorsanız, emekçinin yükünü hafifletmek istiyorsanız lütfen vergide adaleti sağlayın. Ücretliden alınan vergiler azaltılmalı, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir sistem kurulmalıdır. Üretim politikası ithalata dayalı değil; planlı, sanayi odaklı ve katma değeri yüksek olmalıdır. Tarım ve gıda sektörü stratejik alan ilan edilmelidir. Gıda güvenliği ise millî güvenlik meselesidir. Adil bir sistem için güçlü bir hukuk düzeni şarttır. Ne yazık ki ülkemiz hukuki anlamda zor bir dönemden geçmektedir. İddianamesiz süreçler, tartışmalı tanık beyanları ve özgürlüklerin kolayca kısıtlanması toplumda ciddi bir güvensizlik yaratmaktadır. Hukukun üstün olmadığı bir ülkede ne yatırım olur ne istihdam artar. Bugün yabancı sermayenin uzaklaştığını, yerli sermayenin dahi başka ülkelere yöneldiğini üzülerek izliyoruz.
TOPLU İRADE ÖNÜNDEKİ PRANGALARI KIRMAK İÇİN ÇALIŞIYORUZ
Bizlerin tüm bu kaotik durum içinde tutacağı tek dal; sendikalı olmak ve örgütlenmektir. Emekçinin birlik olmaktan başka çaresi yoktur. 2013 yılında göreve geldiğimizde yaklaşık 12.700 civarında üyemiz vardı. Bugün bu sayı 44 bini geçmiştir. Yönetim kurulu olarak geleceğe yapılacak en önemli yatırımın örgütlenmeyi desteklemek olduğu bilinciyle örgütlenmeye tüm gücümüzle destek vermekteyiz. Örgütlenmenin önündeki en önemli engellerin başında yer alan yetki davalarına, işverenlerin sudan sebeplerle itirazına kapı açan ve işverenlerin zaman kazanmasını sağlayan sermaye yanlısı uygulamalara karşı Türk-İş Konfederasyonumuzla ortak çalışmalarımız artarak devam etmektedir. Emekçinin toplu iradesinin önündeki en büyük prangayı kırmak için çalışıyoruz. Ancak şunu da unutmayalım ki bu konuda ne kadar çaba göstersek de yasa düzenleyici kişileri, sermaye temsilcilerini, genelde iş adamlarını elimizle, ayağımızla; sağ parti, sol parti, muhafazakâr parti anlayışıyla milletvekili yapıp meclise doldurduğumuz sürece maalesef hayatın birçok alanında olduğu gibi çalışma hayatında da, özellikle örgütlenme konusunda da emekçinin menfaatine yasalar çıkarmak, lehimize sonuçlar almak çok da mümkün olmuyor. Tüm bu olumsuz tabloya rağmen çalışma hayatına bakış açımızı değiştirebilecek, üyelerimizin çevresindeki sorunlara karşı farkındalığını artırabilecek eğitim faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Üyelerimizin yalnızca haklarını bilen değil, dünyayı okuyabilen bireyler olması önceliğimizdir.
MALİ DİSİPLİN KONUSUNDA YENİ BİR DÖNEM BAŞLATTIK
Mali disiplin konusunda da yeni bir dönem başlattık. Üyelerimizin aidatlarının doğru kullanımı temel ilkemizdir. Kişiye ve makama özel uygulamaları ortadan kaldırdık. Özellikle genel başkanlık makamı tarafından özgürce kullanılan, her ay bir brüt maaş kadar harcama yetkisi uygulaması tedavülden kaldırılmıştır. Yine genel başkanlık makamı tarafından özgürce kullanılan ve sendika tarafından kapatılan kredi kartı da tedavülden kaldırılmıştır. Genel başkanlık makamına ait makam aracı yeterli görülerek, genel başkan şoförünün hizmetindeki araç da tedavülden kaldırılmış bulunmaktadır. Ayrıca sağlık sendikası olmadığımız hâlde bazı sağlık kuruluşlarına bağış uygulaması da kaldırılmıştır. Sendikamızdan ziyade şahısları ön plana çıkarmak ve pazarlama karşılığında yandaş yayın organlarına yapılan destek uygulamalarına da son verilmiştir. Siyasete mütevazı bir hayatla başlayıp milyonlarca dolar servete sahip olan siyasetçileri reddettiğimiz gibi; mütevazı bir işçi temsilciliğinden milyonlarca dolarlık servet sahibi olan sendika yöneticilerini de hiçbir zaman örnek almayacağız.
ANKARA’DA İLK MİSAFİRHANEMİZİN TEMELİNİ ATACAĞIZ
Diğer taraftan Türkiye’nin gayrimenkul alanında en zengin sendikası iken, özelleştirmeleri fırsat bilerek 2005-2012 yılları arasında satılan 101 gayrimenkulün yerini doldurmak kolay olmayacaksa da imkânlarımızı doğru kullanarak sendikamızın sosyal anlamda üyelerimize hizmet verebilmesi için yeni projelere kafa yormaktayız. Bu çerçevede Ankara ilimizde ilk misafirhanemizin temelini en yakın zamanda atmak için süratle çalışmalara başladığımızın müjdesini buradan sizlere vermek istiyorum. Yine İstanbul’da hatır gönül karşılığı yandaş siyasi oluşumlara peşkeş çekilen Kartal binamız da aynı şekilde üyelerimizin kullanımı için misafirhane hâline getirilecektir.
HİÇBİR KRİZ EMEĞİ TESLİM ALAMAZ!
Profesyonel işçi temsilcilerinin en önemli sorumluluklarından biri, var olanları korumak olduğu gibi kendisinden sonraki nesillere daha iyi koşulları sağlamaktır. Yeni dönemde örgütlü yapıyı güçlendirmek, örgütlenmeyi artırmak ve konuşmamın başından beri sizlerle paylaştığım emeğin önündeki tüm engelleri aşabilmek için sendikal hareketin birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede tüm emek örgütleriyle dayanışmayı güçlendiriyoruz. Başta aynı işkolunda olduğumuz sendikalar olmak üzere ortak örgütlenme çalışmaları ve karşılıklı centilmenlik anlaşmalarıyla sermayenin lehine olan gereksiz çatışmalara ve gereksiz rekabetlere son vermeye çalışıyoruz. Çünkü emek mücadelesi parçalı değil, ortak zeminde büyüyecektir. Unutmayalım: Emeğin olmadığı yerde üretim olmaz. Üretimin olmadığı yerde kalkınma olmaz. Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz. Biz bu ülkenin alın teriyiz. Biz bu toprakların üretim gücüyüz. Ve biz örgütlü olduğumuz sürece hiçbir kriz emeği teslim alamaz.”
Genel Başkanımız İbrahim Ören’in konuşmasının ardından delegeler sandık başına gitti.















































































































