Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
07 Aralık 2011
İŞCİ MÜCADELECİ TURK-İŞ İSTİYOR

Türk-İş´in 21. Olağan Genel Kurulu öncesinde işyeri temsilcileri haklarını savunabilen, saldırılar karşısında mücadele eden bir Türk-İş istiyor.

İŞCİ MÜCADELECİ TURK-İŞ İSTİYOR

Öztaşkın: Türk-lş‘i işçinin umudu yapacağız

       SENDİKAL Güçbirliği Platformunun Türk-İş Genel Başkan adayı olan Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, "Söz söyleyen, eleştiren değil, talep eden ve hayata geçmesi için mücadele eden bir Türk-İş" yaratmayı hedeflediklerini söyledi. Sadece yönetimde yer alan sendikaların değil, örgütlü örgütsüz tüm işçilerin ve ülkenin sorunlarına müdahale eden bir Türk-İş için aday olduklarını belirten Öztaşkın, Türk-İş‘i yeniden işçilerin umudu haline getireceklerini söyledi. Platformun Türk-İş yönetimi için belirlediği diğer adaylar ise beklenenin aksine açıklanmadı. Kapılarının ilkelerini kabul eden herkese açık olduğunu kaydeden Öztaşkın, görüşmelerin sürdüğünü, ilerleyen günlerde adaylarını açıklayacaklarını duyurdu.

       Sendikal Güçbirliği Platformu dün Türk-İş Başkanlar Kurulu Salonunda basın toplantısı düzenledi. Platforma bağlı sendikaların genel başkanları ve yöneticilerinin yanı sıra, çok sayıda şube yöneticisi ve işyeri temsilcisi de basın toplantısını izledi. Platformun Türk-İş Genel Başkanlığı için aday gösterdiği Mustafa Öztaşkın, salondakiler tarafından coşkuyla karşılandı.

LİSTE AÇIKLANMADI

       Daha önceden platformun diğer yönetim kurulu adaylarının bu basın toplantısında açıklanacağı duyurulmuştu. Ancak beklenen olmadı. Listeyi platform ve dışındaki sendikalar ve delegelerle birlikte hazırladıklarını belirten Öztaşkın, "Listemiz hazır. Ancak diğer adayların bugün açıklanmasını uygun bulmuyoruz. Görüşmelerimiz de devam ediyor. Bizim listemiz, kapımız herkese açık. Hiç kimseyle seçim üzerine bir işbirliği yapmıyoruz. Bizimle gönülden beraber olmak isteyen, anlayışımızı benimseyen bütün sendikalara açığız" dedi. Öztaşkın, listeyi önümüzdeki günlerde duyuracaklarını bildirdi.

       Sadece platformun değil, Türk-İş‘e bağlı 35 sendikanın ve tüm Türk-İş üyelerinin adayı olduklarını ifade eden Öztaşkın, işçilerin sorunlarına sahip çıkan, mücadele eden, güvenilir ve itibarlı bir Türk-İş için yönetime aday olduklarını söyledi. Türkİş’in iyi iyi yönetilmediğini, sorunlara yeterli ölçüde duyarlı olunmadığını, gerekli tepkileri ortaya koyarak, gerekli mücadeleyi yürütmediğini kaydeden Öztaşkın, "Sadece işçilerin sorunlarıyla değil, toplumun bütün sorunlarıyla yakından ilgilenen bir Türk-İş yaratacağız. Türk-İş‘i ve işçi sınıfını ayağa kaldıracağız. ‘Kazanılmış haklarımızı koruyalım’ politikasının dışına çıkarak, yeni haklar kazanacak şekilde davranacağız. Bunları yaparken sendikalar arası işbirliği ve dayanışmayı her zamankinden daha fazla gerçekleştireceğiz" dedi.

       Öztaşkın, sadece Türk-İş yönetiminde yer alan sendikaların değil, tüm sendikaların sorunlarıyla yakından ilgileneceklerinin de altını çizdi.

SALDIRILAR KARŞISINDA ALANLARA ÇIKIP EYLEM YAPALIM DİYEN SENDİKALARA TURK-IŞ YÖNETİMİNİN VERDİĞİ YANIT: ‘Üstümüze su mu sıktıracaksınız?’

İŞÇİLER İÇİN KAYIPLARLA DOLU BİR 4 YIL YUMURTA YEMEKTEN UTANMIYORLAR

Bir konfederasyonun kendi üyeleri arasında bazılarına hasmane bazılarına yanda; yaklaşması o çatı altında birliği sağlayabilmesi mümkün değil. Neden bunu yapıyorlar kendilerine gelecek oy var. Hükümetten ne farkı var bu konfederasyonun. Onlarda yandaşlarına akıtıyor Türk-İş’te aynısını yapıyor.

       Türk-İş yönetiminin 4 yılına ilişkin yaptığımız değerlendirmelerin bugünkü bölümünde ise Sendikal Güç Birliği Platformu Sözcüsü ve Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin ile yaptığımız röportajı vereceğiz.

       8 aydır Başkanlar Kurulunu toplamayan Türk-İş‘in hiçbir şey yapmadığının en açık örneği olduğunu belirten Ayçin, saldırılar karşısında ‘Sokaklara çıkalım eylem yapalım’ önerisi getiren sendikalara, Türk-İş yönetiminin "Ne o bizi sokağa çıkartıp üstümüze su mu sıktıracaksınız? Bizi sokağa çıkartıp gözaltına mı aldıracaksınız? Polisle karşı karşıya mı getirteceksiniz?" dediğini aktardı.

       Ayçin, torba yasanın en çok etkilediği sendikalardan Yol-İş sorununun kongrede delege hesabı yapılarak çözüldüğünü, Belediye-İş’in ise sele teslim edildiğini kaydetti.

       Türk-İş‘te en fazla tartışılan kurullardan birisi Koordinasyon Kurulu. Siz ne düşünüyorsunuz bu kurul hakkında, görevlerini yapabiliyor mu?

       Bu dört yıl içerisinde Koordinasyon Kurulunun kamudaki toplusözleşmelerle ilgili ne sonucu açısından ne de işleyiş açısından doğru önderlik ettiğini söylememiz mümkün değil. Bizim Başkanlar kurulunda söylediğimiz bir şey var. Bunun görevi sendikaları koordine etmek, örgütlü bir güç birliği oluşturmak ama maalesef oluşturulan koordinasyon sınıfı hükümete teslim etmekten başka bir işlev görmüyor. O yüzden ben her dönem faydasından çok zararının olduğunu söylüyorum. Bu mantıkla devam edecekse koordinasyon kurulu oluşturulmasının doğru olmadığını söyledik. Maalesef sendikaların da işine geldiği için her dönem sözleşmeler öncesi sendika başkanlarından ve Türk-İş yönetiminden oluşan bir koordinasyon kurulu oluşturulur. Koordinasyon kurulunun içerisinde işçinin kendisi yoktur, süreçten haberi yoktur, kendisi ile ilgili talep edilenlerden bir haberdir. Görüşmeler başlar biter kamuoyunun haberi olmaz. O zaman koordinasyon kurulu neye yarar? Gerçekten bunu anlamakta zorlanıyoruz. Bu yıl toplanması ile toplanmaması, görüşmelerin yapılıp yapılmadığı konusunda sendika başkanlarını bilgi dahi alamaz oldu. Kim kimle görüşüyor haberimiz olmadı. En sonunda da anlaştık diye açıklama yaptılar İmzalanan protokolle ne ücretler doğru düzgün arttırıldı ne de sosyal haklar konusunda bir ilerleme sağlandı. O zaman bu kurul neyi koordine etti, işçiyi bir araya getirmiyorsunuz, işçiye sormuyorsunuz, işçiyi karar mekanizmalarına almıyorsun Başkanlar Kurulunun pazarlıklardan bilgisi olmuyor. O zaman akla bir tek şey geliyor. Bağımsız hareket edip farklı kazanımlar elde etme ihtimali olan sendikaları topyekün alıp hükümete teslim etmek.

       1 Mayıs, torba yasa, sosyal güvenlikte çok tartışıldı…

       1 Mayıslar başlı başına bir vukuat. Bir işçi konfederasyonunun Başkanlar Kurulunda eğer 1 Mayısa katılıp katılmama tartışılıyorsa, olay orda bitmiştir. 1 Mayıs bir tek yönü ile tartışılır o da katılım ve içeriğin zenginliğidir. Ama bir 1 Mayısa katılıp katılmamayı, kimlerle birlikte yapılacağı yönündeki tartışmalar abesle iştigaldir. 1 Mayıslar konusunda Türk-İş yönetiminin üstüne düşen görevi yaptığını söylemek mümkün değildir.

       Sosyal Güvenlik yasasında bazı düzenlemeler 2012 yılında uygulamaya girecek Tabip odası bu konuda hem kamuoyunu hem de sendikaları uyardı. Yetmedi sokaklara çıktı eylemler yaptı, destek istedi. Güvencesizlik konusunda yapılan eylemlere Türk-İş katılmadı.

       Torba yasa konusunda sesiz kaldı. Üyelerinin haklarını korumak yerine bugün kendi yönetiminin içerisinde olmasını istediği Yol-İş sorunlarını çözmüştü. Sadece Yol-İş’in göreceği zararı kesmek bir konfederasyon açısından doğru değildir. Zarar gören iki üye sendikasından birisini kurtarıp diğerinin selin önüne bırakmak anlaşılabilir bir durum değil. Torba yasaya karşı topyekün bir karşı koyuş örgütlemek gerekirken, Türk-İş 4 Nisan 2011’den beri başkanlar kurulu yapmıyor 8 aydır başkanlar kurulu yapmayan bir konfederasyonun geriye dönüp neleri yaptığına bakmaktan çok neleri yapmadığına bakmak gerekir. 8 ayda bu ülkede köprülerin altından çok su geçti.

       Bunları bir kenara koyalım Türk-İş asıl işinin içinde de yoktu. Kampana Deri’de, Savranoğlu’da 200 günü aşkın süredir direnişte, TÜMTİS uzun süre sürdürdüğü UPS mücadelesi sonucunda masaya oturmuş, grev aşamasına geldi ama Türk-İş ortada yok. Türkiye’nin hiçbir yerinde Türk-İş‘i görmeniz mümkün değil. Yani şöyle bir yaklaşım var, "Biz bakanlara, Başbakana, Cumhurbaşkanına gidiyoruz" diyorlar. Hadi sokağa dediğimizde sanki masa başını reddediyormuşuz gibi algılanıyor Kamuoyunda böyle çarpıtılıyor. Biz bu kanallar kullanılmasın demiyoruz. Sonuçta savaşlar bile masa başında bitiyor. Biz o görüşmeye giderken sokak kısmı güçlendirilmiş bir Türk-İş olarak gidin diyoruz. Hükümet üzerinde sınıfın gücünü caydırıcı bir unsura dönüştüremiyorsanız, masaya yumruğunuzu vururken arkanızda sınıfın gücü yoksa çok iyi pazarlamacı olabilirsiniz ama reklamdan öteye geçmez. Biz her sokak kısmını örgütleyelim dediğimizde "Ne o bizi sokağa çıkartıp üstümüze su mu sıktıracaksınız, bizi sokağa çıkartıp gözaltına mı aldıracaksınız, polisle karşı karşıya mı getireceksiniz" diyorlar. Eğer sokağa çıkmak gerekiyorsa çıkacaksın, polisle karşı karşıya gelmen gerekiyorsa geleceksin, tutuklanman gerekiyorsa tutuklanacaksın. Yani bu işlere soyunurken, her türlü bedeli ödeyeceğimizi söyleyerek seçiliyoruz.

       Referandumda ve anayasa tartışmalarında neden sessiz kalındı?

       Türk-İş Türkiye’nin her tarafında herkesten önce olması gereken bir konfederasyon. Ama maalesef hiçbir yerde yok Mesela anayasa tartışılıyor Türk-İş ne söylüyor? Uzmanlara taslağa hazırlattık götürdük verdik. Taslağın içinde ne var kimse bilmiyor.  

       Referandumda Türk-İş Başkanlar Kurulu yüzde 8590 "hayır" dedi. Ama Türk-İş başkanlar kurulundan çıkan sonuç bildirgesinde, "Biz kitle örgütüyüz, çatımız altında her türlü siyasi düşünceye sahip insanlar bulunmaktadır, bu nedenle bizim insanları bir düşünceye yönlendirmemiz doğru olmaz" diyor. İşçi kuruluşu önderlik etmek, doğruyu göstermek için vardır. Kıdem tazminatı gündemde Türk-İş "Gülün geçin" diyor. Bu ülkede durmadan cezaevleri yapılıyor, sokakta dolaşanlar şüpheli furyası içinde, kimse bir adım sonrasını kestiremez hale gelmiş, herkes evinde uyurken rahat değil, acaba beni de alacaklar mı endişesi yaşıyor Bu ülkenin bir tarafı ateş çemberi içinde. Gittik orada toplantılar yaptık, insanlar iş, aş su istemiyor. Yarınlara ilişkin güvence istiyor, özgür olmak istiyor, ana dilinde annesini çağırabilmek istiyor. Bu kadar net söylüyorlar. Türk-İş bunlara da sesiz kalıyor Şöyle bir şey olabilir mi? Üyelerinizden aldığınız aidatlarla kendi çocuklarınızın geleceğini garanti altına almaya çalışıyorsunuz ama üyelerinizin geleceğini garanti altına almak için kılınızı kıpırdatmıyorsunuz.

       Örgütlenme büroları konusunda genel kurulda alınan karar uygulanmadı ama bir çok sendikaya milyon liralara varan örgütlenme yardımı yapılmış.

       Bir konfederasyon düşünün ki kendisinin kongre kararlarına bile uygun davranmıyor Bu dönem Sendikal Güç Birliği Platformunun ortaya çıkmasının ardından oluşan bir tedirginlikle Türk-İş yönetimi sahip olduğu olanakları ve koltuğu kaybetmemek adına gerçekten sendikacılık tarihinin sayfalarına kara bir leke olarak geçecek bir takım uygulamalar yapmaya başladı. Deri-İş hep alanlarda, hep örgütlenmeye çalışan bir sendika, yine bir TÜMTİS yine Liman-İş, Petrol-İş, biz. Sayarsanız bir elin parmaklarını geçmeyecek şekilde örgütlenmeye çalışan sendikalar var. Yeni örgütlenen bir işyerinde ortama örgütlenme süresi 2.5 yıl. Davalar, mahkemeler 2.5 yılda bitiyor. Bu sürenin her bir saniyesi para ile dönüyor. Noterinden tutun da işten atılan işçiye verdiğin paraya kadar. Genel Kurulda örgütlenme havzalarını belirleme, örgütlenme büroları oluşturulması kararı alınmışsa, bir konfederasyon yönetimi şahsi tercihleri doğrultusunda bunu uygulamazlık yapamaz. Ya da birilerine örgütlenme konusunda para yardımı yaparken diğerine vermemesi kabul edilemez. Bir genel kurul aşamasında borcu olan sendikaların delegelikleri iptal ediliyor, ama bazı sendikalara örgütlenme fonundan verilen paralarla borçları kapatılıyor, delegelikleri getiriliyor.

       Şimdi bakıyorsunuz bir taraftan sürekli alanlarda olduğu için parası olmayan sendikalar var bu yüzden aidatlarını vermiyorlar. Diğer taraftakilere bakıyorsun ortada örgütlenme yok, üye sayısında artış yok ama bunlara aktarılan tonlarca para var. Bir konfederasyonun kendi üyeleri arasında bazılarına hasmane bazılarına yandaş yaklaşması o çatı altında birliği sağlayabilmesi mümkün değil. Neden bunu yapıyorlar kendilerine gelecek oy var.

DİYALOGLA DEĞİL ALANDA ÇÖZÜLÜR

       Yol-İş Karayolları 1. Bölge Baştemsilcisi Naci Göçer: Türk-İş AKP iktidarı döneminde işçi sınıfının sorunlarıyla ilgilenmedi. Bu dönemde torba yasa geçti, işçiler bu yasayla çok büyük kayıplarla karşı karşıya kaldı. Bu yasa ile belediye işçilerinin bir kısmı emekli edildi, bir kısmı çeşitli kurumlara sürüldü. Türk-İş yasa geçerken, biz hükümetle görüştük, sakıncalı maddeleri düzelttik diyordu. Karayolları kuruluş kanunu değiştirildi, otoyolların özelleştirilmesi gündemde, 15 Şubatta iki boğaz köprüsü sermayeye peşkeş çekilecek, Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü Hasdal’a taşındı. Küçükyalfdaki Karayolları arazisi de cemaatle yakın olan kurumlara peşkeş çekilmek isteniyor. Türk-İş yönetimi sürekli sorunlarımızı diyalogla çözeceğini söylüyor ama diyalogla çözülmeyen sorunlarda var. TEKEL işçilerinin sorunun diyalogla çözüleceği söyleniyordu, diyalogun sonucunda 12 bin TEKEL işçisi darmadağın oldu. işçi sınıfının sorunları diyalogla değil alana çıkarak çözülür. 2004 yılında Irak’a tezkere çıkarılmasına karşı yüz binlerce işçi alana çıktık ve bunu durdurduk. 11 Aralıkta Türk-İş genel kurul yapacak. Bu genel kurulda işçi sınıfının sorunları, talepleri, sendikal örgütlenmenin önündeki engeller tartışılmalıdır. Kıdem tazminatı, sosyal güvenlik yasası, özelleştirmeler konfederasyonumuz bu konularda gereken tavrı almalı. Şu anda ki gibi suskun bir yönetim istemiyoruz. Biz Türk-iş‘ten işçilerin talepleriyle birebir ilgilenmesini istiyoruz. Mücadeleci, işçi sorunlarına ve toplumsal olaylara duyarlı bir yönetim istiyoruz. Türk-İş yönetimi tabanda işçilerle bütünleşmelidir, yüzünü işçi sınıfına dönmelidir. Genel kurula katılacak delegelere sesleniyorum, mevcut yönetimin durumunu hepimiz biliyoruz, oylarınızı kullanırken bunları değerlendirin, emekten yana mücadeleci bir yönetim seçin.

HÜKÜMET DEĞİL İŞÇİ SEÇMELİ

       Yol-İş 1 No’lu Şube Yöneticisi Nemci Aydın: Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü ikiye bölünüp bir kısmı Hasdal’a taşındı. Buradaki arazi sermayeye peşkeş çekiliyor. Biz taşeron işçilerle birlikte çalışıyoruz. Aldıkları maaş asgari ücret. Yol-İş olarak taşeron işçileri örgütledik, hükümet mahkemelerin verdiği kararı bile dinlemeyerek örgütlenmeleri engelliyor. Sendikamıza taşeron işçilerden her yıl bin kişinin kadroya alınacağı yönünde söz verildi ama hükümet nedense kimseyi kadroya almadığı gibi kamu kurumlarını birer birer özelleştiriyor. Hükümetin işçi sınıfı çıkarına yaptığı hiçbir şey yok, sömürünün altında eziliyoruz. Otoyollarının satışı gündemde, buraların kimlere peşkeş çekileceği, oradaki işçilerin ne olacağı hakkında hiçbir bilgi yok. Türk-İş‘in mevcut yönetimi AKP hükümetiyle birlikte hareket ediyor, işçi arkadaşlar bize bir şey sorduklarında biz onlara cevap veremiyoruz. Bu konfederasyon işçiler için mi var, yoksa AKP için mi? Türk-İş‘in Ankara’daki genel kuruluna Türk-İş işçiyi davet etmedi, işçiler birleşip seçim tarihlerinde Ankara’ya gitmeli, eleştirilerini ortaya koymalıdır. Yeni oluşacak yönetim sınıfın çıkarlarını esas almalıdır, sınıfın önünde yürüyen liderlerden oluşmalıdır. Konfederasyonların başına hükümetin belirlediği kişiler geliyor, bunu değiştirmeliyiz.

İŞÇİLER İİN KAYIPLARLA DOLU BİR 4 YIL

       Mevcut yönetimin 4 yıllık sürecini "işçiler açısından kayıplarla dolu bir 4 yıl" olarak değerlendiren konfederasyon üyesi Ford Otosan işçileri, işçinin hakkını savunmayan, hükümet yanlısı bir Türk-İş istemediklerini belirtiyorlar. Sadece delegelerin katılımıyla gerçekleştirilecek olan genel kurulun Türk-İş içerisindeki demokrasi anlayışının göstergesi olduğunu ifade eden Ford Otosan işçileri, 10 sendikanın başlattığı muhalefet hareketinin ise umut verici olduğunu kaydediyorlar. Türk-İş yönetimin geride bıraktığımız 4 yılda AKP Hükümetinin işçi ve emekçilere dönük saldırıları karşısında sessiz kaldığını söyleyen 8 yıllık bir Ford Otosan işçisi, "Ne yaptı Türk-İş bu dört yılda kelimenin gerçek anlamıyla sıfır, işçi adına olumlu hiçbir şey yapmadı. Emeklilik yaşı yükseldi ses yok. Krizde işten atmalar oldu ses yok, ücretsiz izinler oldu ses yok. Ne yaptı? Sadece izledi. Biz böyle bir Türk-İş istemiyoruz. Tuttuğunu koparan, işçinin hakkını savunan bir Türk-İş istiyoruz" şeklinde konuştu. Türk-İş‘in en büyük konfederasyon olarak asgari ücret görüşmelerine katıldığına değinen 10 yıllık başka bir Ford Otosan işçisi, "Hükümet asgari ücrete yüzde 3 zam diyor. Her yıl aynı şey güya o masaya oturuyor ama hiçbir sonuç yok. Zamlar aldı başını gitti. Bunjara bir tepki vermesi gerekmez mi? Ama verilmiyor. Toplu sözleşmede enflasyona imza atılıyor. Enflasyon çıkıyor yüzde 4-5 bu zamlarla bu artışlarla yaşanır mı?" dedi. Türk-İş içerisindeki anlayışın değişebilmesi için demokratik bir yapılanmanın tesis edilmesinin şart olduğunu dile getiren 5 yıllık başka bir Ford Otosan işçisi, "İşçi temsilcisini, delegesini kendisi seçemezse, seçme ve seçilme hakkı elinden alınmışsa bu anlayışın da değişme şansı olmaz. Değişim için demokrasi şart. Kongre sadece delegelerle yapılırsa, bu delegeleri yöneticiler atarsa, işçinin o kürsüyü kullanma şansı olmazsa bu genel kuruldan işçi adına ne çıkar? Asıl değişmesi gereken bu durum" dedi.

YUMURTA YEMEKTEN UTANMIYORLAR

       Harb-İş Sendikası İstanbul Tersanesi İşyeri Baştemsilcisi Özkan Şener: Bir işçi olarak kendi konfederasyonumuza yumurta atılmasından utanıyorum ama 4 yıldır Türk-İş‘in başında olan yöneticiler Türk-İş‘i bu duruma getirmekten, yumurta yemekten utanmıyorlar.

       TEKEL işçileri dayanışmak için kilometrelerce uzaktan işçiler işten atılma pahasına da olsa Ankara’ya gelirken, Türk-İş yöneticileri direnişe sahip çıkmak yerine hükümetin arka bahçesi olarak görevlerini layıkıyla yerine getirmeye çalışmışlardır. Türk-İş‘in son yıllardaki tutumu işçiler nezlinde sendikalarına güvensiz olmalarını sağladı.

       Mücadeleci bir anlayışla devam etmiş olsalardı sendikalar itibar kazanırdı. Yani Türk-İş‘in tutumu sendikaların itibarsızlaştırdı.

       Türk-İş‘i değerlendirirken işçi sınıfının tarihine bakarak yaptıklarını, pek çok kez tarihi fırsatlar çakırdık. Bunun nedeni Türk-İş‘in uzlaşmacı tutumudur. Türk-İş, hükümetlerle, patronlarla ışb içindedir. Ortalık yangın yeriyken mevcut yönetim sermayenin kar olanaklarını geliştirmeye çalışıyor.

       İşçileri kongre salonlarına almayıp, bizlere "Ayak takımı" diyen Başbakanı kürsümüzden konuşturan bir Türk-İş yönetimi istemiyoruz. Asgari Ücret belirleme komisyonu başta olmak üzere pek çok sorunlar karşısında patronlar artık Türk-iş‘ten korkmuyorlar.

       Son 10 yıl içinde iktidar emekçilere dönük saldırılarını kararlılıkla sürdürürken, Türk-İş yönetiminin uslaşmacı tutumu ayyuka çıkmıştır. Sendikacılar geldiklere yerlere yabancılaşmış bir yaşam tarzı oluşturdular.

       Bu genel kurulda işçilerin taleplerini karşılayabilecek politikalar geliştirmek gerekiyor. Bu anlamda Sendikal Güç Birliği Platformunun ortaya çıkması çok önemli. Ama yinede bilinçli işyeri temsilcileri ve mücadeleci işçilerin olduğu mekanizmalar geliştirilmeli, mücadele anlayışını işyerlerinden başlatacak bir Türk-İş ortaya çıkartılmalıdır, işçiler nasıl işyerlerine ihanet etmiyorsa, sendikacılarda işçilere ihanet etmemelidir. Tabanında söz sahibi olduğu bir politika hayata geçirilmelidir.

DİĞER HABERLER
COCA COLA MERSİN FABRİKASINDAYDIK
COCA COLA MERSİN FABRİKASINDAYDIK

İşyeri eğitimlerine Coca Cola Fabrikalarıyla devam ediyoruz. 26 Kasım 2022 tarihinde Mersin Fabrikasındaki üyelerimizle Etkili İletişim konusunda bir araya geldik.

2023 YILI GELİR VERGİSİ YAKLAŞIK DİLİM TUTARLARI BELİRLENDİ!
2023 YILI GELİR VERGİSİ YAKLAŞIK DİLİM TUTARLARI BELİRLENDİ!

Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 123’üncü maddesine göre, vergi tarifesinin gelir dilim tutarları her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır.

YUNANİSTAN’DA İŞ GÜVENCESİ VE KIDEM TAZMİNATI
YUNANİSTAN’DA İŞ GÜVENCESİ VE KIDEM TAZMİNATI

Türkiye’de giderek derinleşmekte olan ekonomik kriz, işçiler açısından iş güvencesinin önemini her geçen gün daha da artırmaktadır.

EYT HAKKINDA AKLINIZA TAKILAN SORULARA YANITLAR
EYT HAKKINDA AKLINIZA TAKILAN SORULARA YANITLAR

Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) ile ilgili düzenlemede sona doğru gelindi. Prof. Dr. Cem Kılıç, Milliyet okurlarının EYT hakkındaki sorularını yanıtladı…