Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
Elmacık Atasu
Belkalper
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Socotab
Pepsi
Tuborg_Bira
Vakıf Zeytinlikleri
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Taris
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
Elmacık Atasu
Belkalper
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Socotab
Pepsi
Tuborg_Bira
Vakıf Zeytinlikleri
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Taris
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
11 Ağustos 2010
IMF TÜRKİYE’YE NASIL BAKIYOR?

Yaz aylarında IMF uzmanları Türkiye’ye geldi; kamu görevlileriyle görüştü ve sıradan yıllık raporlarından birini hazırladı.

IMF TÜRKİYE’YE NASIL BAKIYOR?

Yaz aylarında IMF uzmanları Türkiye’ye geldi; kamu görevlileriyle görüştü ve sıradan yıllık raporlarından birini hazırladı. 30 Temmuz 2010’da IMF Yönetim Kurulu’nun onayından geçerek yayımlanan bu rapor, IMF’nin bugünlerde Türkiye ekonomisine nasıl bakmakta olduğunu gösteriyor. Kısaca tartışalım.
• • •
Türkiye krizden nasıl, ne kadar etkilendi? IMF’nin değerlendirmesi şöyle: “Sağlam makroekonomik politikalar ve reformlar sayesinde Türkiye, küresel finansal krize, Yükselen Avrupa’daki pek çok ülkeden daha güçlü bir durumda girdi.”

IMF’nin Türkiye’ye pembe gözlüklerle bakması doğaldır; kaçınılmazdır. Zira, Türkiye’nin makroekonomik politikaları ve “reform” denilen dönüşümleri, kesintisiz on bir yıl boyunca (Haziran 1998-Mayıs 2009 arasında) IMF’nin denetim ve gözetimi altında belirlenmiştir. Bu politikalar boyunca Türkiye ekonomisi iki krizden, üç küçülme yılından geçti ve 1998-2009 yıllarını içeren ortalama büyüme hızı yüzde 3.5 olarak kaldı. IMF, bu ekonomik bilançoya katkılarını elbette serinkanlılıkla tartışamazdı. Bunun yerine, “Türkiye son krizi bizim programımız sayesinde hafif atlattı” mesajına sığınacaktı ve böyle yapmıştır.

Türkiye, krizi gerçekten hafif mi atlattı? Bu köşede bu soruyu birkaç kere yanıtladık. Karşılaştırmayı petrol ihracatçısı olmayan en büyük yirmi çevre ekonomisi arasında, IMF verilerini kulanarak ve sadece milli gelir hareketlerine bakarak yaptık. Krizin etkili olduğu iki yılın (2008-2009’un) ortalamalarını alırsak, Türkiye (Macaristan ve Meksika’dan sonra) en kötü durumdaki üçüncü ülkedir. Sadece 2009’a bakarsak, ülkemiz en olumsuz etkilenen dördüncü ülke oluyor. Önceki altı yılın veya bir önceki yılın büyüme hızından sapmaya bakarsak, “en kötü etkilenenler” sıralamasında Türkiye ilk veya ikinci konuma yerleşiyor.

“Türkiye krizden göreli olarak güçlü çıktı” savı dayanaksızdır; ama, yine de merak ediyoruz: IMF (hayalî de olsa) bu başarıyı (malûm “makroekonomik politikalar ve reformlar” yavesinin dışında) hangi etkenlere bağlıyor? Şaşırtıcı bir savla karşılaşıyorsunuz: “Kriz öncesinde dış kredilerin sürüklediği canlanmanın nispeten sınırlanmış olması”, ekonomik kırılganlığı hafifleten etkenlerin başında gösteriliyor.
Yanlış değil; tamamen yalan… Türkiye’nin kriz ortamına kırılgan girmesinin ve bu nedenle ağır etkilenmesinin ana belirleyicilerinden biri, dış borçlanmanın sınırsız, dörtnala artışı olmuştur. “Kriz öncesi”ni 2006-2007 olarak alalım. Milli gelirin yüzde 5’lik hızlarla büyüdüğü bu yıllarda Türkiye’nin dış borçları her yıl yüzde 20’nin üstünde artmış ve 2005’teki 170 milyar dolarlık düzeyden 249 milyara çıkmıştır. Sonraki dokuz ayda da yüzde 17’lik bir sıçrama daha gerçekleştirerek krizin hemen arifesinde (Eylül 2008’de) 291 milyar dolara ulaşmıştır. Özel sektörün dış borçlanmasının sürüklediği bu dörtnala tırmanmayı, “nispeten sınırlanmış” olarak nitelendirmek, cehalet değilse, nedir? Bu olguya, IMF’nin benimsediği “sermaye hareketlerinin sınırsız serbestliği ortamında, enflasyon hedeflemesi” modelinin nasıl katkı yaptığını da sık sık ortaya koymuştuk.
• • •

IMF raporu arada bir doğru şeyler de söylüyor. Örneğin, kriz sonrasındaki milli gelir artışlarını, “yeniden giriş yapan sermaye” olgusuna bağlamakta; “ithalat büyümesinin canlanması” nedeniyle “artan dış dengesizliklerin” gerçekleşeceğini öngörmekte ve tehlike çanlarını çalmaktadır: “Global belirsizlikler koşullarında, büyümenin… istikrarsız dış finansmana bağımlı olması,… ekonomik canlanmayı köstekleyebilecektir.”
Bu kötümser öngörüye karşı IMF raporunun önerdiği reçete nedir? Kısa vadeli sermaye girişlerini frenleyen ve aynı zamanda reel döviz kurunu (“ucuzlayan döviz” sarmalından çıkmayı) hedefleyen önlemler ve özellikle sanayinin ithalat bağımlılığını abartılı boyutlarda artıran Gümrük Birliği düzenlemelerinin revizyonu… Bunlar, Türkiye için düşünülmüyor. Hatta, dünya çapında deflasyon olasılığı tartışılırken, enflasyon yerine döviz kurunu hedefleyen ılımlı bir seçenek dahi gündem dışıdır.

Arada bir IMF uzmanlarınca kaleme alınan “alışılmışı tekrar etmeyen” araştırmalara kulak asmayın. Somut ülkelere dönük reçeteler gündeme geldiğinde geleneksel neoliberal saplantılar hiç yumuşatılmadan karşınıza çıkacaktır. Son rapor da Türkiye için böyle yapıyor: Dış dengesizlikleri (a) iç talebi kısarak; (b) emek maliyetlerini azaltarak hafifletmeye çalışın…

İç talebin kısılması için IMF raporu, “kademeli bir parasal daralmayı”; ayrıca, kriz koşullarına karşı kamu maliyesine getirilen “canlandırıcı öğelere 2010’da tümüyle son verilmesini” ve buna dönük olarak “yeni malî kuralın… hızla, gecikmeden kabulünü” öneriyor.

Krize karşı alınan önlemler, Türkiye’de kamu açığının milli gelire oranını ne kadar etkiledi? Diğer ülkelerle yapılan bir karşılaştırma ne gösteriyor? OECD, 2010 İstihdam Görünümü başlıklı raporunda G-20 ülkelerini bu çerçevede karşılaştırıyor. Ve bu grup içinde yer alan on bir “yükselen piyasa ekonomisi” içinde, 2009’da krize karşı önlemler nedeniyle kamu açığını en az artıran üçüncü ülkenin (Brezilya ve Hindistan’ın ardından) Türkiye olduğunu belirliyor. Dolayısıyla, “malî kural” aracılığıyla talep kısılması isteği, bir istikrar arayışına dayanmıyor. “Devleti daha da fazla küçültme” programının bir parçası oluyor.
AKP iktidarı için daha çekici olan politikalar, emek maliyetlerini hedefleyen öğelerdedir. IMF raporu, “ithal bağımlılığını üretim maliyetlerini indirerek azaltmayı;.… rekabet gücündeki geriliği,…formel sektördeki… istihdam maliyetini bölgesel rakiplerle aynı hizaya getirerek [daraltmayı]; emek piyasasındaki esnekliği artırmayı” öneriyor.
Özetle, IMF önce AKP iktidarına yağ çekiyor; ardından da sermayenin beylik reçetesini sunuyor: “Durgunlaşın; devletin ekonomik, sosyal işlevlerini daha da daraltın; emekçileri yoksullaştıran bir yarışma içinde emperyalist sistemle bütünleşin…”
Kaynak: BİRGÜN GAZETESİ -Prof. Dr. KORKUT BORATAV

DİĞER HABERLER
KOD 29 EZİYETİ MECLİS’E TAŞINDI
KOD 29 EZİYETİ MECLİS’E TAŞINDI

İşçilerin yasağa karşın işten üstelik de tazminatsız bir şekilde atılmasına izin veren Kod 29, hem Meclis’e taşındı hem de maddenin değiştirilmesi için teklif sunuldu.

GIDA DEVİ MONDELEZ’DEN 54 MİLYON DOLARLIK YATIRIM
GIDA DEVİ MONDELEZ’DEN 54 MİLYON DOLARLIK YATIRIM

Gebze’de bulunan fabrikasına yaklaşık 54 milyon dolarlık yatırım kararı alan Mondelez International Türkiye, bu yatırımla mevcut sistemine yeni şeker üretim hatları ekleyecek. İlave yatırımla üretimde 20 bin tonluk artış hedefleniyor. 

TAKSİTLİ VİCDANSIZLIK
TAKSİTLİ VİCDANSIZLIK

İstanbul’da iş cinayetinde yaşamını yitiren Halit Balicak (49) isimli işçinin davası 21 bin TL para cezasıyla sonuçlandı. İşverenlere ve şantiye şefine kesilen ceza, “ödeme gücü dikkate alınarak” 24 eşit takside bölündü.

GIDA GÜVENLİĞİ VE BESLENME…
GIDA GÜVENLİĞİ VE BESLENME…

Kuraklık gıda sorununu yaratır. Bizde bugünlerde gıda sorunu tartışılmıyor. Biz devlet olarak millet olarak her zaman iş başa düşünce önlem almaya kalkarız. Aşıda olduğu gibi bu defada geç kalmış oluruz ve iş işten geçmiş olur.

TEKGIDAIS

BEDAVA
İNCELE