Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
06 Aralık 2011
HALUK ŞAHİN: ‘HAYIR’ DEDİK RADİKAL’DEN ATILDIK

Haluk Şahin, Radikal´den ayrılmasını şu sözlerle anlattı: Hükümeti canla başla savunar Hasan Celal Güzel´e Vatan´da yer bulunurken, Radikal´den çıkarılan ve referandumda ´hayır´ tavrı alan diğer üç yazarın hali hatırı sorulmuyorsa, çıkarılma nedenimiz açıktır´

HALUK ŞAHİN: ‘HAYIR’ DEDİK RADİKAL’DEN ATILDIK

Haluk Şahin, Radikal’den ayrılmasını şu sözlerle anlattı: "Hükümeti canla başla savunar Hasan Celal Güzel’e Vatan’da yer bulunurken, Radikal’den çıkarılan ve referandumda ‘hayır’ tavrı alan diğer üç yazarın hali hatırı sorulmuyorsa, çıkarılma nedenimiz açıktır’

Medya son 10 yılda tümüyle sağa kaydı
Duayen gazeteci ve iletişim profesörü Haluk Şahin’le söyleşimizin ikinci ve son bölümünde Şahin, 1990’lı yıllarda gazetecilerin nasıl sendikasızlaştırıldıklarını, gazetelerin çarklarını döndüren muhabirlerle, yöneticilerin arasındaki ücret makasının nasıl açıldığını, AKP’nin özel kurumlara tahammülsüzlüğünü, Radikal gazetesindeki dönüşümü ve kendisinin Doğan Grubu’yla yollarının neden ayrıldığını anlattı…

» Daha öncede de iktidarla gazeteler arasında ilişki mevcuttu. Bu dönem neden farklı?
Bana belirli çevrelerden bu kitapla ilgili dediler ki; "Aman canım medya eskiden çok mu iyiydi?" Bir defa medyanın eskiden çok iyi olmaması onun bugün iyi olduğu anlamına gelmiyor. Ben bugünü anlatmaya çalışan bir kitap yazmaya çalıştım ama 1980’den başlıyorum anlatmaya… Örneğin 1990’lı yılar son derece önemli. Birincisi, özel televizyonların gelmesiyle beraber, medya sahipliği alanında çok çarpıcı değişiklikler oldu. Yeni teknolojiler sayesinde bu spekturumda sesini duyurabilen öznelerin sayısı arttı. Bir takım tartışma programlarında, daha önce TV’lerde dile getirilmeyen görüşler dile getirilmeye başlandı. Bunlar elbette kazanımlar ama bunların yanı sıra özel televizyonlarla rekabet etmeye çalışan eski basın patronları da ellerindeki medyayı hoyratça ticari kazanç ve şantaj amacıyla kullandılar. Medya, kısa zamanda zenginleşmenin bir aracı olarak kullanılmaya başlandı. O dönemde sık sık medya savaşları patlak veriyordu ve taraflar birbirleri hakkında çok ağır suçlamalara yer veriyorlardı. Değerli dostum Aydın Boysan şöyle demişti; "Bunların birbirleri hakkında söyledikleri her şeye inanın, kendileri hakkında söyledikleri hiçbir şeye inanmayın."

ZAYIF İKTİDARLAR DÖNEMİ DAHA ELVERİŞLİ
» 1990’larda basın özgürlüğü ne durumdaydı?
1990’lar Türkiye’de zayıf iktidarlar dönemi olduğu için gazeteciliği hakkıyla yapmak isteyenler için geniş olanakların bulunduğu yıllardı. Bu dönemde, hem siyasi otorite, hem iktisadi güç odakları hem de mafya gibi karanlık güç odakları, haber konusu oldu, sorgulandı. Eğer 1990’h yıllardır, gazetecilerimiz ve televizyoncularımız olağanüstü bir çaba göstermeselerdi Susurluk meselesinin üzeri, örtülürdü. Çünkü o dönemin hükümeti bunun bir ‘gulu gulu dansından ibaret’ olduğunu söylüyor ve medyayı eleştiriyordu. Bakın o dönemde medyanın gösterdiği bütün gayrete ve ortaya çıkan bütün olgulara rağmen, Susurluk hâlâ tam anlamıyla aydınlatılmış değil. Bugün siyasi ortamın o türden soruşturmalara çok daha uygun olması lazım ama yapılmıyor.

» 2000’li yıllara gelirsek, ne değişti 2000’lerde?
Atmosfer bütünüyle değişti, yeni iktidar ‘yaramaz’ medyayı terbiye etmek için şimdiye kadar yapılandan daha farklı yöntemler kullanmayı uygun görüyor. Önceden de iktidarla gazeteciler arasında ciddi sürtüşmeler olmuştur. Gazeteciler hapse girmişlerdir. Gazetelerin kağıtları mürekkepleri kesilmiştir, zor durumda kalmışlardır. Başka türlü sıkıntılar yaşamışlardır. Ancak bir şekilde ayakta kalmayı başarmışlardır. Çünkü o zamanki iktidarlar kitapta da belirttiğim gibi daha çok ‘havuç ve sopa’ yöntemini kullanmışlardır. Bazen kredi vererek susturma çabası öbür taraftan dava açarak sindirme çabası…
2000’li yıllara gelindiğinde güçlü iktidarın havuç ve sopa yönteminin ötesinde bütün alanı yapısal olarak yeniden düzenleme iddiasıyla ortaya çıktığını görüyoruz.

»Batıda gazetecilerin ‘editöryal bağımsızlığının’ güvencesi gazetecilerin meslek örgütleri, siz Türkiye’deki meslek örgütlerini nasıl buluyorsunuz?
Avrupa’da da bazı ülkelerde çok kötü şeyler olduğu oluyor. Dünyada basın özgürlüğünün gerilediği bir dönemden geçmekte olduğumuza dair çeşitli sinyaller geliyor, uluslararası basın meslek örgütlerinden. Buna benim de üyesi olduğu IPI da dahil. Örneğin İtalya’da Berlusconi, Fransa’da Sarkozy dönemlerinde içler açısı şeyler yaşandı, yaşanıyor. Oralarda da basın örgütleri fazla bir şey yapamadılar. Zaten neoliberalizmin etkisi arttıkça sendikaların yanı sıra meslek örgütlerinin de kan kaybettiğini, etkilerini yitirdiklerini görüyoruz. Türkiye’de de aynı süreç yaşandı. 1980’lerde Reagan bir tarafta Thatcher bir tarafta, Türkiye’de Özal bir tarafta bu neoliberal dönüşümü gerçekleştirdiler. O zaman zannedildi ki emek ne kadar örgütsüz olursa, zenginler o kadar çok ve kolay para kazanırlar ve zenginler çok para kazanınca bir süre sonra ülkedeki diğer kesimlere de birkaç kırıntı düşer. Şimdi bu anlayışın krizi yaşanıyor dünyada. Bu süreçte tüm dünyada basın örgütleri geriledi. Türkiye’de daha da yoğun yaşandı bu süreç ve Türkiye’de sendikacılık bilinçli ve aktif bir şekilde tasfiye edildi. Türkiye sendikal örgütlülük anlamında 1990’lardan itibaren bir çöle dönüştü. ‘Yükselen değerler’den söz edenler, sendikal örgütlenmeyi ortadan kaldırmak için ellerinden geleni yaptılar. ‘Bayram gazetesi’nin çıkarılmaması bunun örneklerinden biridir.

GAZETECİLER ARASINDA SINIF UÇURUMU
» Bu durum gazeteciler arasında ücret farklılıklarının artmasına da yol açtı, öyle değil mi?
1990’lı yıllardan itibaren, gazeteciler arasında sınıfsal bir kopuş yaşandı. Patrona yakın yönetici kesime hızla astronomik denebilecek maaşlar verilirken, gazetenin çarklarını döndüren muhabirler ve diğer işçiler fevkalade düşük ücretlere çalışmak durumunda kaldılar. İki kesim arasında, yaşam tarzı açısından çok büyük bir farklılık oluştu. İşte o zaman, günlük gazetelerde olması gereken yatay ilişkilerin yerini dikey ilişkiler aldı. Günümüzde çok fazla sayıda küçük meslek örgütü var. Gazetecilik içindeki uzmanlık alanlarının hepsi çok sayıda örgüt tarafından temsil ediliyor. Ancak bu örgütlerin hiçbirinin gücü yok. Üye sayıları fevkalade az, başka hiçbir olanakları yok.

» GÖP girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son birkaç yıl içinde basın özgürlüğüne yönelik tehditlerin giderek daha ağır boyutlar kazanması üzerine bir takım toparlanma emareleri görüye Bunlardan bir tanesi Gazetecilere Özgürlülük Platformu’dur. Ben onu çok önemsiyorum. Türkiye gibi büyük bir parçalanma yaşanan bir iflkede 91 örgütün bir araya gelip aynı bildiriye imza atıyor olması, yan yana gelip aynı eylemlerde buluşması basın ve ifade özgürlüğüne yönelik tehditlere karş tek ses olarak tepki verilmesi son derece önemli Yavaş yavaş, ideolojik ayrımlarından aşılmaya başlandığını görüyoruz. Benim içimi en çok acıtar olaylardan biri, bir takım gazeteciler hapse girdiklerinde, karşı kamptan bazı meslektaşlarının buna sevinmeleri, alkış tutmaları hatta başka bazı gazetecilerin de hakkında dava açılması için yazılar yazmaları. Yavaş yavaş bunun yanlış olduğu anlayışı basın camiasında kabul görmeye başlıyor.

» Aydın Doğan’ın basındaki sendikal örgütlenmenin tasfiyesi konusunda epey günahı oldu sanırım.
O dönemde dünyadaki neo-liberal dalganın Türkiye’ye de gelmesiyle birlikte bırakın sendikasız yerlerdeki sendikalaşmayı, sendikalı yerlerin de sendikasızlaştırılması için ciddi bir çaba gösterildi. Aydın Doğan’ın gazeteleri de buna dahildir. Zamanla bütün medya çok küçük istisnalar dışında sendikasız hale dönüştü. Sadece Aydın Doğan meselesi de değil. O dönem ideolojik olarak karşı bile çıkılamıyordu. Deniyordu ki, "Bu yeni yükselen değerler sisteminde sendikalı gazetecinin yeri yok." Bu da esas olarak Sabah grubu tarafından pompalanan bir şeydi.

RADİKAL ESKİ ETKİSİNİ KAYBETTİ
» Radikal’in ilk gününden beri yazarıydınız. Radikal son dönemde Eyüp Can’ın yayın yönetmeni olmasıyla büyük bir değişim geçirdi. Eyüp Can’ı Radikal’ini nasıl buluyorsunuz?
Öyle bir karşılaştırma yapmayayım. Ancak, Radikal önemli bir gazeteydi. Aktif bir habercilik anlayışı vardı. Farklı kesimlerden gelmiş bir yazar kadrosu var. Başlıklarını önceden tahmin edebilmek mümkün değildi. Çok kısa sürede etkili bir gazete haline dönüştü. 2005’e kadar Türkiye’de yerli ve yabancı gazeteler tarafından en çok alıntı yapılan gazete durumundaydı. Satışının çok çok ötesinde eticiye sahip bir gazeteydi. Çok pırıl pırıl gazeteciler vardı orada. Bugün de var. Özgür Mumcu, Ezgi Başaran, Pınar Öğünç bunlar Türk basım için birer kazançtır. Genç, diri ve dürüst kalemler. Ancak bir şey eksik olmalı ki Radikal’in eski dönemindeki prestiji ve etkisi yok. Onun ne oldğunu da söyleyen ben olmayayım.

SOKAK YAZARLIĞI BAHANEYDİ
» O dönem bir köşe yazarlığı nereye gidecek tartışması yaşandı. Nereye gidecek köşe yazarlığı?
Köşe yazarlığına ihtiyaç devam edecek. Hatta artarak devam edecek. Çünkü artık bilgi edinmek dünyanın en kolay şeyi, elinizdeki telefonla, etrafınızdaki ekranlardan, bilgisayarlardan, radyolar enformasyon fışkırıyor. Bu enformasyon tipisi içinde insanlar çok kolay yollarını şaşırabiliyorlar bu tipi içinde birilerinin yol göstermesi lazım. Bu yol gösterme, bir deniz feneri gibi ana doğrultuyu gösterme şeklinde olabilir. Ben hiçbir zaman öyle bir yazar olmadım. Ben daha çok elimdeki küçük el feneriyle etrafa bakıp; "Bakın arkadaşlar, galiba şöyle bir şeyler var veya işler şuraya doğru gidiyor şeklinde bir yazarlık üslubu tercih ettim. Ayrıldıktan sonra gördüm ki, o kadar çok tweet, e-mail mektup vs. aldım ki, okurlarla aramda oluşan bağı ben bile o zaman fark ettim.

Şahin’e, "Eyüp Çan’ın sizinle yolları ayırırken öne sürdüğü ‘sokak yazarlığı’ söylemi bahane miydi?" diye sorduk. Net bir yanıt aldık: "Tabii kesinlikle bahaneydi. Benimle birlikte Mehmet Ali Şahin ve Türker Alkan da vardı. Üçümüz aynı gün çıkarıldık. Üçü de o sırada yaklaşmakta olan Anayasa referandumunda ‘Hayır’ demenin daha iyi bir seçenek olduğuna inanan insanlardı. Bir tane de ‘Evet’ diyen yazarlardan çıkarıldı işten; Hasan Celal Güzel… Doğan grubu ona hemen Vatan gazetesinde iş verdi. Bizi arayan soran olmadı. Olgular yeterince net değil mi? Hükümeti canla başla savunan Hasan Celal Güzel’e Vatan’da yer bulunurken, diğer üç kişinin kimse hatırını sormadığı zaman, ve üç kişinin de Anayasa Referandumumda ‘Hayır’ oyu vereceğini düşündüğünüz zaman çok açık bir tablo görüyorsunuz."

» AKP bir çeşit totalitarizm mi peşinde?
AKP özerk kurumlardan hoşlanmayan bir iktidar anlayışına sahip. Sadece medyada değil diğer alanlarda da böyle. Özerk kurumlar varsa bunların sulandırılması ya da bunların içine iktidara sempati duyan insanların getirilmesi gibi uzun vadeli bir çaba gösteriyorlar. AKP bu tür projelerinde ısrarından hiç vazgeçmiyor ve hiç pes etmiyor. Bunu TÜBA’daki durumda da görüyoruz, Silahlı Kuvvetler’le olan ilişkilerinde de, yargıyla olan ilişkilerinde de, YÖK konusundaki yaklaşımında da, Futbol Federasyonu’ya bakış açısında da bunu görebilirsiniz. Özerk alanlardan hoşlanmayan bu anlayışın medyaya yönelik uygulamasının da gene uzun vadeli olarak yavaş yavaş da olsa, yeni yandaş medya organları kazanarak veya diğer yöntemlerle sürüp gittiğini görüyoruz. Medyanın genel dengelerinde çok ciddi bir değişim olduğunu gözlemliyoruz. Ben bunu Ötekiler adlı kitabımda yazmıştım. Bu aslında bir hegemonya savaşıdır. Eski hegemonya tasfiye ediliyor. İsterseniz ona ‘Kemalist hegemonya’ diyelim onun yerine yeni bir hegemonya geliyor. Bunun çarpışma alanı da doğal olarak medyadır demiştim. Zamanın içinde bu savaşta AKP’ye yakın anlayışın, Cumhuriyet ideoloji diyebileceğimiz diğer anlayışa karşı daha büyük bir üstünlük kazandığını ve onu köşeye sıkıştırdığını görmekteyiz. Şöyle yazmıştım; öbürünün de totaliter, baskıcı bazı özellikleri vardı, korkarım ki bu yeni gelenin de öyle özellikleri var. Halbuki biz üçüncü seçeneklerin olmasından yanayız. Biz ötekileri temsil ediyoruz, ne İslamcı’ ne ‘ulusalcı’ olmak durumundayız. Bunun dışındaki demokratik anlayışların palazlanması gerekir. Olaylar öyle gelişti. Bugün medyamızı bundan 10 yıl öncekiyle karşılaştırırsak, ideolojik açıdan son derece sağa kaydığını, islamcı ideolojiye çok daha angaje hale geldiğini saptayabilirsiniz. Buna TRT’yi de ekleyin, bizim vergimizle, bizim elektrik paramızla gittikçe büyüyen yeni yeni kanallar açan TRT’yi ekleyin o zaman gerçekten ciddi bir ideolojik ya da yeni hegemonya ortaya çıktığını göreceksiniz. Eskisinin tasfiyesi büyük ölçüde tamamlandı. Elbette yine eski paradigmanın içinden bakıp bir takım şeyler söylemeye çalışanlar var ama onlar artık marjinalleşti. Eski güçleri yok diğer toplumsal kurumlar tarafından korunma kollanma avantajları yok. Şimdi başka bir takım kurumlar bu sefer yeni hegemonun fikirlerini savunanların koruyup kolluyor. Fikir ve ifade hürriyetine inanan bizim gibilerin görevi de nasıl eskiden 141-142 ve 163’e birlikte karşı çıktıysak, bugün de yeni hegemonyanın, sansürüne, sınırlamalarına karşı çıkmalıyız diye düşünüyorum. Kitabımın çıkış noktası da budur.
 

DİĞER HABERLER
COCA COLA MERSİN FABRİKASINDAYDIK
COCA COLA MERSİN FABRİKASINDAYDIK

İşyeri eğitimlerine Coca Cola Fabrikalarıyla devam ediyoruz. 26 Kasım 2022 tarihinde Mersin Fabrikasındaki üyelerimizle Etkili İletişim konusunda bir araya geldik.

2023 YILI GELİR VERGİSİ YAKLAŞIK DİLİM TUTARLARI BELİRLENDİ!
2023 YILI GELİR VERGİSİ YAKLAŞIK DİLİM TUTARLARI BELİRLENDİ!

Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 123’üncü maddesine göre, vergi tarifesinin gelir dilim tutarları her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır.

YUNANİSTAN’DA İŞ GÜVENCESİ VE KIDEM TAZMİNATI
YUNANİSTAN’DA İŞ GÜVENCESİ VE KIDEM TAZMİNATI

Türkiye’de giderek derinleşmekte olan ekonomik kriz, işçiler açısından iş güvencesinin önemini her geçen gün daha da artırmaktadır.

EYT HAKKINDA AKLINIZA TAKILAN SORULARA YANITLAR
EYT HAKKINDA AKLINIZA TAKILAN SORULARA YANITLAR

Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) ile ilgili düzenlemede sona doğru gelindi. Prof. Dr. Cem Kılıç, Milliyet okurlarının EYT hakkındaki sorularını yanıtladı…