Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
11 Ekim 2021
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KIDEM TAZMİNATI FONU KANUN TASLAKLARI

Kıdem tazminatı hakkının kısıtlanması ve mümkünse ortadan kaldırılması, işverenlerin dönem dönem gündeme getirdikleri bir taleptir.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KIDEM TAZMİNATI FONU KANUN TASLAKLARI

TEKGIDA-İŞ SENDİKA AKADEMİSİ

10.12.1982 gün ve 2762 sayılı Kanunla kıdem tazminatına getirilen tavan (“toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanunu’na tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez”) bu hakkın kısıtlanması doğrultusunda önemli bir adımdı. Mevzuatımıza 1975 yılında giren “kıdem tazminatı fonu” da belirli aralıklarla gündeme geldi.

Bir yıl önce, 2020 yılı Ekim ayında TBMM Başkanlığı’na verilen bir kanun teklifinde ise, belirli süreli iş sözleşmelerinin kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması yoluyla kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, iş güvencesi ve işe iade talebi konularında büyük hak kayıpları amaçlandı. İşçilerin ve sendikaların kıdem tazminatı fonu konusuyla meşgul edildiği koşullarda, bu yeni düzenleme girişimi, işçi sendikaları konfederasyonlarının tepkisiyle engellendi.

Tekgıda-iş Sendika Akademisi’nin bu raporunda önce geçmişten günümüze kıdem tazminatı fonunun kurulmasına ilişkin kanun taslakları incelenecek, ardından da 2020 yılı Ekim ayında akamete uğrayan girişim özetlenecektir.

KIDEM TAZMİNATI FONUNUN İLK GÜNDEME GELİŞİ 1954 YILINDA

Kıdem tazminatı, mevzuatımıza 1936 yılında kabul edilen ve 1937 yılında yürürlüğe giren 3008 sayılı İş Kanunu ile dahil edildi. Bu hak, zaman içinde yapılan kanun değişiklikleriyle günümüzdeki biçimini aldı.

Kıdem tazminatı fonu tartışmaları ilk kez 1954 yılında toplanan 2. Çalışma Meclisi’nde ele alındı. Çalışma Meclisi’ne 15 milletvekili, 7 akademisyen, 14 bakanlık temsilcisi ile çok sayıda işçi ve işveren temsilcisi katıldı. Çalışma Meclisi’nin 2 numaralı komisyonunun 15-18 Şubat 1954 günleri yaptığı toplantı sonrasında kabul edilen raporda bu konuda şu değerlendirme yer alıyordu: “Kıdem haklarına tekabül eden karşılıkların işyerlerinde ayrı bir fon halinde veya bu karşılıkların umumi bir fonda toplanmasının mümkün olup olamayacağı hakkında Vekaletçe gerekli tetkiklerin yapılması ve bu fonların umumi masraflara ithalini mümkün kılacak bir formülün tespiti için Maliye Vekaleti ile temasa geçilerek bu hususun gelir vergisi kanununda gerekli hükümlere bağlanması ve aynı zamanda bu fonların işçilerin lehine teminat altına alınmasının sağlanması.” (II. Çalışma Meclisi Zabıtları ve Komisyon Raporları, Karınca Matbaası, Ankara, 1955, s.121)

22-29 Ocak 1962 günleri toplanan II. Çalışma Meclisi’nde işverenlerin dilek ve temennileri arasında kıdem tazminatına ilişkin şu talep yer alıyordu: “Kıdem tazminatı müessesesinin, işverenlerce prim ödenmemek şartıyla İşçi Sigortaları Kurumu vazifeleri meyanına ithali.” (Çalışma Bakanlığı, III.Çalışma Meclisi, Ankara, 1962, s.87)

KIDEM TAZMİNATI FONUNA İLİŞKİN İLK DÜZENLEME

1975 yılında kabul edilen 1927 sayılı Kanunla, o tarihlerde yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesine şu hüküm eklendi: “İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak kaydıyla Devlet veya kanunla kurulu kurumlarda veya %50 hisseden fazlası Devlete ait bir bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir. Fon tesisi ile ilgili hususlar kanunla düzenlenir.”

1475 sayılı Kanunun yerini 2003 yılında 4857 sayılı İş Kanunu aldı. Ancak 4857 sayılı İş Kanunu’nun geçici 6. maddesi şöyledir: “Kıdem tazminatı için bir kıdem tazminatı fonu kurulur. Kıdem tazminatı fonuna ilişkin Kanunun yürürlüğe gireceği tarihe kadar işçilerin kıdemleri için 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesi hükümlerine göre kıdem tazminatı hakları saklıdır.”

1975 yılından itibaren çeşitli kereler kıdem tazminatı fonu kanunu taslakları hazırlandı. Günümüzde sürdürülen tartışmalara ışık tutması açısından, bu kanun taslaklarının bir özetini sunuyoruz. Özetlemeler, büyük bölümü çoğaltma biçiminde bulunan kanun taslakları kullanılarak yapılmıştır.

Ele alınan kanun taslaklarının 1976 yılından 2004 yılına kadarki örneklerinin ortak özelliği, devlet güvencesi, sorumluluğu ve denetimi altında bir havuz fondur; bireysel hesap yoktur. Ayrıca, taslakların bazılarında fonun yönetiminde işçi ve işveren temsilcileri de bulunmaktadır. 2008 ve 2012-2013 taslaklarında devlet güvencesi ve sorumluluğu yoktur; havuz fon sistemi yerine bireysel hesap sistemine geçilmiştir ve fonun sorumluluğu özel şirketlere devredilmiştir.

1976 TASLAĞI

1976 yılında hazırlanan kıdem tazminatı fonu kanun taslağı Barış Gazetesi’nde yayımlandı (27-28 Ağustos 1976). 1976 taslağı 32 madde ve 4 geçici maddeden meydana geliyordu. Taslakta, “Prim Oranı” başlığını taşıyan 10. madde ise aşağıdaki şekilde düzenlenmişti: “Bu kanuna göre işverenler tarafından her ay için ödenecek fon prim nispeti 1475 sayılı İş Kanunu’nun 26. maddesinin 1.fıkrasında yazılı ücretin aylık tutarı ile ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve parayla ölçülmesi mümkün akti ve kanundan doğan menfaatler toplamının %10’udur. Fon primine esas olarak ücret toplamı, Sosyal Sigortalar Kurumu’na ödenecek prime esas ücretten aşağı olamaz.”

“Fonun Yönetimi Temsil ve Yürütme” başlığını taşıyan 18. maddede fon yönetimi aşağıdaki biçimde düzenlenmişti: “Fon Çalışma Bakanlığı Müsteşarı veya görevlendireceği bir Müsteşar Yardımcısı ile Çalışma Genel Müdürü, 1. Hukuk Müşaviri ve Bakanın Çalışma Bakanlığından en az Genel Müdür seviyesindeki yetkililerden tensip edeceği iki görevliden oluşan kurulca yönetilir. Müsteşar veya görevlendirilmesi halinde Müsteşar Yardımcısı Yönetim Kuruluna başkanlık eder.”

Taslağa göre kıdem tazminatı fonundan yararlanabilmek için şu koşullar aranıyordu: “Bu kanuna göre, kıdem tazminatının ödenebilmesi için, işçinin; (a) yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı bağlanmasına, toptan ödeme yapılmasına hak kazanmış bulunması veya ölmüş olması, (b) 1475, 854, 5953 sayılı Kanunlar ile bunları değiştiren kanunlara göre (a) bendinde belirtilen haller için işçinin kıdem tazminatı almaya hak kazanmış olması.”

Bu taslakta işçinin kıdem tazminatı bireysel hesapta değil, devletin güvencesi altındaki bir havuz fonda toplanıyordu. İşveren kıdem tazminatı yükümlülüğünü yerine getirmese bile, işçiye kıdem tazminatı bu fondan ödeniyordu. Kıdem tazminatı devletin güvencesi altındaydı.

Bu taslak işçi ve işveren örgütleri tarafından çeşitli biçimlerde eleştirildi ve TBMM gündemine gelmedi.

1977 TASLAĞI

1977 yılında Çalışma Bakanlığı tarafından hazırlanan bir taslak, 15 Mart 1977 tarihinde işçi ve işveren sendikaları konfederasyonlarına gönderilerek görüş istendi. Tasarı 32 madde ve 5 geçici maddeden oluşuyordu.

Taslağın 10. maddesinde, fona ödenecek prim oranı, ücret ve yan ödemeler toplamının %10’u olarak belirlenmişti. Fonun yönetimi 18. maddede şu şekilde düzenlenmişti: “Fon Çalışma Bakanlığı Müsteşarı veya görevlendireceği bir Müsteşar Yardımcısı ile Kıdem Tazminatı Fonu Genel Müdürü, 1. Hukuk Müşaviri ve Bakanın Çalışma Bakanlığından en az Genel Müdür seviyesindeki yetkililerden tensip edeceği iki görevli ile bünyesinde en çok işçiye bulunduran en üst işçi teşekkülünden bir ve bünyesinde en çok işvereni bulunduran en üst işveren teşekkülünden bir kişiden oluşan kurulca yönetilir. Müsteşar veya görevlendirilmesi halinde Müsteşar Yardımcısı Yönetim Kuruluna başkanlık eder.”

Kıdem tazminatı fonundan yararlanma koşulları, 1976 taslağındaki gibiydi ve 7. maddede düzenlenmişti.

Bu taslakta da işçinin kıdem tazminatı bireysel hesapta değil, devletin güvencesi altındaki bir havuz fonda toplanıyordu. İşveren kıdem tazminatı yükümlülüğünü yerine getirmese bile, işçiye kıdem tazminatı bu fondan ödeniyordu. Kıdem tazminatı devletin güvencesi altındaydı.

Bu taslak konusunda taraflar çeşitli açıklamalarda bulundular. İstanbul Ticaret Odası (İTO), 1977 yılında yayınladığı “Kıdem Tazminatı Fonu Kanun Tasarısı Hakkındaki Görüşlerimiz” isimli kitapçığında, fon taslağında 5 konuda işveren lehinde değişiklik yapılmasını talep etti (s.11-15). Türk-İş tasarıya karşı çıktı ve Genel Başkan Halil Tunç taslağın Meclis’ten geçmemesi için her türlü çabayı göstereceklerini ifade etti (Tercüman, 18.3.1977). TİSK ise tasarıya ilişkin görüşlerini ve eleştirilerini 10 madde halinde düzenledi.

1978 yılında kurulan CHP Hükümetinde Çalışma Bakanı olan eski sendikacı Bahir Ersoy’un bakanlığı döneminde yeni bir fon yasa taslağı üzerine çalışmalar yapılmakla beraber tartışmaya açılan bir taslak olmadı (Cumhuriyet, 12.8.1978).

1979 TASLAĞI

1979 yılında yeni bir kıdem tazminatı fonu kanunu taslağı hazırlandı. TİSK, 1979 yılında “Kıdem Tazminatı Fon Tasarısı” adıyla yayımladığı kitapçıkta bu taslağı değerlendirdi. Bu yayına göre, fonun finansmanı işverenlerce karşılanacaktı ve ilk yıl için %10, daha sonraki yıllar için ise % 8,3 oranında prim ödenecekti. TİSK bu taslağı 8 noktada eleştirdi (s.15-22). Türk-İş de bir kıdem tazminatı fonu kurulmasına karşı çıktı.

HAZİRAN 1980 TASLAĞI

1980 yılı Haziran ayında hazırlanan kıdem tazminatı fonu kanun taslağı, 7 Temmuz günü, görüşlerinin alınması amacıyla, işçi ve işveren sendikaları konfederasyonlarına gönderildi. Taslak 37 madde ve 3 geçici maddeden oluşuyordu.

Kanunun uygulama alanı tasarının 3. maddesinde şöyle düzenlenmişti: “Bu kanun, İş Kanunlarında tarifleri yapılan işçilere, işveren ve işveren vekillerine uygulanır.”

1980 taslağında fonun finansmanını düzenleyen 4. madde şu şekildeydi: “Kıdem tazminatı primi, işçiye o ay içerisinde ödenen ücreti ile buna ek olarak para ve para ile ölçülmesi mümkün sözleşme ve yasadan doğan ve devamlılık arzeden menfaatler toplamının %10’udur. Bu oran ilk yıl için olup, sonraki yıllarda uygulanacak prim oranı her takvim yılı sonunda ödenen kıdem tazminatı ile yönetim giderleri tutarının kıdem tazminatına esas ücretler tutarına oranı hesabedilerek bulunur. Hesabedilen yeni prim oranının %0,5’in altındaki kısmı yeni prim uygulamasında nazara alınmaz, %0,5 ve %0,5’i aşan kısmın ise tamamı iblağ edilir.”

Fonun yönetimi ile ilgili düzenlemeler ise taslağın 23. maddesinde ele alınıyordu: “Yönetim Kurulu başkanı Genel Müdürdür. Yönetim Kurulu Genel Müdürün dışında Çalışma Bakanlığından iki, Maliye Bakanlığından bir, en çok üyesi olan işçi ve işveren konfederasyonlarının seçecekleri birer temsilciden teşekkül eder.”

Taslağın 19. maddesine göre Genel Müdür Çalışma Bakanının teklifi üzerine müşterek kararname ile atanıyordu. Bağlı bulundukları kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı veya toptan ödeme yapılan işçiler ya da işçinin ölümü halinde kanuni mirasçıları kıdem tazminatı fonundan yararlanacaktı. Taslağın 35. maddesi ile de İş Kanunu’ndaki kıdem tazminatı hükümlerinin yürürlükten kaldırılacağı belirtiliyordu.

Taslak, işçinin son ücreti üzerinden ödenecek bir kıdem tazminatı ve devlet güvencesi altında bir havuz fon öngörüyordu.

TİSK, taslağa ilişkin eleştirilerini 7 madde halinde yayınladı (Milliyet, 27.8.1980). Türk-İş ise taslağa ilişkin görüşlerini ve tasarıda yer almasını talep ettiği noktaları 10 sayfalık bir metin halinde Çalışma Bakanlığı’na sundu. Bu konuda basında yer alan en kapsamlı eleştirilerden biri Sayıştay Uzman Denetçisi Musa Özdemir’e aittir. Özdemir tasarının devlet ve işçiler açısından getireceği sakıncaları 4 başlık halinde ele aldı (Cumhuriyet, 11.9.1980). 12 Eylül askeri darbesi nedeniyle bu çalışmalar durduruldu.

KASIM 1980 TASLAĞI

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında askeri yönetim döneminde ilki 1980, diğerleri ise 1983 yılında hazırlanmış toplam dört adet taslak vardır.

1980 yılı Kasım ayında hazırlanan taslağın 8. maddesinde fona işverenlerce ödenecek primin ücrete oranının henüz belirlenmediği belirtiliyordu. Taslağa göre, bağlı bulundukları kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı alan veya toptan ödeme yapılan işçiler, gemi adamları ve gazeteciler ile yahut bunların ölümü halinde kanuni hak sahipleri kıdem tazminatı fonundan yararlanacaktı. Sosyal Güvenlik Bakanı Sadık Şide de 1981 yılı ortalarında yaptığı açıklamada kıdem tazminatı fonu tasarısının hazır olduğunu açıkladı (Tercüman, 23.6.1981).

AĞUSTOS 1983 TASLAĞI

Askeri yönetim döneminde hazırlanan ikinci taslak 1983 yılı Ağustos ayına aittir. Çalışma Bakanı Prof. Dr. Turhan Esener 1982 yılının ilk aylarında kıdem tazminatı fonu konusunda bir yasa taslağı hazırlanması çalışmalarını başlattı (Cumhuriyet, 9.4.1982). Taslak 1983 yılı ortalarında tamamlanarak görüş alınmak üzere işçi ve işveren taraflarına iletildi. Taslak 31 madde ve 3 geçici maddeden oluşuyordu. Kanunun kapsamı 3. maddede şöyle düzenlenmişti: “Bu kanun 1475 sayılı İş Kanunu ve 854 sayılı Deniz İş Kanunu hükümlerine tabi olarak çalışan işçi, gemi adamı ile bunların işveren ve işveren vekillerine uygulanır. Birinci fıkra kapsamına girmemekle beraber zorunlu olarak Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamına girenlerle, kanuna veya kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulan kurum ve kuruluşların haklarında 1475, 854, 5953 ve 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanmayanlar ve Devlet Memurları Kanunu ve diğer kanunlara göre kamu kuruluşlarında sözleşmeli olarak çalıştırılanlar ile bunların işveren ve işveren vekilleri hakkında da bu kanun hükümleri uygulanır.”

Taslağın 10. maddesine göre, işverenlerce fona ödenecek prim miktarı, Sosyal Sigortalar Kanunu’na göre prime esas teşkil eden kazançlar toplamının %8’i idi. Fonun işletilmesi şekil ve esaslarının, kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 6 ay içinde çıkartılacak bir tüzükle belirlenmesi 27. maddede hükme bağlanmıştı.

Taslağın 12. maddesi kıdem tazminatına hak kazanma koşullarını şu şekilde düzenliyordu: “Bu kanuna tabi olan işçi ve gemi adamlarının hizmet akitlerinin, bağlı oldukları kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı bağlanması yahut toptan ödeme almak üzere feshedilmesi veya ölümleri halinde, işçilere veya hak sahiplerine kıdem tazminatı ödenir.”

Taslağın 28. maddesi de 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinin bazı maddelerinin şu şekilde değiştirilmesini öngörüyordu: “İşten çıkarma tazminatı. Madde 14- Bu kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin; (1) İşveren tarafından bu kanunun 17nci maddesinin 2 numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında, (2) İşçi tarafından bu kanunun 16’ncı maddesi uyarınca, (3) Muvazzaf askerlik dolayısıyla, feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl işverence işçiye …. Günlük ücreti tutarında işten çıkarma tazminatı ödenir.”

Taslakta, kaç günlük ücret tutarında tazminat ödeneceği bölümü boş bırakılmıştı.

Bu dönemde hazırlanan taslaklarda da devlet güvencesi altında bir havuz fon öngörülüyordu.

EKİM 1983 TASLAKLARI

1983 yılında kıdem tazminatı fonuna ilişkin ikinci ve üçüncü yasa taslakları Ekim ayında hazırlandı. 10 Ekim 1983 tarihli ilk taslak 31 maddeden oluşuyordu. Kanunun kapsamı, Ağustos ayında çıkartılmış olan taslak ile aynıdır. Ödenecek prim miktarı, tasarıda belirtilmemişti. Fon yönetimi ise tasarının 27. maddesinde şu şekilde düzenlenmişti: “Fonun ve T.C. Ziraat Bankası nezdinde açılacak Fon hesabının işletilmesi ile ilgili şekil ve esaslar, kanunun yürürlüğe girişinden itibaren 6 ay içerisinde Maliye, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarınca birlikte hazırlanacak bir tüzükte belirlenir.”

Fondan yararlanma koşulları ise 12. maddede şu şekilde düzenlenmişti: “İşçilerin bağlı oldukları kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı bağlanması yahut toptan ödeme almak üzere hizmet akitlerinin feshedilmesi halinde kendilerine, ölümlerinde ise hak sahiplerine kıdem tazminatı ödenir.”

  1. maddede de İş Kanunu’nun kıdem tazminatına ilişkin 14. maddesinin ilgili bölümünün şu şekilde değiştirilmesi öngörülüyordu: “İşten çıkarma tazminatı. Madde 14 – Bu kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin; (1) İşveren tarafından bu kanunun 17nci maddesinin 2 numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında, (2) İşçi tarafından bu kanunun 16ncı maddesi uyarınca, (3) Muvazzaf askerlik dolayısıyla, feshedilmesi hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince işverence işçiye, (a) Bir yıldan beş yıla kadar sürmüş olan hizmet süresi için her tam yıl karşılığında 15 günlük, (b) Beş yıldan on yıla kadar sürmüş olan hizmet süresi için her tam yıl karşılığında 18 günlük, (c) On yıldan on beş yıla kadar sürmüş olan hizmet süresi için her tam yıl karşılığında 20 günlük, (d) On beş yıldan sonraki hizmet süresi için her tam yıl karşılığında 22 günlük, işten çıkarma tazminatı ödenir. Bu tazminatın tutarı işçinin 15 aylık ücretini geçemez.”

Bu taslak Bakanlar Kurulu’nun 10 Ekim 1983 günlü toplantısında tartışmaya açıldı. Ancak Bakanlar Kurulu içindeki farklı görüşler nedeniyle tasarı benimsenmedi. Bunun üzerine, oluşturulan 5 kişilik çalışma grubu tasarıda bazı değişiklikler yaparak Bakanlar Kurulu’nun 12 Ekim 1983 günlü toplantısına yeni bir taslak sundu. Yeni taslakta prim oranı yine belirsiz bırakılmıştı. Fonun işletilmesi taslağın 27. maddesindeki gibi düzenlenmişti ve 10 Ekim 1983 tasarısından farklı bir düzenleme içermiyordu. Aynı şekilde 12. maddede düzenlenen kıdem tazminatına hak kazanma koşulları da yine 10 Ekim 1983 tasarısında yer alan düzenleme ile aynıydı. 29. maddede, İş Kanunu’nun 14. maddesi değiştirilerek, işçinin kıdemine bakılmaksızın her yıl için 15 günlük ‘işten çıkarma tazminatı’ ödenmesi öngörülmüş, önceki tasarıda yer alan kademeli geçiş uygulamasından vazgeçilmişti.

Bakanlar Kurulu’nda bu taslak üzerine yapılan görüşmelerde de bir anlaşma sağlanamadı ve taslak Bakanlar Kurulu gündeminden çıkarılarak bir sonraki hükümete bırakıldı.

1980’lerde gündeme gelen taslakların ikisi ise 1984 ve 1986 yıllarına aitti. Biri hazır olduğu açıklanmasına rağmen Meclis’e gelmezken, diğeri işçi temsilcilerinin tepkisi ile püskürtüldü.

1984 TASLAĞI

  1. Çalışma Meclisi, 16 ve 26-27 Temmuz 1984 günleri Ankara’da toplandı. Toplantının gündemi, kıdem tazminatı fon taslağıydı. Bu toplantıda ele alınmak üzere 1984 yılı Temmuz ayında bir kıdem tazminatı fon taslağı hazırlanarak işçi ve işveren örgütlerine iletildi.

Taslak 28 maddeden oluşuyordu. Taslağın 3. maddesinde kanunun kapsamı şu şekilde düzenlenmişti: “Bu kanun; hizmet akdine müsteniden çalışan işçiler ile bunların işveren ve işveren vekillerine ve 5434 sayılı kanuna tabi olarak çalışanlara uygulanır.”

Taslağın 10. maddesinde, her yıl için işçilerin prime esas ücretinin 1 aylığı tutarında bir primin, işverenler tarafından Ocak ve Haziran aylarında 2 eşit taksitte ödenmesi öngörülüyordu.

Taslağın 24. maddesi ise fonun, Maliye ve Gümrük Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca 6 ay içinde hazırlanacak bir yönetmeliğe göre işletileceğini hükme bağlıyordu.

Taslakta, bağlı bulundukları kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı bağlanan ya da toptan ödeme almak üzere hizmet akitleri feshedilenlerin kendilerine, ölümleri durumunda ise hak sahiplerine kıdem tazminatı ödenmesi öngörülmüştü.

  1. Çalışma Meclisi 16 ve 26-27 Temmuz 1984 günlü toplantısı sonrasında bir açıklama yayımladı. Açıklamada işçi, işveren ve hükümet temsilcilerinin görüş birliği sağladığı konular şu biçimde ifade edildi: “Mecliste tartışılan sebepler dolayısıyla, kıdem tazminatı fonu kurulmalıdır; Fon’un kurulması ile, işçilerimizin kazanılmış haklarında bir kayba sebebiyet verilmeyeceği gibi, işverenler de mükerrer ödemelerle yeni külfetlere sokulmamalıdır; Çalışma barışının korunması, kanunların sağladığı imkanlarla işçinin, işin ve işyerinin güvenliğinin sağlanması tarafların temel hedefidir; Kurulacak olan Kıdem Tazminatı Fonu’nun en iyi ve rantabl şekilde işletilmesi tarafların müşterek arzusudur.”
  2. Çalışma Meclisi’nden fona destek kararının çıkması üzerine başlayan tartışmaların ardından taslakta bazı değişiklikler yapıldı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı Kutlu Savaş, yaptığı açıklamada işçilik kıdemi 15 yıldan fazla olanların yeni düzenlemenin kapsamı dışında bırakılacağını belirtti (Hürriyet, 27.8.1984). Türk-İş ise kıdem tazminatı fonuna karşı daha açık bir tavır takınmaya başladı (Cumhuriyet, 25.10.1984).

Konu çalışma yaşamının gündemine 1985 yılının son günlerinde Başbakan Turgut Özal tarafından yeniden getirildi (Cumhuriyet, 28.12.1985). Taslağın, 1986 yılı Şubat ayında Meclis’e sunulacağı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mustafa Kalemli tarafından açıklandı (Cumhuriyet, 30.12.1985). Ancak TBMM’ye bir kanun tasarısı sunulmadı.

1986 TASLAĞI

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 1986 yılının Ocak ayında bir taslak hazırlayarak görüş bildirilmesi talebi ile işçi ve işveren örgütlerine iletti. Taslak 26 maddeden oluşuyordu.

Kanunun kapsamı 2. maddede şu şekilde düzenlenmişti: “Bu kanun iş kanunlarına tabi işçiler ve 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’na tabi olarak çalışanlar ile bunları çalıştıranlara uygulanır. Yukarıdaki fıkra kapsamına girmemekle birlikte; (a) Zorunlu olarak Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamına girenler; (b) Devlet Memurları Kanunu ve diğer kanunlara göre kamu kuruluşlarında sözleşmeli olarak çalışanlardan özel kanunlarında kendilerini T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirmeye ait hüküm bulunması sebebiyle emekli ikramiyesine hak kazanacak olanlar, ile bunları çalıştıran ve isteğe bağlı olarak bu kanun hükümlerinden faydalanmak isteyenler haklarında da bu kanun hükümleri uygulanır.”

Taslağın 11. maddesine göre, fona ödenecek yıllık prim miktarı, prime esas ücretin 1 aylık tutarı olarak belirlenmişti. Bu miktar Şubat ve Temmuz aylarında 2 eşit taksitte ödenecekti.

Fonun yönetimi taslağın 5. maddesinde şu biçimde düzenlenmişti: “Fonun yönetimi ile ilgili işler; Yüksek Planlama Kurulunun kararları doğrultusunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının gözetiminde yürütülür. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, fonun yönetimi ile ilgili konularda Yüksek Planlama Kuruluna üye sıfatı ile katılır. Bu kanuna göre yapılacak ödemelere esas teşkil edecek primlerin tahsili, tediyesi, takibi ve bu işlemlerin gerektirdiği işlerin Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından yerine getirilmesi ve fonun işletilmesi usul ve esasları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca hazırlanacak bir tüzükte gösterilir.”

Taslağın 12. maddesi de kıdem tazminatına hak kazanılmasını ve tazminatın ödenmesini şu biçimde düzenlemekteydi: “Her ne sebeple olursa olsun hizmet akdi sona erenlerden bir yıllık hizmet süresini tamamlayanlar kıdem tazminatına hak kazanırlar. (A) Ödeme yapılabilmesi için; (a) Ölüm halinde kanuni mirasçılığın, (b) Yaşlılık, emeklilik, malullük hallerinde, aylığın bağlanması veya toptan ödeme yapılması konusunda karar alınmış olmasının, (c) Bunların dışındaki sebeplerle hizmet akdinin sona erdiğinin belgelenmesi zaruridir. (B) Ölüm, yaşlılık, emeklilik, malullük sebepleriyle hizmet akdi veya kamu görevi ilişkisi sona erenler ile toptan ödeme yapılanlar dışında kalanlara işsiz kalınan ilk 6 aylık süre için fona ödenmiş primin %40’ını aşmamak ve uygulanmakta olan asgari ücret göz önünde bulundurulmak suretiyle kıdem tazminatına mahsuben işsizlik avansı ödenir. Avans alanlardan 10 yıl süre ile fon kapsamı dışında kalanlara tazminatlarının bakiyesi, avans almamış olanlara ise tazminatlarının tamamı ödenir. Kendisine avans ödemesi yapılan kimsenin işe girdiği tarihten itibaren 6 ay içinde aldığı avansı fona iade etmesi halinde eski hizmeti kıdem tazminatı hesabında nazara alınır.”

Fon taslağı özellikle işçi temsilcilerinden büyük tepki gördü ve TBMM’ye gönderilmedi.

Farklı periyotlarda çeşitli kanun taslaklarıyla gündeme gelerek tartışılan kıdem tazminatını 2001 ve 2002 taslaklarında şu öneriler bekliyordu:

2001 TASLAĞI

7 Şubat 2001 tarihinde Ankara’da işçi ve işveren sendikaları konfederasyonlarının genel başkanlarının katılımıyla düzenlenen toplantıda 9 öğretim üyesinden oluşan bir Bilim Komisyonu’nun çalışma yaşamına ilişkin yasa tasarıları hazırlamaları kararlaştırıldı ve Bilim Komisyonu, raporunu ve önerilerini 4 Mayıs 2001 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’a sundu. Bakanlığa sunulan Kıdem Tazminatı Fon Taslağı 22 maddeden oluşuyordu.

Taslağın 2. maddesi kanunun kapsamını düzenliyordu: “Bu kanun 1475 sayılı İş Kanunu, 854 sayılı Deniz İş Kanunu, 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanuna göre hizmet akdine dayalı olarak çalışan işçilerle bunları çalıştıran işverenleri ve ölen işçilerin hak sahiplerini kapsar. İş Kanunu’nu değiştiren İş Güvencesi Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte işyerinde çalışmakta olan ve İş Kanunu’nun 14’üncü maddesine eklenen 1’inci fıkra hükmü uyarınca yürürlük tarihinden önceki kıdem süreleri için işverenin kıdem tazminatı yükümlülüğü saklı tutulan işçiler hakkında da sözü edilen kanunun yürürlük tarihinden başlayarak bu kanun hükümleri uygulanır.”

Taslağın 13. maddesine göre, işverenlerce ödenecek aylık prim miktarı, işçinin aylık kazancının %4’ünü geçmemek üzere Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecekti.

Fonun yönetimi 4. maddede şu biçimde düzenlenmişti: “Kıdem tazminatı fonu, Yönetim Kurulu tarafından işletilir ve yönetilir. Fon Yönetim Kurulu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının önerisi üzerine müşterek kararname ile atanacak bir temsilci ile en fazla işvereni temsil eden işveren konfederasyonu tarafından seçilen iki ve en fazla işçiyi temsil eden işçi konfederasyonunca seçilen bir üyeden oluşur. Fon Yönetim Kuruluna müşterek kararname ile atanan temsilci başkanlık eder.”

Taslağın 7. maddesi de kıdem tazminatına hak kazanma koşullarını şu şekilde belirliyordu: “Bu kanun kapsamına giren işçiler, (a) bağlı oldukları kurum ve sandıklardan yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı bağlanması yahut toptan ödeme almak amacıyla hizmet akitlerini feshetmeleri halinde, (b) işverence hizmet akdinin feshedilmesi durumunda işçinin hak kazandığı yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı veya toptan ödeme almak amacıyla ilgili kuruma veya sandığa başvurması halinde, (c) İşçinin ölümü halinde kanuni mirasçıları kıdem tazminatına hak kazanırlar.”

Taslakta öngörülen, devlet güvencesi altında havuz fon sistemiydi.

2002 TASLAĞI  

Kıdem tazminatı fonuna ilişkin bir kanun taslağı da 4857 sayılı İş Kanunu’nun görüşmeleri sırasında, Bilim Komisyonu tarafından hazırlandı. Taslak 5 bölüm ve 22 maddeden oluşmaktaydı.

Taslağın ‘Kapsam’ adı altındaki 2. maddesine göre, taslak 4857 sayılı İş Kanunu, 854 sayılı Deniz İş Kanunu ve 5953 sayılı Basın İş Kanunu’na göre iş sözleşmesine dayalı olarak çalışan işçilerle, bunları çalıştıran işverenleri ve ölen işçilerin hak sahiplerini kapsamaktaydı.

İşverenlerin fona ödeyeceği prim, taslağın 13. maddesinde şu biçimde düzenlenmişti: “Kıdem tazminatı fonuna ödenecek aylık prim miktarı bu maddenin 2. fıkrası hükümlerine göre hesaplanacak aylık kazancın %3’ünü geçmemek koşulu ile fon yönetim kurulunun önerisi üzerine Bakanlar Kurulu’nca belirlenir.”

Fonun yönetimi 4. maddede düzenlenmişti. Fon, “Yönetim Kurulu tarafından işletilir ve yönetilir. Yönetim Kurulu, görev süreleri 4 yıl olarak belirlenen aşağıdaki 4 üyeden oluşur: Başkan: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın önerisi üzerine müşterek kararname ile atanacak bir temsilci. En fazla işvereni temsil eden işveren konfederasyonu tarafından seçilen 2 üye. En fazla işçiyi temsil eden işçi konfederasyonu tarafından seçilen 1 üye. Kararların oluşumunda oyların eşit olması durumunda, başkanın bulunduğu taraf çoğunlukta sayılır.”

Fondan kıdem tazminatı ödemeleri de taslakta şu şekilde düzenlenmişti: “İşçilerin, bağlı oldukları kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı bağlanması yahut toptan ödeme almak amacıyla hizmet akitlerini feshetmeleri halinde; işverence hizmet akdinin feshedilmesi durumunda, işçinin hak kazandığı yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı veya toptan ödeme almak amacıyla ilgili kuruma veya sandığa başvurması halinde; adına en az 10 yıl fona prim ödenen işçinin isteği halinde, işçinin kendisi; işçinin ölümü halinde kanuni mirasçıları kıdem tazminatına hak kazanır.”

Tasarının 8. maddesi ödenecek olan kıdem tazminatının miktarını düzenliyordu: “İşçilere veya hak sahiplerine fona prim ödenmiş olan her tam yıl için prim hesabına esas olan ücretinin 30 günü tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için veya toplam prim ödeme süresi bir yılın altında kalanlar için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. Kıdem tazminatına esas alınacak ücret, işçinin çalıştığı ve adına prim yatırılan son takvim yılının ortalamasıdır. Prim ödenen toplam süre bir yılın altında ise, prim yatırılan ayların ortalaması esas alınır. Aynı kıdem süresi için birden fazla kıdem tazminatı ödenmez. Kıdem tazminatının hesabında ve primlerin tahsilinde esas alınacak ücretlerin en az miktarı İş Kanunu’nun 33. maddesine göre belirlenen asgari ücret, üst sınırı ise Devlet Memurları Kanunu’na tabi en yüksek devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre ödenecek azami emeklilik ikramiyesi miktarıdır.”

‘Fonun Hukuki Yapısı’ başlığını taşıyan 3. maddede fonun devlet güvencesi altında bulunacağı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı, özel hukuk hükümlerine tabi, mali ve idari yönden özerk, özel bütçeli ve tüzel kişiliğe sahip bir kamu kuruluşu olduğu belirtiliyordu. Aynı madde, fonun bütçe kapsamı dışında olduğunu ve gelirlerinden hiçbir şekilde kesinti yapılamayacağını, gelirlerin genel bütçeye gelir kaydedilemeyeceğini hükme bağlıyordu.

2004 TASLAĞI

Murat Başesgioğlu’nun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olduğu 2004 yılında toplanan 9. Çalışma Meclisi’ne “Kıdem Tazminatı Fonu Kanun Tasarısı Taslağı” sunuldu.

Kanun, İş Kanunu, Basın İş Kanunu ve Deniz İş Kanunu kapsamındaki işçileri kapsamına alıyordu.

Fon, devletin güvencesi, sorumluluğu ve denetimi altındaydı. Fon, bütçe kapsamı dışındaydı, gelirlerinden hiçbir şekilde kesinti yapılamıyor ve genel bütçeye gelir kaydedilemiyordu. Fonun yönetimi şu şekilde belirleniyordu (M.4): “Kıdem Tazminatı Fonu, Yönetim Kurulu tarafından işletilir ve yönetilir. Fon Yönetim Kurulu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının önerisi üzerine müşterek kararname ile atanacak bir temsilci ile en fazla işvereni temsil eden işveren konfederasyonu tarafından seçilen iki ve en fazla işçiyi temsil eden işçi konfederasyonunca seçilen bir üyeden oluşur. Üyelerin görev süresi dört yıldır.”

Taslağı 13. maddesine göre, “Kıdem Tazminatı Fonuna ödenecek aylık prim miktarı (…) aylık kazancın yüzde 3’ünü geçmemek koşulu ile Fon yönetim kurulunun önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir.”

Bu fondan kıdem tazminatı alınabildiği durumlar şu şekilde düzenlenmişti (M.7): “Bu kanunun kapsamına giren işçiler (a) bağlı oldukları kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı bağlanması yahut toptan ödeme almak amacıyla hizmet akitlerini feshetmeleri halinde; (b) işverence hizmet akdinin feshedilmesi durumunda işçinin hak kazandığı yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı veya toptan ödeme almak amacıyla ilgili kuruma veya sandığı başvurması halinde; (c) adına en az 10 yıl Fona prim ödenen işçinin isteği halinde, (d) işçinin ölümü halinde kanuni mirasçılarına, kıdem tazminatına hak kazanırlar.”

Kıdem tazminatı miktarı, her yıl için işçinin son yıl ücret ortalamasının 30 günlük tutarıydı (m.8): “İşçilere veya hak sahiplerine Fona prim ödenmiş olan her tam yıl için prim hesabına esas olan ücretinin otuz günü tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için veya toplam prim ödeme süresi bir yılın altında kalanlar için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. Kıdem tazminatına esas alınacak ücret, işçinin çalıştığı ve adına prim yatırılan son takvim yılının ortalamasıdır. Prim ödenen toplam süre bir yılın altında ise, prim yatırılan ayların ortalaması esas alınır. Aynı kıdem süresi için birden fazla kıdem tazminatı ödenmez. Kıdem tazminatının (…) üst sınırı Devlet Memurları Kanunu’na tabi en yüksek devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre ödenecek azami emeklilik ikramiyesi miktarıdır.”

2008 TASLAĞI

Kıdem tazminatı fonu 2008 yılında yeniden gündeme geldi. 2008 yılının ilk aylarında hazırlanan “İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı’nın 35-43. maddeleri kıdem tazminatı fonuna ilişkindi.

Kanun taslağı, İş Kanunu, Deniz İş Kanunu ve Basın İş Kanunu kapsamında çalışanları kapsamına alıyordu.

Taslağa göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müsteşarlığı tarafından kıdem tazminatı yatırım fonu kurmak üzere yetkilendirilmiş ve Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Kanununa göre kurulmuş emeklilik şirketleri, devlet güvencesi, denetimi ve yönetimi altındaki kıdem tazminatı fonunun yerini alıyordu. İşçi çalıştıran işveren, bir emeklilik şirketiyle anlaşıyordu. Bu emeklilik şirketinde işçi adına bireysel hesap açılıyordu. Primler doğrudan bu hesaba yatırılıyordu. Primlerin yatırılacağı fonun seçimi işçiye aitti.

Prime esas kazanç, sosyal güvenlik sisteminde belirtilen gelirler üzerinden hesaplanıyordu. Ancak işçinin bu gelirinin ne kadarının kıdem tazminatı primi olarak kesileceği, kanun taslağında boş bırakılmıştı.

  1. maddeye göre, işçi, “yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı veya toptan ödeme almak amacıyla ilgili kuruma veya sandığa başvurması halinde; ölümleri halinde hak sahipleri, kıdem tazminatına hak kazanırlar.”

Kıdem tazminatının ödenmesine ilişkin 42. madde de şöyleydi: “Kıdem tazminatı almaya hak kazanan işçi veya hak sahiplerine, kıdem tazminatı emeklilik şirketi tarafından ödenir. İşveren, kıdem tazminatı primini eksik yatırması veya hiç yatırmaması halinde, ilgili dönemde en yüksek getiri oranına sahip kıdem tazminatı fonu emsal alınarak hesaplanan tutarı işçinin kıdem tazminatı hesabına ödemekle yükümlüdür. (…) Emeklilik şirketi, başvuru ile ilgili belgelerin kendisine verilmesinden itibaren otuz gün içinde kıdem tazminatı tutarını işçiye veya hak sahiplerine öder.”

Kanun taslağının geçici maddesiyle, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin kıdem tazminatlarından doğrudan işverenlerin sorumlu olduğu hükme bağlanmıştı.

Bu bölüm daha sonra kanun tasarısından çıkarıldı.

2012 Ve 2013 TASLAĞI

2012 yılı yaz aylarında, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne mensup bazı milletvekilleri tarafından hazırlandığı belirtilen “Kıdem Tazminatının İşçinin Bireysel Hesabına Yatırılması Hakkında Kanun Taslağı” tartışmaya açıldı.

Bu kanunun kapsamı da İş Kanunu, Basın İş Kanunu ve Deniz İş Kanunu kapsamındaki işçileri içeriyordu.

Bu modelde bir “Emeklilik Gözetim Merkezi” oluşturuluyordu. Bir de kıdem tazminatı fonu için ruhsat verilen emeklilik şirketleri kuruluyordu. İşveren, işçinin sosyal güvenlik sistemine bildirilen kazancının yüzde 4’ü oranında bir parayı, Emeklilik Gözetim Merkezi’nde açılan hesaba yatırıyordu. Emeklilik Gözetim Merkezi de bu parayı, işveren tarafından seçilen emeklilik şirketine aktarıyordu. Para, emeklilik şirketinde işçi adına açılmış bireysel hesaba yatırılıyordu. Yatırılan paralar, nemalandırılıyor ve getirisi kişinin bireysel hesabına ekleniyordu.

İşçinin bu bireysel hesapta biriken kıdem tazminatından yararlanabilmesinin koşulları, taslağın 9. maddesinde düzenlenmişti. İlgili madde şöyleydi:

“(1) Bu Kanunun kapsamına girenler, (a) bireysel kıdem hesabından para çekme haklarını ilk kez kullanırken, (…) on beş yıl sigortalılık süresini doldurmaları ve adlarına 3600 prim ödeme gün sayısı tahakkuk ettirilmesi, (b) bireysel kıdem hesabından para çekme haklarını ikinci ve sonraki kullanmalarında ise son kullanımdan sonra (…) adlarına 1800 prim ödeme gün sayısı tahakkuk ettirilmesi, (c) konut edinmeleri şartıyla bireysel kıdem hesabında biriken tutarın yarısını çekmeye hak kazanırlar. (2) Bu Kanun kapsamına girenler; (a) bağlı oldukları kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik, malullük aylığı bağlanması yahut toptan ödeme almaları halinde, (b) Beş yıl boyunca adlarına açılan bireysel kıdem hesabına kıdem primi tahakkuk ettirilmemesi halinde talepleri üzerine bireysel kıdem hesabında biriken tutarın tamamını çekmeye hak kazanırlar. (3) İşçinin ölümü halinde kanuni mirasçıları bireysel kıdem hesabında biriken tutarın tamamını çekmeye hak kazanırlar.”

Taslakta, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki kıdemlerden işverenin sorumlu olduğu belirtiliyordu. Ancak, “işverenleri ile yapacakları sözleşme ile Kanunun yürürlük tarihinden önceki döneme ait kıdem tazminatı işçi tarafından bireysel kıdem hesabına dahil edilebilir” düzenlemesi eklenmişti.

Kıdem tazminatı fonu kanun tasarılarının kamuoyuna açıklanan son örneği, 2013 yılı Ekim ayına ilişkindi.

Bu taslağın kapsamı, Emeklilik Gözetim Merkezi, emeklilik şirketi konusundaki düzenlemeler, bir yıl önceki taslağın aynıydı. Ancak kıdem priminin oranı boş bırakılmıştı.

2020 YILINDA KIDEM TAZMİNATINI TÜMÜYLE ORTADAN KALDIRMA GİRİŞİMİ

16 Ekim 2020 günü Adalet ve Kalkınma Partisi’nden Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ile Aydın Milletvekili Bekir Kuvvet Erim ile 53 milletvekilinin TBMM Başkanlığı’na sundukları kanun teklifinde, belirli yaş gruplarındaki işçiler açısından kıdem tazminatının tümüyle ortadan kaldırılmasına imkân tanıyan bir düzenleme öngörülüyordu.

Kanun teklifinin 28. maddesinde belirli süreli iş sözleşmeleriyle ilgili şu düzenleme yer alıyordu:

“Madde 28: 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 11’inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir:

“Belirli süreli iş sözleşmesi, işçinin yirmi beş yaşını doldurmamış veya elli ve daha yukarı yaşta olma koşulunu sağlaması kaydıyla birinci ve ikinci fıkradaki koşullar aranmadan yazılı şekilde yapılabilir. Yirmi beş yaşını doldurmamış işçiler ile yapılacak belirli süreli iş sözleşmelerinin süresi işçinin yirmi beş yaşını doldurduğu tarihi geçemez. Bu fıkra uyarınca bir defada veya yenilenerek yapılan belirli süreli iş sözleşmelerinin toplam süresi iki yılı geçemez.”

4857 sayılı İş Kanunu’nun 11.maddesi, belirli süreli iş sözleşmelerinin kullanılabileceği alanları açık bir biçimde kısıtlamıştır. İlgili madde şöyledir:

“Belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmesi

“Madde 11- İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir.

“Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir.

“Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar.”

Belirli süreli iş sözleşmelerinin kendiliğinden sona erdiği durumlarda işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, iş güvencesi ve işe iade davası açma hakları yoktur. 25 yaşını doldurmamış ve 50 ve daha yukarı yaşlardaki işçiler için bu uygulamanın getirilmesi, hem bu kesim için bu hakları ortadan kaldıracaktı, hem de bu uygulamanın tüm işçileri kapsayacak biçimde genişletilmesinin ilk adımı olacaktı.

Belirli süreli iş sözleşmelerinin kendiliğinden sona ermesi durumunda işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, iş güvencesi ve işe iade dava açma haklarının olmadığı, YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME BÜYÜK GENEL KURULU’nun 2018 yılındaki kararında açıkça ifade edilmektedir. Söz konusu Esas No. 2017/1, Karar No..2018/2 no.lu karar, 29.6.2018 tarihli Resmî Gazete ’de yayımlanmıştır. Kararın can alıcı bölümü şöyledir:

“Belirli süreli iş sözleşmesi, kural olarak, herhangi bir fesih beyanına gerek olmaksızın sözleşmede belirlenen sürenin geçmesiyle kendiliğinden sona erer. Bunun sonucunda bu tür sözleşme ile çalışanlar İş Kanunu’nda yer alan bazı haklardan yararlanamazlar. Gerçekten belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışanlar, eğer iş sözleşmesi sürenin bitimi ile kendiliğinden sona ermişse, kıdem tazminatına hak kazanamadıkları gibi, belirsiz süreli iş sözleşmeleri için öngörülmüş olan bildirim öneli belirli süreli iş sözleşmeleri için uygulanmaz. Bunun gibi, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışanlara bildirim öneli verilmediği gibi, bu sözleşmeyle çalışanlar bildirim önelleri içinde herhangi bir ücret kesintisi yapılmadan işçiye verilmesi gereken iş arama izninden de yararlanamazlar. Daha da önemlisi belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışanlar iş güvencesinin kapsamına girmezler. Bir başka deyişle belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçiler işe iade davası açamazlar.”

Sendikaların ve işçilerin, kıdem tazminatı hakkını korumada kıdem tazminatı fonu konusuna odaklandıkları koşullarda, kıdem tazminatına yönelik bu köklü girişim, işçi sendikaları konfederasyonlarının konunun önemini kavramaları ve tepki göstermeleriyle önlendi. Söz konusu kanun teklifi, 11.11.2020 günü, bu hüküm kanun teklifinden çıkarıldıktan sonra, 7256 sayılı Kanun olarak kabul edildi ve 17.11.2020 günlü Resmî Gazete ‘de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

DİĞER HABERLER
KUR ARTINCA İHRACAT DA ARTIYOR, ÖYLE Mİ!
KUR ARTINCA İHRACAT DA ARTIYOR, ÖYLE Mİ!

Değişmeyen ezberlerden biridir: “Kur artınca ihracat da artar…” Meğer pek de öyle değilmiş.

İNGİLTERE’DE İŞ GÜVENCESİ VE KIDEM TAZMİNATI
İNGİLTERE’DE İŞ GÜVENCESİ VE KIDEM TAZMİNATI

Türkiye’de çalışma hayatında günümüzde en çok tartışılan konuların başında iş güvencesi ve onun bir unsurunu da oluşturan kıdem tazminatı gelmektedir.

GELİR VERGİSİ ORANLARINDA DÜZENLEME TALEBİ
GELİR VERGİSİ ORANLARINDA DÜZENLEME TALEBİ

Türk-İş Konfederasyonu, işçilerin gelir vergisi dilimlerinden kaynaklanan ciddi gelir kayıplarına dikkati çekerek ücretliler lehine gerekli mevzuat değişikliklerinin yapılmasını talep etti.

BİNDİK BİR ALAMETE
BİNDİK BİR ALAMETE

Faiz sebep, enflasyon neticedir.