Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
03 Eylül 2013
FARKLI BİR KRİZ DALGASI MI?

Son ayların ekonomik ortamı, neoliberal dönemde birkaç kez yaşanan tipik bir “Güney krizi” habercisi gibi görünüyor.

FARKLI BİR KRİZ DALGASI MI?

 Son ayların ekonomik ortamı, neoliberal dönemde birkaç kez yaşanan tipik bir “Güney krizi” habercisi gibi görünüyor.

Mayıs-Ağustos 2013’te uluslararası piyasalar yeni bir çalkantıya sürüklendi; ancak “yükselen ekonomiler” üzerinde yoğunlaşarak… “2008-2009 krizinin uzantılarından biri” diyenler yanılıyorlar; zira farklı bir tablo söz konusudur. Kısaca açıklayalım.

2008’de patlak veren uluslararası krizin, Batı ekonomilerini bir büyük durgunluk içine sürükleyerek tamamlandığı söylenebilir. Sonucu özetleyelim: Emek paylarında dramatik aşınma, yüksek işsizlik ve artan eşitsizlik içinde durgunlaşan ekonomiler… Sermayenin “istikrar” arayışı böyle sağlanmıştır.

Bu kriz çevre ekonomilerine yansıdı; ancak yaygın bunalımlara yol açmadan… Batı’da küçülmenin dış talebe taşınması ihracatçı büyük çevre ekonomilerini etkiledi. Ne var ki, bu ülkelerin çoğunluğu kriz ortamı ile dış denge veya cari fazla koşulları içinde karşılaşmıştı. Bu sayede ihracattaki daralmaları iç talebi pompalayarak telafi edebildiler ve uluslararası krizi küçülmeden geçiştirdiler. Uçtaki örnek olan Çin, 2009’u yüzde 9’u aşan bir büyüme ile tamamladı. Dışsal kırılganlık taşıyan “Güney” ekonomileri uluslararası krize karşı bu esnekliği gösteremediler; ancak bunlar küçük bir azınlık olarak kaldı. Bu nedenle 2008 sonrasında uluslararası krizin derinleşmesini çevre ekonomilerinin engellediği düşünüldü.

***

Mayıs-Ağustos çalkantıları ise emperyalizmin çevresine özgü bir krizin habercisi olarak görülmeli. 2008-2012’den, yani metropol sermayesinin bunalımından farklı bir kriz türünden söz ediyoruz.

Bu tür krizlerin evveliyatında çevre ülkelerine dönük yabancı sermaye akımları hızla artar; ekonomiler canlanır. Ucuzlayan döviz, dış açıkları, dış borçları tırmandırır. Ne var ki, ülkeye özgü veya dışsal etkenler, er veya geç işleri tersine döndürür; dış kaynak akımları aniden yavaşlar; çıkışa dönüşebilir. Dış borçlar döviz kazandırmayan alanları (örneğin inşaat sektörünü) beslemişse, ulusal paralar hızla değer yitirir; borç taksitleri ödenemez; finansal kriz patlak verir. Çoğu kez bu krizler IMF aracılığıyla emperyalizm tarafından yönetilir. Dış yükümlülüklerin, banka alacaklarının karşılanması öncelik kazanır. Bu öncelik ekonomileri küçülmeye sürükler.

Bu halkalardan oluşan senaryo, son ABD-Avrupa krizinden tamamen farklıdır. 1980’li yılların başlarında Latin Amerika’da patlak veren borç krizi; 1994’te Meksika ve Türkiye’yi, 1998-2001 döneminde önce Doğu Asya’yı, sonra adım adım Rusya, Brezilya, Arjantin ve Türkiye’yi etkileyen krizler hep bu türdendir.

***

Bugünkü ortamla benzerlikler nedir? ABD-Avrupa krizinin yönetimi 2009 sonlarında tamamen finans kapitalin denetimine geçti ve Batı merkez bankaları abartılı parasal genişlemeye yöneldiler. Artan likidite, krediye, üretime dönüşmedi; bankaların kurtarılmasına, spekülatif sermayeye aktarıldı.

Bunların büyük bölümü Türkiye gibi “yükselen” ekonomilerde devlet tahvillerine, borsalara, yatırım fonlarına gitti. Institute of International Finance’in son raporuna göre otuz “yükselen” ekonomiye yabancı sermaye girişleri 2009 sonrasında iki misli artarak geçen yıl 1200 milyar (1,2 trilyon) dolara ulaştı. Bu ortam, on beş yıl önceki Doğu Asya krizinin arifesini andırmaktaydı. Büyük “Güney” ekonomilerine bol kepçe sermaye girişleri dövizi ucuzlattı; “kur savaşları” yakınmaları içinde dış fazlalar hızla eridi (örnek Malezya ve Tayland) veya açıklara dönüştü (örnek Brezilya, Endonezya, Şili, Arjantin). Kronik ve artan dış açık veren ekonomilerde ise bunların finansmanı endişe uyandırmaya başladı. Örnekleri verelim: 2011-2012’de cari işlem açıklarını astronomik (75 ve 100 milyar dolarlık) eşiklere ulaştıran Türkiye ile Hindistan ve yüksek oranlı dış açığı süregelen Güney Afrika…

Önceki “Güney” krizlerinde olduğu gibi sarkacın “olumlu” salınımına son veren bir etken meydana gelecekti. Bu kez, Bernanke’nin bir demeci vesile oldu; FED’in parasal genişlemeyi frenleme olasılığını güçlendirdi ve (yukarıda değindiğim) çevreye özgü bir kriz senaryosunu hızla gündeme getirdi: Mayıs-Ağustos aylarında yabancı sermaye girişlerinde ani bir yavaşlama ve öncelikle döviz piyasalarına yansıyan finansal gerilimler… Bir gösterge olarak sadece döviz fiyatlarına bakarsak, yukarıda saydığım ülkeler, bu dört ayın geriliminden en çok etkilenenler oldu.

Böylece, son ayların ekonomik ortamı, neoliberal dönemde birkaç kez yaşanan tipik bir “Güney krizi” habercisi gibi görünüyor. Bu krizler, sermaye hareketlerindeki dalgalanmalara karşı en kırılgan konumda olan ülkelerde yoğunlaşır. Metropol ekonomileri bu krizlerden etkilenmez; hatta yararlanabilir. Dikkat ediniz: Mayıs-Ağustos konjonktürü, hem Batı Avrupa’da hem de ABD’de üretim göstergelerinin iyileştiği bir döneme denk gelmiştir ve oralardaki her olumlu haber, “Güney” coğrafyasındaki gerilimleri artırmıştır.

Mayıs-Ağustos çalkantılarına şimdilik “bir kriz habercisi” dedik. ABD göstergeleri bozulur; FED tavır değiştirir; “haberci” bizleri yanıltmış olur. Her şeyin mümkün olduğu kaotik bir dünyadayız.

DİĞER HABERLER
NUH’UN ANKARA’DA TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İMZALANDI
NUH’UN ANKARA’DA TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İMZALANDI

Sendikamız ile Nuh’un Ankara Makarnası arasında şubat ayında başlayan yeni dönem toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlandı.

DÜNYA EMEK GÜNDEMİNDEN
DÜNYA EMEK GÜNDEMİNDEN

Dünya emek gündeminden haberler.

YÜKSEK GIDA FİYATLARI KAÇINILMAZ
YÜKSEK GIDA FİYATLARI KAÇINILMAZ

TÜİK verilerine göre tarımsal girdi enflasyonu son bir yılda yüzde 49,93 artış kaydetti.

İŞÇİLERİN GELİRİ YİNE PUL OLACAK
İŞÇİLERİN GELİRİ YİNE PUL OLACAK

İşçi alacaklarının hesaplanmasında kullanılan yasal faiz oranı 19 yıl aradan sonra yüzde 9’dan yüzde 24’e çıkarıldı. Faiz oranının çok yetersiz olduğunu belirten Avukat Özveri, “Açık bir sınıfsal tercihtir. İşçinin parası pula dönüyor” dedi.