Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Belkarper
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Belkarper
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
02 Mayıs 2011
FAİZ SIFIR OLABİLİR Mİ!

Para bir maldır ve üç önemli işleve sahiptir. Paranın birinci ve en eski işlevi, anlık alış-verişlerde kullanıldığı şekli ile, mübadele aracı olmasıdır.

FAİZ SIFIR OLABİLİR Mİ!

       Mübadele ekonomisinden paralı ekonomiye geçildiğinde, alışverişlerde para kullanılarak, hem mübadele işlemleri kolaylaştırılmış hem de ekonomilerin gelişmesi hızlandırılmıştır.

       Paranın yine eski dönemlerden beri bilinen ikinci işlevi ise servet saklama aracı olmasıdır. Bu yönü ile para tasarruf edilen değerleri ifade eder. Tüketilmeyip tasarruf edilen değerler yatırıma yönlendirilerek, gelecekte tüketim amaçlı kullanılmak üzere nenıalandırılır. İşte, faiz denen olgu, bir dönem gelirinden tüketilineyerek tasarruf edilen ve yatırıma yönlendirilen değerlerlerde meydana gelen artıştır.

       Kapitalist sistemde bu artışa kimler katkıda bulunmuş ise, yaptıkları katkı ve yatırım in sağladığı ürün artışı oranlarına bağlı olarak payını alır. Bu paya ister kâr payı, ister faiz diyelim, işlem ve sonuç değişmez. Nitekim, halen uygulanmakta olan kâr ortaklığı vs sistemlerinde tasarruf sahiplerine piyasa faiz oranı dolayında bir kâr payı verilmektedir. Zaten, aksi durumda, tasarruf sahipleri kâr payı ortaklığı sisteminden faiz sistemine kayardı.

       Alış-veriş işlemlerinde mübadele aracı olarak işlem gören paranın kendine özgü bir değeri olmayıp, mal değerlerinin ölçümünde kullanılan bir tür ölçü aleti olarak ele alınmaktadır. Mübadelelerde anlık işlemler söz konusu olduğundan, malların zamanlar arası değer farklılıkları söz konusu değildir. 

       Servet saklama ve yatırım aracına dönüştürme işleminde ölçüt olarak ele alındığında para farklı zamanlardaki değerlerle işleme girdiğinden, bireysel ve toplumsal zaman tercihleri gündeme gelmektedir. Faiz denen olgu da bireylerin ya da genel olarak toplumun bir miktar ekonomik değerin belirli bir zaman sonunda kaç miktar ekonomik değerle değiştirilmesine razı olacaklarını gösteren orandan başka bir şey değildir.

       Başka bir anlatımla, tüketim yerine tasarruf ve yatırım aracı olarak kullanılan paranın getiriye yönlendirildiği açıktır. Tasarruf ve yatırım dürtüsü, yatırımdan elde edilecek gelirin yatırım maliyetinin üstünde olması beklentisinden kaynaklanır. Gelecekteki ihtiyaçlar ve riskler için tasarruf edilen ve "gömüleme" olarak anılan tasarruf biçimi artık günümüz ekono m il erinde söz konusu değildir.

       Her müteşebbis kendi sermayesi ile yatırım yapıyor olsa idi faiz sorunu getiri sorununa dönüşürdü. Yatırımcı, isabet derecesine göre, kâr veya zarar ediyor olabil irdi. Ancak, günümüz ekonomilerinde böyle bir model yoktur. Zira, tasarruf yapanlarla yatırım yapanlar toplumun çok farklı kesimlerinde yer almaktadır ve biribirlerini tanımamaktadırlar.

       Kapitalizmde genellikle, çok geniş nalk kesimlerinin birikimleri az sayıdaki müteşebbisler eli ile yatırıma sevk edilmektedir. Bu durumda başkalarının paralarını yatırımda işleterek kâr sağlayan bir müteşebbisin tüm kâra sahip olması, tüketimlerini kısarak tasarruf yapan kişilerin haklarına saldırı anlamına gelir.

       Bu mesele günümüzde moda olan kâr ortaklığı kurumu ile de çözülemez. Zira, salt kâr ortaklığı uygulaması ile yürütülen yatırım faaliyetlerinde yatırımların dağılımında iktisadî anlamda denge sağlanamaz.

       Bir yatırıma para yatıran bir tasarruf sahibi diğer alanları inceleyerek yatırımını kısa sürede diğer alanlara kaydıramayacağından hem yatırımcı zarar görür hem de ekonomide kaynaklar verimli kullanılmamış olur. Bu nedenledir ki, günümüzün kâr ortaklığı uygulamasında söz konusu ortaklıklarda dağıtılan kâr payı oranı piyasa faiz haddine çok yakın gerçekleşir. Bunun sağlanabilmesi için, kâr ortaklığı sistemi ile çalışan finans kurumu da, aynen bir borsa oyuncusu gibi, mudilerin tasarruflarını likit olarak faiz elde edecek şekilde değerlendirir. Kısacası, mudilerine kâr payı dağıtıyor görüntüsü ile tasarruf sahiplerini günahtan arındırdığı düşünülen bu tür finans kurumlarının bizzat kendileri faiz kazancı sağlamaktadır.

       Eğer yatırımın getirisi anlamında faiz almak günah ise, halkımızı kandırmayalım, kâr payı adı altında dağıtılan para lamı elde edilmesinde de günah işlenmekledir!

       AKP’nin seçmen tabanına vermeye çalıştığı "faiz-haram" meselesini, ekonominin daha başka işleyiş şekilleriyle haftaya ele almak üzere…

       Sermaye üzerindeki mülkiyet hakkı kamusal olmadan 1 Mayıs bir kutlama günü olamaz! Keşke, sendikalarımız güçlü ve cesur olsalar da, Mayıs ayı içinde "emekçi haftası" tertipleyerek, emekçilerimizle üretim, kâr, sömürü, artık değer, gerçek demokrasi, devlet, devletin sınıfsal niteliği ve ideolojik aygıtları vs gibi konularda tartışmalar yapabilsek!

DİĞER HABERLER
EKONOMİK KALKINMANIN FİNANSMANI NASIL SAĞLANACAK?
EKONOMİK KALKINMANIN FİNANSMANI NASIL SAĞLANACAK?

Ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmek için gerekli olan kaynaklar Türkiye’de mevcuttur. Bu kaynakların temini ve halkçılık ve kamuculuk (devletçilik) ilkeleri temelinde, planlı bir ekonomiyle ve halkın bu sürece etkili bir biçimde katılımını sağlayacak demokratik ortamda kullanılması, Türkiye ekonomisinin, toplumsal ve siyasal yapısının sorunlarının aşılmasının tek yoludur. Bu kadar kaynak varken, kaynak için işçi sınıfına yüklenmeyi savunmak ise hem gerçekleşmesi mümkün olmayan bir projedir, hem de bu projeyi savunanları halktan tümüyle koparır.

SABREDİN, SANAYİ ÜRETİMİ NİSANDA YÜZDE 50 ARTACAK!
SABREDİN, SANAYİ ÜRETİMİ NİSANDA YÜZDE 50 ARTACAK!

-11 Haziran “Sanayi Üretimi Bayramı” ilan edilebilir! Çünkü o gün sanayi üretiminde yüzde 50 dolayında artış olduğu açıklanacak.

-Sanayi üretimi iki ayda yüzde 6.5 arttı; yıllıklandırılmış artış da aynı oranda. Bu koşullarda bu artış iyi bile.

-Sanayici önünü görmeden, faiz ve kurun ne olacağını bilmeden yol almaya çalışıyor. Örneğin Merkez Bankası’nın yarın faizde ne karar alacağını öngörmek mümkün mü?

İŞSİZLİĞİ HÜLLE DE KURTARMADI
İŞSİZLİĞİ HÜLLE DE KURTARMADI

Türkiye İstatistik Kurumu Ocak 2021’den itibaren işsizlik verilerini ”Uluslararası Çalışma Örgütü ve AB İstatistik Ofisi kararları doğrultusunda” açıklamaya başladı. Aslında TÜİK, yeni uygulamaya açıkladığı tarihten önce başladı. İşine geldi. Çünkü TÜİK klasik işsizlik oranı dışında işsizliği kabul etmiyor.

ÇALIŞANIN HAKLARI KORUNAMIYOR
ÇALIŞANIN HAKLARI KORUNAMIYOR

Tekgıda-İş Sendika Akademisi’nin hazırladığı “Evde sömürülen işçiler” raporda evde çalışan işçilerin yaşadığı ücret ve hak kayıplarına dikkat çekildi.