Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
14 Nisan 2010
ENFLASYON, BÜYÜME, İŞSİZLİK

Küresel kriz boyunca Türkiye’de işsizlik oranı ortalama yüzde 3.5 puan artış gösterdi. Sanayi istihdamında yaklaşık 150 bin kayıp yaşandı. Sanayi sektöründeki istihdam kayıpları, kırsal ekonomiye geri dönüş; yoğun enformalleşme ve emeğin artan sömürüsüyle karşılandı.

ENFLASYON, BÜYÜME, İŞSİZLİK

Küresel kriz boyunca Türkiyede işsizlik oranı ortalama yüzde 3.5 puan artış gösterdi. Sanayi istihdamında yaklaşık 150 bin kayıp yaşandı. Sanayi sektöründeki istihdam kayıpları, kırsal ekonomiye geri dönüş; yoğun enformalleşme ve emeğin artan sömürüsüyle karşılandı.

2010’un ilk üç aylık döneminin geri kaldığı şu günlerde, Türkiye ekonomisinin en önemli sorunları işsizlik ve işgücünün enformalleştirilmesi (emeğin kayıt dışılığa itilerek güvencesizleştirilmesi) olarak karşımıza çıkıyor. 2010un ileriki aylarında sıcak para akımlarının cazibesiyle cari işlemler açığının yeniden yükselişe geçmesi ve sabit sermaye yatırım hacminin düşük seyretmesi ile birlikte işsizlik sorununun kalıcı bir nitelik göstermesi kaçınılmaz gözüküyor.

Bu gözlemlerden hareketle bu yazımızda aykırı bir konuyu sizlerle paylaşmak arzusundayım: Mevcut makroekonomik koşullarda Merkez Bankasının kendisini sadece fiyat istikrarı (enflasyon hedeflemesi) ile sınırlandırması ne derece doğrudur?

 

Enflasyon hedeflemesine odaklanan merkez bankacılığı fikri ilk olarak 1990lı yılların başında Yeni Zelanda, Şili ve İngilterede ortaya çıktı. Merkez bankalarının reel ekonomiye müdahale edemeyeceği ve asli görevlerinin sadece enflasyon tahminleri yaparak, bu tahminleri kamuoyu ile şeffaf olarak paylaşmalarından ibaret olması gerektiği fikri hızla yaygınlaştırıldı. IMF ve uluslararası finansal derecelendirme kuruluşlarının ideolojik baskılarıyla birlikte enflasyon hedeflemesi (aslında enflasyon tahmininin şeffaf olarak paylaşılması) yaklaşımı modern para politikasının temel ilkesi haline dönüştürüldü. Bu yaklaşıma göre merkez bankaları enflasyonla mücadeleyi sadece faiz silahıyla sürdürecek, döviz kurunu ise piyasalarda dalgalanmaya bırakacaktı.

Türkiye 2001 krizinden sonra önce örtülü, 2006’da açık olarak enflasyon hedeflemesi rejimini benimsedi.

Burada şu can alıcı soru karşımıza çıkıyor: Söz konusu para politikasında benimsenecek enflasyon hedefinin rakamsal büyüklüğü ne olmalıdır? Bu konuda yapılmış bir analitik çalışma ya da makro ekonomik genel denge perspektifinde herhangi bir değerlendirme ana akım iktisat yazınında gözükmüyor. Makro ekonomi öğretisini bir rasyonalite ve optimizasyon oyununa indirgeyen ana akım iktisat öğretisi, hedeflenecek enflasyon için önerdiği rakamsal değer konusunda herhangi bir analitik çalışma geliştirmiş değil. Genelde, düşük enflasyon iyidir inancından hareketle gelişmiş, azgelişmiş tüm ekonomiler için yüzde 4ün altında bir hedefin gerekli olduğu savlanıyor.

Oysa gelişmiş, finansal derinleşmesini tamamlamış olgun ekonomiler için geçerli olan yüzde 3-4 oranındaki enflasyon hedefinin, gelişmekte olan piyasa ekonomilerine (Türkiye de bu gruba dahil) aynen uygulanması bir anlamda bu ekonomileri boğmakta ve yapısal bir durgunluk içerisine itmektedir. İşsizlik, cari açık, bölgesel eşitsizlikler gibi sorunlar karşısında, düşük enflasyon, büyüme sağlayacak ve otomatik olarak diğer sorunlar çözülecektir inancıyla hareket etmek, gerçekçi olmayan bir makro iktisat modeline oturtulmakta ve küresel krizden çıkış sürecini de zorlaştırmaktadır.

Gerçek şu ki, kapitalizmin mevcut finansal küreselleşme sürecinde fiyat istikrarını sağlamış olmanın tek başına makro istikrarı sağlamaya yetmeyeceği; döviz ve diğer menkul kıymet piyasalarında istikrar sağlamadan fiyat istikrarının da sağlanamayacağı anlaşılmış durumdadır. Zira sadece fiyat istikrarı ile sınırlandırılmış bulunan bir para politikasının günümüz küresel finans ve döviz piyasalarındaki istikrarsız yapı altında başarılı olma olanağı yok gözüküyor.

 

Oysa bu konularda yapısalcı iktisat yazınından gelen iktisatçıların geliştirdikleri somut öneriler de var. Enflasyon hedeflemesine daha teknik ve soyut düzeyde almaşık bir seçenek, örneğin, Mark Setterfield ve Louis-Philippe Rochon gibi post-Keynesgil iktisatçılar tarafından geliştirilmiş.(*) Setterfield ve Rochon, enflasyon hedefinin rasgele bir rakama değil, emek üretkenliğindeki artışa odaklanması gerektiğini önermekte; ve bu hedefin bölüşüm açısından emeğin kazanımlarını sürdürecek ve ulusal gelirden aldığı payı koruyabilecek bir seçenek olduğunu savunmaktadır.

Bu pratikönerinin ötesinde, merkez bankaları döviz piyasasında rekabetçi bir reel kurugözeterek ekonominin acil sorunlarının çözümüne daha aktif olarak katkıda bulunabilir. Daha da ileri gidersek, merkez bankaları enflasyonyerine istihdamıhedefleyebilir. Bu hedefe ulaşmak için ekonominin diğer birimleri ile koordineli olarak çalışmayı yeğleyebilir ve gereğinde sermaye hareketlerini daha aktif olarak yönlendirerek, spekülatif ve borçlanmayı özendirici unsurlarından arındırmayı amaçlayabilir. Kredi tahsisini yönlendirerek, bölgesel eşitsizliklerin azaltılması ve bölgesel kalkınma ve istihdam hedeflerini gözetebilir…

 

Sorular ve alternatif öneriler elbette çoğaltılabilir. Bu noktada sadece şu tespiti vurgulamamızın enflasyon hedeflemesi rejiminin ardında yatan ideolojik karakteri algılamamıza yeterli olacağını düşünüyorum: Enflasyon öncelikle finans sermayesinin baş düşmanıdır. Zira, fiyat artışları finansal servetlerin reel değerini anında eritmekte ve finans sermayesinin ulusal gelirden aldığı payı geriletmektedir.

İstihdam, büyüme, dış denge, yatırımlar, bölgesel eşitsizlikler gibi hedeflerin gözetilmesini kapitalizmin kumarhane masalarından beklemek elbette gerçekçi değildir.

 

EKONOMİ POLİTİK

ERİNÇ?YELDAN – CUMHURİYET

DİĞER HABERLER
TAT GRUBUNDAN SENDİKAMIZA ZİYARET
TAT GRUBUNDAN SENDİKAMIZA ZİYARET

Sendikamızın uzun yıllardır örgütlü olduğu, ülkemizin önemli gıda şirketlerinden Tat Gıda işletmemizin değerli işveren temsilcileri, sendikamızı ziyaret etti.

BU KADAR YANLIŞ BİLMEDEN YAPILMAZ
BU KADAR YANLIŞ BİLMEDEN YAPILMAZ

Siyasi iktidarın iki uygulaması var ki; bunlar tartışmasız, çok açık ve net olarak 85 milyon insanın hayatını olumsuz etkiledi ve Türkiye’yi her türlü riske soktu.

ÇİFTÇİLER SAVAŞIYOR
ÇİFTÇİLER SAVAŞIYOR

Tarla yerine savaşa gitmek zorunda olan Ukrayna’daki çiftçiler nedeniyle ülkenin tarımsal üretiminde riskler devam ediyor.

ILO’DAN ÇIRAKLIK ALARMI
ILO’DAN ÇIRAKLIK ALARMI

ILO Türkiye’deki çıraklık sistemini incelediği raporunda çırakların uzun çalışma saatlerine ve iş güvenliği tehlikelerine maruz kaldığını yazdı.