Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
31 Ekim 2014
EMEKÇİLER ÖLÜMLERDEN ÖLÜM BEĞENMEK ZORUNDA MI?

1830’da Fransa’da Lyon dokuma işçileri insanlık dışı yaşam koşullarına karşı “Çalışarak Yaşamak ya da Savaşarak Ölmek” sloganıyla büyük bir direniş gerçekleştirdi. İşçiler, burjuva sınıfına karşı çalışma ve yaşam koşullarını düzeltmek için ölümüne savaşmayı göze almışlardı.

EMEKÇİLER ÖLÜMLERDEN ÖLÜM BEĞENMEK ZORUNDA MI?

1830’da Fransa’da Lyon dokuma işçileri insanlık dışı yaşam koşullarına karşı “Çalışarak Yaşamak ya da Savaşarak Ölmek” sloganıyla büyük bir direniş gerçekleştirdi. İşçiler, burjuva sınıfına karşı çalışma ve yaşam koşullarını düzeltmek için ölümüne savaşmayı göze almışlardı. Bu direniş ve bu slogan, işçilerin birbirleriyle rekabet etmek yerine çıkarları ortak bir sınıfın mensubu olduklarını, burjuvaziye ve dolayısıyla kapitalist düzene başkaldıracak bir siyasal perspektife ulaştıklarını gösteriyordu. İşçilerin sınıf bilinciyle mücadeleye girişmesinden burjuvazi çok korktu; işçiler katledilerek, sürgüne gönderilerek direniş bastırılmaya çalışıldı. Ama artık ok yaydan çıkmış emekçiler, sömürü düzeniyle ancak birlikte yürütecekleri mücadeleyle baş edebileceklerini öğrenmişlerdi. Lyon’dan sonra işçi direnişleri kısa zamanda diğer ülkelere de yayıldı ve 1848 devrimleriyle birlikte işçi sınıfı devrimci bir güç olarak tarih sahnesine çıktı. 19. yüzyıl sonlarına kadar devrimci karakterini koruyarak sürdürdüğü mücadelesiyle işçi sınıfı çok önemli haklar elde etti. 20. yüzyılla birlikte işçi sınıfı içinde revizyonist eğilimlerin baskın hale gelmesine rağmen, birlikte mücadele iradesinin gösterilebildiği dönemlerde kazanımlar sürerken, mücadelenin zayıfladığı dönemlerde kazanılmış haklar kaybedilmeye başladı. Ancak en zayıf döneminde bile işçi sınıfı, burjuvazinin kabusu olmaya devam etti. Çünkü kapitalizm ve burjuvazi işçi sınıfının sırtında varlığını sürdürmeye, palazlanmaya devam ediyordu ve bu sistem için en büyük tehdit hâlâ işçi sınıfının mücadelesiydi.

 
Türkiye kapitalizme geç eklemlenen bir ülke olarak kapitalist sömürüyle Avrupa’daki işçilerden daha sonra tanıştı. Türkiye işçi sınıfı birlikte mücadele iradesi gösterebildiği ölçüde Avrupa işçi sınıfının kazanımlarından yararlandı.1970’li yıllarla birlikte küreselleşen dünya ekonomisi içinde -ucuz emek pazarı olarak- kendisine yer arayan Türkiye’de 12 Eylül 1980’de işçi sınıfının kazanımlarına büyük bir darbe indirildi. Bu darbeyle örgütlü gücünü önemli ölçüde kaybeden Türkiye işçi sınıfı, çalışma standartları ve sosyal hakları geriye götüren düzenlemelere karşı direnç gösteremedi. Özellikle AKP’nin iktidarda olduğu son 12 yılda emek piyasasının çok önemli bölümünde esnek çalışma düzeni hakim oldu; iş güvencesi, sosyal güvence ortadan kalktı. Neoliberal politikalarla tamamen piyasanın güdümüne giren devlet, mevcut yasalarda yer alan denetim görevini yerine getirmediği gibi haklarını savunan emekçileri -şiddet uygulayarak- baskı altına aldı. Öte yandan sendikal hak ve özgürlükler engellendi ve sendikaların önemli bir kısmı bürokratikleşti, işçi sınıfından koptu, sermayeye ve siyasi iktidara bağımlı hale geldi.
 
Sonuç olarak, 2010’lu yılların Türkiye’sinde çalışma koşullarının, kapitalist sömürünün en vahşi dönemi olan ve Lyon işçilerini -ölümüne- direnişe yönelten koşullardan farkı kalmadı. Şüphesiz sömürünün en vahşi hali, işçilerin çalışırken ölmekle açlıktan ölmek arasında bir tercihe zorlanmalarıdır. Türkiye’de bugün madencilikten inşaata, gemi üretiminden makine imalatına, sağlıktan temizlik hizmetlerine kadar birçok alanda emekçiler bu iki ölüm biçiminden birine rıza göstermek zorunda bırakılmaktadır. Ölümlerden ölüm beğenmeye zorlanan emekçilerin ülkesi haline gelen Türkiye’de karnını doyurmak için öleceğini bilerek çalışmak zorunda kalan milyonlarca işçinin her ay ortalama 150’si iş cinayetlerinde katledilmekte, binlercesi yaptıkları işler nedeniyle hastalanarak yaşamını yitirmektedir. İzlediği ekonomik program ve emekçilere yönelik baskıların sonucu olarak AKP’nin 12 yıllık iktidarında sadece iş cinayetlerinde 14 bin işçi katledilmiştir.
Lyon işçileri,önlerine konulan ölümüne çalışmak ya da açlıktan ölmek seçeneklerinden ikisini de reddederek kendilerine ölümü dayatan sisteme karşı savaşma yolunu seçmişlerdi. Tarih, Lyon işçilerini haklı çıkarttı ve işçi sınıfının yaşamak için mücadele etmek zorunda olduğunu; mücadele ettiğinde de insanca çalışma ve yaşama koşullarını elde edebildiğini gösterdi. Türkiye’de bugün emekçilerin önüne konulan seçenekler, yaklaşık 200 yıl önce Lyon işçilerinin önüne konulandan farklı değildir. Madenlerde, inşaatlarda, tersanelerde, hastanelerde, atölyelerde her gün ölümle burun buruna çalışmak zorunda bırakılan Türkiye işçi sınıfının da ölümlerden ölüm beğenmek yerine yaşamak için savaşmaktan (Mücadele etmekten) başka seçeneği kalmamıştır.
 
DİĞER HABERLER
AÇLIK SINIRI 7 BİN 245 TL’YE, YOKSULLUK SINIRI 23 BİN 600 TL’YE YÜKSELDİ
AÇLIK SINIRI 7 BİN 245 TL’YE, YOKSULLUK SINIRI 23 BİN 600 TL’YE YÜKSELDİ

Türk-İş’in verilerine göre eylülde açlık sınırı 7 bin 245,18 TL’ye, yoksulluk sınırı 23 bin 599 TL’ye yükseldi. Mutfak enflasyonu aylık yüzde 5,15 yıllık 130,01 arttı.

KUR ARTIŞI BAZ ETKİSİNE DAYALI ENFLASYON DÜŞÜŞÜNE SEKTE VURUR MU?
KUR ARTIŞI BAZ ETKİSİNE DAYALI ENFLASYON DÜŞÜŞÜNE SEKTE VURUR MU?

Son günlerde belirginleşen kur artışı iyice hızlanır, başka etkenler de devreye girerse son çeyrekte enflasyon öngörülenin üstüne çıkar ve bu da aralıkta başlayacak baz etkili yıllık enflasyon düşüşünün törpülenmesi sonucunu doğurur.

EYT’Yİ ARALIKTA AÇIKLAYACAĞIZ
EYT’Yİ ARALIKTA AÇIKLAYACAĞIZ

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) ile ilgili teknik çalışmanın tamamlandığını duyurdu.

AVRUPA VE RUSYA, TÜRK GIDA ÜRÜNLERİNE YÖNELİYOR
AVRUPA VE RUSYA, TÜRK GIDA ÜRÜNLERİNE YÖNELİYOR

Batı Karadeniz’in ilk karma fuarı Türkiye-Ortadoğu Ticaret Fuarı (TRADEF) 21-24 Eylül tarihlerinde Kastamonu’da düzenlenecek.