Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Belkarper
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Belkarper
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
20 Ocak 2010
“DÖNÜŞ BİLETİNİ ALMADAN GELDİK” -MUSTAFA TÜRKEL’LE SÖYLEŞİ

Toplumsal muhalefetin gözü kulağı TEKEL işçilerinin direnişinde. Nasıl olmasın ki? Halkın akla karayı seçmekte zorlandığı iktidar kavgalarının, antidemokratik açılımların ortasında, neyin ne olduğunu gözler önüne seren bir ışık oldu bu direniş.

“DÖNÜŞ BİLETİNİ ALMADAN GELDİK” -MUSTAFA TÜRKEL’LE SÖYLEŞİ

TEKEL işçisinin zoru ne?
Toplumsal muhalefetin gözü kulağı TEKEL işçilerinin direnişinde. Nasıl olmasın ki? Halkın akla karayı seçmekte zorlandığı iktidar kavgalarının, antidemokratik açılımların ortasında, neyin ne olduğunu gözler önüne seren bir ışık oldu bu direniş. Sınıf mücadelesinde biriken enerjiyi sokağa davet eden bir umut oldu. Sendika.Org, TEKEL işçilerinin örgütü Tek Gıda-İş sendikasının başkanı Mustafa Türkel’le direnişin geldiği aşama ve emek hareketinin durumu üzerine bir söyleşi yaptı. Özellikle son iki yıldır, Türk-İş içinde iktidar yanlısı Mustafa Kumlu çizgisi karşısında muhalif bir çizginin başını çeken ve YÖRSAN’da, Çay-Kur’da, TEKEL’de hükümetin başını ağrıtan direnişlere önderlik eden Türkel, “Bir uyanış döneminin başladığına inanıyorum. Biz TEKEL’le bu yolu açıyoruz” diyor. Peki TEKEL işçisinin zoru neydi de, yağmurda yaşta, karda kışta bu yol açma işine soyundu? Söyleşimizde bu sorunun yanıtını bulacaksınız.

Başbakan “yetim hakkını yedirmeyiz” dedi ama Tekel’de 800 yetim arkadaş çalışıyor. Arkadaşlar gelip soracaklar “yetim hakkını yiyen kim?” diye.

Sınıfın birleştirdiği çok temel değerler var. Evet Kürt ve Türk emekçilerinin ortak kaderi Tekel’in ortak mücadelesinde hayat buluyor.

Geçen yılbaşını farklı iş kollarında, özellikle işten atmaların yaşandığı alanlarda direnişlerle karşılamıştık. 2010’a da Tekel direnişiyle girdik. Direnişte gelinen nokta ve Tek Gıda-İş’in eylem programı hakkında bilgi verir misiniz?

Bu mücadele, kamuoyunda bilindiği gibi, kapatılan bir işyerinde iç hukukumuzdan, anayasadan ve yasalardan doğan hakkımızın elimizden alınmasıyla başladı. İktidar dayatmacı bir anlayışla bunu uygulamaya çalıştı. Ben bunu iktidarın Tekel işçisine hasmâne duyguları olarak yorumluyorum. Yani bu iktidarın Tekel işçilerine ve onun sendikası Tek Gıda-İş’e ve dolaylı olarak da Türk-İş’e bir saldırısı olarak yorumluyorum.

Zaten Sayın Başbakan’ın bir sorunu var Tek Gıda-İş’le, Türk-İş’le ve Tekel işçisiyle. Özellikle de Tek Gıda-İş’le var. Çünkü Çaykur’da da aynı saldırıları yaptılar. Yörsan’da Bakanlıkla işbirliği içerisinde işçilerimize karşı büyük bir karşı saldırı örgütlediler siyasi anlamda. Dolayısıyla ben artık Sayın Başbakanın Tek Gıda-İş sendikasına hasmâne duygular beslediğini kamuoyu önünde de paylaştım, bunu açık açık söylüyorum.

Bugüne kadar kapatılmış işletmelerdeki çalışanlar diğer kamu kurum ve kuruluşlarına özlük haklarıyla geçmiş olmalarına rağmen, ilk defa, kapatılan bir işyerindeki 12 bin işçiyi 4-C’ye geçirmeye çalışıyorlar.

Peki 4-C ne? Kamuoyu bunu çok tartıştı. Siz de iyi biliyorsunuz; işçi 10 ayı geçmemek üzere 650 TL gibi bir ücretle çalıştırılıyor. Bunu 12 aya böldüğünüzde asgari ücretin altında tam bir kölelik düzeni. Sosyal haklarınız yok, sendikal haklarınız yok, emeklilik haklarınız yok, özgürlükleriniz yok. İşçiyi koruyacak hiçbir şey yok. Dolayısıyla biz bunu nasıl bir iyileştirme olursa olsun kabul edemeyiz dedik ve bu mücadele bir başkaldırıyla başladı. İşçi arkadaşlarımız dediler ki, “Biz Ankara’ya gelmek istiyoruz.” “Olur, neye geleceksiniz.” “AKP ‘yi ziyarete.” “İyi, gelin bakalım” dedik, ama paramızın olmadığını belirttik. Tekel işçisinden de Çaykur işçisinden de, yani toplam 26 bin üyemizden yaklaşık 12 aydır aidat almadık ve bunu özellikle belirtmek istiyorum. Dedik ki, “Arkadaşlar bizim paramız yok. Gelişinizi sağlarız ama 10 bin tane işçiyi yatırmak onları beslemek kolay değil.” Ama işçi arkadaşlar dediler ki, “Biz geleceğiz ve bu mücadelemizi orda sürdüreceğiz. Biz de sendika olarak gelişinizi sağlarız fakat dönüş biletlerinizi sağlamayız.” Bu mücadeleye öyle kararlı başlanmasını istedik. İşin esprisi bir yana AKP bize çiçek verecek, derdiniz nedir soracak diye beklerken bizi panzerlerle, coplarla karşıladılar. Tabii onlar hatalarını biliyorlar, eksikliklerini biliyorlar korkularıyla yaşıyorlar, yanlış yapıyorlar çünkü hukuku iğfal ediyorlar.

Bu korku Tekel işçilerine yapılan saldırıların da nedeni değil mi?

Evet, tabii. Gece yarısı çok soğuk bir gündü. O gün yağmurlu olduğu halde biz AKP’li yöneticilerle görüşmek ve sorunun çözülmesi için bekledik, fakat engellendik. Ertesi gün polis bizi memleketlerimize göndermek istedi. Biz, “Olmaz AKP’ye gideceğiz” dedik. Bizi Abdi İpekçi Parkı’nda bekleteceklerini söylediler. Fakat baktılar ki orada ziyaretçiler geliyor, kitle daha da büyüyor. Eylem daha fazla ses getiriyor, tahammül edemediler. Bu sefer gazlarla bizi oradan attılar, havuza dökerek. Tabii, bu kamu vicdanını rahatsız etti. Çünkü Tekel işçisi bütün bu baskılara rağmen polisin insanlık dışı saldırısına rağmen, taleplerinin haklı olduğunu haykırdı. Her geçen gün emek örgütlerinden, meslek örgütlerinden, siyasi partilerden, demokratik kitle örgütlerinden müthiş bir destek aldık ve bu destek sürekli büyüyor.

Tekel direnişinin Kürt açılımı tartışmalarında şovenizme karşı emek eksenli bir müdahale de olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kendi insanına demokrasiyi çok gören bu hükümet açılımı eline yüzüne bulaştırdı. Açılımdan önceki Türkiye fotoğrafına bakın, daha iyi kardeştik. Açılım dediler ne istediklerini bilmeden Türkiye’yi adeta yangın yerine çevirdiler, doğudan batısına. Oysa Kürtlerin talepleri neyse değerlendirilir, bir takvime bağlanır, kardeşlik böyle sağlanırdı. Sonra kafası karışıyor Sayın Başbakanın “Kürtlerin açılımına kadar Türklerin de açılıma ihtiyacı var” demeye başlıyor. 12 bin Tekel işçisinin yarısı Kürt illerinde çalışıyor. Kürt işçiler açılımı buraya taşıdılar. Aslında çok da sınıfsal bir zeminden, evet şovenizme karşı emek eksenli bir hattan cevap verdiler. Kürtçe türkülerle ortak halaylar var burada. Sınıfın birleştirdiği çok temel değerler var. Evet Kürt ve Türk emekçilerinin ortak kaderi Tekel’in ortak mücadelesinde hayat buluyor.

Peki, bu mücadele bundan sonra ne olacak?

Başkanlar Kurulu’nun almış olduğu karar çerçevesinde programa uyuyoruz. Geçen seferki eksiklikleri değerlendirerek bölgesel mitingler başlatılacak. Başkanlar Kurulu’nun almış olduğu kararlar Tek Gıda-İş sendikasını bağlar. Fakat burada Tek Gıda-İş, Tekel’de kendi eylem ve etkinliklerini sürdürecek. Yani Ankara’da kalmaya devam edecek. Biz bu direnişi yaklaşık 1000 işçiyle sürdüreceğiz.

Ocak ayının 9’una kadar hükümet kanadından bu konuyla ilgili olumlu bir cevap gelmezse Başkanlar Kurulu’nu toplayacağız ve Tekel’e ait işyerlerimizin olduğu il merkezlerimizde açlık grevi başlatacağız, çadırlarımızı kuracağız. Bu sırada işyerlerindeki arkadaşlarımız işyerlerine kapanacaklar, iş yerini terk etmeme eylemlerini başlatacaklar, işyerlerinde üretimi hiçbir şekilde yapmama eylemlerine başlayacaklar. Eş ve çocukları da hem işyerlerinde hem de AKP önlerindeki eylemlere katılacaklar. Adeta AKP’yi abluka altına alacağız. Ama bunun yanında da açlık grevlerine yönelik çok büyük bir baskı var işçi arkadaşlardan, ölüm oruçlarına başlamak konusunda bir baskı var. Şimdilik bunu engelliyoruz ama ilerleyen zamanlarda buna biz bile engel olamayız. Umarım AKP bizi böyle bir eylem sürecine zorlamaz. Bölge mitingleri Ankara, İstanbul, İzmir, Adana gibi illerde Türk-İş üzerinden örgütlenecek. Bu çerçevede Tek Gıda-İş sendikası direnişi Ankara’da sürdürmeye devam edecek. Fakat yerelde de güçlü direniş noktaları oluşturmak istiyoruz.

Direnişin Ankara kentinde çok önemli bir yeri var. Ankara aslında bir işçi kenti sayılmaz ama her zaman emek hareketinin ve toplumsal muhalefetin miting ve eylemlerine ev sahipliği yapmıştır. Ülkenin meclisi, Başbakanlığı, siyasi karar merkezleri burada. Özel olarak bu merkezlere dönük eylemler de gündemde mi?

Bunların hepsini düşünüyoruz. Yeni eylem kararlarımız olacak. Mesela önümüzdeki hafta engelli ve yetiştirme yurdundan gelerek çalışan arkadaşlarımız gelecek. Sayın Başbakan biz yetim hakkını yedirmeyiz dedi ama Tekel’de yaklaşık 800 yetim arkadaş çalışıyor. Bu arkadaşlar buraya gelerek Başbakana soracaklar “yetim hakkını yiyen kim?” diye. Farklı alanlarda ses getirici eylemler yapmaya devam edeceğiz.

Direniş sürerken neler sizi zorluyor ve Ankaralılardan istekleriniz var mı?

Barınmada zorlanıyoruz. Yaklaşık 18 gündür sendikalarımızın konferans salonlarında işçi arkadaşlarımız koltuklarda yatıyor. Misafirhaneler de dolu. Acilen bu sorunu çözmek için düğün salonları bakıyoruz. 30 gün, 330 gün bu mücadeleyi sürdürecek kadar kararlıyız. Hükümet soruna çözüm üretmeden biz nasıl kalkıp gidelim. Bu mücadelede bir kişi bile kalsa o bir kişinin yanında sendikal mücadeleyi sürdüreceğim. Bu mücadeleyi sonuna kadar, başarmak için sürdüreceğiz. Bu arada Ankara halkından Ankara’daki emek ve demokrasi güçlerinden kumanyadan tutun destek ziyaretine kadar her türlü dayanışmayı görüyoruz. Bu desteğin sürmesi ve büyümesi halinde biz başaracağız. Bu durum da hükümete korku salıyor. Onlar bu moralsizlikle kaybedecek ve biz bu moralle kazanacağız, bundan eminiz.

Türk-İş, Tekel’deki durumu, yanlış bir özelleştirmenin olarak ifade etti. Sendikanızın özelleştirmeler hakkında politikası nedir? Siz de başarılı bir özelleştirme olsaydı böyle olmazdı diye mi düşünüyorsunuz?

Tek Gıda-İş sendikası özelleştirmeye karşı benden önceki dönemlerde de hep mücadele vermiştir. Özelleştirmeye karşı çok net bir duruşumuz var. Özelleştirmeye hangi anlamda olursa olsun hep karşı çıktık. “Özerkleştirme” dedik ama özelleştirmeye hayır dedik. Dünya Bankası, IMF politikaları bunlar. Yani ulus ötesi şirketlerin Dünya Ticaret Örgütü’nün dünyada tek yapı oluşturmak için attığı adımlardır bunlar. Özelleştirme ülkemizde insanımıza felaketten başka bir şey getirmedi. Bu ülkeyi yönetenlerin hepsi yalan söyledi. Bu nedenle Tekel’de “doğru” özelleştirme yapılsaydı, yine işçiler işsiz kalacak ve emekleri yok sayılacaktı.

Bu dönemi bir de Türk-İş’te yeniden yapılanmaya dönük bir açıdan yorumlayabilir misiniz?

Türkiye sendikal hareketi kendi yeniden gözden geçirmek zorunda, bu kesin. Ve bu bir bıçak gibi olmak zorunda. Yani 50’li yıllardan gelip sendikal hareketi 3 kademeye böldüğünüzde geldiğimiz süreçte sendikal hareket, dernek yapısında cemiyet yapısında başlamış. 60’larda toplu sözleşmeli grev hakkı, 80’lerde birileri gelmiş darbeyle elinden almış. 80 sonrası kuşak 60’lardan 80’lere kadar olanı o 10 yıllık ihtilal döneminde yemişler. Sonra göreve gelen kuşak o geçmişin mirasının üzerinde kendisini ikame etmiş. Biz değişiyoruz artık bitti, o dönem bitti. Kamu ağırlıklı miras bitiyor. Dünkü işçiyle bugünkü işçi arasında taleplerin değiştiğini görüyoruz. 60’larda 2 kalıp sabun çok önemliydi işçi için. Ama artık hakların teker teker elden alındığını görüyoruz.

Değişim gerçekleşirken sendikal kademeler de değişmek zorunda. Peki biz bu değişimi gerçekleştirebildik mi? Hayır. Yani sendikal hareket dünyadaki gelişen, değişen şartları çok iyi analiz edip kendisini ona göre yenileyebilmeliydi, onu başaramadı. Neden derseniz, yani biz sosyal tesis ya da dinlenme kampları yaparken, 30 yıl önce bunlar bir ihtiyaçtı ama işçi şimdi orda değil. Şimdi işçinin beklentileri çok farklı. Sendikal hareket yeni açılım alanları açmak zorunda. Bunu başaramadı sendikal hareket. Biz artık son temsilcileriz, nöbet değişimi yapmak zorundayız, nöbet değişikliğinin arifesindeyiz. Sendikal hareket şeffaflaşmak, demokratikleşmek zorunda. Sendikal demokrasi tüm sendikalarda olmak zorunda.

Tekel işçilerinin mücadelesi aynı zamanda güvencesizleştirmeye karşı güvenceli iş talebi olarak sürüyor. Güvencesizliğe karşı mücadele konusunda ne düşünüyorsunuz?

Taşeron çalıştırma biçimlerine, kayıt dışı çalıştırmaya karşı mücadele bizim mücadelemiz. Tekel işçisinin 4-C’ye karşı verdiği bu direniş dediğiniz gibi sendikal hakların korunması ve gaspların önlenmesi için de veriliyor. Güvenceli çalışmak, sözleşmelerden doğan hakların kullanılması içinde. Bu, sendikal hareketin içinde olması gereken bir alan.

“Ne olursan ol gel” diyemeyiz
Bu dönem, mücadelelerin ortaklaştırılması ve platformların yenilenmesi dönemi. Ancak bu platformlarla olmayacak geçmişte olduğu gibi. Emek Platformu gibi “ne olursa olsun gelsin” anlayışı sağlıklı sonuçlar vermiyor. Zaman zamanda bu platformları sabote eden anlayışlar var. Hak-İş ve Memur-Sen’in bulunduğu bir platform emek platformu değil, tam tersine iktidarın tetikçilerinin bulunduğu bir platform haline geliyor. Orada kararların çıkmaması için her türlü sabotajlar yapılıyor. 25 Kasım’da yapılan grevde Memur-Sen’in tutumu, geçtiğimiz yıllarda asgari ücret komisyonunda Hak-İş’in konumu… Dolayısıyla daha yeni seçeneklerin arayışındayız. DİSK ve KESK Genel Başkanlarıyla yaptığımız görüşmelerde buna kafa yoruyoruz. Hem çok geniş bir alandan destek görebilmeli, hem de bu yapılar bizimle olamaz diye kabul görmeli. Bunu genelleştirebiliriz ve etkili sonuçlar doğuracak düzeyde götürebiliriz.

Söz bitti
Hükümetin işçi sınıfına karşı hasmâne duyguları en üst noktaya taşıdığı bir süreçteyiz. Sosyal diyalogun bittiği bir dönemdeyiz. Çalışma hayatına yönelik saldırılar her geçen gün artıyor, Ekonomik Sosyal Konsey göstermelik de olsa çalışmıyor, üçlü danışma kurulunda Türk-İş toplantıyı terk etmiş. Asgari ücret komisyonu aynı şekilde. Artık Türk-İş’in geleneklerinin de değişmesine neden oluyor. Emek mücadelesinin birleştirildiği bir süreci başlatmak zorundayız. Biz Türk-İş olarak buna katkı sunmalıyız. Önderlik sorumluluğumuz varsa bunu yapmalıyız ama beraber yapmak şartıyla. Önümüzdeki süreçte adımlar atılacaktır. Zaman zaman KESK, DİSK başkanları ile de görüşüyorum. Genel anlamda bir uyanış döneminin başladığına inanıyorum. Biz Tekel’le bu yolu açıyoruz.

Türkiye’de işçi sınıfı, emekçiler ezilenler, haksızlığa uğrayan kesimler artık ayağa kalkmak ortaklaşmak zorunda. Bu vesileyle de 2010 yılının bunların yeşerdiği hayata geçtiği bir yıl olmasını diliyorum. Halkların kardeşçe barış içersinde yaşadığı, insanların ölmediği bir dünya, demokratik hak ve özgürlüklerin sonuna kadar inadına kullanılabildiği bir Türkiye dileğimi paylaşmak istiyorum. Tekel direnişini biz başaracağız. Bunu beraberce paylaşacağız. Buna inancımız tam. Sizlere de çok teşekkür ediyoruz.

Biz de görüşlerinizi bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür ediyoruz, Tekel direnişinde başarılar diliyoruz.

 

DİĞER HABERLER
ADKOTURK’TEKİ SENDİKA DÜŞMANLIĞINI PROTESTO ETTİLER
ADKOTURK’TEKİ SENDİKA DÜŞMANLIĞINI PROTESTO ETTİLER

Indomie Hazır Noodle üreticisi Adkoturk işvereni, yetki belgesi alarak örgütlenme çalışması yapan Tekgıda-İş Sendikası’na üye çalışanlarını işten çıkartarak sendikal örgütlenmeyi engellemeye çalışıyor.

CHİPİTA TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İMZALANDI
CHİPİTA TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İMZALANDI

Chipita işyerinde çalışan üyelerimiz adına 01.01.2021/31.12.2022 yürürlük süreli 2.Dönem Toplu İş Sözleşmesi 20.04.2021 tarihinde imzalandı.