Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Belkarper
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Belkarper
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
15 Haziran 2010
ÇAYIN DİLİNDEN EN ÇOK ÜRETEN ANLAR

ÇAYIN DİLİNDEN EN ÇOK ÜRETEN ANLAR

ÇAYIN DİLİNDEN EN ÇOK ÜRETEN ANLAR

ÇAYIN DİLİNDEN EN ÇOK ÜRETEN ANLAR- FATMA GENÇ, MUSTAFA EBERLİKÖSE

Yaş çay sezonunun açılmasıyla birlikte Çay Kanun Tasarısı gündemdeki yerini kaybetti. Oysaki tasarıyla ilgili somut adımlar atılmaya devam etti. Tasarıya son halini verdikleri konusunda 30 Mayıs’ta açıklama yapan Ulusal Çay Konseyi ve Rize Ticaret Borsası adına Ali Bayramoğlu ve Mehmet Erdoğan Haziran ayında tasarının meclise gideceğini açıkladılar. Tasarının yeni haliyle ilgili en önemli vurguları “üretici daha çok kazanacak”.

AKP’li Ali Bayramoğlu’na göre mevcut kanun, çay üretimindeki sorunlarının temel kaynağı. Çünkü mevcut Kanun’da hiçbir düzenleme bulunmamakta ve bu nedenle sektörde kimin ne yaptığı belirsiz. Bayramoğlu’na göre AKP iktidara geldiğinden bu yana çaya el atmış ve çay üretimi ivme kazanmış.

1984 yılında düzenlenen ve şu an halen yürürlükte olan Çay Kanunu’na baktığımızda Bayramoğlu’na hak vermemek elde değil. Evet, Çay Kanunu yeniden düzenlenmek zorunda. Çünkü çay üretimi hakkındaki tüm söz hakkı kuru çay ticareti yapanların. Yaş çay üreticileri ise git gide kendi bahçelerinde işçileştiriliyor. Bir kısım üretici ise çay üretimini bırakmış durumda. AKP iktidara geldiği yıllara kadar ortalama 250 bin ton yaş çay alan özel sektör bugün ise 500 bin tonun üzerinde yaş çay alımı yapıyor. Dünya üzerindeki en sağlıklı yaş çayı yetiştirebilme olanaklarımız, Ülker gibi büyük sermaye gruplarının iştahını kabartıyor. Bu alandaki karlarını artırabilmek için de düzenleme istiyorlar.

Peki, yapılan düzenlemelerden sonra yaş çay üreticileri “daha çok kazanacak” mı?

AKP’lilerin yeni Çay Kanunu’na dair yaptıkları planlara bakarsak “hayır”. Yeni Kanun’la hedeflenen çayın ihracat potansiyelini arttırmak. Srilanka, Hindistan ve Kenya gibi üretici ülkelerin üretim maliyetleri çok düşük. Çay şirketlerinin rekabet edebilmesi için maliyetleri düşürmesi gerekir. Peki ilk düşürülecek maliyet ne olacak? Elbette ki üreticiye verilen yaş çayın fiyatını düşürmek. Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu’nun işaret ettiği gibi; eğer bu tasarı kanunlaşırsa 5 yıl içinde yaş çay taban fiyatı 250 kuruşa kadar geriler.

“Kuru çay taban fiyatı” da ne?
Daha tasarı Meclis’e gitmeden Mayıs ayında açılan sezonla birlikte tasarıda yer alan maddelerle ilgili somut adımların atıldığı görüldü. Atılan adımların en dikkat çekici olanı ise, bu sene yaş çay taban fiyatı yanında Rize Ticaret Borsası’nın kuru çay taban fiyatını açıklamasıdır. Daha önceki yıllarda “kuru çay taban fiyatı” diye bir şey belirlenmediği düşünüldüğünde bu yıl değişen/değişmesi gereken nedir sorusu akla geliyor. Kuru çay taban fiyatı ile açıklanan yaş çay taban fiyatı üzerinden maliyetlerini hesaplayarak karları garanti altına almak istiyorlar.

Aslında hazırlanan taslağa baktığımızda “kuru çay taban fiyatı”nın açıklamasının çay sektörünün “Çay Borsası”na hazırlığı olarak görmek mümkün. Üretim maliyetlerini düşürmeyi planlayan kuru çay üreticileri, rekabet edebilir bir yapıya kavuşmayı hedefliyor. Tasarıda yer alan geçici 8. maddede belirtilen ifade bunu açıkça göstermektedir. Maddeye göre, 2010 yılı yaş çay fiyatının hükümet tarafından belirlenecek, kanun yürürlüğe girdiği andan itibaren hükümet devreden çıkacak ve yaş çay fiyatı borsada rekabet koşullarında belirlenecektir.

“Çaykur bize lazım”
Yıllardır yaş çay üreticileri “Çaykur özelleştirilemez” sloganını atarlar. Bugün özel sektörün de bu fikre katıldığı görülüyor. Rize Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Erdoğan, özel sektörün Çaykur’un yerini dolduramayacağını savunuyor. Erdoğan’a göre şu anda Çaykur’un varlığı özel sektörün lehine bir durum. Erdoğan’ın şu sözleri aslında durumu gayet net ifade ediyor; “Çaykur´un özelleştirilmesi demek, özel sektörün ortadan kalkması demektir. Çaykur´un kalmasından yanayım. Çaykur´un özelleşmesi ile zarar görecek olan özel sektördür. Kim Çaykur´u rakip olarak görüyorsa o zarar etmiştir. Birlikte hareket etmemiz lazım”.

Aslında çok uzağa gitmeden, 2010 yılı çay sezonunda yaşanan gelişmelere bakınca Erdoğan’ın anlatmak istediği apaçık görülüyor. AKP 8 yıl önce daha iktidar olmadan, yaş çay taban fiyatının 1 TL olması gerektiğini savunuyordu. Bu yıl yaş çay taban fiyatını 88.5 kuruş olarak belirlendi. Devletin kasasından destekleme primi olarak da ton başına 11.5 kuruş ödenecek. Böylece AKP 8 yılda da olsa, devletin kasasından da olsa yaş çay taban fiyatı için koyduğu hedefe ulaştı. Destekleme primini ise sakın yaş çay üreticisini destekliyorlar diye algılamayın. Özel sektör destekleniyor. Çünkü bu sayede daha ucuza çay alabiliyor.

Özel sektör diye tabir ettiğimiz kuru çay üretimi yapan şirketler bu senenin başında kampanyalar başlattılar. Belirlenen yaş çay taban fiyatı üzerinden peşin fiyata yaş çay alımı yapacaklarını duyurdular. Gerçekten ilk günlerde aldılar da. Fakat üreticiler tarlaya ayak basalı daha 2 gün olmuşken Çaykur’un çoğu bölgelerde kontenjan uygulamasına başladığını öğrendiler. Üstelik geçmiş yıllarda sezonun başında dönüm başı 50-60 kilo uygulanan kontenjan bu yıl 10-20 kiloya düşürüldü.

Çaykur’un kontenjan uygulamasının yanı sıra ödeme süresini de uzatması, üreticileri yaş çaylarını özel sektöre vermeye yöneltti. Bölgede üreticilerin büyük çoğunluğunun belirlenen kotasının altında Çaykur’a çay vermesi gibi bir sonuç oluştu. Çaykur’da 4 Haziran itibariyle açıkladığı verilerde bu durumu destekledi. Geçtiğimiz yıl 593 bin ton yaş çay alan Çaykur bu sene daha ilk sezonda henüz 117 bin ton çay almış durumda.

Çaykur halkındır halkın kalacak
Yaş çay üreticileri bu sene sloganlarını “Çaykur halkındır, halkın kalacak” diye yenilemek zorundalar. Çünkü sermaye strateji değiştirerek Çaykur’u yani devlet işletmesini borsa içine çekerek kendi sermaye birikimlerini desteklemesi için kullanmayı hedefliyor. Yaş çay üreticilerinin bugün Çaykur’a her zamankinden daha fazla sahip çıkması gerekiyor. Siyaset-sermaye işbirliği ile Çaykur üzerinden oynanan oyunları açığa çıkarmak gerekiyor. Bugün sorgulamamız gereken konu; özel çay fabrikalarına destekler verilirken Çaykur’a ait fabrikaların üretim kapasitelerinin neden daha fazla artırılmadığı olmalıdır. Üretim kapasitesinin artırılması kota ve kontenjan uygulamalarının nedenlerini ortadan kaldıracaktır.

Anti demokratik yasa geliyor
Kanun taslağına yeniden dönersek, taslağın 3 ana vurgusunun öne çıktığı görülüyor. Çay Piyasasını Düzenleme ve Denetleme Kurulu oluşturulması, Çay Borsası kurulması ve Çay Üst Kurulu üzerinden Çaykur’un işlevlerinin yeniden düzenlenmesi. AKP tarafından yerelden gelen ilk kanun teklifi olması açısından demokrasi açılımı olarak gösterilen taslak, kendi içinde ise oldukça anti-demokratik bir işleyiş benimsiyor. Taslakta yapılan kurul önerisinde 9 kişiden oluşan ve çay üretimi ile ilgili tek söz hakkı olan bir yapı öngörülüyor. Öyle ki bu yapıya girebilmek için sermaye kurumlarının içinde belirli sürelerde görev yapmış olmak ve kurulda kaldığı sürece de görevini sürdürmek zorunlu. Seçilince de koltuğa yapışılabiliyor, çünkü seçilen üyeler 5 yıl boyu görevlerini sürdürüyorlar. Ortalama bir yaş çay üreticisinin kurula girebilmesi ise nerdeyse imkansız. Çay Borsası ise ihracata yönelebilmek için önemli bir yapı olarak ifade ediliyor. Çünkü dünyada en çok çay ihracatı yapan ülkelerde borsa var. Burada kanun düzenleyicilerin göremedikleri ise dünyada yaş çay üretiminin sadece Türkiye’de küçük üreticililerle yapıldığıdır. Türkiye’de yaş çay üretimi yapılan alanlar şirketlere değil, 204 bin yaş çay üreticisine ait. Böyle bakınca da aslında borsanın yaş çay üreticileri açısından açlık, yoksulluk veya üretimden vazgeçme anlamına geldiğini söylemek mümkün.

Sözleşmeli çiftçilik başlıyor
Zaten istenen de yaş çay üreticilerinin bir bölümünün üretimden vazgeçmesidir. Hatta bunu teşvik etmek amacıyla bu sene Trabzon’un Of ilçesinde yaş çay üreticilerine çaya alternatif bir ürün olarak likapa fidanı dağıtıldı. Mehmet Erdoğan’ın ifadelerine göre amaç organik çay üretimi üzerinden ihracat yapmak. Geçen sene Hemşin bölgesinde “sözleşmeli çiftçilik” yöntemiyle denemeleri yapılmaya başlandı. Bu yıl da organik çay üretimini teşvik etmek amacıyla ekstra prim dağıtılacağı ve organik çay üretenlerin ayrıcalıklı olacağı duyuruldu. Hatta Çaykur tarafından organik çay üretimine yönelik bir gübre fabrikasının Pazar Çay Fabrikası’nın arkasındaki arazide kurulabilmesi için imar izni talep edildi.

Sözleşmeli çiftçilik yöntemi ise aslında küçük üreticilik biçimini etkisizleştirebilmek için biçilmiş kaftan. Yaş çay üreticileri kendi tarlalarında işçileştirilerek şirketlerin emrine giriyor. Şirketler, pazar rekabetinin yanısıra üreticilerle tek tek uğraşmaktan kurtuldukları gibi, doğal şartların getireceği risklerden, üretim zamanı riskinden ve tarladaki emeği kontrol sıkıntısından sözleşmeli çiftçilik yoluyla kurtulabiliyor.

Temel bir insan hakkı olarak; gıda meselesi
Bugün kapitalizm, üretim-dolaşım-fiyat mekanizması ekseninde egemenliğini giderek artırıyor. Metalaşma yaşamın her alanında yayılırken, tarım-gıda sektöründe etkileri giderek artıyor. Tarımdaki dönüşüme çay üretimi örneğinde olduğu gibi mevcut kanunlar yetmiyor. Üreticiler-köylüler bu dönüşümün kaybedenleri. Aslında burada bir diğer kaybeden daha var. Tüketiciler. Tarladan neredeyse yok pahasına çıkan ürünleri tüccarlar sayesinde daha pahalıya elde ediyor. Hem de daha sağlıksız ve genetikleri oynanmış halde. Oysaki gıda meselesine kar getirecek bir meta olarak değil, temel bir insan hakkı olarak bakmak gerekir.

Doğu Karadeniz’de üretilen çay, hiçbir kimyasal ilaçlama sürecine uğramadığı için sağlıklı bir çay. Dünyada en çok çay tüketilen ikinci ülke Türkiye. O zaman kendi üretimimizin kendi tüketimimizi karşıladığı noktada neden ihracata gerek duyalım? Cevabı basit; çay ticareti yapanlar daha fazla kazansın diye. Hem de nasıl biliyor musunuz? Çay ihracatı bahanesiyle yapılan düzenlemeler sonucunda çay ithalatının da önünün açılmasıyla. Ticaret erbabı eline geçen ürünü pazarlar, ülkede üretimin devam edip etmemesiyle pek ilgilenmez. İthal çayın kazancı daha fazla olursa da onu pazarlar.

Üreticilerin sürdürülebilir bir biçimde tarım yapma hakkı olduğu kadar halkın da ucuz ve sağlıklı gıda temin edebilme hakkı vardır. Devlet tüm bunları teminle yükümlüdür. O nedenle devlet yeterli ve istikrarlı bir biçimde çay üretimini teşvik etmeli, aynı zamanda da tüketicilerin sürekli ve sağlıklı bir biçimde çay tedarikini garanti altına almalıdır. Tarımsal alanda uygulanan yanlı politikalar, gıda üretimi yapabilen bir ülkeyken gıda ithali yapan bir ülke haline dönüşümü sağlar.

Çayın dilinden en çok üreten anlar. O nedenle Çay Kanunu da üreten yapsın. Yönetenler, tüccarları değil üretenleri dinlemek zorundadır. Sağlıklı ve “tavşan kanı” çay yudumlamaya devam etmek istiyorsak, söz hakkı yaş çay üreticilerinin olmalı, Çaykur da üretimin istikrarını ve gelişimini sağlama görevini yeniden üstlenmelidir.

 

DİĞER HABERLER
EKONOMİK KALKINMANIN FİNANSMANI NASIL SAĞLANACAK?
EKONOMİK KALKINMANIN FİNANSMANI NASIL SAĞLANACAK?

Ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmek için gerekli olan kaynaklar Türkiye’de mevcuttur. Bu kaynakların temini ve halkçılık ve kamuculuk (devletçilik) ilkeleri temelinde, planlı bir ekonomiyle ve halkın bu sürece etkili bir biçimde katılımını sağlayacak demokratik ortamda kullanılması, Türkiye ekonomisinin, toplumsal ve siyasal yapısının sorunlarının aşılmasının tek yoludur. Bu kadar kaynak varken, kaynak için işçi sınıfına yüklenmeyi savunmak ise hem gerçekleşmesi mümkün olmayan bir projedir, hem de bu projeyi savunanları halktan tümüyle koparır.

SABREDİN, SANAYİ ÜRETİMİ NİSANDA YÜZDE 50 ARTACAK!
SABREDİN, SANAYİ ÜRETİMİ NİSANDA YÜZDE 50 ARTACAK!

-11 Haziran “Sanayi Üretimi Bayramı” ilan edilebilir! Çünkü o gün sanayi üretiminde yüzde 50 dolayında artış olduğu açıklanacak.

-Sanayi üretimi iki ayda yüzde 6.5 arttı; yıllıklandırılmış artış da aynı oranda. Bu koşullarda bu artış iyi bile.

-Sanayici önünü görmeden, faiz ve kurun ne olacağını bilmeden yol almaya çalışıyor. Örneğin Merkez Bankası’nın yarın faizde ne karar alacağını öngörmek mümkün mü?

İŞSİZLİĞİ HÜLLE DE KURTARMADI
İŞSİZLİĞİ HÜLLE DE KURTARMADI

Türkiye İstatistik Kurumu Ocak 2021’den itibaren işsizlik verilerini ”Uluslararası Çalışma Örgütü ve AB İstatistik Ofisi kararları doğrultusunda” açıklamaya başladı. Aslında TÜİK, yeni uygulamaya açıkladığı tarihten önce başladı. İşine geldi. Çünkü TÜİK klasik işsizlik oranı dışında işsizliği kabul etmiyor.

ÇALIŞANIN HAKLARI KORUNAMIYOR
ÇALIŞANIN HAKLARI KORUNAMIYOR

Tekgıda-İş Sendika Akademisi’nin hazırladığı “Evde sömürülen işçiler” raporda evde çalışan işçilerin yaşadığı ücret ve hak kayıplarına dikkat çekildi.