Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
04 Mart 2024
ANAP DÖNEMİNDE İŞVEREN SENDİKACILIĞI

12 Eylül 1980 Darbesi ile başlayan dönem, 6 Kasım 1983 tarihinde yapılan genel seçimlerle hukuken sona erdi. Ancak milletvekili genel seçimlerinde beklenenin aksine bir gelişme yaşandı.

ANAP DÖNEMİNDE İŞVEREN SENDİKACILIĞI

TEKGIDA-İŞ SENDİKA AKADEMİSİ

Askeri yönetimin desteklediği Milliyetçi Demokrasi Partisi yerine, Turgut Özal’ın genel başkanlığını yaptığı Anavatan Partisi (ANAP) çoğunluğu sağladı. ANAP, oyların yüzde 45,1’ini alarak 211 milletvekili çıkarırken, Necdet Calp’in genel başkanlığındaki Halkçı Parti yüzde 30,5 oranında oy aldı ve 117 milletvekili çıkarabildi. Emekli Orgeneral Turgut Sunalp’ın asker destekli MDP’si yüzde 23,3 oranında oy alabildi ve 71 milletvekili çıkardı.

Milletvekili genel seçimlerinin ardından 9 yıllık ANAP dönemi başladı.

Birinci Özal Hükümeti, 13.12.1983-21.12.1987 tarihlerinde, İkinci Özal Hükümeti 21.12.1987-9.11.1989 dönemlerinde görev yaptı. Turgut Özal’ın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından kurulan Akbulut Hükümeti 9.11.1989-23.6.1991 döneminde ve Birinci Yılmaz Hükümeti de 23.6.1991-20.11.1991 döneminde iktidardaydı.

TİSK’in 1983 yılı Aralık ayında toplanan 15. Olağan Genel Kurulu, Tekgıda-İş Sendika Akademisi’nin 12 Şubat 2024 günlü “12 Eylül Darbesi Sonrasında İşveren Sendikacılığı (1980-1983)” raporunda ele alınmıştı.

Sendika Akademisi’nin bu raporunda bu genel kuruldan sonraki gelişmeler özetlenecektir.

TİSK’İN TEŞKİLATLANMA, DAYANIŞMA VE TOPLU SÖZLEŞME İLKELERİ

TİSK yöneticilerinin 12 Mart 1984 tarihinde yaptığı toplantıda “TİSK Teşkilatlanma, Dayanışma ve Toplu Sözleşmeler Prensip Tavsiye ve Hedefleri” başlıklı aşağıdaki belge kabul edildi. Bu önemli belge aşağıda sunulmaktadır:

“I. PRENSİPLER

“AMAÇ: Üye sendikaların toplu iş sözleşmelerinde uymaları zorunlu kurallar olup Merkezi Dayanışma Fonu’ndan yardım alabilmenin ön şartını teşkil etmektedir.

“1. Toplu iş sözleşmelerin işveren tarafı, üye işveren sendikaları olacaktır. (Üye işveren sendikaları, haberleşme ve koordinasyonun tamamlanması açısından, toplu sözleşme tekliflerini ve imzaladıkları sözleşmeleri en kısa süre içinde konfederasyona ulaştıracaklardır.)

“2. Lokavtlarda yahut kanuni veya kanun dışı grevlerde geçen sürelere ait ücret ve sosyal yardım ödenmesi kanunen yasaklanmakla beraber, bunların dışında da başka bir nam altında da olsa hiçbir şekil veya şartla bu anlama gelecek bir ödeme yapılmayacaktır.

“3. İşçi sendikalarının veya işçilerin yasa dışı davranış ve eylemlerine müsamaha gösterilmeyecektir.

“4. İşverenlerin işi sevk ve idare haklarına müdahaleye müsaade edilmeyecektir. Disiplin kurullarında karar ekseriyeti işveren temsilcilerinde olmalıdır. Hiçbir şekilde karara katılma anlamına gelmemek kaydıyla, beşeri ilişkiler yönünden bazı işletme içi kurullar kabul edilebilir.

“5. Kıdem tazminatı kanuni limit içinde kalacaktır. (Kanuni limiti aşmış toplu iş sözleşmesi varsa, bunların indirilmesine çalışılacak, fakat hiçbir şekilde üzerine çıkılmayacaktır. İşsizlik tazminatı gibi bu amaca dönük başka ödemeler yapılmayacaktır.)

“6. Check-off uygulamasında kanun hükümlerinin dışına çıkılmayacak ve toplu iş sözleşmesinin sona erdiği tarihte, check-off durdurulacaktır. (Ancak bu prensibin kabulünden önce, toplu iş sözleşmesi sona ermekle beraber aidat kesilmesine devam edilen işyerleri için, bir döneme mahsus olmak üzere istisna tanınacaktır.)

“7. Kanunen çalışılmadan ücret ödenen günlere ilave yapılmayacaktır. Yeni tatil günleri ihdas edilmeyecektir. Yıllık ücretli izinlerde, kanuni azami süre olan 4 hafta aşılmayacaktır. (Aşılanlar dondurulacaktır.) İhbar önellerinde artış yapılmayacaktır. (Artış olanlar dondurulacaktır.)

“8. Haftalık çalışma süreleri kısaltılmayacaktır. (Kısalmış olanlar dondurulacaktır.)

“II. TAVSİYELER

“AMAÇ: Camiada bir örnek hareketi sağlamak için, üye sendikaların tedbir almada öncelik verecekleri ve özen gösterecekleri hususlardır. Birlik sağlanan maddeler prensiplere dahil edilerek, prensipler genişletilecektir. Bu grupta yer alan hususların Merkezi Dayanışma Fonu’ndan yararlanmaya bir etkisi şimdilik yoktur.

“1. Grup toplu iş sözleşmeleri yapılmasına ve mevcut grup sözleşmelerinin kapsamının genişletilmesine önem verilecektir.

“2. Birden fazla işçi sendikasına muhatap olan işveren sendikaları, bu sendikalar arasında, imzalanan toplu iş sözleşmelerinin mahiyet ve muhtevalarında ayırım yapmayacaklardır.

“3. İşyerinde grev veya lokavt yapılması halinde, yapılacak toplu iş sözleşmesinin yürürlük süresi kural olarak imza tarihinden başlatılacaktır. (Ancak grup halinde yapılan sözleşmelerde başlangıç tarihinin özelliği göz önünde bulundurulabilir.)

“4. Ücreti tayin eden unsurlardan biri olarak iş değerlendirmesi veya iş gruplandırması sistemine geçilmesi için gayret sarf edilecektir.

“5. Sosyal yardımların çeşidi artırılmayacaktır. Miktarları ise sosyal yardımların ücrete olan oranını azaltacak şekilde Yönetim Kurullarınca tespit edilecektir.

“6. İşverenin serbestçe hizmet akdi yapma ve feshetme hakkını kaldıran veya kısıtlayan hükümler kabul edilemeyecektir.

“7. Sendika temsilcileri kanuni sınırlar içinde tanınacak ve bu temsilcilere kanunun öngördüğü haklar üzerinde bir imtiyaz verilmeyecektir.

“8. Üretimi kısıtlayıcı ve verimi azaltıcı teklifler kabul edilmeyecek, verimliliği artırıcı tedbirlere ağırlık tanınacaktır.” (Nokta Dergisi, 23-29 Nisan 1984, Yıl 2, Sayı 9, s.9. MESS’in “Toplu İş Sözleşmesi Prensip ve Hedefleri (Taslak)” metni için bkz.s.12))

ÇALIŞMA MEVZUATININ ILO İLKELERİNE UYGUNLUĞU TARTIŞMASI

12 Eylül Darbesi’nin etkisi, parlamenter düzene geçildikten sonra da bir ölçüde devam etti. Ortamın yumuşamasıyla ve çalışma yaşamı alanında darbe döneminde kabul edilen düzenlemelerin olumsuz etkilerinin yaşanarak anlaşılmasıyla birlikte, bu mevzuatın Türkiye’nin üyesi bulunduğu Uluslararası Çalışma Örgütü’nün onaylanmış Sözleşmelerine uyup uymadığı tartışmaları başladı. Türk-İş Genel Başkanı Şevket Yılmaz, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Uluslararası Çalışma Konferanslarında bu uyumsuzluğu dile getirmeye başladı.

TİSK, bunun üzerine, bu konuda iş hukuku profesörlerine başvurdu ve onların TİSK açısından olumlu görüşlerini yayımladı.

İlk olarak, Prof.Dr.Münir Ekonomi ve Prof.Dr.Kemal Oğuzman tarafından hazırlanan 64 sayfalık bir kitapçık basıldı: TİSK, 2821 Sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nun Uluslararası Normlara Uygunluğu, Yay.No.81, Ankara, 1986.

TİSK’in İşveren Dergisi’nde de Prof.Dr.Kemal Oğuzman’ın yazıları yayımlandı: Kemal Oğuzman, “2821 Sayılı Sendikalar Kanununun Uluslararası Normlara Uygunluğu, İşveren, Mayıs 1986, s.5-11; Kemal Oğuzman, “2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nun Uluslararası Normlara Uygunluğu,” İşveren, Haziran 1986, s.7-12.

TİSK’in bu görüşleri daha sonra İngilizce olarak yayımlandı: TİSK, Conformity of Unions’ Law No.2821 and Collective Labour Agreement, Strike and Lockout Law No.2822 to International Norms, 1986.

Bu raporlara yanıt, Yol-İş Sendikası’ndan geldi.

12 Eylül Darbesi sonrasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununa dayanılarak çıkarılan Prof.Dr.Alpaslan Işıklı, Yol-İş Sendikası’nda danışman olarak çalışıyordu. Prof.Dr.Alpaslan Işıklı’nın hazırladığı ve 2821 ve 2822 sayılı Yasaların uluslararası normlara aykırılığının özetlendiği 55 sayfalık bir rapor 1986 yılında yayımlandı: Yol-İş, TİSK Raporlarına Yanıt, 2821 Sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun Uluslararası Normlara Aykırılığı, Yayın No.1986/11, Ankara, 1986. Yol-İş Sendikası bu konuda bir de İngilizce bir kitapçık yayımladı: Yol-İş, The Demands of the ILO and Some Realities, Ankara, 1989, 27 s.

TİSK’İN 16. OLAĞAN GENEL KURULU

TİSK’in 16. Olağan Genel Kurulu 20-21 Aralık 1986 günleri Ankara’da toplandı.

TİSK Başkanı Halit Narin, 20 Aralık 1986 günü TİSK’in 16. Olağan Genel Kurulu Açış Konuşmasında şu noktalara değindi:

“Ülkemizde bugün görülen sosyal barışın değerini iyi anlayabilmek için 1980 öncesini unutmamak lazımdır. Özellikle 1975-1980 yılları arasında çok üzücü ve unutulmayacak günler yaşanmıştır. Bu dönemde çeşitli hak ve özgürlüklerin alabildiğince kötüye kullanıldığı görülmüş, oraya çıkan olaylar bırakınız ekonomiyi, insanların dahi yaşama hakkını ciddi surette tehdit eden bir terör ortamının doğmasına sebep olmuştur. Bu ortam hem sosyal barışı hem çalışma barışını ve hem de ekonomiyi olumsuz etkilemiştir. Çalışma hayatında o günlerde karşılaştığımız olaylar, bazen anarşi ve terörün sonuçları, bazen sebepleri olarak ortaya çıkmıştır. Aynı yıllarda ekonomide, kargaşalı ortamın en tipik göstergeleri olan kıtlıklar ve yokluklar dönemi yaşanmıştır. İşte bugünkü barış ve huzur ortamını yaşayanların, başta Anayasa olmak üzere çalışma mevzuatının değiştirilmesini teklif ederken geçmişteki bu sıkıntıları hiçbir zaman unutmamaları gerekir.” (TİSK, Kamuoyunda TİSK, 25. Yıl, 1982-1987, Yay.No.89, Ankara, 1987, s.109)

1986 öncesinde işçi grev ve eylemleri sınırlıydı. 1984 yılındaki Dok Gemi-İş Sendikası’nın Desan ve Yıldırım tersanelerindeki grevleri yenilgiyle sonuçlanmıştı. Sendikalarda ve işçiler arasında genel bir yenilgi havası devam ediyordu.

TİSK’in 16. Olağan Genel Kurulu’na sunulan Çalışma Raporu’nda ülkede ve çalışma yaşamındaki durum aşağıdaki şekilde ele alınıyordu:

“1984 yılından bu tarafa geçen süredeki uygulamalar çalışma mevzuatının ciddi sorunlarının olmadığını, kanun değişikliklerine zaruret göstermediğini ortaya çıkarmıştır. Buna rağmen işçi kesimi ile bazı siyasi partilerin çalışma mevzuatının değiştirilmesi yolundaki sistemli ve ısrarlı talepleri gerçekte başka arzuların ifade edilmek istendiğini göstermiştir.

“Bu çevrelerin gerçekten ihtiyaç olup olmadığını tartışmadan söylemek istediklerinin, Anayasa değişikliği olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa değişikliği ile bazı çevrelerin yeni haklar elde etmeyi düşündükleri, bazı çevrelerin eskiyi geri getirmeyi arzuladıkları ve bazı çevrelerin de 1980 yılı sonrası Türkiye’de oluşan temel gelişmeleri Anayasa değişikliği ile bir noktadan delmek istedikleri hissedilmektedir.

“Konfederasyon olarak Anayasaların değişmez belgeler olduklarını söylemiyoruz. Ancak 1982 Anayasasını değiştirmeyi zorunlu kılan ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerin mevcut olduğu görüşünde de değiliz. Hele çalışma hayatımızın yeni mevzuat karşısındaki çok kısa uygulaması Anayasanın çalışma hayatını düzenleyen hükümlerinde değişikliği gerektirmediği düşünce ve kanaatindeyiz.” (TİSK, 16. Olağan Genel Kurul Çalışma Raporu, Ankara, 20-21 Aralık 1986, Yay.No.84, Ankara, 1986;7)

“Bugün Türkiye’deki sosyal mevzuat düzenlemelerini gelişmiş ülkelerin sosyal mevzuatı ile mukayese ettiğimiz takdirde pek çok alanda eş değer olduğunu hatta bazı konularda daha ileri düzenlemeleri ihtiva ettiğini görmek mümkündür. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunda ise Türkiye’deki sosyal mevzuat anlayışını bulmak mümkün değildir.” (TİSK,1986;10)

Çalışma Raporu’nda kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi konusunda da aşağıdaki değerlendirme yer alıyordu:

“Son yılların üzerinde tartışılan ekonomik konulardan biri de bazı kamu kuruluşlarının özel sektöre devri veya halka satılmasıdır.

“Konunun ekonomik, sosyal ve siyasal yönleri olmakla beraber sağlıklı bir değerlendirmenin ideolojik açıdan değil ekonomik açıdan yapılması gereğine inanmaktayız.

“Bu açıdan bakıldığında KİT’lerin elden çıkarılmasının, başarısız olan kamu kuruluşlarının daha verimli ve kârlı kuruluşlar haline getirilmesinin yegâne yolu olduğu görülecektir.

“Bugün sadece serbest piyasa ekonomisini uygulayan ülkelerde değil, farklı ekonomik anlayışı benimsemiş ülkelerde de özelleştirme programlarının uygulandığı görülmektedir. Yıllardır üzerinde tartışılan bu konunun kısa sürede halledilemeyişi sorunun çözümünü de güçleştirmektedir. Özelleştirme, bu kuruluşların ihtiyacı olan idari ve hukuki köklü tedbirlerin alınabilmesine imkân sağlayacaktır.

“Yılların ekonomik, sosyal hatta siyasal yükünü taşımış bulunan KİT’lerin özelleştirilmesi muhakkak ki kolay olmayacaktır. Ancak bu sorun çözüme kavuşturulmadıkça KİT’ler de ekonomiye kazandırılamayacaktır.

“Bu temel görüş ve çerçeve içinde, KİT’lerin eski teknolojiden kurtulabilmeleri, tekelcilik anlayışından sıyrılabilmeleri, ekonomiyi emici değil ekonomiye güç verici niteliğe kavuşturulabilmeleri için özelleştirme düşüncesinin bir an önce ve kademeli olarak uygulamaya konulmasından yanayız. Böylece bu kaynağın ülke kalkınmasında daha zaruri bir başka yönde ve yerlerde kullanılması mümkün olabilecektir.” (TİSK,1986;38)

NETAŞ GREVİ VE TİSK’İN TEPKİSİ

Artan ekonomik sorunlar karşısında işçilerin ilk önemli tepkisi, bağımsız Otomobil-İş Sendikası’nda örgütlü Netaş işçilerinin greviydi.

18 Kasım 1986 – 18 Şubat 1987 tarihleri arasında İstanbul’da 2650 işçinin katılımıyla yapılan Netaş grevi, işçilere ve sendikalara, toplu pazarlık sürecinde grev-dışı eylemlerin (yemek boykotu, yürüyüş, iş yavaşlatma, v.b.) ve değişik bölge ve sektörlerdeki işçiler arasındaki dayanışmanın önemini öğretti.

Sosyal Demokrat Halkçı Partisi Genel başkanı Erdal İnönü, bu grevi ziyaret ederek, desteklediklerini açıkladı. Bunun üzerine, TİSK Başkanı Halit Narin, 6 Ocak 1987 tarihinde SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’ye aşağıdaki  telgrafı gönderdi:

“Bugünkü gazetelerde NETAŞ grevine katılan işçileri ziyaret ederek grev gözcüsü gömleğini giymiş olduğunuzu fevkalade yadırgayarak ve üzülerek görmüş bulunmaktayız.

“1980 öncesinde görülen, devrin Çalışma Bakanlarınca zaman aman girişilen bu gibi davranışların anlaşması mı yoksa anlaşmamayı mı teşvik ettiği her zaman tartışılmıştır. Çalışma barışı, direkt olarak ülke ekonomisine etki yaptığı için, kanun koyucu anlaşmazlığa bir de politik unsur katmamak görüşüyle bu gibi davranışları eskiden olduğu gibi, yeni yasalarda da yasaklamıştır.

“Bu yasak hükümlerinin gözden kaçmış olduğu anlaşıldığı için de tarafımızdan yadırganmıştır.

“İşverenler olarak siyasi partilerin, siyasi ve ekonomik görüşlerine ne olursa olsun sosyal konularda tarafsız ve denge anlayışı içinde hareket etmelerinin tabii bir üslup olarak benimsenmesi gerektiği görüşündeyiz.

“Bu düşüncelerin ışığında olayı, takdir ve değerlendirmenize sunarız.” (TİSK, Kamuoyunda TİSK, 25. Yıl, 1982-1987, Yay.No.89, Ankara, 1987;114)

Aynı günlerde, TİSK Genel Sekreteri Kubilay Atasayar da 24 Şubat 1987 tarihli demecinde Anayasa’nın çalışma yaşamına ilişkin düzenlemelerini aşağıdaki şekilde değerlendirdi:

“Çalışma hayatımız 1980 yılı öncesi ile 1980 yılı sonlarında birbirinden çok farklı iki dönem yaşamıştır. 1980 öncesi olaylar çalışma hayatında üretimi durduran hatta işçileri birbirine düşman eden boyutlar ortaya çıkarmış, barış yerine kavga ön plana geçmiştir. 1980 sonrasında ise özellikle 1982 Anayasasının çizdiği temel ilkeler çerçevesinde çalışma hayatımız yeni bir anlayışa ulaşabilmiştir. Bu dönemde çalışma hayatımızın yaşadığı barış ve karşılıklı anlayış havası, bugün yürürlükte bulunan mevzuat sayesinde sağlanmıştır. Çünkü başta Anayasa olmak üzere çalışma mevzuatımızı düzenleyen kanunlar mücadele yerine barışı, uyuşmazlık yerine anlaşmayı ön planda tutan bir görüşle düzenlenmiştir.

“Bugün çalışma hayatımızdaki bu barış ve anlayış havasına karşı geliştirilmek istenen tepkiyi isabetli ve haklı görmüyoruz. Bugünkü sisteme karşı yoğunlaştırılan değişiklik talepleri gerçek bir ihtiyacın değil, sistemli ve programlı bir karşı politikanın bir bölümünü teşkil etmektedir. Nitekim son yıllarda yalnız çalışma mevzuatına değil, başta Anayasamız olmak üzere 1982 Anayasasının temel kurum ve kuruluşlarına yönetilen hücumlar bu karşı politikanın birer ürünü olarak değerlendirilmelidir.” (TİSK,1987;123)

TİSK’İN OLAĞANÜSTÜ GENEL KURULU

TİSK’in genel kurulu olağanüstü olarak 20 Aralık 1987 tarihinde Ankara’da toplandı (Refik Baydur, Türk Sendikacılığı, İşçi ve İşveren, Sinemis Yay., Ankara, 2008; 153). Olağanüstü genel kurulda Avrupa Sanayi ve İşveren Konfederasyonları Birliği (UNICE) ve OECD ile bağlantılı Ticaret ve Sanayi İstişari Komitesi (BIAC) örgütlerine üyelik kararı alındı. Bu kararlar Bakanlar Kurulu’nun, sırasıyla, 3.12.1987 ve 14.4.1989 günlü kararlarıyla uygun bulundu. TİSK’in UNICE’ye üyeliği 1.1.1988 ve BIAC’a üyeliği 1.1.1989 tarihi itibariyle başladı.

1988 YILINDA İŞVEREN SENDİKALARI

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) tarafından yayımlanan T.C.Devlet Teşkilatı Rehberi-1988 kitabında (Ankara, 1988, s.879-880), Türkiye’deki bağımsız işveren sendikalarının listesi verildi. Bu liste aşağıda sunulmaktadır:

Bağımsız İşveren Sendikaları

Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası PÜİS (Ankara)

Türkiye Emek Sanayii İşverenleri Sendikası (İzmir)

İlaç ve Kimya Petrol Lastik Endüstrisi İşverenleri Sendikası (İstanbul)

Türkiye Selüloz Kağıt ve Kağıt Mamulleri Sanayi İşverenleri Sendikası (İstanbul)

Akdeniz Bölgesi Ekmek Sanayii İşverenleri Sendikası (Antalya)

Türkiye Akaryakıt Bayileri Petrol ve Gaz Şirketleri İşveren Sendikası TABGİS (İstanbul)

İstanbul Ekmek Sanayi İşveren Sendikası (İstanbul)

Türkiye İnşaat Müteahhitleri İşveren Sendikası TİMSE (İstanbul)

Türkiye Resmi Sektör Müteahhitliği İşveren Sendikası TÜRK-İNŞA (Ankara)

Balıkesir Bölgesi Ekmek Fırıncıları İşveren Sendikası (Balıkesir)

Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası TEKSAN-SEN (Bursa)

Tüm Ekmek Sanayii İşverenleri Sendikası (Ankara)

Kara Nakliyecileri Nakliye Komisyoncuları ve Nakliye Müteahhitleri İşverenleri Sendikası NAK-İŞ (İstanbul)

Konaklama ve Eğlence Yerleri İşverenleri Sendikası (İstanbul)

Özel Sağlık Kurumları İşverenleri Sendikası TÖSKİS (İstanbul)

Turizm İşverenleri Sendikası T.İ.S. (Ankara)

Türkiye Tütün İşverenleri Sendikası (İzmir)

Anadolu Metal Sanayii İşverenleri Sendikası ANSEN (Konya)

İç Anadolu Fırın İşverenleri Sendikası (Eskişehir)

Genel Ekmek Sanayi İşverenleri Sendikası (Zonguldak)

Ankara, İstanbul ve Anadolu Gazete Sahipleri Sendikası (Ankara)

Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası GIDA-SAN-SEN (Bursa)

Türkiye Gazete Sahipleri Sendikası TGSS (İstanbul)

Türkiye Tekstil, Rollergin ve Sawgin Sanayi İşverenler Sendikası (Adana)

Uşak Tekstil İşverenleri Sendikası (Uşak)

Haddeci İşverenleri Sendikası (Karabük)

Türkiye Karayolları Motorlu Taşımacıları İşverenler Sendikası TÜMOTAŞ-SE (Kocaeli)

Türkiye Petrol Kimya ve Lastik İşverenleri Sendikası (Ankara)

İnşaat Müteahhitleri İşverenleri Sendikası (Tokat)

Türkiye Toprak Sanayii İşverenleri Sendikası TOPSEN (Turgutlu)

BAHAR EYLEMLERİ VE TİSK

1984-1988 döneminde Türkiye’de gerçek ücretlerde önemli düşüşler yaşandı. 26 Mart 1989 tarihinde gerçekleştirilen yerel yönetim seçimlerinde iktidardaki ANAP’ın önemli bir yenilgi almasının ardından, kamu kesimi işyerlerinde yaygın eylemler ortaya çıktı. Yüzbinlerce işçi, çeşitli eylem türlerine başvurarak, ANAP’ı eleştirdi ve 1989 yılında kamu kesiminde bağıtlanan toplu iş sözleşmelerinde gerçek ücretlerin artırılmasını sağladı.

Bahar Eylemleri olarak nitelenen bu yaygın eylemlilik ilk başta kamu sektörüyle sınırlı kaldı; ancak kamu kesimi toplu sözleşmelerinde sağlanan gerçek ücret artışlarının ardından özel sektör işyerlerinde de işçi hareketliliği başladı ve 1990 yılında önemli grevler yaşandı. TİSK, bu gelişme karşısında, yayımladığı 52 sayfalık Yasa Dışı Davranışlarda İşverenlerce İzlenecek Yol (TİSK Yay.No.94, Ankara, 1989) kitapçığıyla işverenleri uyardı.

TİSK’İN 17. OLAĞAN GENEL KURULU (2-3 ARALIK 1989)

TİSK’in 17. Genel kurulu, Bahar Eylemleri’nin etkisi devam ederken, 2-3 Aralık 1989 günleri Ankara’da toplandı. Genel kuruldan sonra, 12 Aralık 1989 günü yapılan Yönetim Kurulu toplantısında da TİSK Başkanlı’ğa Refik Baydur getirildi. (Baydur,2008;169.

TİSK’in 17. Olağan Genel Kurul Çalışma Raporu’nda çalışma yaşamına ilişkin gelişmeler aşağıdaki şekilde değerlendiriliyordu:

“Liberalizme ulaşılmada temel aracın Devlet müdahalesini asgariye indirmek olduğu da kabul edilen bir gerçektir. Ancak bu şekilde ekonomik ve sosyal hedeflere yaklaşılmaktadır. Milliyetçilik ise, liberalizm içinde boşluğu doldurmada temel harç görevi yapmakta ve sistemi güçlendirmektedir. (…) Türkiye liberalleşme konusunda 1980’den sonra çok önemli adımlar atmış ve serbest Pazar uygulamasında olumlu sonuçlara ulaşmıştır.” (TİSK, 17. Olağan Genel Kurul Çalışma Raporu, Ankara, 2-3 Aralık 1989, Yay.No.96, Ankara, 1989;11)

“Yaşanan kanunsuz davranışlar artmış ve eylem planları uygulamaya koyulmuştur.

“Buraya adar belirttiğimiz ve çalışma barışının bozulmasına sebep olan ekonomik baskılara, Türk-İş’in politik amaçlı genel grev tehdidi ve buna ulaşabilmek için uygulamaya koyulan Eylem ve Birleştirme Planları da eklenince, işçi-işveren ilişkileri geçtiğimiz dönemde tamamen bozulmuş, kesimler arası diyalog kopukluğu giderek artmıştır. Diyalog kopukluğunun yarattığı sonuçlar ise çalışma hayatında gerginliklere ve uyuşmazlıklara yol açmıştır. Uygulamaya konulan olayların bir kısmı (direniş, verim düşürme, oturma, işgal, topluca viziteye, vs.) yasa dışı nitelik taşımasına karşılık, bir kısma daha çok kamuoyunun dikkatini çekmeye yönelik (sakal bırakma, saç kestirme, yalın ayak yürüme, vs.) eylemler şeklinde ortaya çıkmıştır.

“Özellikle viziteye çıkma konusundaki toplu eylemler giderek kanunsuzluğa dönüşmüştür. Bazı Sigorta Hastanelerinde toplu vizite eylemi olduğu gerekçesiyle işçiler geri çevrilmiş, fakat SSK Tesislerinde davranış ise bu eylemin sürdürülmesine vesile teşkil etmiştir.

“Bu yasa dışı eylemleri özellikle kamu kesimi toplu iş sözleşmelerinin yenilenme dönemi olan 1989 yılında, uygulamaya koyulan Birleştirme Planı izlemiştir.

“Konfederasyonumuz bu tür yasa dışı olayların sistemi yozlaştırarak, ona olan güveni yok etmeye sebep olacağından korkmaktadır.” (TİSK,1989;19)

“Bu dönemde karşılaştığımız ve çalışma hayatını doğrudan ilgilendiren grevler dahil pek çok olay ülke ekonomisine zarar vermiştir. (…) Konfederasyon olarak dileğimiz, çalışma hayatımızın önümüzdeki dönemde bu tür olayları yeniden yaşamamasıdır. Bunun da yegane çözüm yolunun taraflar arasında sağlanacak Üçlü Diyalog olduğuna inanıyoruz. Zira yüksek enflasyon ve bunun doğurduğu ekonomik istikrarsızlık nedeniyle ekonomimiz sıkıntılı bir dönemden geçmeden düzlüğe çıkamayacağına, ekonomide mucize olamayacağına göre taraflara, her zaman olduğundan daha çok görev düşmektedir.” (TİSK,1989;20)

“Çalışma hayatında yaşanan sorunlar Anayasadan kaynaklanmamaktadır.

“1982 Anayasamızın temel felsefesi, Türkiye’nin hürriyet ve barış içinde kalkınmasına yardımcı olmaktır. Bunun gereği olarak da genel çizgiler ihtiva etmenin ötesinde, farklı yorum ve uygulamalara meydan bırakmayacak düzenlemelere yer verilmiş, hürriyetleri ortadan kaldıracak ölçüde hürriyet anlayışı yerine hürriyetlerin kullanılmasına imkân verecek hükümler getirmiştir.

“Bu Anayasa, 20 yılı aşkın bir süredir uygulanan fakat her geçen gün biraz daha yıprandığı görülen 1961 Anayasası’nın aksaklıklarını gidermiş ve boşluklarını doldurmuştur. Bu yapılırken Anayasaların siyasi rejimleri belirleyen bir belge olmanın ötesinde ülkelerin ekonomik ve sosyal felsefeleri ile yapılarını da gösteren temel düzenlemeler olduğu gerçeğinden hareketle sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde önemli düzenlemeler getirilmiş, özellikle çalışma hayatında barışı sağlayıcı ve bu barışı uzun süreli kılıcı bazı temel prensiplere de yer verilmiştir. Bu temel prensipler; güçlü sendikacılık, sendika kaynaklarının kötüye kullanılmaması, toplu iş sözleşmelerinin hızla yenilenmesi ve barışçı çözüm yollarına ağırlık verilmesidir.

“Anayasanın değiştirilmesini ileri sürenler 1980 öncesi günleri ve olayları unutmamalıdırlar. Mevcut Anayasamızın çeşitli hükümlerinin ve özellikle çalışma hayatını ilgilendiren bölümünün uluslararası normlara bütünüyle aykırı olduğu iddiası gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Burada sözü geçen hükümlerin Anayasada yer almaması gerektiğini savunmak mümkün ise de Türkiye şartlarında bu hükümlerin Anayasaya konuluş nedeni düşünülürse düzenlemedeki haklılığı kabul etmek gerekecektir. Uluslararası her sözleşme ülkelere milli mevzuatında ülke şartlarını dikkate alma imkanını da tanımıştır.” (TİSK,1989;21)

“1982 Anayasasının özellikle çalışma hayatını düzenleyen hükümlerinde uygulamaya konuluşundan bu yana değişikliği gerektirecek bir durumun söz konusu olmadığı düşünce ve kanaatindeyiz.” (TİSK,1989;22)

“Çalışma hayatına ilişkin yasalarımız ILO normlarına aykırı değildir.” (TİSK,1989;22)

TİSK VE BAĞLI SENDİKALARA SALDIRILAR

TİSK 1990 yılında ilk kez bir işçi eylemini destekledi. Bu tavır, Refik Baydur’un başkanlığı döneminde TİSK ile Türk-İş ve ardından DİSK ve Hak-İş arasındaki ilişkilerde karşılıklı güvene dayalı bir diyaloğun başlatılmasında önemli bir adım oldu. “10 Şubat 1990 tarihinde Maden İşverenleri üyesi Merzifon Yeniçeltek Kömür İşletmesine bağlı işyerine grizu patlaması dolayısıyla üzüntülerimizi sunarak, Türk-İş’in bütün işyerlerinde iki dakikalık saygı duruşu kararını desteklediğimizi bildirdik.” (Refik Baydur, Zirvede 15 Yıl, Sinemis Yay., Ankara, 2006;16)

Bu yıllarda TİSK ve bağlı sendikalara terörist saldırılar gerçekleştirildi.

28 Aralık 1987 günü silahlı altı Dev-Sol militanı TİSK’in İstanbul’da Gümüşsuyu’ndaki irtibat bürosunu basarak, görevlinin el ve ayaklarını bağlayıp tuvalete kapattıktan sonra, duvarlara boya ve fırçayla sloganlar yazıp kaçtılar. (Milliyet, 29.12.1987)

22 Ocak 1990 günü TİSK üyesi T.Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası’na silahlı ve bombalı saldırı yapıldı (Baydur,2008;173). Saldırıyı “Devrimci Karargah Örgütü” adı verilen bir örgüt gerçekleştirdi.

10 Ekim 1990 günü Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası bombalandı. (Baydur,2008;177)

14 Ocak 1991 günü MESS’e, 18 Haziran 1991 günü Toprak İşveren’e, 19 Haziran 1991 günü de Kamu-İş’e bombalı saldırılar yapıldı. (Baydur,2008;179/182)

Kamu-İş’in Ankara’da Ziya Gökalp Caddesi’nde bulunan merkez binasını sabah 8.30’da basan üç silahlı militan, duvarlara çeşitli sloganlar yazdıktan sonra kaçtı. (Milliyet, 20.6.1991)

TİSK’E BAĞLI SENDİKALARIN ÜYELERİNİN İŞYERLERİNDEKİ İŞÇİ SAYILARI

TİSK’in yayınladığı istatistiklere göre, 1984-1991 döneminde, TİSK üyesi kamu işveren sendikaları dışındaki işveren sendikalarının üyelerinin istihdam ettiği işçi sayıları aşağıda gösterilmektedir:

YIL İŞYERİ SAYISI İŞÇİ TÜM PERSONEL
1984 789 215.417 254.478
1985 833 232.868 273.379
1986 809 255.572 304.096
1987 797 284.927 339.993
1988 774 268.846 320.393
1989 733 249.354 298.127
1990 572 222.782 269.171
1991 524 202.681 247.044

 

TÜRK-İŞ’İN 3 OCAK 1991 EYLEMİ VE TİSK

Türk-İş 3 Ocak 1991 günü ülke çapında işe gitmeme kararı aldı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Hükümet’in bu eylemin yasadışı olduğu ve gerekenin yapılacağı konusundaki tehditlerine karşı, muhalefet partileri Türk-İş’e destek verdi. Bu dönemdeki havayı en iyi yansıtan görüşlerden biri, o tarihlerde DYP Genel Başkanı olan Süleyman Demirel’in sözleriydi.

Süleyman Demirel 2 Ocak 1991 günü şu açıklamayı yaptı:

“DYP Genel Başkanı Süleyman Demirel de, ‘Kötü idareye karşı olan tepkiye destek veriyoruz,’ dedi. Demirel, dün parti genel merkezinde gazetecilerin konuya ilişkin sorusunu yanıtlarken, eylemin genel grev değil, üretimden gelen gücü ortaya koyma olduğunu belirtti ve şunları söyledi: “Yüzbinleri nasıl cezalandıracaksınız? Yüz binlerin bu çeşit harekete kalkması, fiili suç bile sayılsa, bu, kanunu işlemez hale getirir. Yöneticiler, yüz binleri cezalandırmayı düşüneceğine, işçiyi bu noktaya getiren nedenleri ortaya koysun, onlara ilgi göstersin. Çankaya sakini Sayın Özal, televizyonda dakikalarca övünüyor. Bu boş övünme yerine milyonların sıkıntısına eğilsin. İşçi eylemi, sıkıntı içindeki milyonların tepkisine tercümandır. Bu nedenle, herkes bu olaya sıcak bakıyor, tabii biz de sıcak bakıyoruz.’ “(Milliyet,3.1.1991)

TİSK Başkanı Refik Baydur, Türk-İş’in 3 Ocak 1991 eylemi konusunda aşağıdaki çizgiyi izledi:

“Türk-İş Başkanlar Kurulu, 20 Aralık 1990 tarihinde bütün işçilere 3 Ocak 1991 günü işe gelmemeleri çağrısında bulundu. Ben yayınladığım bildiride Türk-İş’in eylem kararının yanlışlığını vurguluyor, bunun memleket ekonomisine 300 milyar liraya mal olacağını, ayrıca işçinin kanunsuz eylem dolayısıyla yasal yollardan cezalandırılacağını ifade ediyordum.”(Baydur,2006;40)

“Bu bir günlük grev için Konfederasyonumuza bağlı kamu sendikaları 6. ve 8. İş Mahkemelerinden aldıkları durdurma kararına rağmen Türk-İş, grev kararından vazgeçmiyordu. Bunun üzerine TİSK adına şu bildiriyi yayınladım: ‘Olayları katı yasal kalıplar içinde değil, endüstriyel ilişkiler ve uzlaşma ile paralel bir çerçevede düşünmeliyiz. İşverenlerimiz, olayı kanunsuz grev olarak değerlendirip işçilerin iş akitlerini feshetmek yerine, onların bir günlük ücreti ile tatil ücretini kesmeli ve üzücü olaylara meydan vermemelidir.’” (Baydur,2006;42)

(Baydur/a,2008;142) “Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Refik Baydur, bir bildiri ile Türk işverenlerinin tamamına hitap ederek, ‘3 Ocak 1991 eylemi için işyerlerinde birkaç dakikalık eyleme izin verilmesini ve işe gelmeyenlerin, iş akitlerinin fesh edilmeyerek yevmiye veya hafta tatili yevmiyelerinin kesilmesini, incitici tedbirlere gidilmemesini istiyordu.” (Baydur,2008;142)

“14 Aralık 1990 günü İstanbul’da toplanan TİSK Müşterek Heyeti, 3 Ocak 1991 eylemini uzun uzun tartıştı. Başkan Refik Baydur, yasaların verdiği ağır cezaların uygulanması yerine daha koruyucu ama müeyyideli uygulanın yapılmasında ısrar ediyor ve heyete düşüncelerini onaylatıyordu.” (Baydur,2008;179)

1991 yılı sonunda 8 yıllık ANAP iktidarı çöktü. 1987 milletvekili genel seçimlerinde yüzde 36,3 oranında oy alan ANAP’ın oyu 1991 sonundaki seçimlerde yüzde 24,0’e düştü. Doğru Yol Partisi yüzde 27,0 ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti yüzde 20,8 oranlarında oy aldı. Süleyman Demirel’in başbakanlığındaki 49. Hükümet (DYP-SHP Koalisyon Hükümeti)  21 Kasım 1991 günü görevi devraldı.

DİĞER HABERLER
SINIF MÜCADELESİNDE 72 YIL
SINIF MÜCADELESİNDE 72 YIL

Kuruluşumuzun 72. yılını onurla gururla kutluyoruz.

İŞÇİNİN OĞLU DA İŞÇİ OLUYOR
İŞÇİNİN OĞLU DA İŞÇİ OLUYOR

Ekonomik krizin gittikçe derinleştiği Türkiye’de baba mesleğini sürdürenlerin sayısı artıyor.

İŞÇİ KONFEDERASYONLARI GEÇMİŞTE SİYASİ TAVIR ALIRDI
İŞÇİ KONFEDERASYONLARI GEÇMİŞTE SİYASİ TAVIR ALIRDI

İşçiler daima siyasetin içindedir. İşçilerin sorunlarının birçoğunun çözüm platformu, siyasettir.

YURTTAŞ FIRTINAYA BORÇLU YAKALANDI
YURTTAŞ FIRTINAYA BORÇLU YAKALANDI

Kemer sıkma politikaları, ay sonunu borçlanarak getiren yurttaşları zor durumda bıraktı.