ACILARIN TOPLUMU!
Ekonomide öyle bir girdaba girdik ki, artık ülkenin fakirleri kadar zenginleri de korkar hale geldi.
Enflasyon ekonominin hastalığıdır.
Yanlış teşhis koyarsanız hiçbir hastayı tedavi edemezsiniz… Tedavi edilmeyince de karanlık bir yola girersiniz, daha ürkütücü bir yolculuk başlar.
İşte, böyle bir durum zenginleri bile korkutuyor… Çünkü yolun sonu belirsizliklerle dolu…
Yoksul zaten bitip tükenmiş, kaybedecek fazla bir şeyi yok. Acılara alışmıştır, kıt kanaat geçinerek günü kurtarır… Bu nedenle fakirin korkusu zenginden daha azdır.
Yüksek enflasyon alım gücümüzü hızla düşürdü!
Asgari ücrete, emeklilere ve memurlara yapılan zamlar eridi gitti.
Yeni ekonomi yönetimi (Mehmet Şimşek-Gaye Erkan) başlangıçta umut vermişti ama şimdi onların da fazla bir şey yapamayacağı görülüyor. Çünkü hangi kararı alacaklarsa, önce Saray’a danışmak zorunda kaldıkları anlaşılıyor.
Önümüzde (31 Mart 2024’te) belediye seçimleri var. Haliyle iktidar onları kararlarında serbest bırakmaz. Yani, davul Mehmet Bey’le Gaye Hanım’da, tokmak Saray’da…
Bu durumda enflasyon yerel seçimlere kadar yükselecek ve çileli halkımız “acıların toplumu” olmaya devam edecek.
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde savrulan paraların acı faturası şimdi ortaya çıktı.
OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) raporuna göre dünyada artan hayat pahalılığı nedeniyle “gıda, barınma, enerji ve borç” gibi temel ödemeleri yapabilmekten en çok korkanlar Türk vatandaşları…
Halkımızın yüzde 72’si gıda, barınma ve evlerde kullanılan enerji masraflarını karşılamaktan ve maliyetlerin katlanarak artmasından çok endişeli…
OECD raporunda Türkiye’de özellikle zenginlerin daha endişeli olduğu, 27 ülke arasında Türkiye’nin ilk sırada yer aldığı belirtiliyor.
Türkiye’yi yüzde 67 ile Şili ve yüzde 66 ile Meksika takip ediyor.
Endişe oranının en düşük olduğu ülkeler Danimarka ve İsviçre (yüzde 28), Almanya (yüzde 33).
Türkiye’de birçok çalışan sadece günü kurtarırken, kaybolmakta olan orta sınıf için araba ve ev alabilmek artık tamamen hayal oldu!
“Yüzde 25 cinayetleri!”
Gazetelerde sık sık “Yüzde 25 cinayetleri” haberlerine rastlıyoruz.
Nedir bu “yüzde 25 cinayetleri?”
Ev sahibi-kiracı arasındaki kira tartışmalarının sonuçları! Bazen kiracı, bazen de ev sahibi ölüyor, kira krizi büyüyor!
Vergiler ve akaryakıt başta, her şeye orantısız zamlar yapılırken…
Ödenmiş Motorlu Taşıtlar Vergisi “ek vergi” çıkartılarak yüzde 100 artırılırken…
Emlak vergilerine yüzde 62 zam bindirilirken…
Hayatın doğal akışına ters olarak iktidarın kira artışlarını yüzde 25 ile sınırlaması toplumun dengesini bozdu ve bu yasa, ev sahibi ile kiracıyı karşı karşıya getirmekten başka bir işe yaramadı.
Gazetelerde hemen her gün, kiracı ve ev sahipleri kavgaları yer alıyor. Bu çatışmaların bazıları yaralanma veya ölümle bitebiliyor!
Liberal ekonomilerde faşist dayatmalar olmaz! İktidarın bu soruna akılcı bir çözüm yolu bulması gerekiyor.
Ayrıca şunu sormak lâzım: “Yüzde 25 cinayetlerinin vicdanî sorumluları kimdir?”
TEBESSÜM
Temel’in sevgisi…
Temel, karısı Fadime’yi o kadar çok seviyormuş ki, her gece yatmadan önce ellerini yukarıya doğru açıp, Fadime için Tanrı’ya şöyle dua ediyormuş:
“Ya Rabbim, karımın başı ağrımasın, benim ağrısın…
Yalvarırım onun hiçbir yeri kırılmasın, kırılacaksa benim kırılsın…
Sakın onu dul bırakma, beni bırak!”