Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
01 Eylül 2021
ABD VE TÜRK SENDİKACILIĞINI ETKİLEME ÇABALARI (AAFLI)

Türkiye’de sendikacılık hareketinin ülkemizdeki toplumsal, ekonomik ve hatta siyasal gelişmeler üzerindeki etkisinin artmasıyla birlikte, yabancı ülkelerin de sendikacılık hareketini etkileme çabaları gündeme geldi.

ABD VE TÜRK SENDİKACILIĞINI ETKİLEME ÇABALARI (AAFLI)

TEKGIDA-İŞ SENDİKA AKADEMİSİ

Gelişmiş ülkeler, bu etkileme kanallarından biri olarak uluslararası sendikacılık hareketini kullandılar. Uluslararası sendikal örgütlerin politikalarını çeşitli yollardan biçimlendiren gelişmiş ülke sendikaları, kendi devletlerinin politikalarını bu örgütlere yansıttılar. Gelişmekte olan ülkelerin işçi hareketlerini etkilemede kullanılan bir kanal, uluslararası sendikal örgütler oldu.

İkinci kanal, gelişmiş ülke sendikalarının gelişmekte olan ülke sendikalarıyla kurdukları ikili ilişkiler oldu. Bu ikili ilişkilerde, gelişmiş ülke sendikalarının devletlerinden ve işverenlerden aldıkları kaynaklarla kurdukları enstitü ve vakıflar da görevlendirildi. Tekgıda-İş Sendika Akademisi’nin bu raporunda, ABD’nin bu amaçla kullandığı Asya Amerika Hür Çalışma Enstitüsü (Asian American Free Labor Institute – AAFLI) ele alınacaktır. George Soros’un Acık Toplum Enstitüsü ve AFL-CIO’nun Dayanışma Merkezi aracılığıyla yaptığı girişimler, gelecek haftaki raporumuzun konusudur.

Üçüncü kanal ise gelişmiş ülke devletlerinin gelişmekte olan ülke sendikalarıyla doğrudan ilişkiye geçmesi, onlara maddi yardımda bulunmasıdır. Türkiye’de 1950’li yıllarda ABD’nin Uluslararası Yardım Teşkilatı (AID) aracılığıyla ve İş ve İşçi Bulma Kurumu ile işbirliği halinde sendikacılara eğitim seminerleri vermesi, bu uygulamanın ilk örneğidir. 1960’lı yıllarda Türkiye’den 600 dolayında sendikacının ABD’ye götürülüp bir ila üç aylık sürelerle gezdirilmesi de yine doğrudan ABD Uluslararası Yardım Teşkilatı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir.  Günümüzde de bazı ülkelerin ülkemizdeki büyükelçilikleri bazı sendikalara maddi yardımda bulunmaktadır. Nihai amacı Avrupa Birleşik Devletleri’nin kurulması olan Avrupa Birliği’nin bazı sendikalara verdiği proje yardımları da bu grupta ele alınabilir.

Gelişmiş ülke devletlerinin bu alana önemli miktarlarda kaynak ayırmalarının öncelikli amacı, ülkelerdeki toplumsal ve siyasal gelişmeler konusunda istihbarat toplamaktır. İkinci amaç, bu sendikal örgütlerin tutum ve davranışlarını mümkün olduğu ölçüde etkilemeye çalışmaktır. Türkiye’de ABD’nin 1950’li yıllardan itibaren bu alandaki çalışmalarının veya Avrupa Birliği’nin girişimlerinin, sendikaların politikalarını etkilemede başarılı olduğunu söylemek mümkün değildir. Sendikalar, Türkiye’nin milli menfaatleriyle çelişen önerilere karşı milli çizgilerini korudular ve gelişmiş ülkelerin çeşitli kanallardan gerçekleştirdikleri girişimleri etkisiz kıldılar. Türkiye’nin Kıbrıs Davası konusunda ve 1991 yılında Körfez Krizi sürecinde sendikalarımızın izlediği çizgi, bu tespiti doğrulamaktadır. Bu durumun başka birçok örneği daha vardır. Ancak yine de gelişmiş ülkelerin bu alandaki girişimlerini izlemekte ve belirlemekte  yarar bulunmaktadır.

ABD ENSTİTÜLERİ: AIFLD, AALC VE ÖZELLİKLE AAFLI

ABD, 1960’lı yıllardan itibaren Amerikan merkezi işçi örgütü olan AFL-CIO ile çok yakın bir işbirliği içinde kurduğu üç enstitü aracılığıyla gelişmekte olan ülkelerdeki sendikacılık hareketine ilişkin istihbarat toplama ve bu ülkelerdeki gelişmeleri etkileme çabasına başladı.

AIFLD (American Institute for Free Labor Development, Özgür Emeğin Geliştirilmesi İçin Amerikan Enstitüsü), 1959 yılında Küba Devrimi’nde Castro’nun önderliğindeki ABD karşıtı hareketin işbaşına gelmesi sonrasında Latin Amerika ülkelerinde bu gelişmenin etkisini kırmak için 1962 yılında oluşturuldu. 1965 yılında AIFLD’nin yıllık bütçesi 5 milyon Dolardı. Bu miktar, UHİSK/ICFTU’nun Uluslararası Dayanışma Fonu’nda biriken paradan daha fazlaydı. En faal olduğu dönemde AIFLD’nin yıllık bütçesi 10 milyon Doların üstündeydi. (Carew, A., “Towards a Free Trade Union Centre: The International Confederation of Free Trade Unions, 1949-1972,” Carew ve diğerleri, The International Confederation of Free Trade Unions, Peter Lang, Bern, 2000, s.294-295)

1962-1969 döneminde AIFLD’nin toplam geliri 30,8 milyon Dolardı. Bu paranın yalnızca 1,5 milyon Dolarlık bölümü AFL-CIO’dan karşılanmıştı. Özel sektör şirketlerinin katkısı 1,2 milyon Dolar düzeyindeydi. 28,1 milyon Dolar ise ABD devleti tarafından karşılanmıştı. (Wedin, A., International Trade Union Solidarity, ICFTU 1957-1965, LO Prisma, Stockholm, 1974, s.66)

AIFLD’nin yönetiminde AFL-CIO, işverenler ve hükümet vardı. Başkanlıkta, Latin Amerika’da petrol, kağıt, kimyasallar, ulaştırma, bankacılık ve sigortacılık alanlarında yatırımları olan bir şirketler grubunun sahibi olan Peter Grace bulunuyordu. (Carew, A., a.g.m., Carew ve diğerleri, a.g.k., 2000, s.309) Daha sonraki yıllarda işverenlerin yönetimde temsili uygulamasından vazgeçildi. (AFL-CIO, Perspectives on Labor and the World, The AFL-CIO Abroad, Washington,D.C., 1987, s.11)

AFL-CIO’ya bağlı olarak çalışan enstitülerin finansmanı konusundaki bilgiler genellikle gizli tutulmaktadır. Business Week Dergisi’nde yayınlanan bir yazı, 1985 yılında bu kuruluşların harcamalarının çok büyük bir bölümünün ABD devleti ve işverenler tarafından karşılandığını göstermektedir. (Business Week, 4 Kasım 1985) Bu yazıya göre, AIFLD (Özgür Emeğin Geliştirilmesi İçin Amerikan Enstitüsü), başta El Salvador ve Nikaragua olmak üzere 22 Latin Amerika ülkesinde faaliyet gösteriyordu. 1985 yılında AFL-CIO kaynaklarından 0,9 milyon Dolar alınmışken, Uluslararası Kalkınma Teşkilatı’ndan (AID) 13,5 milyon Dolar ve sermayenin ve ABD devletinin denetimindeki Ulusal Demokrasi Vakfı’ndan (NED, National Endowment for Democracy)  4,8 milyon Dolar sağlanmıştı.

AFL-CIO’nun bir yayınında, AIFLD’nin 1987 yılı bütçesi verilmektedir. Buna göre, toplam 14,9 milyon Dolarlık gelirin 1,3 milyon Dolarlık bölümü, Ulusal Demokrasi Vakfı’ndan (NED), 13,6 milyon Dolarlık  bölümü ABD Devleti’nin Uluslararası Kalkınma Teşkilatı’ndan (AID), yalnızca 230 bin Dolarlık bölümü de AFL-CIO’dan alınmıştı. (AFL-CIO, a.g.k., 1987, s.11-12)

AIFLD, 1960’lı yıllarda Guyana, Brezilya ve Dominik Cumhuriyeti’nde ve 1973 yılında Şili’de ABD’nin yönlendirmesi ve teşvikiyle gerçekleştirilen darbelerde önemli destek sağladı. (Weinrub, A. – Bollinger, The AFL-CIO in Central America, A Look at the American Institute for Free Labor Development (AIFLD), Oakland, 1987, s.18-19)

AFL-CIO’nun denetimindeki ORIT (Inter-American Regional Organization of Workers, ICFTU’nun Amerika Bölgesel Örgütü), Küba’da Batista’ya, Guatemala’da Castello Armas’a, Bolivya’da cuntalara ve Brezilya’da Castello Branca hükümetine destek verdi. (Carew, A., a.g.m., Carew ve diğerleri, a.g.k., 2000, s.316)

AALC (African American Labor Center – Afrika-Amerika Emek Merkezi) ise 1964 yılında kuruldu ve Afrika ülkelerinde çalışma yürüttü. 4 Kasım 1985 tarihli Business Week’te daha önce sözü edilen yazıya göre, Afrika-Amerika Emek Merkezi, Güney Afrika başta olmak üzere, 25 Afrika ülkesinde faaliyet gösteriyordu. Enstitü’nün harcamalarına AFL-CIO’nun katkısı 0,5 milyon Dolar iken, AID’nin katkısı 6,0 milyon Dolar ve ABD’nin denetimindeki Ulusal Demokrasi Vakfı’nın (NED) katkısı 2,1 milyon Dolardı.

AFL-CIO’nun 1987 yılındaki yayınına göre, bu yıl içinde AALC’nin 5,5 milyon Dolarlık toplam gelirinin 781 bin Doları Ulusal Demokrasi Vakfı’ndan (NED), 5,3 milyon Dolarlık bölümü ABD Devleti’nin Uluslararası Kalkınma Teşkilatı’ndan (AID) ve yalnızca 217 bin Dolarlık bölümü AFL-CIO’dan sağlanmıştı.

ABD’nin Vietnam’da 1968 yılı başlarında büyük kayıplar vermesinin ardından AAFLI (Asian American Free Labor Institute – Asya Amerika Hür Çalışma Enstitüsü) kuruldu.

AAFLI, Asya’da ve Ortadoğu’da 31 ülkede faaliyet gösteriyordu. 1985 yılında AAFLI’nin faaliyetlerine AFL-CIO’nun katkısı 0,5 milyon Dolar olmuştu. Buna karşılık, AID’nin katkısı 4,1 milyon Dolar, Ulusal Demokrasi Vakfı’nın (NED) katkısı 3,3 milyon Dolardı.

AAFLI VE TÜRK-İŞ İLİŞKİLERİNİN KURULMASI

Türk-İş ile AAFLI arasındaki ilişkiler, 25 Mayıs 1971 tarihinde Türk-İş Genel Sekreteri Halil Tunç ve AAFLI yöneticisi Morris Paladino arasında imzalanan bir belge ile resmiyet kazandı. (AAFLI News, Haziran/Temmuz 1971, s.3; “Memorandum of Discussion Between Türk-İş and AAFLI”, Ankara, Turkey, May 25, 1971, (daktilo metin), 4 s.) Bu belgede, “Türk işçi hareketi içinde ve dışındaki düşmanlara karşı özgürlüğün, bağımsızlığın ve sendikal demokrasinin etkinliğinin korunması için tekniklerin” öğrenilmesinde Türk-İş üyelerinin eğitilmesi için kapsamlı bir kampanyanın gerçekleştirileceği belirtiliyordu. Ayrıca, “milyonlarca” tarım işçisinin örgütlenmesi ve eğitilmesi için de bir kampanya gerçekleştirilecekti. Türk-İş içinde uluslararası ilişkiler bölümü kurulacaktı. Türk-İş Sendikacılık Koleji’nin çalışmaları güçlendirilecekti ve “illere ve köylere yaygınlaştırılacaktı”.

İlişkide ilk adım, Türk-İş Genel Sekreteri Halil Tunç ile Eğitim Müdürü Ferit Azkara’nın 28 Mart – 15 Nisan 1972 günleri Tahran, Yeni Delhi, Bangkok, Saygon, Manila, Tokyo, Hong Kong ve Beyrut’a yaptıkları gezi oldu. Bu gezi sırasında Tunç ve Azkara’nın seyahat giderleri AAFLI tarafından karşılandı ve kendilerine AAFLI tarafından harcırah ödendi. (Morris Paladino’nun Halil Tunç’a 9 Mart 1972 tarihli mektubu)

1972 yılında da AAFLI eğitim seminerleri başlatıldı. Ayrıca, Türk-İş, AAFLI temsilcisi David Kaplan ile Doç.Dr.Toker Dereli’nin, AAFLI’nin düzenleyeceği araştırmacı yetiştirme çalışmaları için sendika ve federasyonlara yapacakları ziyaretlerde kendilerine yardımcı olunmasını istedi. (Türk-İş’in 6 Haziran 1972 tarihli yazısı. Ayrıca, AAFLI News, Haziran 1972) AAFLI, düzenlediği toplantılara, Çalışma Bakanlığı’nı ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaki saygın isimleri  davet etmeye özen gösterdi. Örneğin, 23-27 Mayıs 1972 günleri İzmir’de yapılan ve çok sayıda sendika başkanının katıldığı toplantıda, Türk-İş Genel Başkanı Seyfi Demirsoy, AAFLI yöneticisi Morris Paladino, Çalışma Bakanlığı Müsteşarı Prof.Dr.Rüçhan Işık, Doç.Dr.Toker Dereli, DPT Sosyal Planlama Dairesi Araştırma Şubesi Müdürü İcen Börtücene ve DPT’den uzman Nabi Dinçer birer konuşma yaptılar. (AAFLI News, Temmuz 1972)

Türk-İş, AAFLI ile ilişkilerde gerekli olan yasal işlemleri de tamamladı. 19 Aralık 1972 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7/5253 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla Türk-İş – AAFLI ilişkisi resmi bir nitelik kazandı. Kararname aşağıda sunulmaktadır:

“Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanlığı (Türk-İş) ile Amerikan İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na bağlı Asya – Amerika Hür Çalışma Enstitüsü (AFL-CIO Asian-American Free Labor Institute) arasında yapılmış olan ilişik ‘Teknik Yardım Sözleşmesi’nin 9 ve 10uncu maddelerine göre, toplumun ve işçi hareketlerinin yararlanmasını temin amacıyla Türk-İş Genel Merkezinde bir Sendikal Araştırma Merkezi kurulması, ekonomik doneleri muhtevi bir kütüphane tesisi ve Türk-İş Genel Merkezinde bir Dış Münasebetler Dairesi teşkili için yapılacak yardımların kabulü; Çalışma Bakanlığı’nın 29.8.1972 tarih ve 811-13-1/860 sayılı yazısı ile Dışişleri Bakanlığının uygun mütalaası üzerine, 15.8.1963 tarih ve 274 sayılı Sendikalar Kanununun 22 nci maddesinin 3 üncü bendine göre, Bakanlar Kurulunca 20.10.1972 tarihinde kararlaştırılmıştır.”

“Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) ile AFL-CIO’ya bağlı Asya-Amerika Hür Çalışma Enstitüsü (AAFLI) arasında Türk-İş’in Türk işçilerinin ekonomik, sosyal, kültürel sorunlarını, uluslararası hür ve demokratik sendikacılığın temel felsefe ve prensipleri çerçevesinde çözümleme çabasına katkıda bulunmak amacıyla işbu ‘teknik yardım sözleşmesi’ yapılmıştır.

“Türk-İş ve AAFLI, sınai ve zirai sektörde, aşağıdaki faaliyetlerde işbirliği yapmayı kararlaştırmışlardır.

1) İşçi eğitimi,

2) Yüksek seviyede sendikacılık eğitimi,

3) Mesleki eğitim,

4) İş başında eğitim.

5) Toplum kalkınması programları (rehabilitasyon, işçi sağlığı, beslenme, aile planlaması, v.s.)

6) Kooperatifler kurulması,

7) İşçi sosyal güvenlik ve işçi refahı sistemleri üzerinde çalışmalar,

8) Tarım işçilerinin eğitimi ve teşkilatlandırılması,

9) Toplumun ve işçi hareketinin yararlanmasını temin amacıyla Türk-İş Genel Merkezinde bir sendikal araştırma merkezi kurulması ve ekonomik doneleri muhtevi bir kütüphane teşkili,

10) Türk-İş Genel Merkezinde bir ‘Dış Münasebetler Dairesi’ teşkili.

“Türk-İş, yukarıda belirtilen faaliyet alanlarında uygulanacak ‘uygulama projeleri’ni AAFLI ile işbirliği içinde, tespit ve tayin edecektir. Bu projeler sözleşmeye taraf olan kuruluşlarca temin edilecek finansman, malzeme ve ekipman, personel ve mütehassısları ihtiva edecektir.

“Zaman zaman Türk-İş ve AAFLI projelerin etkinliğini ve şeklini gözden geçirecekler ve buna göre öncelikleri ve ilgili faaliyetleri şartlara uygun hale sokacaklardır.

Türk-İş adına                                                                   AAFLI adına

Seyfi Demirsoy                      Halil Tunç                               Morris Paladino

     Başkan                       Genel Sekreter                      Genel Müdür

Resmi Gazete’nin 12 Aralık 1973 günlü sayısında yayımlanan 7/7372 sayılı Bakanlar Kurulu kararnamesi ile de, Türk-İş ile AAFLI arasında yapılmış olan teknik yardım sözleşmesinin 1 – 8 inci maddeleri kapsamına giren konularda yapılacak yardımların kabulü için izin verildi.

1974 yılında AAFLI’nin çalışmalarına ilişkin eleştiriler gündeme gelmeye başladı. Sina Pamukçu’nun 11 Ocak 1974 günlü Yeni Ortam ve Engin Ünsal’ın 16 Ocak 1974 günlü Halk gazetelerinde yer alan yazıları üzerine, Morris Paladino 21 Şubat 1974 günü Türk-İş Genel Başkanı Halil Tunç’a bir mektup gönderdi. Mektupta vurgulanan noktalar, yabancı bir devletin finanse ettiği projelerde tekrarlanan görüşlerdi. Paladino şunları yazıyordu:

“AAFLI’nin iki finansman kaynağı vardır. Birincisi, AFL-CIO’dur ve ona bağlı olan kuruluşlardır. Diğeri ise parlamento tarafından onaylanan dış yardım; kanuna göre Uluslararası Kalkınma Teşkilatının (AID) teknik yardım projeleri yürütümü ile ilgili olarak tüm Asya için AAFLI’ye tahsis ettiği fondur. Programların her nevi yürütümü ile ilgili politika, personel istihdamı ve AAFLI’nin faaliyetlerinin diğer yönleri, tamamen sendika yöneticilerinin ve yukarıda belirtilen mütevelli heyetinin kontrol ve yetkisi altındadır.

“Türk-İş ile AAFLI arasındaki işbirliğinde de görüldüğü gibi, AAFLI sadece işbirliği yaptığı sendika merkezinin talebi ve evsahibi hükümetin onayı ile müştereken planlanan, yürütülen ve finanse edilen projeleri üzerine almaktadır…

“AAFLI’nin Uluslararası Kalkınma Teşkilatı’ndan aldığı fonların tümü Amerika Birleşik Devleti vatandaşlarından toplanan vergiler olup, çalışanlar bu vatandaşların çoğunluğunu teşkil eder. Bir diğer ülke sendikalarının kendi hükümetlerinin bakanlıkları, işverenleri ve de eğitim enstitüleri kadar Amerikan işçisinden ve Amerikan vatandaşından da yardım almağa hak kazanmış bulunduğunu sanıyoruz.” (Morris Paladino’nun Halil Tunç’a 21 Şubat 1974 tarihli mektubu. Bu konuda benzer bir görüş için, AFL-CIO, The AFL-CIO Abroad, Washington, D.C., 1987, s. 10)

DİSK’in 5. Genel Kurulu’na sunulan Çalışma Raporu’nda AFL-CIO’nun ABD Hükümeti ile ilişkileri ve Türk-İş’in AAFLI ile işbirliği eleştirildi. (DİSK, V. Dönem Çalışma Raporu (1973-1975), Yay.No.15, İstanbul, 1975, s.37-38)

1974 yılı Mart ayında AAFLI’nin Türkiye bürosunun başına Emanuel Boggs atandı. Boggs, çeşitli sendikalarda çalıştıktan sonra ABD’nin Bolivya’daki büyükelçiliğinde çalışma ataşesi olarak devlet görevi yapmıştı. Panama’daki ABD Büyükelçiliği’nde de aynı nitelikte bir görevden sonra, AFL-CIO’nun Latin Amerika için kurduğu Özgür Emeğin Geliştirilmesi İçin Amerikan Enstitüsü’nün (AIFLD) Şili bürosunda yöneticilik görevi üstlenmişti.

AAFLI, 1974 yılında Çukurova’da Karataş ve Ceyhan’da geçici tarım işçileri için iki barınak inşa ettirdi. (AAFLI News, Eylül/Ekim 1974) Ayrıca, bir iş değerlendirmesi çalışması gerçekleştirildi. (AAFLI News, Aralık 1974)

Bu yakın ilişki, Türk-İş’in, ABD’nin itirazına rağmen Türkiye’nin gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı’na destek vermesine ve daha sonra uygulanan Amerikan ambargosuna karşı tavır almasına engel olmadı. Ancak 1974 ve sonrasında gerileyen Türkiye – ABD ilişkileri, Türk-İş – AAFLI ilişkilerini olumsuz doğrultuda etkilemedi.

AAFLI, daha sonraki yıllarda kooperatifçilik konusuna da eğildi ve bu konuda çeşitli seminerler düzenledi.

AAFLI’YE YÖNELİK ELEŞTİRİLER

1976 yılında AAFLI’nin Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (Central Intelligence Agency – CIA) ile ilişkileri konusundaki iddialar kamuoyuna yansımaya başladı. Yılmaz Gümüşbaş’ın 14 Mart 1976 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan yazısında, AAFLI Türkiye Bürosu sorumlusu Emanuel Boggs’un CIA ajanı olduğu ileri sürüldü. (Cumhuriyet, 14.3.1976) Daha sonraki günlerde, CHP İzmir Milletvekili Süleyman Genç ve 34 arkadaşı, Emanuel Boggs’un CIA ile ilişkileri ve CIA’nın Türkiye’deki faaliyetleri konusunda genel görüşme talebinde bulundu. (Cumhuriyet, 18.3.1976) Türk-İş’e bağlı Türkiye Gazeteciler Sendikası Ankara Şubesi ise 27 Haziran 1976 günü yayımladığı bir broşürde, AAFLI’nin CIA ile ilişkilerini gündeme getirdi. (TGS Ankara Şubesi, CIA – AAFLI – Türk-İş İlişkileri Üzerine, Yorumsuz, Ankara, 1976, 4 s.) Bu broşür, Milliyet Gazetesi’nin ilk sayfasında da yayımlandı. (Milliyet, 28.6.1976) Morris Paladino, Halil Tunç’a gönderdiği 1 Nisan 1976 tarihli telgrafta, Emanuel Boggs’a yönelik iddiaları reddetti ve Boggs’un AFL-CIO dışında hiçbir örgütle ilişkisinin olmadığını ileri sürdü. (M.Paladino’nun 1 Nisan 1976 tarihli telgrafı) Emanuel Boggs, 29 Haziran 1976 günü Halil Tunç’a gönderdiği mektupta, TGS Ankara Şubesi’nin broşürüne ve Milliyet’te yayımlanan habere karşı çıkarak, “bugün de CIA ajanı değilim, hiçbir dönem de olmadım; bu kuruluşa hiçbir zaman rapor vermedim ve bu kuruluştan veya onun ajanlarından hiçbir zaman talimat almadım,” dedi ve yargıya başvurup başvurmamak konusunda Halil Tunç’un görüşünü sordu. (E.Boggs’un 29 Haziran 1976 tarihli mektubu)

Yol-İş Federasyonu Genel Başkanı Halit Mısırlıoğlu, bu konuyu Türk-İş Yönetim Kurulu’nun 21 Temmuz 1976 günü yapılan toplantısında gündeme getirdi.  Halit Mısırlıoğlu, Yönetim Kurulu toplantısına sunduğu yazılı teklifte, AAFLI ile ilişkinin kesilmesini talep etti. Halit Mısırlıoğlu’nun önergesi aşağıda sunulmaktadır:

“Bildiğiniz gibi son zamanlarda Türk-İş’in Asya-Amerika Hür Çalışma Enstitüsü (AAFLI) ile olan ilişkileri basında ciddi eleştirilere tabi tutulmuştur.

“Eleştirilere göre AAFLI çeşitli ülkeler sendikacılık hareketleriyle yürüttüğü ilişkilerinde Amerika Birleşik Devletleri Hükümetince tahsis olunan fonları kullanmaktadır.

“Basında ortaya atılan ciddi bir iddia vardır. O da, AAFLI’nin Ankara’da açtığı büroyu iki yılı aşkın bir süredir yürüten görevlinin ABD Merkezi Haberalma Örgütü (CIA) ile ilişkili olduğudur.

“Türkiye Gazeteciler Sendikası Ankara Şubesi’nin üç hafta önce yapılan Genel Kurulu sırasında da bazı iddiaların belgelendiği görülmüştür. TGS Ankara Şubesince hazırlanmış dokümanda Amerika Otomobil İşçileri Sendikası tarafından ortaya atılan bazı belgelere yer verilmektedir.

“Amerika Otomobil İşçileri Sendikası tarafından yapılmış açıklamalara göre, Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (AFL-CIO) bağlı üç enstitü vardır… Bu üç enstitünün Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü (CIA) ile ilgili olduğu ortaya konmaktadır.

“Şimdi ise üç enstitüden biri olan AAFLI Türk işçi ve sendikacılarını eğitme peşindedir. Bu durum TGS Ankara Şubesi’nin hazırladığı dokümanda da işaret edildiği gibi, Türk-İş Yürütme Kurulunun, Yönetim Kuruluna 1974 yılında sunduğu raporların birinde de belirlenmektedir.

“AAFLI ilişkilerine son Genel Kurul raporunda hiç değinilmemiş olması ilgi çekicidir.

“Türk basınında ortaya atılmış iddiaları da bir iki solcunun işgüzarlığı şeklinde nitelemek olanaksızdır.

“Amerika çıkarlarının bazı ülkelerde ne gibi felaketlere yol açtığı artık dünya kamu oyunca da gayet iyi bilinmektedir.

“…Türkiye üzerinde de oynanması muhtemel oyunlara Türk işçisinin de alet edilmesine fırsat vermemek için, Türk-İş’in AAFLI ile imzalamış olduğu ‘Teknik Yardım Sözleşmesi’nin vakit geçirilmeden feshedilmesi zorunludur.” (Yol-İş Federasyonu, 8. Genel Kurul Çalışma Raporu, Ankara, 1977, s.40-41)

Halit Mısırlıoğlu’nun bu talebi kabul edilmedi.

Bu tartışmaların ardından, Morris Paladino’nun Halil Tunç’a yazdığı 14 Ekim 1976 tarihli yazıyla, AAFLI Türkiye Bürosu yöneticiliğine Emanuel Boggs’un yerine Thomas V. Miller’in atandığını bildirildi. (M.Paladino’nun 14 Ekim 1976 tarihli mektubu)  Emanuel Boggs emekliye ayrıldı. (AAFLI News, Kasım-Aralık 1976)

AAFLI’nin 1976 yılındaki faaliyetlerinde, Çukurova bölgesinde tarım işçileri arasında yaptığı çalışma önemliydi. (AAFLI News, Eylül 1976)

Bu yıllarda çeşitli sendikalardan işçiler, AAFLI aracılığıyla ABD’ye götürüldü. Örneğin, 28 Ocak – 2 Mart 1977 tarihleri arasında Teksif Sendikası’ndan 3 üye ve 5 sendika temsilcisi ABD’ye gitti. Ayrıca, AAFLI’nin çeşitli sendikalarla doğrudan ilişkileri geliştirilmeye başlandı. Türk Metal Sendikası ile kooperatifçilik konusunda ortak seminerler düzenlendi. (Türk-İş Kooperatifçilik Bülteni, Sayı 9/10)

AAFLI VE BÖLÜCÜLÜK

Bu dönemde AFL-CIO’nun ABD dış politikası ile nasıl uyumlu bir çalışma içinde bulunduğunun göstergelerinden biri, AFL-CIO’nun yayın organının 1977 Nisan sayısında yer alan “Kürtlerin Trajedisi” yazısıdır. Smith Hempstone tarafından yazılan ve AFL-CIO’nun yayın organında yayımlanan yazıda, bu tarihte AFL-CIO Genel Başkanı olan George Meany ile Irak’taki Kürt hareketinin başında bulunan Molla Mustafa Barzani’nin “şahsi arkadaş” olduğu belirtilmektedir. Yazının bazı bölümleri şöyledir:

“Jimmy Carter, Amerikan dış politikasına yeniden bir ahlak unsuru getirilmesinin gereğini defalarca dile getirmiştir. Eğer Devlet Başkanı ifadelerinde samimi ise, söylediklerini yerine getirmek için Kürtlerden daha uygun bir başlama noktası olamaz.

“Başlangıçtan beri Kürtler, tarihin sillesini yemişler ve aldatılmışlardır. Arap olmayan bu Müslüman halk, eski Med kavminden gelen Perslerle yakın akraba olup, modern İranlıların ataları sayılırlar. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sevr Antlaşması ile kendilerine bağımsız ayrı bir devlet sözü verilmişti. Bunun yerine 10 milyon Kürt, Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Sovyetler Birliği’ne taksim edilmişlerdir.

“Kürtler, kendilerinden gerek yiğitlik ve gerekse sayı bakımından çok daha az olan birçok topluma tanınan bir hakkı, Başkan Woodrow Wilson tarafından söz verilmiş bir hakkı, kendi kaderlerini kendilerinin tayini hakkını istemektedirler.

“1930’lu yıllarda Türkiye’de birçok Kürt ihtilali, çok sayıda cana kıyılarak ezilmiş ve dünya bu duruma seyirci kalmıştır…

“Akciğer kanserine yakalanmış olan Barzani’nin, 1976 yılı Temmuz ayında büyük bir ‘iyilik gösterisi’ içinde Amerika’ya gelerek Minnesota Eyaleti’nde Mayo kliniğinde tedavi altına alınmasına müsaade edildi. Ancak, Başkan Ford ile Kissinger, Kürtlerin aldatılmasının başkanlık seçimlerine etki edecek bir sorun haline gelmesine izin vermeyeceklerdi. Yanında devamlı surette CIA ile SAVAK ajanlarının bulunacağı Barzani, AFL-CIO Başkanı George Meany, Senatör Henry Jackson gibi şahsi arkadaşlarını görmeye gidebilecek, ancak hiç bir şekilde basına herhangi bir açıklama yapamayacaktı. Bugün için Barzani kanser ile pençeleşerek ve kalbi kırık olarak Washington’da aldatılmış bir toplumun temsilcisi olarak yaşamaktadır. Bu aldatmada Amerikan hükümetinin önemli bir rolü olmuştur.

“İşte bu nedenlerle eğer Başkan Carter, Amerikan dış politikasında iyi ahlak unsuruna dönme konusunda ciddi ise, aldatılan Kürtlere, bu cesur ve şerefli topluma bazı küçük yardımlarda bulunarak işe başlayabilir. Bu toplum, geleceklerini ve hayatlarını Amerika’ya inanarak ortaya koymuşlar ve kaybetmişlerdir. Carter’in bu konuda yapabileceği pek fazla şey yoktur. Hürriyet yolunda hayatlarını kaybetmiş veya yaralanmış Kürtleri yeniden canlandıramaz. Carter, Kürtlere kaybettikleri hürriyetlerini geri veremez. Ancak Carter, Iraklıları güneydeki belirli bir bölgede yaşamaya zorlanmış Kürtleri Kuzey’e, alışık oldukları yüksek topraklarına dönmeye ikna edebilir. İdamları durdurabilir; evleri ellerinden alınmışlara evlerinin geri verilmesini sağlayabilir. Çoğunluğu ailelerinden ayrılmış olarak İran’da sürgünde bulunan Kürtlere daha fazla hürriyet tanınması konusunda Şah nezdinde girişimlerde bulunabilir. Ve son olarak, bu ülkeye gelmek isteyen ve yeni bir hayat arayan Kürtlere tanınan vize sayısını artırabilir (bugüne kadar 500’den az vize verilmiştir).” (Hür sendikalar Haber Bülteni, Cilt 32, Sayı 4, Nisan 1977)

TÜRK-İŞ İÇİNDEN AAFLI’YE TEPKİLER

AAFLI’nin bazı davranışları Türk-İş ile ilişkilerde sorun yaratmaya başladı. Türk-İş Eğitim Müdürü Hidayet Altınakar’ın iç kullanım için 1979 yılı sonunda hazırladığı bir raporda önemli değerlendirmeler bulunmaktadır. AAFLI’nin büyük rahatsızlık yaratan bazı davranışlarının açıkça ele alındığı bu önemli raporun bazı bölümleri aşağıda sunulmaktadır:

“AAFLI Türkiye Bürosunun ABD’deki merkezine bilgi vermek amacıyla hazırladığı ve bir nüshasını da Konfederasyonumuz merkezine verdiği Kasım 1979 tarihli raporun amaç ve özellikleri bakımından dikkate değer yönleri bulunmaktadır…

“AAFLI’nin kendi iç düzenleri açısından son derece samimi bir belge niteliğinde olan bu raporda, Türk-İş / AAFLI projesinin başlangıçta tespit edilen ilkeleriyle bağdaşmayacak bazı ‘yetki tecavüzleri ve hiyerarşi tanımama” gibi niyetlerin tezahürü, üzerinde önemle durulması gereken konular olarak karşımıza çıkmaktadır.

“Herşeyden önce, ‘Türk-İş / AAFLI Teknik Yardım Anlaşması Projesinin’ amacı ve İcra Kurulumuz prensiplerinin ışığında şu hususu ortaya koymak gerekir.

“AAFLI, asli organizatör değildir. Organizatör tek başına Türk-İş’tir ve AAFLI bizim organizasyonlarımıza sadece maddi ve teknik yönden ve mutlaka Türk-İş’in tayin edeceği ilkelere göre destekte bulunan bir kuruluştur.

“Bu ilkenin ışığında, yukarıda önemli bölümlerini aldığımız raporun değerlendirmesini yapmak yerinde olacaktır.

1) Rapora göre, Türk-İş Araştırma Bölümü AAFLI’ye bilgi vermek zorundadır. Bu anlamda bilgi, alt birimden üst birime verilir. Oysa, Türk-İş’in bir bölümü AAFLI’ye bilgi vermez. Bütün bilgiler Türk-İş İcra Kurulu’nda toplanır, İcra Kurulu bu bilgileri kendi politikasına göre kullanır. Açıklanmasında sakınca görmediği bilgileri, isterse verir.

“AAFLI’nin yetki aşma huyu başka örneklerde de bellidir. AAFLI’de Türk-İş Genel Merkezini aşıp bağlı sendikalarla doğrudan ilişki kurma alışkanlığı başlamıştır. Kendi kendilerine sendikalara gidip program önermişler, hatta bunu bazı sendikalarla pazarlık konusu bile yapmışlardır. Ayrıca, bölge temsilciliklerimize bile doğrudan gidip bir takım öneri ve vaadlerde bulundukları da malumdur.

2) Raporda Türk-İş Araştırma Bölümünü beğenmeyip, kendilerince bir takım tedbirler önermeleri ve sonunda da ‘yardımları kesmek ifadesi’ kullanılması da aklımıza yoksa ‘AAFLI, projeyi tek taraflı yönlendirme hakkına sahip midir?’ sorusunu getirmektedir.

3) Bölge Temsilciliklerimize eleman temini AAFLI’nin kendi başına girişeceği iş değildir. Bu konuyu birinci bölge temsilciliğimize AAFLI kendisi götürmüş ve bol vaadler vererek Genel Merkez – Temsilcilik ilişkilerine, hatta başta Genel Sekreter olmak üzere İcra Kurulumuzun yetkilerine müdahale etmiştir. Ayrıca her geçen gün daha fazla merkeziyetçi ve disiplinli olmak ihtiyacını duyduğumuz, hatta bu konuda Bursa’da özel toplantı bile düzenlediğimiz bir dönemde faaliyetlerimizin merkeziyetçilikten uzaklaşmasını önermek AAFLI’nin görevi değildir.

4) AAFLI’nin, şimdi Türkiye temsilcileri geldikten sonra, Genel Merkezimizi atlayıp bağlı kuruluşlarla sık sık temas kurdukları dikkati çekmektedir. Hatta, bağlı sendikalarımızın Genel Merkezlerini bile atlayıp doğrudan şubelerle ilişki kurdukları ve ‘bizde para çok, siz ne isterseniz yaparız’ yöntemiyle yaklaştıkları, böylece de bu parlak vaade kanan şubenin kendi Genel Merkezinden kuşkuya düştüğü de görülmüştür.

AAFLI’nin tek muhatabı Türk-İş İcra Kuruludur. Bu ilişkide de AAFLI kesinlikle protokol bakımından üst değildir, asttır. Sendikal protokol bakımından Türk-İş’in eşiti, AAFLI Genel Merkezi bile değil, AFL-CIO  Genel Merkezidir.

5) Konfederasyonumuzun bir yayınındaki fikri yanlışlık hakkında AAFLI yargıda bulunamaz. Bizim fikrimizi veya ideolojimizi ABD’li bir kuruluş beğenmeyebilir, ancak ‘yanlış’ ilan edip doğrusunu öğretmek iddiası onun görevi hiç değildir.

6) Basın Büromuzun başarısının ifadesi olarak bütün yayınlarımızın bu büromuzca çıkarılması önerisi masum ve iyi niyetli olarak yorumlanabilir. Ancak, iç işlerimize karışmak anlamına gelen bu tür önerilerin Washington’a kadar rapor edilmesinin üzerinde durulmalıdır.

7) Eğitim büromuzun, plan ve programlamada geç kalınmakla suçlanması çok ilginçtir. Aslında Eğitim Büromuz, AAFLI bürosunun plansızlıklarından, kaprislerinden, keyfi program değiştirmelerinden ve bütçe fasılları üzerindeki keyfi davranışlarının seminer iştirakçilerine bile duyurulmasından şikayetçidir. AAFLI adına organizasyonlara katılan kişilerin, plan ve program fikrinden yoksun, günübirlik ilhamlarla ve sık sık değişen kararlarla organizasyonları zaman zaman çıkmaza soktukları bilinen bir gerçektir.

8) Programların aksadığı doğrudur. Bunun başlıca sebeplerinden biri de kendi bürolarından bir kişinin mutlaka bizim ortak faaliyetlerimizde bir çeşit ev sahibi edasıyla görünmesinde ısrar etmesidir. Aslında AAFLI temsilcileri fiilen gelmeden de faaliyetler düzenlenebilir. Faaliyetlerde AAFLI adının geçmesi, açılışta AAFLI’nin bir telgrafının okunması yeterli olabilir. Nitekim önceden sistem böyleydi ve aramızdaki işbirliği şimdikinden çok daha verimli oluyordu. Ancak, şimdiki AAFLI temsilcisinin ve yanındaki personelinin her faaliyetin planlanmasından yürütümüne kadar her safhada fiilen görünmeleri ve karar sahibi olmakta ısrar etmeleri, onları organizasyonlarda antipatik kılmış, Türk-İş – AAFLI ilişkileri hakkında iştirakçilerde yanlış izlenimler uyandırmıştır.

Hatta bazı AAFLI personelinin Türk-İş ve bağlı sendikaların yöneticileri için tatsız yorumlarda bulundukları, kongre ve sonuçları hakkında yorum yaptıkları duyulmaktadır.

Raporun bir bölümünde sözü edilen Bayan Maida Springer’in ziyareti, aslında bir başarı vesilesi değil, sırf AAFLI’nin plansız ve prensipsiz tutumu yüzünden ortaya çıkan bir fiyasko olayıdır.

9) Eğitimcilerin eğitimi konusunda, başlangıçta uzun süreli bir proje olarak düşünülmüş iken, sırf AAFLI’nin plansızlığı ve kaprisli karar değiştirmeleri yüzünden yarıda kalmıştır. Yetiştirilen eğiticilerin istifadesine sunulup tatbiki çalışmaya geçmelerini sağlayacak araç ve gereçlerin gelmemiş olması (resmi yazımıza rağmen) bu çalışmayı engelleyen önemli faktörlerden biridir.

10) Bir sendikal dayanışma olayı olan Türk-İş / AAFLI ilişkilerini, ülkemizin son derece hassas politik dengeleri hakkında adeta istihbarat yapan ve üstelik bunu sağlamak için Türk-İş’i sıkıyönetimden izin almaya görevli kılan bir biçime dönüştürmek hoş karşılanamaz.

11) Teknik bilgi ve ihtisas isteyen kooperatifçilik konusunda yapılan tesbitlerle ilgili görüşlerin değerlendirmesini ilgililere bırakarak önerileri şöyle sıralayabiliriz.

Görüş ve Öneriler:

1) AAFLI Türkiye Bürosuna diplomatik ve sendikal statüleri konusunda bazı gerçekler anlatılmalıdır.

2) AAFLI Türkiye Bürosundaki görevliler arasında meslekten sendikacı tek bir kişi bile yoktur. AAFLI Türkiye Müdürü de, sendikacılık tecrübesi az bir kişidir. Bütün iyi niyetine rağmen, daha önceki uluslararası tecrübesi de, Güney Kore gibi bizim ülkemize hiç benzemeyen bir ülkeye bağlıdır.

3) AAFLI ile yapacağımız ortak projelerde, planlama safhasından sonra AAFLI kesinlikle söz sahibi olmamalıdır. Biz projeyi hazırlarız, AAFLI’ye veririz, gerekirse tartışırız. İşin maddi ve teknik yönüne ilişkin yardım konusunu AAFLI ya kabul eder, ya reddeder. Reddederse mesele yoktur. Kabul ederse de, daha sonraki organizasyon ve uygulama safhalarını bize bırakır. Teknik yardım gerekiyorsa bunu bu safhada yapar. Mali konularda ise, bizim bilgimiz dahilinde kendisi ilgilenir.

4) Projelerde AAFLI maddi katkı usulü de bir ilkeye bağlanmalıdır. Bize göre, iştirakçilere veya başka ilgililere asla elden para verilmemeli ve münferit senet imzalatılmamalıdır. Uluslararası ilişkilerde ‘proje kredisi’ denen usul uygulanmalıdır: Proje planlanır, bütçe çıkarılır, bütçe değişme oranları tesbit edilir, organizasyon yapılır ve sonra ödemeler AAFLI tarafından otel-motel, v.b. müesseselere yapılır.

5) AAFLI son zamanlarda içine kapanmış, adeta bizden uzaklaşmıştır. Bu durumda biz AAFLI’de ne olup bittiğini bilmiyoruz, ama onlar Türk-İş’te olup bitenleri biliyorlar. Oysa durum tam tersine olmalıdır. Bunun çaresi şudur: AAFLI içinde mutlaka bir Türk-İş proje temsilcisi (tam gün) bulunmalıdır. Bu kişi bir uzman olabileceği gibi, bir sendikacı da olabilir. Dil bilmesi tercih sebebidir, ama bilmese de olur. Amaç, AAFLI içinde bir Türk-İş temsilcisinin, yani Türk-İş’in gözü ve kulağının bulunduğu duygusunu AAFLI’de yaratmaktır.

6) AAFLI yetkilileri, projenin kapsamına giren tüm konularda sadece İcra Kurulumuzca bu proje için görevlendirilen İcra Kurulu üyeleriyle görüşmeli veya başka üyelerle görüşecekse bu görevli üyenin haberdar edilmesi gereklidir. Görüşülecek her konu için İcra Kurulumuz müşterek karar için toplanamayacağından tek kanaldan görüşme çelişkili kararların oluşmasını engelleyecektir.” (Hidayet Altınakar’ın raporu, daktilo metin, 5 s.)

AAFLI’nin çalışmalarına ilişkin kaygı ve tepkiler, Çukurova Bölgesi’nden de geldi. AAFLI’nin 1971 yılında beri ilgi gösterdiği bir konu, Çukurova’daki tarım işçileriydi. AAFLI görevlileri, özellikle Güneydoğu Anadolu’dan gelen geçici tarım işçileriyle yakından ilgileniyorlardı. Bu konuda ortaya çıkan rahatsızlıklar, Türk-İş Adana Bölge Temsilcisi Hüseyin Elbek, Tarım-İş Sendikası Genel Başkanı Zeynel Irmak ve Tarım-İş Adana Şube Başkanı Bedrettin Kaykaç’ın imzasıyla 11 Mart 1980 tarihinde Türk-İş Genel Merkezi’ne aşağıdaki yazıyla iletildi:

“Türk-İş, Tarım-İş, AAFLI arasında, Çukurova bölgesindeki gezici tarım işçilerine uygulanmak üzere hazırlanan uygulama ortak projesi AAFLI’nin aşağıda belirteceğimiz tavır ve işlemleri nedeniyle önemli ve tehlikeli ölçüde aksamaktadır.

1) AAFLI yetkililerinin Güney ve Güneydoğu bölgelerinde yaptıkları incelemeler ve çalışmalar büyük bir gizlilikle yürütülmektedir. Bu çalışmalarla ilgili rapor Türk-İş ve Tarım-İş’e verilmemektedir. Bu husus yetkililere anlatıldığında, ‘muhatabım AAFLI’dir; başkalarına rapor vermek zorunda değilim,’ şeklinde cevaplanmaktadır.

2) İnceleme ve çalışma yapılacak bölgelerin tesbiti AAFLI yetkililerince tek taraflı ve yine gizlilik içinde yürütülmektedir.

“Amaç dışında belli sosyal ve kültürel yapıdaki köyler seçilmekte, bu köylerde kimlerle temas kurulduğu ve nelerin yapıldığının açıklanmaması için AAFLI yetkilileri büyük gayret göstermektedir.

3) Bu proje içinde istihdam edilen kimseler ne Türk-İş’in ne de Tarım-İş’in bilgisi olmaksızın AAFLI tarafından tek taraflı olarak işe alınmakta ve çalıştırılmaktadırlar. Bunların yaptıkları işler de keza açıklanmamakta ve gizli tutulmaktadır.

“Bu haliyle projenin amacına ulaşmasına imkan görülmemektedir. Öte yandan AAFLI tarafından yürütülen bu çalışma türünün milli güvenliğimiz bakımından ciddi endişeler duyulmaktadır.

“Bu nedenle ortak projenin yeniden gözden geçirilmesi, sonuç karara bağlanıncaya kadar uygulanmanın durdurulması görüşündeyiz.

“Yetkililerin konuyu müzakere etmeleri sırasında aşağıda açıklanan önerilerin dikkate alınmasını arzederiz.

Önerilerimiz:

1) Çalışma yapılacak bölgeler, il, ilçe ve köy olarak Türk-İş, Tarım-İş ve AAFLI arasında önceden belirlenmeli ve bir takvime bağlanmalıdır. Keza ana komite toplantılarının da bir takvime bağlanması zorunludur.

“Yapılan araştırma ve çalışmalarda Türk-İş yada Tarım-İş yetkililerinden bir kişinin mutlak surette hazır bulundurulması belirlenmelidir.

“Çalışma sonuçlarını gösteren aylık raporlar her üç tarafa da verilmelidir.

2) Proje uygulanması sırasında istihdam edilecek personelin tesbiti Türk-İş ve Tarım-İş tarafından yapılmalı, çalışma sorumluluklarının bu iki teşekküle ait olacağı prensibe bağlanmalıdır.

3) Proje bütçesinin müştereken tesbit ve onaylanması zorunlu görülmektedir.”( 11 Mart 1980 tarihli rapor, daktilo metin, 2 s.)

İç gerginliklere rağmen Türk-İş ile AAFLI arasındaki ilişkiler sürdü. 1980 yılı Mayıs ayında, AAFLI Türkiye Bürosu’nun başına Thomas Riley atandı. Aynı günlerde, ABD’de yayınlanan bir dergide, AAFLI’nin Türkiye’deki çalışmalarını özetleyen ve bu kuruluşun CIA ile bağlantısını anlatan bir yazı yer aldı. (Kelly, J., “CIA and Labor in Turkey,” Counter Spy, The Magazine for People Who Need to Know, Vol.4, No.2, İlkbahar 1980, s. 6-9. Bu yazının biraz kısaltılmış bir tıpkıbasımı için, Turkey Today, No.51, Mayıs/Haziran 1980, s. 16-18)

1979 yılı sonunda ve 1980 yılı Mart ayında hazırlanan bu iki rapor, AAFLI’nin Kürt kökenli tarım işçileri arasında istihbarat ve yönlendirme çalışmaları içinde olduğunu göstermektedir. Bu durum, Türk-İş Genel Başkanı Şevket Yılmaz ve Genel Sekreteri Sadık Şide’nin imzasıyla 31 Ağustos 1984 tarihinde Türk-İş Adana Bölge Temsilciliğine yazılan yazıda da ortaya çıkmaktadır. Yazıda şu uyarı yer almaktadır: “AAFLI’nin Güneydoğu’daki bazı köylerde yürütmekte olduğu çalışmaların amacını aşan bir görünüm kazandığı, bazı şikayet ve uyarıların gelmeye başlamasından anlaşılmaktadır. Durumun tarafınızdan tetkik edilerek bir rapor hazırlanmasını Yönetim Kurulumuz gerekli görmüştür.” (Türk-İş’in 31 Ağustos 1984 gün ve 84-3844-5/33 sayılı yazısı)

AAFLI’NİN 12 EYLÜL DARBESİ SONRASINDAKİ FAALİYETLERİ

12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından Türk-İş ile AAFLI arasındaki ilişki giderek daha da yoğunlaştı.

AAFLI’nin desteğiyle Türk-İş Kadınlar Bürosu kuruldu. Sendikacılar ve sendika personeli için İngilizce kursu düzenlendi. Bazı sendikacılar ABD’ye davet edildi. Kooperatifçilik çalışmaları yaygınlaştırıldı ve artırıldı. (Türk-İş / AAFLI Haber Bülteni, Temmuz 1981, s.8)

Bu dönemde AAFLI’nin faaliyetlerini eleştiren ilk ses, sendikacılık hareketine uzun yıllar dürüst bir biçimde hizmet etmiş bir kişi olan Yücel Özkök oldu. Yücel Özkök, Bülent Ecevit tarafından yayımlanan Arayış Dergisi’nde AAFLI’nin çalışmalarını eleştirdi ve 1980 yılının sonlarında Urfa’da gözaltına alınan AAFLI görevlisinin ne yaptığı sorusunu gündeme getirdi. (Özkök, Y., “Türk-İş / AAFLI Kazanı,” Arayış, Sayı 27, 22 Ağustos 1981, s.20-22)

1982 yılında AAFLI Genel Müdürü Morris Paladino Türkiye’ye geldi. Sendikal hak ve özgürlüklerin yok edildiği koşullarda, M. Paladino, “sendikal haklarda bazı kısıtlamaların yalnız Türkiye’de değil, diğer Asya ülkelerinde de olduğunu, bunlara katlanılması gerektiğini,” söyledi. (Cumhuriyet, 16.10.1982) AAFLI’nin tarım işçileri arasındaki çalışmaları 1982 yılında daha da yoğunlaştı; bu konuda bir kitap yayınlandı. (Erkan, O. ve Diğerleri, Adana İlinde Tarımsal Alanlarda Çalışan Geçici Tarım İşçilerini Sosyo-Ekonomik Açıdan Geliştirme Olanakları, Türk-İş Yay., Ankara, (Tarihsiz), 51 s.) Çeşitli sendikalarla işçi sağlığı-iş güvenliği, kooperatifçilik, sendikacılık konularında ortak seminerler düzenlendi. ( Türk-İş / AAFLI Haber Bülteni, Mayıs 1982)

Bu dönemde sendikacılar arasında AAFLI’ye tepki gösteren kişi, Yol-İş Federasyonu Genel Başkanı Muzaffer Saraç oldu. Muzaffer Saraç, AAFLI’nin faaliyetlerinden duyduğu rahatsızlığı şöyle dile getirdi: “AAFLI, hiçbir yetkili organımızın kararı olmaksızın Yol-Koop personeli ile sıkı ilişkiler içine girmiş ve çalışanlardan birini muhasebe öğretmek için ta Amerikalara eğitime göndermeye yardımcı olmaktadır. (…) Bu niteliği nedeniyle kuruluşun hiçbir çalışmasına katılmadık. Kendimizi bundan uzak tuttuk. Soruyorum, kooperatif muhasebesi öğrenmek için hem de üç ay Amerika’ya gitmek mi gereklidir.” (TÜBA, İş, İşçi, Çalışma Bülteni, Sayı 386, 28 Mart 1983)

ABD, 1984 yılı Ocak ayında Pathfinder Vakfı isimli kuruluş aracılığıyla da Türkiye’de çalışma yapmaya başladı. Amerikalıların Pathfinder Vakfı Türk-İş genel merkezine yerleşti ve doğum kontrol araçları dağıtmaya başladı.

AAFLI’nin Türkiye Bürosu sorumluluğuna 1984 yılı Şubat ayında Jim Shea getirildi. 1984 yılında AAFLI’nin Türkiye’deki çalışmalarında önemli bir sıçrama yaşandı. Çalışma alanı yaygınlaşırken, seminere katılan kişi sayısında büyük artış gerçekleşti. AAFLI tarafından düzenlenen seminerlere katılan kişi sayısı 1972-1976 döneminde 1,074 kişi, 1977 yılında 948 kişi, 1978 yılında 377 kişi, 1979 yılında 935 kişi, 1980 yılında 929 kişi, 1981 yılında 1.289 kişi, 1982 yılında 1.121 kişi, 1983 yılında da 1.280 kişi iken, 1984 yılında 4.037 kişi oldu. (AAFLI, AAFLI Program Summary)

AAFLI KARŞITI KAMPANYA

Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, 1984 Haziran’ında Yeni Gündem Dergisi’nde yayımlanan “5. Enternasyonal’in Pençesi Altındaki Türk Sendikacılığı” yazısında AAFLI’yi eleştirdi. (Işıklı, A., “5. Enternasyonal’in Pençesi Altındaki Türk Sendikacılığı,” Yeni Gündem, Sayı 4, 16-30 Haziran 1984)

1985, AAFLI’nin yaygın ve sistemli bir biçimde eleştirilmeye başlandığı yıldır. Bu konuda en büyük çabayı gösteren kişi de, Prof.Dr.Alpaslan Işıklı oldu. Alpaslan Işıklı, 1985 yılı Haziran ayında yayımlanan “Türk Sendikacılığında Latin Amerika Sambası” başlıklı yazısında (Işıklı, A., “Türk Sendikacılığında Latin Amerika Sambası,” Yeni Gündem, Sayı 23, 1 – 15 Haziran 1985) AAFLI’nin çalışmalarını, CIA ile ilişkilerini anlatıyor; sendikal örgütlerin Türk devletinden yardım almasının yasaklandığı koşullarda yabancı bir devletten para almasının yarattığı büyük sorunlara dikkat çekiyordu. Yücel Özkök, “Şaşırtıcı İttifaklar” yazısında AAFLI Türkiye Temsilcisi Jeffry Ballinger’i eleştirdi. (Özkök, Y., “Şaşırtıcı İttifaklar,” Hürgün, 20.10.1985) Aydın Köymen de, “Partiler-üstü, ama AAFLI Güdümünde” yazısında AAFLI’yi ve Türk-İş’i eleştirdi. (Köymen, A., “Türk-İş Sendikacılığı: Partiler-Üstü, ama AAFLI Güdümünde,” Yeni Gündem, Sayı 33, 1 – 14 Kasım 1985)

Alpaslan Işıklı’nın 1987 yılında yayımlanan yazısı da önemliydi (Işıklı, A., “Türk-İş ve AAFLI,” Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Nisan 1987, s. 5-6):

“Amerikan hükümetinin resmi dış politikasının uygulanmasına katkıda bulunma misyonunu üstlenmiş olan AAFLI gibi bir kuruluşun Türkiye’deki sendikalara karşılıksız para dağıtabileceğini ummak için, geçmişte kendilerine renkli boncuklar sunularak varları yokları ellerinden alınan kızılderililerden daha saf olmak gerekir. Dünyada ve ülkemizde yaşanılan olayların gerçekçi bir açıdan gözlemi, bu tür ilişkilere dayalı bir ağın, bugünkü Türk sendikacılığının gelişim yollarının tıkanmasında, yürürlükteki mevzuattan bile daha ciddi bir engel teşkil ettiğini ortaya koymaya yeter…

“AAFLI ve benzeri örgütlerin gelişmekte olan ülkelerde (özellikle Güney Amerika’da ve Uzak Doğu’da) sendikaları yönlendirmekte geniş bir nüfuz ve etkiye sahip oldukları görülmüştür. Güney Amerika’da çoğu demokratik rejimlerin yıkılarak yerlerine askeri diktatörlüklerin kurulmasında, AAFLI’nin bu bölgede faaliyet gösteren eşi olan AIFLD’nin büyük rol oynadığı bilinir. 1964’de Brezilya’da sosyal demokrat Dr.Goulart’ın, 1973’de Şili’de Allende’nin iktidarlarının devrilmesinde AIFLD kanalıyla akıtılan paraların ve bu Enstitü tarafından ‘eğitilen’ bazı sendikacıların katkıları bizzat AIFLD’nin direktörü Doherty tarafından da açıklanmıştır. Uzak Doğu’da ise Filipinler’de diktatör Marcos’a destek olan sendikacılara milyonlar yağdıran, Güney Kore’de baskıcı rejimle işbirliği yapan sendika konfederasyonuna destek olan AAFLI’dir…

“Ülkemizde AAFLI’nin etkinlikleri 1980 sonrasında tam bir tırmanışa geçmiştir. Her türlü sendikal faaliyetin askıya alındığı dönemlerde bile AAFLI, hükümetlerin açık desteğinden de yararlanarak sendikalar ve Türk-İş içinde faaliyetlerini yaygınlaştırmıştır…

“Türk-İş yönetiminin bugün karşı çıktığı 1982 Anayasası’na vaktiyle niçin ‘evet’ dediği ve bugün eleştirdiği çalışma yasalarını hazırlayan hükümete vaktiyle niçin bakan vermeyi kabul ettiği sorularının yanıtı ancak böyle bir çerçevede açıklık kazanabilir.”

Uğur Mumcu da, AAFLI’yi eleştiren önemli yazılar yazdı. Uğur Mumcu, Türk-İş Genel Kurulu günlerinde şunları yazıyordu:

“Amerikan Merkezi Haberalma örgütü CIA ile ilişkisi belli olan AAFLI. (…)

“Özellikle 1971 yılından sonra Türk-İş’in eğitim seminerleri AAFLI desteğinde yürütülmüş, bu eğitimlerden 12 bin kişi geçmiştir.

“‘İdeoloji’ denilince akla hemen ‘Marksist ideoloji’ gelmektedir. Aslında ‘ideoloji’ birçok karşıt düşünceyi kapsayan genel bir sözcüktür. AAFLI aracılığı ile işçilere bir ‘ideoloji’ şırınga edilmektedir. Bu ‘ideoloji’ Amerikan türü sendikacılık anlayışıdır.

“AID’nin mali desteği ile AAFLI tarafından yürütülen bu eğitimlerin amacı, işçileri yalnızca ‘ücret bilinci’ ile yetiştirmek ve ‘partilerüstü sendikacılık anlayışı’ adı altında, işçi kuruluşlarını egemen ideolojiye bağlamak ve işçileri egemen sınıf partilerine bağımlı bir yapı içinde tutmaktır.

“Sendikalar Yasası, işçi sendikalarının devletten yardım alamayacakları kuralını getirerek, sendikaları devlet karşısında bağımsız hale getirmeyi öngörmektedir. ABD Hükümetine bağlı AID’nin mali desteği ile çalışan AAFLI’den para yardımı almak, sendikaların bağımsızlığı ile ne ölçüde bağdaşmaktadır?” (Mumcu, U., “AAFLI,” Cumhuriyet, 25.12.1986)

Uğur Mumcu, Türk-İş’in genel kurulunun ardından, 30 Aralık 1986 günü şunları yazdı:

“AAFLI gibi kuruluşların mali desteği ile Türk-İş’te yapılan eğitim seminerlerinde, işçilere, nasıl bir sendikacılık anlayışı ve ideoloji şırınga ediliyor? Bu seminerlere kimler çağrılıyor? Yurtiçi ve dışı gezilere kimler katılıyor? CIA ile içli dışlı olduğu belli AAFLI gibi örgütler ile Türk-İş’in ilişkileri kimler aracılığı ile ve hangi kanallar ile yürütülüyor? AID gibi ABD kuruluşları ile ilişkiler hangi vakıflar ve örgütler aracılığı ile sürdürülüyor?..

“Türk-İş’in AAFLI gibi kuruluşlardan para yardımı alıp eğitim seminerleri düzenlemesi ‘sendikaların bağımsızlığı’ ilkesine açıkça aykırıdır.

“Değişmesi gereken ‘Amerikan tipi sendikacılık anlayışı” ve bu sendikacılık anlayışını Türkiye’de iyice egemen hale getirmek için, Türk-İş’e sağlanan ABD damgalı mali ve siyasal ilişkiler düzenidir.

“Bağımsızlık inancı, sınıf ve sendikacılık bilinci, işte bu gibi konularda kendini belli etmelidir.” (Mumcu, U., “Türk-İş ve Sorular,” Cumhuriyet, 30.12.1986)

Uğur Mumcu, 12 Nisan 1987 tarihli yazısında da, AAFLI’yi eleştirdi. (Mumcu, U., “Bedava,” Cumhuriyet, 12.4.1987) Bu yazıların yazılmasında, Uğur Mumcu’nun çok yakın arkadaşı olan Prof. Dr. Alpaslan Işıklı’nın bilgilendirmesi, etkisi ve katkısı vardır. Uğur Mumcu’nun yazıları, aydınlar arasında konunun açıklığa kavuşmasında büyük yarar sağladı.

1986 yılında AAFLI karşıtı kampanyada büyük katkısı olan diğer bir yayın organı da Gün Dergisi’dir. Gün Dergisi’nin Haziran 1986 sayısının kapağı, AAFLI’ye ayrılmıştı: “CIA- AAFLI: Sendikal Harekete Uzanan El.” Cemil Turan, “AAFLI: Sendikal Harekete Uzanan El” yazısında, AAFLI’nin CIA ile ilişkilerini anlatıyordu. Alpaslan Işıklı ile yapılan görüşmede, AAFLI ile ilişkinin “sendika hareketinin bir yabancı devletin uydusu haline” getirilmesi tehlikesi vurgulanıyordu. Dergide, ayrıca, John Kelly’nin “CIA ve Türkiye’de Emek” yazısı yayınlandı. (Turan, C., “AAFLI: Sendikal Harekete Uzanan El,” Gün, Haziran 1986, s.4-6; Işıklı, A., “Sakıncalı Olan, Sendika Hareketinin Bir Yabancı Devletin Uydusu Haline Gelmesine Yolaçacak İlişkilerdir,” s.6-8; Kelly, J., “CIA ve Türkiye’de Emek,” s.8-10)

Gün Dergisi, Temmuz 1986 sayısında bu konuya geniş yer verdi. Cemil Turan’ın yazısına ek olarak, çeşitli sendikaların yöneticilerinden görüş alındı. Yıldırım Koç’un “Sendikalarda ve Türk-İş’de Saflaşma” yazısı da bu konuyu inceliyordu. Onbirinci Tez Dergisi’nin Mayıs 1986 sayısında ise Yıldırım Koç’un “Sendikaların Bağımsızlığı, ABD ve Türk-İş” yazısında bu konu ayrıntılı bir biçimde ele alındı. (Koç, Y., “Sendikaların Bağımsızlığı, ABD ve Türk-İş,” Onbirinci Tez, No.3, Mayıs 1986, s. 249-257. Ayrıca, Koç, Y., Türk-İş Neden Böyle, Nasıl Değişecek?, Alan Yay., İstanbul, 1986)

1986 yılında, Uluslararası Gıda ve Bağlantılı İşçiler Sendikaları Federasyonu (IUF) yayın organının başyazısında AFL-CIO’nun uluslararası ilişkilerde izlediği çizgi ve AAFLI eleştirildi. “İtle yatan pireyle kalkar” başlıklı yazı, bu yıllarda uluslararası sendikacılık hareketi içindeki tartışmaları yansıtıyordu. (Editorial, IUF News Bulletin, 1986, No.1-2)

AAFLI’ye en sistemli karşı çıkış, Türkiye Yol-İş Sendikası’ndan geldi. Yol-İş’in 1977 yılından beri AAFLI karşısında almış olduğu tavır, 1986 yılında daha net bir biçimde genel kurul kararı olarak ifade edildi. Yol-İş’in 18.7.1986 günlü Başkanlar Kurulu toplantısında alınan kararda AAFLI’ye karşı çıkıldı. Yol-İş’in 16-19 Ekim 1986 günleri toplanan genel kurulunda oybirliğiyle alınan kararlarda AAFLI ile ilişkilerin kesilmesi istendi

“Türkiye Yol-İş Sendikası İkinci Olağan Genel Kurulu. (…) Türk-İş’in eğitim çalışmalarının geliştirilmesini, bağımsız bir eğitim fonunun oluşturulmasını, böylece eğitim çalışmalarında Amerikan Devleti’nin denetimi altındaki Asya Amerika Hür Çalışma Enstitüsü (AAFLI) güdümüne son verilmesi, Türk-İş eğitimlerinde işçilere karşı tavrı belli iktidarlarla ve işveren kuruluşlarıyla işbirliği yapmış konuşmacılara yer verilmemesini… talep eder.” (Yol-İş, Türkiye Yol-İş Sendikası İkinci Olağan Genel Kurulu Kararları (16-19 Ekim 1986), Program ve Taleplerimiz, Ankara, 1986, s.11-12)

“Türkiye Yol-İş Sendikası İkinci Olağan Genel Kurulu… Uluslararası ilişkilerde Asya Amerika Hür Çalışma Enstitüsü (AAFLI) gibi paravan yarı-devlet kuruluşlarının aracılığına karşı kesin bir tavır alınmasını (…) ister. “(Yol-İş, a.g.k., 1986, s. 23)

Türk-İş’in 14. Genel Kurulu 1986 yılı Aralık ayı sonunda Ankara’da toplandı. Genel Kurulda üç ayrı grup yönetime gelmek için mücadele etti. Petrol-İş Genel Başkanı Cevdet Selvi’nin genel başkan adayı olduğu sendikaların genel kurul sürecinde yayımladıkları “Çalışma Programımız” belgesinde AAFLI ile ilişkilerin kesileceği belirtiliyordu: “Asya Amerika Hür Çalışma Enstitüsü AAFLI’nın Türk-İş’le ilişkilerini keseceğiz.”

Türkiye Yol-İş Sendikası adına Genel Sekreter Mehmet Bamyacı tarafından Türk-İş Genel Kurulu’nda yapılan konuşmada da AAFLI’ye açık bir biçimde karşı çıkıldı: “Eğitim programları Amerikan devletinin aracı olan AAFLI isimli kuruluş tarafından yönlendirildi. Koskoca Türk-İş’in, 1,5 milyon işçinin üst örgütü Türk-İş’in eğitim politikası Amerikan devletinin bir iki görevlisinin elinde kaldı.” (Mehmet Bamyacı’nın 25.12.1986 günlü konuşması)

Türk-İş Genel Kurulu’nda Sadık Şide ve Kaya Özdemir de bu konularda ilginç konuşmalar yaptılar.

AAFLI’nin Türkiye’deki çalışmaları 1987-1989 döneminde yoğunlaşarak sürdü. AAFLI’nin eğitim seminerlerine birçok aydının katılması, AAFLI’nin çalışmalarının bazı çevrelerce “meşru” gözükmesine yol açtı. Ancak, Türk-İş’in 1989 yılı Aralık ayında toplanan 15. Genel Kurulu öncesinde 19 sendikanın yayınladığı ortak bildiride (“Amaçlarımız ve Türk-İş’in Görevleri”) AAFLI konusu şu şekilde ele alınıyordu: “Türk-İş’in hükümet güdümlü AAFLI ve benzeri kuruluşlarla ilişkileri kesilmelidir.”

Genel Kurul çalışmaları sırasında, 15 Aralık 1989 günü, AAFLI konusunda hazırlanmış bir önerge, 100 kadar delegenin imzasıyla Başkanlık Divanına verildi. Önerge şöyleydi:

“Türkiye Cumhuriyeti, ülkemizi işgal eden yabancı devletlere karşı büyük fedakarlıklarla verilmiş bir bağımsızlık savaşından sonra kurulmuştur. Halkımız ve özellikle işçi sınıfımız, ülkemizin ve sendikacılık hareketinin bağımsızlığı konusunda son derece duyarlıdır. Ülkemizin bağımsızlığı ile ülkemizde demokrasinin güçlenmesi ve geliştirilmesi arasında ayrılmaz bir bağ bulunmaktadır.

“Asya Amerika Hür Çalışma Enstitüsü AAFLI, Amerikan Devleti’nin parasını sendikal bir görünüm altında azgelişmiş ülkelerde kullanan ve sendikacılık hareketini Amerikan devletinin ve sermayesinin çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışan bir kuruluştur. AAFLI’nin kullandığı kaynakların büyük bir bölümü Amerikan devletinden gelir. 274 ve 2821 sayılı Yasalar, sendikaların Türkiye Cumhuriyeti Devletinden yardım almasını yasaklarken, AAFLI aracılığıyla Amerikan Devletinin parası kullanılmaktadır.

“AAFLI’nin ülkemizdeki faaliyetleri 12 Mart ve 12 Eylül askeri müdahaleleri sonrasında yoğunlaşmıştır. İşçi Sınıfı ve Sendikacılık Hareketimizin AAFLI’nin vereceği üç-beş Amerikan Devleti dolarına ihtiyacı yoktur. İşçilerimiz ve sendikacılık hareketimiz, verilen dolarların karşılığının bir biçimde geri alındığının farkındadır. AAFLI aracılığıyla Amerikan Devleti için istihbarat toplanmakta ve AAFLI, Sendikacılık Hareketini ve ülke politikasını, Amerikan Devleti ve sermayesinin çıkarları doğrultusunda yönlendirme çabalarında bir kanal oluşturmaktadır. AAFLI, Amerikan İşçi Sendikaları Federasyonu AFL-CIO’yu ve Amerikan işçilerini temsil etmemektedir. Türk-İş, AFL-CIO ile ilişkilerini, karşılıklı saygı ve iç işlerine karışmama temelinde aracısız olarak doğrudan sürdürmeye devam etmelidir.

“AAFLI’nin 1968 yılından 1980’lere kadar genel müdürlüğünü yapan Morris Paladino’nun ve Türkiye’de yöneticilik yapan Emanuel Boggs’un Amerikan Merkezi İstihbarat Örgütü CIA’nın görevlileri olduğu belgeleriyle açıklanmıştır. AAFLI’nin CIA ile bağlantıları birçok kuruluş tarafından ve ayrıca Amerika Otomobil İşçileri Sendikası tarafından da kanıtlanmıştır. Türk-İş’in AAFLI ile ilişkileri işçi hareketine en küçük bir yarar getirmediği gibi, büyük zararlara ve güven bunalımına yol açmaktadır. İşçinin eğitiminde Amerikan Devletinin dolarlarına ihtiyacımız yoktur. Bahar eylemlerini gerçekleştiren işçiler ve sendikalar olarak, Amerikan Devletinin Dolarlarını reddediyoruz. Türk-İş’in AAFLI ile ilişkileri derhal kesilmeli ve bu konuda imzalanmış anlaşmalar feshedilmelidir.”

Bu önerge tartışmaya açıldı. Yönetim Kurulu adına Genel Teşkilatlandırma Sekreteri ve muhalefetin genel başkan adayı Orhan Balaban söz aldı; önergenin aleyhinde konuştu; AAFLI’nin CIA ile ilişkilerinin bulunmadığını, bu tür iddiaların Türk-İş’e zarar verdiğini ileri sürdü. Önerge kabul edilmedi.

Türk-İş Genel Kurulu’nda Yol-İş Sendikası adına konuşma yapan Genel Başkan Yardımcısı A.Nejat Karaöz şunları söyledi: “Amerikan istihbarat örgütünün bir aracı olan Asya Amerika Hür Çalışma Enstitüsü AAFLI de zayıf bir Türk-İş istiyor. AAFLI’nin Amerika gezilerinden ve seminerlerde cömertçe dağıttığı paralardan nimetlenen birkaç kişi de, bölünmekten ve zayıf bir Türk-İş’ten yana.”

AAFLI’NİN ELEŞTİRİLERDEN DUYDUĞU RAHATSIZLIK

AAFLI’ye yönelik eleştiriler Türk-İş’in tavrını belirli bir ölçüde etkiledi. AAFLI Türkiye Temsilcisi Valentin B. Suazo (Suazo’nun CIA görevlisi olduğuna ilişkin olarak; Sims, B., Workers of the World Undermined, American Labor’s Role in US Foreign Policy, South End Press, Boston, 1992, s.60), bu eleştiriler karşısında AAFLI’yi korumada Türk-İş’in yeterince gayretli davranmadığı görüşündeydi. Bu görüşünü, 5 Ekim 1990 tarihli bir mektupla, Türk-İş Genel Başkanı Şevket Yılmaz’a da bildirdi. Bu mektupta gündeme gelen diğer bir nokta da, Prof. Dr. Alpaslan Işıklı’nın gerçek bir yurtsever aydın olarak koyduğu tavırdır. Bir sendikanın Rize’deki eğitim seminerine davet edilen A.Işıklı, uçakla Trabzon’a geldiğinde bu seminerin AAFLI ile ortak düzenlendiğini öğrenir öğrenmez toplantıyı boykot etmiş ve geri dönmüştür. Suazo’nun mektubunun bazı bölümleri aşağıda sunulmaktadır:

“Ortak programımızın uygulanması sırasında karşılaştığımız veya karşılaşmaya devam ettiğimiz ve eğitim faaliyetlerimizden istenen azami faydanın alınmasını engelleyen bazı aksaklıklar hakkındaki görüşlerim de bu yazıda belirtilmiştir…

“Bazı Türk-İş üyesi sendikalarca ve ortaklaşa düzenlediğimiz seminerlere Türk-İş tarafından çağrılan bazı üniversite öğretim görevlilerinin AAFLI ve AFL-CIO’ya yönelik CIA karalamaları; ve Türk-İş liderlerinin bu büyük yalanı ortadan kaldırmak için çok az gayret sarfetmeleri.

“Bu konunun hala işlenmeye devam ettiği tek ülke Türkiye’dir. Bu konu en son yapılan Türk-İş Genel Kurulunda tamamen ve uygun bir biçimde söndürülmediği için, ortak program faaliyetlerimizi uygularken tekrar tekrar ortaya atılıyor ve bizi rahatsız ediyor. Kardeşim Yılmaz, bildiğiniz gibi halihazırda iki veya üç Türk-İş üyesi sendika, AAFLI ile müştereken düzenlenen herhangi bir Türk-İş faaliyetine katılmama konusunda kararlar almıştır. Buna son bir örnek, Prof. Dr. Alpaslan Işıklı’nın parası AAFLI tarafından ödenen uçak bileti ile Trabzon’a kadar gidip, orada Rize seminerinin AAFLI ile müştereken düzenlendiğini öğrenip, yerel demokrasi seminerinde ders vermek üzere Rize’ye gitmeyi reddetmesi olayıdır.

“Bildiğiniz gibi AAFLI’deki bizlerin, bu tür yanlış suçlamalara ve yalanlara karşı büyük bir bağışıklığımız vardır, fakat görülüyor ki Türk-İş bu konuda hala çok duyarlı ve sorunlar mayalanmaya devam ediyor. Konuyu biran önce ve tamamen cesaretle ele almak ve yok olmaya mahkum etmemekle, AAFLI’yi ortak programlarda bile saklamaya çalışmakla, AAFLI hakkında sorulacak sorulara Türk-İş yetkililerinin veya personelinin çekinerek veya uygun bir şekilde cevap vermemesiyle veya AAFLI yada AFL-CIO hakkındaki yanlış değerlendirmeleri şahsen cevaplayabilmem ve açıklayabilmem için bana olanak tanınmamasıyla, Türk-İş bu konuyu sadece sürüncemede bırakmakta ve fakat ortadan kaldırmış olmamaktadır. Türk-İş artık AAFLI’den ne seminer programlarında, ne de seminerlerde asılan bez afişlerde bahsetmektedir. Bunu herhangi bir tanıtım amacıyla veya reklama ihtiyacımız olduğu için söylemiyorum, fakat Türk-İş’in şu anda yaptığı gibi AAFLI’yi ortak faaliyetlerimizde bile saklamaya çalışması, AAFLI aleyhine daha fazla şüphe yaratmakta ve yalan ve karalamaları devam ettirmektedir.” (V.B.Suazo’nun 5 Ekim 1990 tarihli 3 sayfalık mektubu)

Sovyetler Birliği’nin ve Sovyet sisteminin dağılmasının ardından AAFLI çalışmalarını Moğolistan gibi ülkelere kaydırmaya başladı. Ayrıca, Soğuk Savaş’ın sona erdiği koşullarda AAFLI ve diğer enstitülerin görevlerinin yeniden tanımlanması gündeme geldi.

TÜRK-İŞ GENEL KURULUNDA ALINAN KARAR VE AAFLI’NİN TÜRKİYE’DEN AYRILMASI

Bu arada, Türk-İş’in 1992 yılı Aralık ayında yapılan 16. Genel Kurulu’nda, yabancı devletlerden para alma konusunda aşağıdaki karar kabul edildi:

“Türk-İş 16. Olağan Genel Kurulu (…) Türk-İş’in eğitim faaliyetlerinin finansmanı için üye kuruluşlardan yapılan katkıların artırılmasını, yabancı devletlerden doğrudan veya dolaylı olarak alınan parasal kaynaklarla ve doğrudan veya dolaylı yabancı devlet kuruluşları ile bağımsızlığımızı zedeleyici işbirliklerine gidilmemesini ve ortak eğitim programlarının düzenlenmemesini” talep etmektedir.

AAFLI’nin 1968-1992 döneminde Bangladeş, Kıbrıs, Hindistan, Endonezya, Ürdün, Lübnan, Malezya, Moğolistan, Nepal, Pakistan, Filipinler, Güney Kore, Güney Pasifik, Sri Lanka, Tayvan, Tayland ve Türkiye’de düzenlediği seminerlere toplam 601.948 kişi katıldı. Türkiye’deki seminerlere 1968-1983 döneminde 7953 kişi katılmışken, seminere katılanların sayısı 1984 yılında 4037 kişi, 1985 yılında 3287 kişi, 1986 yılında 1142 kişi, 1987 yılında 1586 kişi, 1988 yılında 1042 kişi, 1989 yılında 1376 kişi, 1990 yılında 1287 kişi, 1991 yılında 1213 kişi ve 1992 yılında da 876 kişi oldu. (AAFLI, Report to the Board of Trustees – 1992, AAFLI: Opening Doors for Workers in Asia, Washington, D.C., 1993, s.23) AAFLI’ye karşı 1985 ve 1986 yıllarında yoğun bir biçimde sürdürülen kampanya, AAFLI’nin çalışmalarına önemli bir darbe indirmişe benzemektedir.

AAFLI’nin Türkiye’deki çalışmaları 1993 yılında iyice yavaşladı. AAFLI Türkiye Bürosu’nun çalışmalarının resmen durdurulması 1995 yılı Eylül ayı sonunda gerçekleşti. ABD, iyice yıpranmış olan üç enstitü yerine, Dayanışma Merkezi adıyla yeni bir yapı oluşturdu.

DİĞER HABERLER
İŞE İADE DAVASININ SONUÇLARI
İŞE İADE DAVASININ SONUÇLARI

4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinde işverenin haklı nedenle iş akdini derhal feshedebileceği durumlar sayılmıştır.

ESKİ HAZİNECİNİN YARDIM ÇAĞRISI!
ESKİ HAZİNECİNİN YARDIM ÇAĞRISI!

Eski bir Hazine çalışanı Hazine’nin nakit dengesindeki kasa artışının iki kurumda nasıl farklı görünebileceğini sorguluyor: “Artışın Hazine’ye göre 71 milyar, Merkez Bankası hesaplarına göre 151 milyar olmasını birileri izah etsin.”

FİYATLAR HİÇ ARTMASA NE OLUR Kİ, VATANDAŞI MEVCUT FİYATLAR EZİYOR!
FİYATLAR HİÇ ARTMASA NE OLUR Kİ, VATANDAŞI MEVCUT FİYATLAR EZİYOR!

Vatandaşın enflasyona ezdirildiği ezdirilmediği tartışması yine alevlendi. Bırakın geçmişle olan kıyaslamaları ve bugüne bakın.