YENİ KURULAN ELAZIĞ ŞUBEMİZİN 1.OLAĞAN KONGRESİ TAMAMLANDI
Elazığ Şubemizin 1. Olağan kongresi tamamlandı.
Elazığ’da 1 Ağustos Cumartesi günü yapılan kongreye, Genel Başkanımız İbrahim Ören, Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Genel Mali Sekreterimiz Ali Bükülmez, Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz ve Genel Eğitim Sekreterimiz Seyfullah Keskinoğlu katıldı. Kongreye şube başkanlarımızdan da Adana Şube Başkanımız İbrahim Sani Gökmen, İstanbul Anadolu Yakası Şube Başkanımız Mustafa Efe, Turgutlu Şube Başkanımız Anıl Paspas, Rize Dosan Şube Başkanımız Mustafa Yüksel, Karadeniz Bölge Temsilcimiz Fevzi Akınç ve Kadın Komite Başkanımız Neslihan Taşoluk Nakaş katıldı. Kongreye Türk-İş Konfederasyonunu temsilen Türk-İş Elazığ İl Başkanı Bayram Bahçeci katılırken işverenlerden Banvit İnsan Kaynaklarından Aytül Kılıç ve Halil Ergün katılım sağladı.
ATATÜRK VE ŞEHİTLER İÇİN SAYGI DURUŞU
Kongre, Şube Kadın Komitesi Başkanımız Esra Bulutlu’nun açılış konuşmasıyla başladı. Sonrasında delegelerin verdiği önerge doğrultusunda, kongreyi yönetmek adına Divan Kurulu oluşturuldu. Divan Kurulu Başkanlığına Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Divan Kurulu Üyeliklerine; Genel Mali Sekreterimiz Ali Bükülmez ve Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz seçildi. Divan Kurulu yerini aldıktan sonra başta Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı şehitleri olmak üzere, şehit olan asker ve emniyet mensupları ile iş kazalarında hayatını kaybeden işçilerin anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Ardından Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz, kongremize katılan misafirleri tanıttı.
BEYAZ ET SEKTÖRÜNDEKİ EMEKÇİLERİMİZ YALNIZ DEĞİLDİR
Misafirlerin tanıtımı sonrasında Elazığ Şube Başkan Adayı Mehmet Tekdemir bir konuşma yaptı. Tekdemir, mücadelenin sadece bir ücret mücadelesi olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bizim mücadelemiz yalnızca ücret mücadelesi değildir; emeğin itibarını koruma, alın terinin karşılığını alma, insanca çalışma koşullarını sağlama ve işçinin geleceğine güvenle bakabileceği bir çalışma hayatı inşa etme mücadelesidir.”
Beyaz et sektörünün gıda alanındaki en ağır ve zorlu çalışma kollarından biri olduğunu belirten Mehmet Tekdemir, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Bu sektörde çalışan emekçilerimiz; yüksek iş temposu içerisinde, büyük bir dikkat ve fiziksel dayanıklılık gerektiren şartlarda görev yapmaktadır. Her gün binlerce insanın sofrasına ulaşan ürünlerin arkasında; sabahın erken saatlerinde iş başı yapan, ailesinin geçimi için büyük fedakarlık gösteren emekçi kardeşlerimizin alın teri vardır. İşte bu nedenle bizler, beyaz et sektöründeki bir emekçinin asla yalnız olmadığını göstermek, hak ettiği değere kavuşmasını ve emeğinin karşılığını tam olarak almasını sağlamak için var gücümüzle çalışıyoruz. Çünkü çok iyi biliyoruz ki üretimin gerçek gücü, emekçinin alın teridir.”
HAKSIZLIĞA SESSİZ KALMAYACAĞIZ
Sendikal mücadelenin ve örgütlü yapının önemine değinen Tekdemir, Tekgıda-İş çatısı altında birlik ve dayanışma vurgusu yaptı: “Sendikamız, dün olduğu gibi bugün de haksızlığın karşısında, emekçinin yanında olmaya devam edecektir. Kimsenin emeği değersizleştirmesine, sendikal hakları görmezden gelmesine veya çalışanlarımızın geleceğini belirsizliğe sürüklemesine sessiz kalmayacağız. Güçlü bir sendika, ancak güçlü bir teşkilatla mümkündür. Güçlü teşkilat ise birlikten, dayanışmadan ve birbirimize duyduğumuz güvenden doğar. Farklı iş yerlerinde çalışıyor olabiliriz; ancak bizleri aynı çatı altında buluşturan ortak değer; emeğe olan saygımız, işçinin hakkına olan inancımız ve Tekgıda-İş çatısı altında yürüttüğümüz ortak mücadeledir.”
Mehmet Tekdemir’den sonra kürsüye Türk-İş Elazığ İl Başkanı Bayram Bahçeci çıktı. Konuşmasında kamu toplu iş sözleşmesi sürecinde yaşanan zorluklara değinen Bahçeci, sürecin başarıyla sonuçlandığını belirterek şunları kaydetti: “Konfederasyonumuza bağlı sendikalarımızın kongrelerinde de ifade ettiğim bir hususu burada tekrar hatırlatmakta lüzum görüyorum. Kamu toplu iş sözleşmesi sürecinde, Maliye Bakanlığı ve işveren kanadının kamu işçisine başlangıçta reva gördüğü yüzde 16’lık teklifi, daha sonra yapılan yüzde 17 ve yüzde 18’lik revizeleri kabul etmedik. Yapılan kararlı mücadele neticesinde bu zam oranını yüzde 58,8 seviyesine yükselten konfederasyonumuzun çok kıymetli Genel Başkanı Ergün Atalay’a ve yol arkadaşı İbrahim Ören kardeşimize huzurlarınızda teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.”
ÜRETİMİN OLDUĞU HER YERDE ALIN TERİMİZ VAR
Bahçeci’den sonra konuşan Elazığ Şube Kadın Komitesi Başkanımız Esra Bulutlu, Tekgıda-İş ailesinin bir parçası olmaktan gurur duyduklarını belirtti: “Bugün burada sadece bir kongre için değil; emeğin onurunu, dayanışmanın gücünü ve birlikte mücadele etmenin değerini bir kez daha göstermek için bulunuyoruz. Türkiye’nin gıda kolundaki en büyük sendikasının çatısı altında yer almaktan büyük bir gurur duyuyoruz. Bu büyük aile; kadınların ve erkeklerin omuz omuza mücadele ettiği, dayanışmanın ve kardeşliğin en güzel örneklerinin yer aldığı bir emek yuvasıdır.”
Kadın çalışanların üretimdeki ve sendikal mücadeledeki kritik rolüne değinen Bulutlu, eşitlik ve adalet vurgusu yaptı: “Biz kadın emekçiler olarak biliyoruz ki üretimin olduğu her yerde alın terimiz ve fedakarlığımız var. İşyerlerimizde gösterdiğimiz özveriyi, sendikal alanda da bu mücadeleyi gerekli çabayı göstererek devam ettireceğiz. Kadın çalışanlarımızın haklarının korunması, çalışma hayatında daha güçlü temsil edilmeleri ve sorunlarının çözüme kavuşması için elimizden gelen tüm çabayı göstereceğiz. Çünkü inanıyoruz ki; güçlü kadın, güçlü işyeri; güçlü işyeri ise güçlü bir sendika demektir. Kadın emeğinin hak ettiği değeri gördüğü, ayrımcılığın son bulduğu, adalet ve eşitliğin hakim olduğu bir çalışma hayatı için mücadelemiz kararlılıkla sürecektir.”
EMEĞİN SESİNİ BÜYÜTECEK YENİ BİR ÇATI AÇIYORUZ
Bulutlu’dan sonra kürsüye Turgutlu Şube Başkanımız Anıl Paspas çıktı. Yeni şubenin Elazığ’daki emek mücadelesine büyük bir güç katacağını belirten Paspas, işçi sınıfının en büyük gücünün birlik ve beraberlikten geçtiğini vurguladı.
Yeni açılan şubenin tüm çalışanlar için bir yuva olacağını ifade eden Anıl Paspas, şunları söyledi: “Bugün burada yalnızca bir şubenin açılışını gerçekleştirmiyoruz. Emeğin sesini daha güçlü duyuracak, işçinin hakkını savunacak, dayanışmayı büyütecek yeni bir çatıyı hep birlikte hayata geçiriyoruz. Tekgıda-İş Sendikası Elazığ Şubemizin açılışının emekçi kardeşlerimize, şehrimize, çalışma hayatımıza ve sendikal mücadelemize hayırlı olmasını diliyorum. Bizler biliyoruz ki işçilerin en büyük gücü birliktir. Birlik olduğumuzda sesimiz daha gür çıkar, dayanışma içinde olduğumuzda haklarımızı daha güçlü savunuruz.”
İŞÇİLERİN KARDEŞLİĞİ ZOR GÜNDE OMUZ OMUZA DURMAKTIR
Çalışanlar arasındaki dayanışmanın önemine dikkat çeken Paspas, kardeşlik vurgusunu şu ifadelerle sürdürdü: “Farklı düşüncelerimiz, farklı yaşamlarımız ve görevlerimiz olabilir. Ancak emeğimiz, alın terimiz ve daha adil bir çalışma hayatı isteğimiz ortaktır. İşçilerin kardeşliği sadece aynı işyerinde çalışmak değildir. Zor günde birbirinin yanında olmak, haksızlığa karşı omuz omuza durmak, ekmeğimizi ve geleceğimizi birlikte savunmaktır. Kardeşlik; ayrıştırmak değil birleştirmek, ötekileştirmek değil kucaklaşmak, yalnız bırakmak değil dayanışmayı büyütmektir. Elazığ Şubemizin, tüm emekçilerin kendisini ait hissettiği, sorunlarına çözüm aradığı, haklarını öğrendiği bir yuva olmasını temenni ediyorum.”
KAHVE KÖŞELERİNDE BAŞLAYAN BU MÜCADELEYİ BİRLİKTE BAŞARDIK
Anıl Paspas’tan sonra konuşan Adana Şube Başkanımız İbrahim Sani Gökmen, örgütlenme mücadelesine ilk başladıkları günleri hatırlatarak sıfırdan başlayan bu yolculukta çalışma arkadaşlarıyla büyük bir dayanışma gösterdiklerini belirtti: “Buraya ilk geldiğimiz günü çok iyi hatırlıyorum… Kahve köşelerinde, kıraathanelerde arkadaşlarımızı örgütlemeye, dertlerimizi anlatmaya çalışıyorduk. O gün yanımızda olanların hemen hemen hepsi bugün yine yol arkadaşımız. Bu mücadeleyi birlikte verdik ve bugün burada bunun gururunu yaşıyorum. O gün ‘Bir şeyler yapacaksak bunu hep beraber, ekiple başaracağız’ dedik. ‘Ekibimize değer verelim, arkadaşlarımızı bırakmayalım. Dertleri tek tek dinleyelim. Bir abi olalım, bir kardeş olalım, bir dost olalım, bir yoldaş olalım’ dedik. Sonra ‘Biz şimdi yönetiyoruz. Sizle birlikte yöneteceğiz. Sonra da siz yöneteceksiniz’ dedik. İnşallah o günler de gelir.”
GÜÇLÜ BİR EKİBİN VE TEKGIDA-İŞ AİLESİNİN PARÇASIYIZ
Kanatlı sektöründe örgütlenmeden önceki ücretlere değinen Gökmen, “İlk dönemlerde bordrolara baktığımızda ücretler, asgari ücretin altındaydı. Sorumlu bir yönetici olarak kimseye yalan söylemedik; bu süreci 4 ila 6 yıl içinde olgunlaştırıp düzelteceğimizi belirttik. Ben teşkilata güveniyorum çünkü ben güçlü bir ekibin parçasıyım. Tekgıda-İş Sendikası’nın, bir ailesiyim, bir başkanıyım. Yani buradaki sorumlusuyum. Bize bir görev verdiler. Biz de ‘Bu görevi layıklığıyla yapalım ama yalan söylemeyelim’ dedik. Kanatlı sektöründeki örgütlenme çalışmaları kapsamında; bugünkü Genel Başkanımız, o günkü Teşkilat Sekreterimiz, beni örgütlenme uzmanımızla birlikte buraya görevlendirdi. Ve şimdi Tekgıda-İş Sendikası’nın en azından bir kalesi oldu” dedi.
Konuşmaların ardından Genel Başkanımız İbrahim Ören bir konuşma yaptı. Genel Başkanımız İbrahim Ören konuşmasında; küresel ekonomide yaşanan gelişmelerden bölgesel çatışmaların Türkiye ekonomisine etkilerine, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığından emekçilerin yaşadığı geçim sorunlarına, sendikal mücadeleden örgütlenmenin önemine kadar pek çok konuda dikkat çekici değerlendirmelerde bulunarak sendikanın yeni dönem vizyonunu ortaya koyan kapsamlı bir açıklama yaptı:
EMEK MÜCADELESİNİN YENİ KARARGAHINI OLUŞTURUYORUZ
Bugün burada yalnızca yeni bir şubenin kongresini yapmıyoruz. Bugün, emek mücadelesinin yeni bir karargâhını oluşturuyoruz. Hepimizin gözlemlediği gibi, dünya ekonomisi uzun yıllardır görülmeyen zorlu bir dönemden geçmektedir. Pandemi ile başlayan süreç, Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar, enerji krizleri, iklim değişikliğinin tarımsal üretime etkileri ve küresel ticarette yaşanan belirsizlikler bütün ülkeleri derinden etkilemektedir. Bugün dünyanın birçok ülkesinde büyüme hızları yavaşlamaktadır. Üretim maliyetleri artmaktadır. Sanayi yatırımları daha temkinli hâle gelmektedir. Ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen gelişmiş ülkelerde çalışanların alım gücünü koruyacak sosyal politikalar uygulanmaya devam etmektedir. Ülkemizde ise maalesef farklı bir tabloyla karşı karşıyayız. Türkiye’de yıllardır uygulanan yanlış ekonomi politikalarının faturası ne yazık ki emekçilere kesilmektedir. “Enflasyon düşüyor.” deniliyor… Ancak pazara çıkan işçi bunun tam tersini yaşamaktadır. Market raflarındaki fiyatlar her hafta değişmektedir. Elektrik, doğal gaz, kira, ulaşım, eğitim ve sağlık giderleri sürekli artmaktadır. Ücretler daha cebe girmeden erimektedir. İnsanlarımız geçim değil, hayatta kalma mücadelesi vermektedir!
ÜLKEMİZİN KAYNAKLARI BOŞA AKIYOR
Tüm bu olumsuz tabloyu daha da içinden çıkılmaz hâle getiren ve gerçekten sinir uçlarımıza dokunan diğer önemli bir konu da ödediğimiz vergilerin akıbetidir! Ödediğimiz vergilerin yüksek oranda borç faizlerine aktığı apaçık ortadadır. 2026 yılının ilk beş ayında faize giden para 1,4 trilyon TL’yi aşmıştır. Bir taraftan toplumun gözüne baka baka, “Faizin olduğu yerde bereket olmaz.” diyeceksiniz; diğer taraftan halkımızın üretim, istihdam, eğitim ve sağlık gibi hizmetleri için ayrılabilecek trilyonları beş ayda borç faizine heba edeceksiniz! Bu, dar gelirlinin sindireceği bir konu değildir. Diğer taraftan, savaş hâlindeki Rusya’da enflasyon %5,6, Ukrayna’da ise %8,2 civarında seyretmektedir. Ülkemiz artık G20 ülkeleri arasında en yüksek enflasyona sahip ilk iki ülke arasında yer almaktadır. Bizi kıskandığı iddia edilen Avrupa ülkelerinin bile daha ucuz hâle geldiği, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız tarafından gözlemlenmektedir. Ülkenin kaynakları boşa akarken, parası olanın hiç üretim yapmadan zenginliğine zenginlik kattığı bir dönemi birlikte yaşamaya devam ediyoruz. Ülkemizin ekonomik anlamda yaşadığı bu gelişmeler sonucunda, birikim yapma şansına sahip olamayan ve sadece emeğinin karşılığıyla geçinmek zorunda olan emekçinin sırtındaki yük her geçen gün artmaya devam etmektedir. Buna bir de gerçeği yansıtmayan enflasyon verileri eklenince, bu yük taşınamaz hâle gelmiştir.
TAVUKÇULUK SEKTÖRÜNDEKİ KAYYUM ATAMALARI YANLIŞTIR
Bu olumsuz ülke fotoğrafından sendikamızın şu an içinde bulunduğu bölgesel fotoğrafa geçecek olursak; şubemizin faaliyet alanının, Türkiye’nin en stratejik üretim merkezlerinden biri olduğu apaçık ortadadır. Başta tavuk sektörü olmak üzere süt sanayi, meşrubat sektörü, su işletmeleri, gıda üretimi, içecek sanayi ve birçok farklı işletmede binlerce üyemiz üretmeye devam etmektedir. Bu sektörler yalnızca ekonomik faaliyet alanları değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin gıda güvenliğini, ihracatını ve istihdamını ayakta tutan temel üretim alanlarıdır. Ancak kötü yönetilen ekonominin faturasını da sadece emekçiye kesmek doğru bir bakış açısı değildir! Özellikle siyasal iktidarın yakın zamanda tavukçuluk sektörünün lokomotif işletmelerine yaptığı kayyum atamalarının yanlış olduğunu, sendika olarak her platformda, şahsım olarak da her konuşmamda dile getirdim. Bu saçma sürecin, yabancı sermayenin ülkemize olan güvenini ciddi anlamda kırdığını ve istihdama ciddi zarar verdiğini ifade ettim.
Tavukçuluk sektörü hem ülkemiz hem de sendikamız açısından hayati önem taşıyan bir sektördür. Bu sektörün güçlenmesi ve daha fazla istihdam yaratabilmesi için sendikamız, her zaman elinden gelen desteği, gücü yettiği oranda verecektir. Ancak bizim de tasvip etmediğimiz bu haksız kayyum sürecinde, Bakanlık temsilcileri ile işveren temsilcilerinin kendi aralarında yaptıkları sohbetlerde, tüm olumsuz sürecin faturasını sendikamızın yaptığı toplu iş sözleşmesinin yarattığı varsayılan yüksek işçi maliyetlerine kesmek, bize göre haksız bir bakış açısıdır. Eğer bu dedikodular doğruysa, yaklaşan toplu iş sözleşmesi dönemi öncesinde sendikamız ve üyelerimiz üzerinde kurulabilecek baskıyı şimdiden görür gibiyiz! Batmış ülke ekonomisi, eğer tavukçuluk sektörünün cefakâr emekçisinden sağlanacak tasarruflara kaldıysa, vay bu ülkenin hâline! Diğer taraftan süt sektörü de gerçekten çok zor günlerden geçmektedir. Özellikle çiğ süt maliyetleri artarken üreticinin kazancı düşmektedir. Bunun yanında su sektöründe enerji ve lojistik giderleri işletmeleri zorlamaktadır. İçecek sektöründe ise yüksek vergi yükü ve daralan iç tüketim üretimi olumsuz etkilemektedir. Bütün bunların sonucunda işverenler, maliyetlerini düşürmenin en kolay yolu olarak yine emeği hedef almaktadır. Oysa ki sermaye; fiyatlara yansıtma, varlıklarını koruma ve maliyetleri emeğe aktarma gücüne sahiptir. İşçi ise yalnızca emeğiyle geçinmektedir.
GREV SEÇENEĞİNİ KULLANMAKTAN ASLA TEREDDÜT ETMEYİZ
İşte bizim mücadelemiz tam da bu noktada anlam kazanmaktadır! Çünkü biz biliyoruz ki; Hiçbir fabrika, sadece makinelerle, emekçi olmadan tek başına üretim yapamaz. Hiçbir marka alın teri olmadan büyüyemez. Hiçbir ihracat işçisiz gerçekleşemez. Bir işletmenin gerçek değeri binası, makinesi ya da markası değil; onu ayakta tutan emekçileridir. Tüm bu konular bağlamında, aslında sorunlarını genellikle masada müzakere yoluyla çözmeyi prensip edinen sendikamız; iş barışı bozulduğunda, sendikal hak ve hürriyetler çıkmaza girdiğinde ve tüm müzakere yolları tıkanma noktasına geldiğinde, yasal hakkı olan grev seçeneğini kullanmaktan da asla tereddüt etmeyecektir. Grevi asla amaç olarak görmeyiz; ancak araç olarak kullanmaktan da asla çekinmeyiz. İzmir 7 No’lu Şubemize bağlı tütün işletmelerinde yakın zamanda binlerce üyemizin katılımıyla gerçekleşen ve başarılı bir sonuç elde edilerek sona eren Özel Tütünler Grevi, Kristal Yağları Grevi ve yine yakın zamanda başarıyla sonuçlanan Safe Spice Grevi, bu irademizin açık örnekleridir. Şu iyi bilinmelidir ki; insan emeğini sömürmeyi alışkanlık hâline getirmiş, işçi maliyetlerini şirketin geleceği için en büyük sorun olarak gören işverenlerin karşılaşacağı uygulama grev uygulamasıdır. Ve sendikamız bu hususta hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacaktır.
BİZ HAKKANİYET, EMEĞİN ONURU İÇİN VARIZ
Bizim anlayışımız nettir. Ne kavga için varız, ne teslim olmak için. Biz adalet için varız. Biz hakkaniyet için varız. Biz insanca çalışma koşulları için varız. Biz emeğin onuru için varız. Buradan işverenlere de seslenmek istiyorum! Çalışanını mutlu eden işletme kazanır. Ücreti zamanında ödeyen işletme kazanır. Sendikayla kavga eden değil, sendikayla birlikte çözüm üreten işletme büyür. Çünkü huzurun olduğu işyerinde verim vardır, adaletin olduğu işyerinde kalite vardır ve mutlu işçinin olduğu fabrikada gelecek vardır. Emek sömürüsünü kâr sayan bazı işverenleri buradan uyarırken, bir uyarıyı da ülkeyi yönetenlere yapmak istiyoruz. Ekonomik kriz karşısında gerçekten emekçiyi düşünüyorsanız, emekçinin yükünü hafifletmek istiyorsanız, lütfen vergide adaleti sağlayın! Ücretliden alınan vergiler azaltılmalı, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir sistem kurulmalıdır! Üretim politikası ithalata dayalı değil; planlı, sanayi odaklı ve katma değeri yüksek olmalıdır. Tarım ve gıda sektörü stratejik alan ilan edilmelidir. Gıda güvenliği ise millî güvenlik meselesi olarak kabul edilmelidir.
REFAH SEVİYESİNİ YÜKSELTEBİLMEK İÇİN CANLA BAŞLA ÇALIŞIYORUZ
Tekgıda-İş Sendikası olarak bu politikalarımızın ve bakış açımızın bir sonucu olarak sizlerle birlikte, maddi anlamda kendini enflasyon karşısında güncelleyebilen, gıda sektöründe öncü toplu iş sözleşmelerine imza atıyoruz. Yıllar önce birçok işletmede asgari ücretin birkaç kuruş üstünü başarı sayan bir anlayıştan; asgari ücretin iki-üç katını, hatta bazı işletmelerimizde çok daha fazlasını hedefleyen bir anlayışı sizlerle birlikte hâkim kılıyoruz. Siyasal iktidar, kötü ekonomi yönetiminin faturasını ağır vergi yüküyle emekçiye keserken, biz bu dönemde artık toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde ücret zamlarının yanında vergi desteği de talep ediyoruz ve sizlerle birlikte bu konuda birçok işletmede olumlu sonuçlar almaya başladık. Üyelerimizin ekonomik anlamda, ülkemizin zor koşullarında ayakta kalabilmesi ve refah seviyesini yükseltebilmesi için tüm kadrolarımızla canla başla çalışıyoruz. Özellikle geçmişte işletme sözleşmeleri dışında bırakılan şube başkanlarımızın da sürece dâhil edilmesiyle üyelerimizin haklarını ekip ruhuyla korumaya çalışıyoruz.
KAOTİK DURUM İÇİNDE TUTUNACAĞIMIZ TEK DAL ÖRGÜTLENMEKTİR
Biz ne kadar başarılı toplu iş sözleşmeleri yapsak da bugün Türkiye’de emekçilerin karşı karşıya olduğu temel sorunlar, başta sendikal örgütlenme olmak üzere birçok alanda sendikaların güçlü mücadele verebilmesini engellemektedir. Bu temel sorunları sıralayacak olursak; alım gücünün sistematik biçimde düşmesi, vergi sisteminin ücretliler aleyhine işlemesi, kayıt dışı ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması, sendikal örgütlenme önündeki fiilî ve hukuki engeller, genç işsizliği ve kadın emeğinin yeterince korunmaması. Sendikamız, tüm bu sorunların çözümünde üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirmek için canla başla çalışmaktadır. Ancak şu gerçeği asla göz ardı etmemeliyiz: Tüm bu sorunlar ve kaotik durum içinde, başta örgütsüz çalışan emekçiler olmak üzere tüm emekçilerin tutacağı tek dal, sendikalı olmak ve örgütlenmektir.
Emekçinin birlik olmaktan başka çaresi yoktur! Birliği sağlamanın tek yolu ise önce örgütlenmektir. 2013 yılında göreve geldiğimizde yaklaşık 12.700 üyemiz vardı. Bugün bu sayı 44 bini geçmiştir. Yönetim Kurulu olarak geleceğe yapılacak en önemli yatırımın örgütlenmeyi desteklemek olduğu bilinciyle, örgütlenmeye tüm gücümüzle destek vermekteyiz. Teşkilatımıza yeni işletmeler kazandırırken, bir taraftan da mevcut hak mücadelelerimizi aynı kararlılıkla sürdürmekteyiz. Bu çerçevede, 650 gündür Bursa Mustafakemalpaşa Fabrikası önünde devam eden Eker Süt direnişi ile geçtiğimiz günlerde başlattığımız Gold Harvest eylemini bu iradenin bir sonucu olarak gösterebiliriz. Sahada bu mücadeleleri verirken, diğer tarafta örgütlenmenin önündeki en önemli engellerden biri olan yetki davalarına, işverenlerin sudan sebeplerle itiraz etmesine kapı açan ve zaman kazanmalarını sağlayan sermaye yanlısı uygulamalara karşı Türk-İş Konfederasyonumuzla ortak çalışmalarımız artarak devam etmektedir. Emekçinin toplu iradesinin önündeki en büyük prangayı kırmak için çalışıyoruz.
SERMAYE TEMSİLCİLERİNİ VEKİL YAPTIĞIMIZ SÜRECE EMEKÇİYE YASA ÇIKMAZ!
Ancak şunu da unutmayalım ki; Bu konuda ne kadar çaba göstersek de, yasa yapıcıları, sermaye temsilcilerini ve genellikle iş insanlarını; sağ, sol ya da muhafazakâr parti anlayışı gözetmeksizin kendi elimizle milletvekili yapıp Meclise gönderdiğimiz sürece, maalesef hayatın birçok alanında olduğu gibi çalışma hayatında da, özellikle örgütlenme konusunda emekçinin menfaatine yasalar çıkarmak ve lehimize sonuçlar almak çok da mümkün olmuyor. Mücadele ettiğimiz tüm zorluklara rağmen, sendika olarak üyelerimizin çalışma hayatına bakış açısını geliştirmek, çevrelerinde yaşanan sorunlara karşı farkındalıklarını artırmak ve teşkilatımızda uzun yıllardır ihtiyaç duyulan birlik, beraberlik ve aidiyet duygusunu güçlendirmek için eğitim faaliyetleri düzenliyoruz. Çünkü bizim önceliğimiz, üyelerimizin yalnızca haklarını bilen çalışanlar değil; sendikasına bağlı, yaşadığı ülkeyi ve dünyayı takip eden bilinçli bireyler olmalarıdır.
ÜYELERİMİZİN AİDATLARININ DOĞRU KULLANIMI TEMEL İLKEMİZDİR
Yönetim Kurulu olarak mali disiplin konusunda da yeni bir dönem başlattık. Üyelerimizin aidatlarının doğru kullanımı temel ilkemizdir. Kişiye ve makama özel uygulamaları ortadan kaldırdık. Özellikle Genel Başkanlık makamı tarafından serbestçe kullanılan, her ay bir brüt maaş tutarındaki harcama yetkisi uygulamasını kaldırdık. Yine Genel Başkanlık makamı tarafından kullanılan ve sendika tarafından ödenen kredi kartı uygulamasına da son verilmiştir. Genel Başkanlık makamına ait makam aracı yeterli görülmüş, genel başkan şoförünün hizmetindeki araç da uygulamadan kaldırılmıştır. Ayrıca sağlık sendikası olmadığımız hâlde bazı sağlık kuruluşlarına yapılan bağış uygulaması da kaldırılmıştır. Sendikamızdan ziyade şahısları ön plana çıkarmak ve pazarlamak karşılığında, yandaş yayın organlarına yapılan destek uygulamalarına da son verilmiştir. Siyasete mütevazı bir hayatla başlayıp milyonlarca dolarlık servete sahip olan siyasetçileri reddettiğimiz gibi, mütevazı bir işçi temsilciliğinden milyonlarca dolarlık servet sahibi olan sendika yöneticilerini de hiçbir zaman örnek almayacağız. Diğer taraftan, Türkiye’nin gayrimenkul alanında en zengin sendikası iken, özelleştirmeleri fırsat bilerek 2005-2012 yılları arasında satılan 101 gayrimenkulün yerini doldurmak kolay olmayacaksa da, imkânlarımızı doğru kullanarak sendikamızın sosyal anlamda üyelerimize hizmet verebilmesi için yeni projeler üretmeye devam ediyoruz. Bu çerçevede, Ankara’da ilk misafirhanemizin temelini en kısa zamanda atmak için süratle çalışmalara başladığımızın müjdesini buradan sizlere vermek istiyorum! Yine İstanbul’da, hatır gönül karşılığı yandaş siyasi oluşumlara tahsis edilen Kartal binamız da aynı şekilde üyelerimizin kullanımına sunulmak üzere misafirhane hâline getirilecektir.
SOSYAL DİYALOĞU GÜÇLENDİREN BÜYÜK BİR EMEK HAREKETİYİZ
Profesyonel işçi temsilcilerinin en önemli sorumluluklarından biri, var olanları korumak olduğu gibi, kendisinden sonraki nesillere daha iyi koşullar bırakmaktır. Yeni dönemde örgütlü yapıyı güçlendirmek, örgütlenmeyi artırmak ve konuşmamın başından beri sizlerle paylaştığım emeğin önündeki tüm engelleri aşabilmek için, sendikal hareketin birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede; başta her zaman desteğini yanımızda hissettiğimiz Türk-İş Konfederasyonumuz olmak üzere, tüm emek örgütleriyle dayanışmayı güçlendiriyoruz. Başta aynı işkolunda faaliyet gösteren sendikalar olmak üzere, ortak örgütlenme çalışmaları ve karşılıklı centilmenlik anlaşmalarıyla, sermayenin lehine olan gereksiz çatışmalara ve gereksiz rekabete son vermeye çalışıyoruz. İnancımız şudur ki; emek mücadelesi parçalı değil, ortak zeminde büyüyecektir. Çünkü biz, sosyal diyaloğu güçlendiren büyük bir emek hareketiyiz. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında büyümeye devam ediyorsak, bunun nedeni güven veren sendikal anlayışımızdır.
BİRLİĞİMİZ DAİM, DAYANIŞMAMIZ GÜÇLÜ OLSUN
Elazığ Şubemizin kuruluşu, konuşmamın başında dile getirdiğim üzere, 2013 yılından itibaren yürüttüğümüz başarılı örgütlenme çalışmaları sayesinde bugünlere gelen sendikamızın örgütlenme ve büyüme politikalarının bir sonucudur. Ve bölgede faaliyet gösteren örgütsüz işyerlerine umut olacaktır. Şu iyi bilinmelidir ki; buraya gelen hiçbir üyemiz kendisini yalnız hissetmeyecektir. Çünkü burada dayanışma vardır, burada kardeşlik vardır, burada Tekgıda-İş vardır. Sözlerime son verirken; Bu güzel şubenin hayata geçirilmesinde emeği geçen başta örgütlenme ekibimize, devraldığı günden bugüne kadar sürecin sağlıklı bir şekilde tamamlanıp şube müteşebbis heyetine devredilmesinde önemli katkıları olan Şube Başkanımız Sayın İbrahim Sani Gökmen’e, Yönetim Kurulumuza, işyeri temsilcilerimize, kadın komisyonlarımıza, genç emekçilerimize ve en önemlisi bizlere güvenen tüm üyelerimize yürekten teşekkür ediyorum. Birliğimiz daim olsun. Dayanışmamız güçlü olsun. Mücadelemiz kararlı olsun. İnanıyorum ki; örgütlü olduğumuz sürece hiçbir güç emeğin karşısında duramayacaktır. Yaşasın örgütlü mücadelemiz! Yaşasın Tekgıda-İş! Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.






















































































































