Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
Kızılay İçecek
MilkAcademy
AquaAna
LA LORRAİNE
ANADOLU ETAP
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
Kızılay İçecek
MilkAcademy
AquaAna
LA LORRAİNE
ANADOLU ETAP
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
26 Temmuz 2026
BURSA ŞUBEMİZİN 17. OLAĞAN KONGRESİ TAMAMLANDI

Bursa Şubemizin 17. Olağan Kongresi tamamlandı.

BURSA ŞUBEMİZİN 17. OLAĞAN KONGRESİ TAMAMLANDI

Bursa’da 26 Temmuz Pazar günü yapılan kongreye, Genel Başkanımız İbrahim Ören, Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz ve Genel Eğitim Sekreterimiz Seyfullah Keskinoğlu katıldı. Kongreye şube başkanlarımızdan da Ankara 1 Nolu Şube Başkanımız Ali Solmaz, Adana Şube Başkanımız İbrahim Sani Gökmen, Balıkesir Şube Başkanımız İbrahim Ökten, Bandırma Şube Başkanımız Şefik Kayhan, Bursa Karacabey Şube Başkanımız Ergün Çarıkçı, Bursa Mustafakemalpaşa Şube Başkanımız Ertan İkizler, Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanımız Cengiz Çiçek, Eskişehir 2 Nolu Şube Başkanımız Erdoğan Yörüksoy, Eskişehir 3 Nolu Şube Başkanımız Yılmaz Taşpınar, İstanbul Avrupa Yakası Şube Başkanımız Turgay Koç, İzmir 3 Nolu Şube Başkanımız Latif Gökçay, İzmir 7 Nolu Şube Başkanımız Ömer Atabey, Gebze Şube Başkanımız Ünal Arasan, Kocaeli Şube Başkanımız Hicri Çepil, Manisa Şube Başkanımız Yavuz Uçkıran, Rize Dosan Şube Başkanımız Mustafa Yüksel, Samsun Şube Başkanımız Ali Başkeser, Trakya Şube Başkanımız Aytaç Göçmen, Turgutlu Şube Başkanımız Anıl Paspas ile Kadın Komite Başkanımız Neslihan Taşoluk Nakaş katıldı.

KARDEŞ SENDİKALARDAN KATILIM

Kongreye, Türk-İş Konfederasyonu’nu temsilen Türk-İş Bursa 8. Bölge Başkanı Ruhi Biçer katılırken Türk-İş’e bağlı sendikalardan da katılım oldu. Kardeş sendikaları temsilen Teksif Bursa Şube Başkanı Nihat Şeker, Türk Metal Bursa 2 Nolu Şube Başkanı Serhat Erken, Türk Metal Bursa Osmangazi Şube Başkanı Erdinç Sazbiçer, Türk Metal Gemlik Şube Başkanı Erdoğan Aydın, Türkiye Haber-İş Bursa Şube Başkanı Akif Kılıç, Koop-İş Bursa Şube Başkanı Can Uslu, Kristal-İş Bursa Şube Başkanı Mehmet Dikmen, Tez Koop-İş Bursa Şube Başkanı Emrullah Halıcı katılım sağladı.

ATATÜRK VE ŞEHİTLER İÇİN SAYGI DURUŞU

Kongre, Şube Kadın Komite Başkanı Sevcan Yavuz’un açılış konuşmasıyla başladı. Sonrasında delegelerin verdiği önerge doğrultusunda, kongreyi yönetmek adına Divan Kurulu oluşturuldu. Divan Kurulu Başkanlığına Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Divan Kurulu Üyeliklerine; Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz ve Genel Eğitim Sekreterimiz Seyfullah Keskinoğlu seçildi. Divan Kurulu yerini aldıktan sonra başta Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı şehitleri olmak üzere, şehit olan asker ve emniyet mensupları ile iş kazalarında hayatını kaybeden işçilerin anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Ardından Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz, kongremize katılan misafirleri tanıttı.

GÜCÜMÜZ DIŞ ODAKLARDAN DEĞİL, ÜYEMİZDEN GELİR

Misafirlerin tanıtımı sonrasında Bursa Şube Başkanımız Zeki Ertürk bir konuşma yaptı. Zeki Ertürk, sendika tarihinin en kritik ve önemli dönemlerinden birini geride bıraktıklarını ifade etti. Geçmişte yaşanan baskı, tehdit ve engellemelere rağmen sendikal mücadeleden taviz vermediklerini belirten Ertürk, yeni dönemle birlikte sendikaya huzur ve ortak aklın hakim olduğunu söyledi. Genel Başkan İbrahim Ören öncülüğünde sendikada yeni bir dönemin başladığını vurgulayan Zeki Ertürk, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Genel Başkanımız göreve gelirken hafızalarımıza kazınan çok önemli bir söz söylemişti: ‘Tek adam olmaya değil, çok adam olmaya geldik. Atanmışlarla değil, seçilmişlerle yöneteceğiz.’ Aradan geçen kısa süre içerisinde bu anlayışın yalnızca sözde kalmadığını, icraata dönüştüğünü hep birlikte gördük.”

KİRLİ ODAKLARI BERTARAF ETTİK

Delege seçimleri sürecinde yaşanan dış müdahale girişimlerine sert tepki gösteren Ertürk, demokratik iradeye sonuna kadar sahip çıktıklarını ifade etti: “Şubemizin kongre sürecinde bazı kirli odaklar yine devreye girmeye çalıştı. Ancak bu kişilerin tamamını tek tek tespit ederek demokratik iradeyle bertaraf ettik. Seçilmiş iradenin dışında, dışarıdaki odaklardan medet umanlar şunu iyi bilsinler ki; başkasının ipiyle kuyuya inen, o ip koptuğunda kuyunun dibinde kalır. Bizim gücümüz dışarıdan değil; üyemizden, devletimizden ve teşkilatımızdan gelir.”

TOPLU İŞ SÖZLEŞMELERİ EMEKÇİYE NEFES ALDIRDI

Ekonomik şartların ağırlaştığına ve çalışanların vergi yükü altında ezildiğine dikkat çeken Şube Başkanı Ertürk, imzalanan toplu iş sözleşmelerinin önemine değindi: “Asgari ücretin insanca yaşamaya yetmediği, vergi yükünün çalışanların omuzuna bindiği ve emeklilerin dahi yeniden çalışmak zorunda kaldığı zorlu bir dönemden geçiyoruz. İşte tam da böyle bir dönemde Tekgıda-İş Sendikası’nın farkı ortaya çıkmaktadır. Genel Merkezimizin imzaladığı toplu iş sözleşmeleri sayesinde üyelerimiz yalnızca ücret artışı değil, sosyal haklar bakımından da büyük kazanımlar elde etmiştir. Özellikle sözleşmelere eklenen vergi desteği maddesi, çalışanlarımızın gelirini koruyan hayati bir adım olmuştur.”

AYRIŞTIRAN DEĞİL, BİRLEŞTİREN SENDİKACILIK

Konuşmasının sonunda örgütlü mücadele ve dayanışma mesajı veren Zeki Ertürk, şu sözlerle konuşmasını tamamladı: “Bizim anlayışımız ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştiren değil kucaklayan bir anlayıştır. Farklı düşüncelerimiz olabilir ancak bizi bir arada tutan en büyük ortak değer emektir. Hiçbir üyemizi önyargıyla değerlendirmeden herkesi aynı samimiyetle kucaklamaya devam edeceğiz. Çünkü bizi güçlü kılan ortak haklarımız, ortak mücadelemiz ve ortak geleceğimizdir.”

Zeki Ertürk’ten sonra konuşan Türk-İş Bursa 8. Bölge Başkanı Ruhi Biçer, uzun yıllardır bölgede yürütülen sendikal mücadeleye, teşkilat içi dayanışmaya ve önümüzdeki dönem işçi sınıfını bekleyen kritik süreçlere değindi. Bölgedeki şube başkanları ve yöneticilerle uzun yıllara dayanan bir çalışma arkadaşlığı olduğunu belirten Ruhi Biçer, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “2010 yılından bu yana şube başkanlarımızla birlikte çalışıyoruz. Engin Öz Başkan, birlikte çalışmaya başladığım ilk şube başkanıydı dlyebilirim. O dönemlerden bu yana Engin Başkanımızla önemli süreçleri geride bıraktık. Zaman zaman kardeşler arasında hem güzellikler hem de kırgınlıklar oldu. Ancak Engin Başkanımız, o dönem yaşça genç olmasına rağmen bilgisi, tecrübesi ve birleştirici kimliğiyle bölgede abilik üstlendi. Abilik sadece yaşça büyük olmakla değil; tecrübeyi ve birikimi aktarmak, birlik beraberliği sağlayarak ortak hedefe yürümektir. Bu süreçte alanlarda bize verdikleri tüm desteklerden dolayı kendisine, yönetim kuruluna, değerli delegelerimize teşekkür ediyorum.”

ALANDA OLMAYANIN HARMANDA GÖZÜ OLMAZ

Tekgıda-İş üyelerinin sandığı ve delege yapısını çok iyi değerlendiren tecrübeli bir topluluk olduğunu ifade eden Biçer, “Yeni bir yönetim oluştu. Sadece Bursa bölgesinde değil; Türk-İş Başkanlar Kurulu’nda tüm emekçiler adına Genel Başkanımız Sayın İbrahim Ören ve Yönetim Kurulu’nun sağladığı destek, bu birlik ve beraberliği daha da güçlendirmiştir. Mücadelelerinden ötürü hepsine teşekkür ediyorum” dedi. Önümüzdeki süreçte asgari ücret düzenlemeleri ve ekonomik şartlar nedeniyle hak arama mücadelesinin meydanlarda süreceğini belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bursa’daki şube genel kurullarımızın neredeyse tamamını tamamladık. Önümüzdeki yıl Türk-İş Genel Kurulu var ve yeni bir yıla giriyoruz. Yeni yıl geldiğinde asgari ücret artışları ve ücret farklarıyla ilgili beklentilerimiz doğrultusunda yine alanlarda olacağız. Sahaya çıktığımızda katılım sayılarından duruşumuza kadar her şey yakından takip ediliyor. Unutmayalım ki alanda olmayanın harmanda gözü olmaz. Bizim alanımız da harmanımız da meydanlardır. Her bir arkadaşımızın bu mücadeleye kendi imkanı doğrultusunda katkı sunması son derece önemlidir.”

MÜZAKERE DESTEKLERİ GÜÇ VERİYOR

Ruhi Biçer’den sonra kürsüye İzmir 3 Nolu Şube Başkanımız Latif Gökçay çıktı. Konuşmasında geçmiş dönemdeki uygulamalara değinen Latif Gökçay, daha önce şube başkanlarının işletme düzeyindeki toplu iş sözleşmesi müzakerelerine doğrudan katılamadığını hatırlattı. Bu durumun sahada çeşitli sıkıntılara yol açtığını belirten Gökçay, şu ifadeleri kullandı: “27 Eylül 2025 tarihindeki olağanüstü genel kurulun ardından, Sayın Genel Başkanımız ve Yönetim Kurulumuzun aldığı kararla şube başkanları olarak bizler de işletme toplu iş sözleşmesi müzakerelerine katılmaya başladık. Eskiden sözleşme süreçlerine katılamadığımız için süreç sonunda işletmelerdeki üye arkadaşlarımızdan tepki alabiliyorduk. Bursa Şube Başkanımız Zeki Kardeşimle de bu konuda sık sık dertleşirdik.”

Coca-Cola ve diğer işletmelerdeki toplu sözleşme süreçlerinden örnekler veren Gökçay, Genel Başkan İbrahim Ören’in müzakere heyetine verdiği aktif desteğin önemine dikkat çekti. Genel Başkanın saat kaç olursa olsun müzakerelerin sonuna kadar odasında süreci takip ettiğini ve heyete büyük bir güç verdiğini vurguladı: “Müzakereler saat kaç olursa olsun —ister gece 23.30 ister sabahın ilk saatleri olsun— Genel Başkanımızın odasında bizzat takip ediliyor. Bu durum müzakere heyetimize muazzam bir moral ve güç katıyor. Nitekim geçenlerde Zeki Başkan ile görüştüm, bana iş yerine gittiğinde, önceden tepki gösteren arkadaşların bu kez ilk defa teşekkür ettiğini söyledi. Ben bu teşekkürü; başta Genel Başkanımız olmak üzere tüm Yönetim Kurulu üyelerimiz adına alıyorum. Ben de hepinize teşekkür ediyorum.”

KADINLAR YÖN VEREN BİREYLER OLARAK MÜCADELEDE YER ALMAK İSTİYOR

Kongrede, Bursa Şube Kadın Komite Başkanımız Sevcan Yavuz da bir konuşma yaptı. Kadınların hayatın her alanında üstlendiği sorumluluğa değinen Sevcan Yavuz, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Bugün burada sadece bir kongre için değil; emeğin, dayanışmanın ve birlikte mücadele etmenin gücünü büyütmek için bir aradayız. Kadınlar hayatın her alanında olduğu gibi çalışma yaşamında da büyük emek veriyor. Fabrikada, sahada, üretimde ve evde yaşamın her köşesindeki sorumluluğu göğüslüyoruz. Ancak biliyoruz ki kadın emeği hâlâ hak ettiği değeri tam anlamıyla göremiyor. İşte bu yüzden biz kadınlar; sadece çalışan değil; üreten, yön veren ve söz sahibi olan bireyler olarak sendikal mücadelede daha güçlü şekilde yer almak istiyoruz.”

AYRIŞTIRAN DEĞİL, GÜÇLENDİREN BİR ANLAYIŞLA YÜRÜYORUZ

Kadınların sesinin yükselmesinin çalışma hayatını daha adil hale getireceğini belirten Yavuz, birleştirici mücadele anlayışının önemini altını çizdi: “Kadınların sesi yükseldikçe çalışma hayatı daha adil, daha eşit ve daha güçlü olacaktır. Çünkü kadının olduğu yerde emek, fedakârlık ve mücadele vardır. Bizler ayrıştıran değil birleştiren, kıran değil güçlendiren bir anlayışla yol yürümek istiyoruz. Sendikamızın kadınlara verdiği değeri önemsiyor ve bunu daha da ileri taşımak için hep birlikte mücadele edeceğimize inanıyorum.”

Kadın üyelerin bilinçlenmesi ve yönetim süreçlerine aktif katılımı için yürütülen çalışmaları kıymetli bulduklarını ifade eden Sevcan Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı: “Kadınların yalnızca destek veren değil; karar alan, yöneten ve geleceği şekillendiren noktalarda olması gerektiğini savunuyoruz. Bu süreçte kadın üyelerimizin güçlenmesi için desteklerini esirgemeyen Genel Merkez Yönetimimize, Şube Yönetimimize ve Kadın Komitesi temsilcilerimize teşekkür ediyorum.”

Konuşmaların ardından Genel Başkanımız İbrahim Ören bir konuşma yaptı. Genel Başkanımız İbrahim Ören konuşmasında; küresel ekonomide yaşanan gelişmelerden bölgesel çatışmaların Türkiye ekonomisine etkilerine, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığından emekçilerin yaşadığı geçim sorunlarına, sendikal mücadeleden örgütlenmenin önemine kadar pek çok konuda dikkat çekici değerlendirmelerde bulunarak sendikanın yeni dönem vizyonunu ortaya koyan kapsamlı bir açıklama yaptı:

NAS POLİTİKALARI, DAR GELİRLİNİN OMUZUNDAKİ YÜKÜ DAHA DA ARTIRDI

Bugün burada yalnızca sendikamızın olağan şube kongresini gerçekleştirmek için toplanmadık. Aynı zamanda emeğin geleceğini, ülkemizin ekonomik yönünü, çocuklarımızın yarınlarını ve sendikamızın bu kapsamda hem ülkemizin geleceğine hem de çalışma hayatına ilişkin bakış açısını, bugüne kadar izlediği ve bundan sonra izleyeceği politikaları değerlendirmek için bir araya geldik. Hepimizin gözlemlediği gibi dünya ekonomisi tarihî bir kırılma döneminden geçmektedir. Pandemi sonrası toparlanma süreci maalesef hâlâ tamamlanamamıştır. 2020 yılında hiç beklenmedik bir şekilde karşımıza çıkan küresel COVID-19 salgını, maalesef tüm dünyayı bilinmezliklerle dolu yeni bir denklemin içine sürükledi. Evlerine kapanmak zorunda kalan toplumlar nedeniyle bu belirsizlik ve kaos döneminde birçok sektörde üretim kapasitesi düşürüldü. Birkaç sektör dışında neredeyse tüm sektörlerde adeta el freni çekildi. Özellikle ekonomisi güçlü devletler, evlerine kapanan vatandaşlarını güçlü bütçeleriyle destekledi; bunun da yeterli olmadığı durumlarda para arzını artırarak ekonomilerini ayakta tutmaya çalıştılar. Uzun süren pandemi dönemi tüm ekonomileri yavaşlattı ve doğal olarak ülkelerin enflasyon oranları yükseldi.

Sanayisi güçlü, tüketimini yüksek üretim kapasitesiyle dengeleyebilen ülkeler bu süreci daha hızlı atlatırken; maalesef tüketimin üretimden, ithalatın ise ihracattan fazla olduğu ülkemizde enflasyon her geçen gün yükseldi, alım gücü giderek düştü. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, “faiz sebep, enflasyon sonuç” anlayışıyla, bilimsel temelden uzak ekonomik yaklaşımlarla uygulanan “NAS politikaları”, dar gelirli vatandaşlarımızın omuzlarındaki yükü daha da artırmış ve ülkemiz ekonomisine ciddi zarar vermiştir. Bu değerlendirme kişisel bir yorum değildir. Çünkü finansal okuryazarlıkla bağdaşmayan bu uygulamaların yanlış olduğu, daha sonra ülkeyi yönetenler tarafından da fiilen kabul edilmiştir. Geçmişte “hırsız” olarak nitelendirdikleri ekonomi bakanına hiçbir çekince göstermeden yeniden görev verildi ve uygulanan politikalar sonucunda Türkiye, dünyanın en yüksek faiz oranlarına sahip ilk beş ülkesi arasına girdi. Peki bu durumda ne oldu “NAS”?,Ama, “Durmak yok, yola devam.” dediler.“Önümüzdeki maçlara bakacağız.” dediler. Ancak önümüzdeki maçlara baka baka maalesef ekonomide sürekli küme düşen bir Türkiye tablosuyla karşı karşıya kaldık.

DEVLETİN KAYNAKLARI ZENGİNLERE AKTI

Kötü yönetilen ekonominin sonucu olarak sürekli artan döviz kurlarının kontrolden çıkma noktasına gelmesi ve buna bağlı olarak Türk lirasında yaşanabilecek ciddi değer kaybının, yani bir devalüasyonun, ülkemizde büyük bir ekonomik kaosa yol açmaması amacıyla; dönemin ekonomi yönetimi tarafından 2021 yılında Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemi yürürlüğe konuldu.

Bu sistemle, döviz kurundaki sert yükselişin durdurulması ve Türk lirasına geçişin teşvik edilmesi hedeflendi. Mevduat faizinin üzerinde gerçekleşen kur farkının Hazine veya Merkez Bankası tarafından karşılanacağı taahhüt edildi. Böylece dövize yönelişin azaltılması ve kur istikrarının sağlanması amaçlandı. KKM uygulaması döviz kurlarındaki yükselişi bir nebze dizginlemiş olsa da maalesef ülkemizde fakirden zengine büyük bir gelir transferine neden oldu. Gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da derinleştirdi ve yıllardır toplumun bel kemiği olarak görülen orta direğin büyük ölçüde ortadan kalkmasına zemin hazırladı. Maddi imkânları zaten kısıtlı olan emekçi kesim kıt kanaat geçinmeye çalışırken, devletin kaynakları maalesef zenginlere, büyük sermaye sahiplerine ve KKM’yi bir fırsat olarak değerlendiren yabancı yatırımcılara aktarıldı. Bu yükün sürdürülebilir olmadığını gören yeni ekonomi yönetimi ise 2021 yılında yürürlüğe konulan bu sistemi 2025 yılında tamamen tedavülden kaldırdı. Ancak KKM’nin ülke ekonomisinde açtığı yara ne yazık ki hâlâ kapatılamamıştır. Yine ifade etmek isterim ki bu da kişisel bir yorum değil, açıkça ortada duran sonuçların değerlendirilmesidir. Çünkü bir dönem büyük bir başarı olarak sunulan bu uygulama, yeni ekonomi yönetimi tarafından acilen yürürlükten kaldırılmıştır.

MUTLAK BUTLAN KAVRAMI İLE ÜLKE EKONOMİSİNE BİR DARBE DAHA

Peki ne oldu KKM? “Durmak yok, yola devam.” dediler. Ama görüyoruz ki ülke yönetmek, uzaktan konuşup slogan atmakla olmuyor. Maalesef, gerçeği kabul etmek kendi çıkarlarına uymayan bir kesim tarafından, bu eleştiriler dile getirildiğinde hiç durmadan aynı cümlelerle karşılık veriliyor. Oysa bugün ölümcül yaz sıcaklarında İzmit’te üretilen Bosch marka bir klimanın Türkiye’de yaklaşık 70 bin TL’ye satılırken, Yunanistan’da yaklaşık 43 bin TL’ye satılması bile ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik tabloyu ve vatandaşlarımızın alım gücünün ne kadar düştüğünü göstermeye yeten çarpıcı örneklerden sadece biridir.

Tüm bu olumsuz tabloyu daha da içinden çıkılmaz hâle getiren ve gerçekten sinir uçlarımıza dokunan bir diğer önemli konu ise ödediğimiz vergilerin akıbetidir. Ödediğimiz vergilerin önemli bir bölümünün borç faizlerine gittiği de apaçık ortadadır. Nitekim 2026 yılının ilk beş ayında faize ödenen tutar 1,4 trilyon TL’yi aşmıştır. Bir taraftan toplumun gözünün içine baka baka “Faizin olduğu yerde bereket olmaz.” diyeceksiniz; diğer taraftan ise halkımızın üretim, istihdam, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçları için kullanılabilecek trilyonlarca lirayı, daha yılın ilk beş ayında borç faizine harcayacaksınız. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yoktur.

Ve tüm bunlar yetmezmiş gibi; sırf siyasi iktidarınızı devam ettirebilmek adına, milletimizin büyük çoğunluğunun daha önce hiç duymadığı “mutlak butlan” kavramını gündeme taşıyacak; yalnızca bir muhalefet partisinde yaşanan sürece müdahale edebilmek amacıyla geçmişte yapılmış bir kongreyi hükümsüz saymaya çalışacak ve zaten kırılgan olan ülke ekonomisine bir darbe daha vuracaksınız.

Bu, vicdanların kabul edebileceği bir yaklaşım değildir. Biz burada iktidarın ya da muhalefetin siyasi tercihlerini tartışmıyoruz. Bizi ilgilendiren, alınan kararların ülkemize ve milletimize verdiği zarardır. Zaten yüksek enflasyon nedeniyle ciddi gelir kaybı yaşayan emekçiler için ekonomik şartlar her geçen gün ağırlaşırken, “mutlak butlan” tartışmalarının ardından döviz kurundaki aşırı yükselişi baskılamak amacıyla harcandığı ifade edilen 10 milyar TL, ülke insanı için birçok faydalı alanda değerlendirilebilecek önemli bir kaynaktı. Zam bekleyen emekçinin sesine kulak verilmezken, siyasi hesaplar uğruna ülkenin kaynaklarının heba edilmesini kesinlikle doğru bulmuyoruz. Diğer taraftan, savaş hâlindeki Rusya’da enflasyonun yaklaşık %5,6, Ukrayna’da ise yaklaşık %8,2 seviyelerinde seyrettiği görülmektedir. Buna rağmen ekonomi yönetiminin, “Eğer savaşlar olmasaydı enflasyon %32 değil, %20’lerde olurdu.” şeklindeki açıklamaları, kamuoyunu ikna etmekten uzaktır. Ülkenin kaynakları boşa harcanırken, parası olanın hiçbir üretim yapmadan servetine servet kattığı bir dönemi hep birlikte yaşamaya devam ediyoruz. Ülkemizin ekonomik anlamda yaşadığı bu gelişmeler sonucunda ise birikim yapma imkânı bulamayan, yalnızca emeğinin karşılığıyla geçinmek zorunda kalan emekçilerin omuzlarındaki yük her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır.

ÜRETİM MALİYETLERİ ARTACAK, ENFLASYON KÖRÜKLENECEK!

Tüm bu sorunların yanında, ülkemizin sınırları dışında derinleşen jeopolitik çatışmalar, enerji ve gıda krizleri, tedarik zinciri sorunları ve yüksek enflasyon da küresel sistemi sarsmaya devam ediyor. Büyük ekonomilerde büyüme hız keserken, borçluluk artıyor, gelir dağılımı bozuluyor. Dijitalleşme ve yapay zekâ üretim süreçlerini dönüştürürken; sermaye küresel ölçekte daha hareketli, emek ise her geçen gün daha güvencesiz hâle geliyor. Küresel ölçekte uygulanan sıkı para politikaları, gelişmekte olan ülkeleri daha kırılgan bir noktaya sürüklüyor. Sıcak para hareketleri, kur dalgalanmaları ve dış borç baskısı da bu ülkelerde emeğin aleyhine sonuçlar doğuruyor. Bugün ayrıca Amerika, İsrail ve İran arasında yaşanan gerilimler ile özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmeler, dünya ekonomisi açısından son derece kritik riskler oluşturmaktadır.

Çin’in son yıllarda gerçekleştirdiği ekonomik büyüme ve küresel ekonomide artan etkisi, uluslararası güç dengelerini de değiştirmektedir. Buna karşılık, ekonomik anlamda hareket alanının daraldığı, trilyonlarca dolarlık borç yüküyle karşı karşıya bulunan Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni bir küresel düzen oluşturma arayışı içinde olduğu yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.

İsrail’in ise “vaat edilmiş topraklar” anlayışı doğrultusunda bu süreci bölgesel bir genişleme fırsatına çevirmeye çalıştığı yönündeki değerlendirmeler kamuoyunda sıkça dile getirilmektedir. Geçmişte Irak’ta olduğu gibi, İran’ın da nükleer silah iddiası üzerinden hedef alınarak bölünmek ve üniter devlet yapısının zayıflatılmak istendiğine yönelik görüşler bulunmaktadır. Dünya barışını tehdit eden bu çatışmacı politikalar maalesef küresel istikrarsızlığı daha da derinleştirmektedir. Enerji arzının önemli bir bölümünün geçtiği bu bölgede yaşanan çatışmalar; petrol ve doğal gaz fiyatlarında sert artışlara, küresel ticarette aksamalara ve tedarik zincirlerinde yeni kırılmalara yol açmaktadır. Bu durum doğal olarak enerji ithalatına bağımlı olan ülkemiz ekonomisini de doğrudan etkileyecek; üretim maliyetlerini artıracak, enflasyonu daha da körükleyecek ve bunun en ağır bedelini yine emekçiler ödeyecektir. Tüm bu olumsuz tablo karşısında sermaye kendisini koruyacak araçlara sahipken, maalesef faturayı yine yalnızca emeğinin karşılığıyla yaşamını sürdürmeye çalışan işçiler ödemektedir.

ÜCRET ARTIŞLARI DAHA ÇALIŞANLARIN CEBİNE GİRMEDEN ERİMEKTE

Zaten zor durumda olan Türkiye ekonomisi; son yıllarda yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki bozulma ve alım gücündeki erime nedeniyle ciddi bir darboğazın içerisindedir. Resmî rakamlar ne söylerse söylesin; pazardaki fiyatı, evinin kirasını ve faturalarını ödeyen işçi, gerçek enflasyonu her gün yaşayarak hissetmektedir. Ücret artışları daha çalışanların cebine girmeden erimekte, sabit gelirli kesimler ise her geçen gün biraz daha geriye düşmektedir.

Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik yangın, TÜİK tarafından açıklanan rakamların aksine her geçen gün büyümekte ve bu tablonun en ağır bedelini yine emekçiler ödemektedir. Kötü yönetilen ekonominin faturası, ağır vergi uygulamalarıyla emekçinin sırtına yüklenmiş; buna bir de gerçeği yansıtmayan enflasyon verileri eklenince bu yük taşınamaz hâle gelmiştir. Yıllardır hâkim olan “devletin malı deniz” anlayışının sonucu bugün açıkça görülmektedir. Kaynakların plansız ve verimsiz kullanılması, artık o denizin de tükenmek üzere olduğunu hepimize göstermektedir. Ülkemiz, G20 ülkeleri arasında en yüksek enflasyona sahip ülkelerden biri hâline gelmiş; uzun yıllardır “bizi kıskanıyorlar” denilen Avrupa ülkelerinin bile birçok alanda bizden daha uygun yaşam koşullarına sahip olduğu vatandaşlarımız tarafından bizzat görülmektedir.

Diğer taraftan kur dalgalanmaları ve maliyet artışları üretim yapısını zorlamakta; buna karşılık verimlilik artışı ve katma değerli üretim istenilen düzeyde sağlanamamaktadır. Bu tablo sermaye açısından maliyet baskısı oluştururken, işçi sınıfı açısından ise güvencesiz çalışmayı, esnek istihdamı, taşeronlaşmayı ve sendikasızlaştırma baskısını artırmaktadır. Bugün Türkiye’de emekçilerin karşı karşıya olduğu temel sorunlar şunlardır: Alım gücünün sistematik biçimde düşmesi, vergi sisteminin ücretliler aleyhine işlemesi, kayıt dışı ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması, sendikal örgütlenmenin önündeki fiilî ve hukuki engeller, genç işsizliğinin artması ve kadın emeğinin yeterince korunamaması. Sermaye kesimi açısından bakıldığında ise finansmana erişim sorunu, belirsizlik, maliyet artışları ve uluslararası rekabet baskısı öne çıkmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki ekonomik krizin yükü toplumun tüm kesimlerine eşit dağılmamaktadır. Sermaye; maliyetlerini fiyatlara yansıtma, varlıklarını koruma ve krizlerin yükünü emeğe aktarma imkânına sahiptir. İşçi ise yalnızca emeğiyle geçinmektedir. İşte bizim mücadelemiz tam da bu noktada anlam kazanmaktadır.

GIDA SEKTÖRÜNE ÖNCÜLÜK EDEN TOPLU İŞ SÖZLEŞMELERİNE İMZA ATIYORUZ

Tekgıda-İş Sendikası olarak verdiğimiz mücadelenin sonucu olarak; sizlerle birlikte, enflasyon karşısında kendini güncelleyebilen ve gıda sektörüne öncülük eden toplu iş sözleşmelerine imza atıyoruz. Yıllar önce birçok işletmede asgari ücretin birkaç kuruş üzerindeki ücretler başarı olarak görülürken; bugün asgari ücretin iki, üç katını, hatta bazı işletmelerimizde bunun da çok üzerini hedefleyen bir anlayışı sizlerle birlikte hâkim kılıyoruz. Siyasi iktidar, kötü ekonomi yönetiminin faturasını ağır vergi yüküyle emekçiye keserken; biz artık toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde yalnızca ücret artışlarını değil, vergi desteğini de talep ediyoruz. Sizlerin desteğiyle bu konuda birçok işletmede olumlu sonuçlar almaya başladık. Üyelerimizin ülkemizin içinde bulunduğu zor ekonomik koşullarda ayakta kalabilmesi ve refah seviyesini yükseltebilmesi için tüm kadrolarımızla gece gündüz, canla başla çalışıyoruz. Özellikle geçmişte işletme sözleşmelerinin dışında bırakılan şube başkanlarımızı da sürece dâhil ederek, üyelerimizin haklarını ekip ruhuyla korumaya gayret ediyoruz.

“BEN” DUYGUSUYLA DEĞİL, BİZ” DUYGUSUYLA SONUCA ULAŞTIK

On ay önce gerçekleştirdiğimiz Olağanüstü Kongre’de sizlere verdiğimiz sözü yerine getirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. O gün hep birlikte haykırdığımız; “Tek adam olmaya değil, çok adam olmaya geldik!” sloganının içini doldurmak için mücadele ediyoruz. Çünkü biz bu anlayışa alın teri döktüğümüz fabrikalarda sahip olduk.  Biz, her zaman “ben” duygusuyla değil, “biz” duygusuyla sonuca ulaştık. Bu nedenle özel sektör çalışanının ruhunu anlayabilmek için önce özel sektör çalışanı olmak gerekir. Tütünün, yağın, şekerin, etin, sütün ve baharatın içinde emek vermeden hiç kimse bize özel sektörün zorluklarını anlatamaz.

Özel sektör, kendisini vazgeçilmez görenlerin değil; işini en iyi yapanların ekmek teknesidir. Kendisini vazgeçilmez görenler, koltukları sallanmaya başlayınca kürsülerden “Bu teşkilatı batağa götüreceksiniz.” diyenler, arkadaşlarımla birlikte 2013 yılından bu yana verdiğimiz mücadeleyi görmeyenler ve kabullenemeyenler; herhâlde bugün başarının kerametinin kişilerde değil, ekip anlayışında ve ekip ruhunda olduğunu daha iyi görmüşlerdir.

GREV SEÇENEĞİNİ KULLANMAKTAN ASLA TEREDDÜT ETMEYECEĞİZ

Genel olarak sorunlarını masa başında, müzakere yoluyla çözmeyi ilke edinen sendikamız; iş barışı bozulduğunda, sendikal hak ve özgürlükler çıkmaza girdiğinde ve tüm müzakere yolları tıkandığında, grev seçeneğini kullanmaktan asla tereddüt etmeyecektir. Biz grevi hiçbir zaman amaç olarak görmeyiz. Ancak gerektiğinde, emeğin ve alın terinin korunması için en meşru mücadele araçlarından biri olarak kullanmaktan da asla çekinmeyiz.  İzmir 7 No’lu Şubemize bağlı Safe Spice işyerinde üyelerimizin hak ve menfaatlerini korumak amacıyla başlattığımız ve önemli kazanımlarla sonuçlandırdığımız grev de bu anlayışımızın en somut örneklerinden biridir. Şu çok iyi bilinmelidir ki; insan emeğini sömürmeyi alışkanlık hâline getiren, işçi maliyetlerini şirketin geleceği açısından en büyük sorun olarak gören işverenlerin karşılaşacağı en meşru sendikal mücadele yöntemi grevdir. Tekgıda-İş Sendikası, üyelerimizin haklarını ve emeğini korumak adına gerektiğinde bu mücadeleyi vermekten ve bu konuda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacaktır.

EMEKÇİYİ DÜŞÜNÜYORSANIZ, VERGİDE ADALETİ SAĞLAYIN

Emek sömürüsünü kâr olarak gören bazı işverenleri buradan uyarırken, bir uyarıyı da ülkeyi yönetenlere yapmak istiyoruz. Eğer ekonomik kriz karşısında gerçekten emekçiyi düşünüyorsanız, emekçinin yükünü hafifletmek istiyorsanız; lütfen vergide adaleti sağlayın. Ücretliden alınan vergiler azaltılmalı, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir vergi sistemi kurulmalıdır. Üretim politikaları ithalata dayalı değil; planlı, sanayi odaklı ve katma değeri yüksek bir anlayışla şekillendirilmelidir. Tarım ve gıda sektörü stratejik alan ilan edilmelidir. Çünkü gıda güvenliği, aynı zamanda bir millî güvenlik meselesidir. Adil bir ekonomik düzenin temeli ise güçlü ve bağımsız bir hukuk sistemidir. Ne yazık ki ülkemiz hukuki anlamda zorlu bir dönemden geçmektedir. İddianamesiz yürütülen süreçler, tartışmalı tanık beyanları ve temel hak ile özgürlüklerin kolaylıkla kısıtlanabilmesi, toplumda ciddi bir güvensizlik ortamı oluşturmaktadır. Geldiğimiz noktada şunu çok iyi biliyoruz: Hukukun üstün olmadığı bir ülkede ne yatırım artar ne üretim güçlenir ne de istihdam kalıcı olarak büyür. Bugün yabancı sermayenin ülkemizden uzaklaştığını, hatta yerli sermayenin dahi başka ülkelere yöneldiğini üzülerek izliyoruz.

EMEKÇİNİN BİRLİK OLMAKTAN BAŞKA ÇARESİ YOKTUR

Bizlerin böylesine zorlu ve belirsizliklerle dolu bir dönemde tutunacağı en güçlü dal, sendikalı olmak ve örgütlü mücadeleyi büyütmektir. Çünkü emekçinin birlik olmaktan başka çaresi yoktur. 2013 yılında göreve geldiğimizde yaklaşık 12 bin 700 üyemiz vardı. Bugün ise bu sayı 44 bini aşmıştır. Yönetim Kurulu olarak biliyoruz ki geleceğe yapılacak en önemli yatırım, örgütlenmeye yapılan yatırımdır. Bu bilinçle örgütlenme çalışmalarına tüm gücümüzle destek veriyor; teşkilatımıza yeni işyerleri kazandırırken, mevcut hak mücadelelerimizi de aynı kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu kapsamda, 2 yıla yaklaşan süredir Bursa Mustafakemalpaşa’daki Eker Süt Fabrikası önünde devam eden direniş ile geçtiğimiz günlerde başlattığımız Gold Harvest eylemini, bu iradenin en somut örnekleri olarak gösterebiliriz. Sahada bu mücadeleleri verirken, diğer taraftan örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden biri olan yetki davalarına da karşı mücadelemizi sürdürüyoruz. İşverenlerin çoğu zaman sudan gerekçelerle yetkiye itiraz ederek süreci uzatmasına imkân tanıyan, zaman kazandıran ve sermayeyi koruyan uygulamalara karşı Türk-İş Konfederasyonumuzla birlikte çalışmalarımız kararlılıkla devam etmektedir. Emekçinin toplu iradesinin önündeki en büyük prangaları kırmak için mücadelemizi sürdürüyoruz.

ÜYELERİMIZİN FARKINDALIĞINI ARTIRACAK EĞİTİMLER YAPIYORUZ

Ancak şunu da asla unutmayalım: Biz ne kadar mücadele edersek edelim; yasa yapıcıların büyük bölümünü sermaye temsilcilerinden, iş insanlarından oluşturduğumuz, onları sağ, sol ya da muhafazakâr parti ayrımı yapmaksızın milletvekili olarak Meclis’e gönderdiğimiz sürece; maalesef çalışma hayatında, özellikle de örgütlenme konusunda emekçinin lehine düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve kalıcı kazanımlar elde edilmesi kolay olmayacaktır. Mücadele verdiğimiz tüm bu olumsuzluklara rağmen, üyelerimizin çalışma hayatına bakış açısını geliştirecek, çevrelerinde yaşanan sorunlara karşı farkındalıklarını artıracak ve en önemlisi teşkilatımızda uzun yıllardır eksikliği hissedilen kaynaşma ruhunu ve aidiyet duygusunu en üst seviyeye taşıyacak daha kapsamlı ve daha anlaşılır eğitim faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Önceliğimiz; üyelerimizin yalnızca haklarını bilen bireyler değil, aynı zamanda teşkilatına sevgiyle bağlı, yaşadığı toplumu ve dünyayı doğru okuyabilen bilinçli sendika üyeleri olmalarıdır.

MAKAMA ÖZEL UYGULAMALARA SON VERDİK

Yönetim Kurulu olarak mali disiplin konusunda da yeni bir dönem başlattık. Üyelerimizin aidatlarının doğru, şeffaf ve verimli kullanılması temel ilkemizdir. Bu anlayış doğrultusunda kişiye ve makama özel uygulamalara son verdik. Özellikle Genel Başkanlık makamı tarafından serbestçe kullanılabilen, her ay bir brüt maaş tutarındaki harcama yetkisi uygulamasını tamamen kaldırdık. Yine Genel Başkanlık makamı tarafından kullanılan ve giderleri sendikamız tarafından karşılanan kredi kartı uygulamasına da son verdik. Genel Başkanlık makamına tahsis edilen makam aracını yeterli gördüğümüz için, genel başkan şoförünün kullanımındaki ikinci hizmet aracını da kaldırdık. Ayrıca, sağlık sendikası olmadığımız hâlde bazı sağlık kuruluşlarına yapılan bağış uygulamalarına da son verdik. Sendikamızın kurumsal kimliğinden ziyade kişileri ön plana çıkarmaya yönelik ve bunun karşılığında bazı yayın organlarına verilen destek uygulamalarını da kaldırdık. Artık teşkilatın imkanlarını kullanarak saçilmiş yapıya yandan kılıç sallama dönemleri sona ermiştir.

Bu teşkilat on binlerce tekel emekçisinden sadece kendini kurtarabilmiş birkaç uzmanın at koşturacağı, seçilmişlere parmak sallayacağı, menfaat karşılığı kalemşör dostlarına iftira kampanyaları yürüttürebileceği bir teşkilat değildir. Biz; siyasete mütevazı bir hayatla başlayıp milyonlarca dolarlık servet sahibi olan siyasetçileri nasıl örnek almıyorsak, mütevazı bir işçi temsilciliğinden milyonlarca dolarlık servet sahibi olan sendika yöneticilerini de hiçbir zaman örnek almayacağız.  Lafa gelince Hz. Ömer, icraata gelince Turist Ömer olanların dönemini hep birlikte kapattık.

YENİ PROJELER ÜRETMEYE DEVAM EDİYORUZ

Diğer taraftan, bir dönem Türkiye’nin gayrimenkul bakımından en güçlü sendikası olan teşkilatımızın, özelleştirmeler sürecinde 2005-2012 yılları arasında satılan 101 gayrimenkulünün yerini kısa vadede doldurmak elbette kolay olmayacaktır. Ancak elimizdeki imkânları doğru değerlendirerek, sendikamızın sosyal alanda üyelerimize daha fazla hizmet sunabilmesi için yeni projeler üretmeye devam ediyoruz. Bu kapsamda, Ankara’da ilk misafirhanemizin temelini en kısa sürede atmak amacıyla çalışmalarımıza hız verdiğimizin müjdesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Yine İstanbul’da bulunan Kartal binamız da üyelerimizin kullanımına sunulmak üzere misafirhane olarak düzenlenecektir. Profesyonel işçi temsilcilerinin en önemli sorumluluklarından biri, mevcut değerleri korumak olduğu kadar, kendilerinden sonraki kuşaklara daha güçlü ve daha iyi imkânlar bırakabilmektir. Biz de bu anlayışla hareket ediyor, gelecek nesillere daha güçlü bir Tekgıda-İş bırakmak için çalışıyoruz.

EMEK MÜCADELESİ ORTAK ZEMİNDE BÜYÜYEREK KAZANACAKTIR

Yeni dönemde örgütlü yapıyı daha da güçlendirmek, örgütlenmeyi artırmak ve konuşmamın başından bu yana sizlerle paylaştığım emeğin önündeki tüm engelleri aşabilmek için sendikal hareketin birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğuna inanıyoruz.

Bu çerçevede; başta her zaman desteğini yanımızda hissettiğimiz Türk-İş Konfederasyonumuz olmak üzere, tüm emek örgütleriyle dayanışmamızı güçlendiriyoruz. Özellikle aynı işkolunda faaliyet gösteren sendikalarla ortak örgütlenme çalışmaları yürütüyor, karşılıklı centilmenlik anlayışıyla hareket ederek sermayenin işine yarayan gereksiz çatışmaları ve yıpratıcı rekabeti ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Çünkü inancımız şudur: Emek mücadelesi parçalanarak değil, ortak zeminde büyüyerek kazanacaktır.

Sözlerime son verirken; 2010 yılında şube başkanı olduğum günlerden bugüne, her zaman, hızlı bir şekilde desteğini aldığım, her zaman pırıl pırıl samimiyetini ruhumuzda hissettiren, sorumlu olduğu üyelerine karşı daima yüksek hassasiyetli hizmet vermek için çırpınan, kendisine yapılan tüm karalama kampanyalarına yıllarca sabırla göğüs germiş ve günü geldiğinde de benim yanım kardeşlerimin yanıdır diyebilen, değerli abimiz Zeki Ertürk’e ve cefakar şube ekibine yeni mücadele döneminde başarılar diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun, var olun.

Genel Başkanımız İbrahim Ören’in konuşmasının ardından delegeler daha sonra sandık başına gitti.

 

DİĞER HABERLER
ESKİŞEHİR 1 NOLU ŞUBEMİZİN 13.OLAĞAN KONGRESİ TAMAMLANDI
ESKİŞEHİR 1 NOLU ŞUBEMİZİN 13.OLAĞAN KONGRESİ TAMAMLANDI

Eskişehir 1 Nolu Şubemizin 13. Olağan Kongresi tamamlandı.

TRAKYA ŞUBEMİZDEN GENEL MERKEZİMİZE ZİYARET
TRAKYA ŞUBEMİZDEN GENEL MERKEZİMİZE ZİYARET

Geçtiğimiz aylarda kongresini tamamlayan Trakya Şubemizin Yönetim Kurulu, Genel Merkezimizi ziyaret etti.

VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI
VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI

Sünel Tütün işyerimizde çalışan değerli üyemiz Gül Keskin, elim bir iş kazası sonucu hayatını kaybetmiştir. Merhume’ye Allah’tan rahmet; başta ailesi olmak üzere yakınlarına, sevenlerine ve çalışma arkadaşlarına başsağlığı ve sabır dileriz.

TRAKYA BİRLİK SERVİS KAZASI: YARALI ÜYELERİMİZE GEÇMİŞ OLSUN
TRAKYA BİRLİK SERVİS KAZASI: YARALI ÜYELERİMİZE GEÇMİŞ OLSUN

Trakya Birlik Çorlu Şerefli Mevkii’nde bulunan fabrikaya personel taşıyan servis aracının geçirdiği trafik kazasını büyük üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.

Kazada hayatını kaybeden hiçbir üyemizin olmaması en büyük tesellimizdir. Yaralanan üyelerimize acil şifalar diliyor, en kısa sürede sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyoruz.

Süreci yakından takip ediyor, üyelerimizin ve ailelerinin yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.

Geçmiş olsun.