İZMİR 7 NOLU ŞUBEMİZİN 18. OLAĞAN KONGRESİ TAMAMLANDI
İzmir 7 Nolu Şubemizin 18. Olağan Kongresi tamamlandı.
İzmir’de 14 Haziran Pazar günü yapılan kongreye, Genel Başkanımız İbrahim Ören, Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Genel Mali Sekreterimiz Ali Bükülmez, Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz ve Genel Eğitim Sekreterimiz Seyfullah Keskinoğlu katıldı. Kongreye şube başkanlarımızdan da Ankara 1 Nolu Şube Başkanımız Ali Solmaz, Adana Şube Başkanımız İbrahim Sani Gökmen, Balıkesir Şube Başkanımız İbrahim Ökten, Bandırma Şube Başkanımız Şefik Kayhan, Bursa Şube Başkanımız Zeki Ertürk, Bursa Karacabey Şube Başkanımız Ergün Çarıkçı, Bursa Mustafakemalpaşa Şube Başkanımız Ertan İkizler, Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanımız Cengiz Çiçek, Eskişehir 2 Nolu Şube Başkanımız Erdoğan Yörüksoy, Eskişehir 3 Nolu Şube Başkanımız Yılmaz Taşpınar, İstanbul Anadolu Yakası Şube Başkanımız Mustafa Efe, İzmir 3 Nolu Şube Başkanımız Latif Gökçay, Gebze Şube Başkanımız Ünal Arasan, Manisa Şube Başkanımız Yavuz Uçkıran, Trakya Şube Başkanımız Aytaç Göçmen, Turgutlu Şube Başkanımız Anıl Paspas, Örgütlenme Uzmanlarımız Adem Çınkır ile Kadın Komite Başkanımız Neslihan Taşoluk katıldı.
SENDİKALARDAN KATILIM
Kongreye, Türk-İş Konfederasyonu’nu temsilen Türk-İş İzmir 3. Bölge Başkanı Hayrettin Çakmak katılırken Türk-İş’e bağlı sendikalardan da katılım oldu. Kardeş sendikaları temsilen Basın-İş İzmir Şube Başkanı İlhan Karabağ, Denizciler Sendikası İzmir Mali Sekreteri Zafer Kocaoğlu, Kristal-İş İzmir Şube Başkanı İbrahim Coşkun, Koop-İş İzmir Şube Başkanı Umut Başyayla, Tez Koop-İş İzmir Şube Başkanı Mert Özen, Toleyis İzmir Şube Başkanı Mustafa Çelik, Genel Maden-İş Ege Bölge Temsilcisi Gürsel Köse ile avukat İbrahim Bahçıvanlar ve Avukat Bengü Bilgiç, Tuğba Kuruyemiş işçileri katıldı.
ATATÜRK VE ŞEHİTLER İÇİN SAYGI DURUŞU
Kongre, Şube Kadın Komite Başkanımız Şehriban Aktaş’ın açılış konuşmasıyla başladı. Sonrasında delegelerin verdiği önerge doğrultusunda, kongreyi yönetmek adına Divan Kurulu oluşturuldu. Divan Kurulu Başkanlığına Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Divan Kurulu Üyeliklerine; Genel Mali Sekreterimiz Ali Bükülmez ve Genel Eğitim Sekreterimiz Seyfullah Keskinoğlu seçildi. Divan Kurulu yerini aldıktan sonra başta Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı şehitleri olmak üzere, şehit olan asker ve emniyet mensupları ile iş kazalarında hayatını kaybeden işçilerin anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Genel Sekreterimiz Kemal Köse, kongrede yaptığı konuşmada İzmir’in kendisi için çok özel bir yere sahip olduğunu söyledi. Sendikal mücadelesine 1991 yılında İzmir’deki tütün işyerlerinde başladığını belirten Genel Sekreterimiz Kemal Köse, 2006 yılında İzmir Şube Başkanı olarak seçildiğini ve ardından genel merkeze uzanan başarı yolculuğunu paylaştı. Bugüne gelmesinde İzmir teşkilatının ve omuz omuza yürüdüğü yol arkadaşlarının emeğinin büyük olduğunu vurgulayarak, tüm örgüte teşekkür etti. Ardından Genel Mali Sekreterimiz Ali Bükülmez, kongremize katılan misafirleri tanıttı.
ASGARİ ÜCRET, ORTALAMA ÜCRET HALİNE GELDİ
Misafirlerin tanıtımı sonrasında Türk-İş İzmir 3. Bölge Başkanı Hayrettin Çakmak, Tekgıda-İş İzmir 7 Nolu Şube Başkanımız Ömer Atabey, Tekgıda-İş İzmir 3 Nolu Şube Başkanımız Latif Gökçay, Turgutlu Şube Başkanımız Anıl Paspas, Genel Maden-İş Ege Bölge Temsilcisi Gürsel Köse, IFFCO Türkiye Baştemsilcisi Sadık Yılmaz, TTL Tütün Baştemsilcisi Songül Çelik, Sunel Tütün Temsilcisi Evşen Kül, OTP Tütün Temsilcisi Reyhan Çelik, Safe Spice Temsilcisi Abdülkerim Ökçin ve Şube Kadın Komite Başkanımız Şehriban Aktaş birer konuşma yaptı. İzmir 7 Nolu Şube Başkanımız Ömer Atabey yaptığı konuşmada, çalışma hayatındaki yapısal krizlere dikkat çekerek emeğin sömürülmesine karşı örgütlü mücadelenin önemini vurguladı. Türkiye’de asgari ücretin artık bir başlangıç değil, ortalama ücret haline geldiğini belirten Atabey; kayıt dışılık, taşeronlaşma ve yasal sınır olan 45 saati aşan uzun çalışma süreleriyle işçilerin kıdem tazminatı, yıllık izin ve mesai haklarından mahrum bırakıldığını ifade etti. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin maliyet odaklı bir formalite olarak görülmesinin her yıl yüzlerce işçinin hayatına mal olduğunu hatırlatan Atabey; kadın emeğinin ucuz iş gücü görülmesini, merdiven altı çocuk işçiliğini ve güvencesiz göçmen emeği üzerinden ücretlerin aşağı çekilmesini sert bir dille eleştirdi.
GREV ERTELEMELERİYLE İŞÇİNİN PAZARLIK GÜCÜ ELİNDEN ALINDI
İşçilerin anayasal sendika hakkının mobbing ve işten çıkarmalarla cezalandırıldığını belirten Atabey, işverenlerin asılsız yetki itiraz davalarıyla süreci yıllarca uzattığına dikkat çekti. Grevlerin “Milli Güvenlik ve Genel Sağlık” gerekçeleriyle ertelenerek işçinin pazarlık gücünün elinden alındığını ve sarı sendikacılığın işçi sınıfında güven kaybı yarattığını vurguladı.
Son 4 yılda pandemi, savaşlar, ekonomik kriz ve 6 Şubat depremleri gibi tarihi kırılma noktalarından geçildiğini hatırlatan Atabey, “Herkes evindeyken biz gıda işçileri, halkın gıdaya ulaşabilmesi için canımız pahasına fabrikalarda kesintisiz üretime devam ettik. Enflasyon karşısında ekmeğimiz küçültülmeye çalışılsa da Tekgıda-İş olarak 6 Şubat depremleri dahil her zorlukta halkımızla omuz omuza durduk” dedi. Dünyanın ve ülkenin adeta bir yangın yerinden geçtiğini, bu süreçte gıda işçisinin omuzundaki yükün iki katına çıktığını belirten Atabey, Genel Başkan İbrahim Ören ve Genel Yönetim Kurulu’nun sarsılmaz desteğiyle kararlı yürüyüşlerine devam edeceklerini söyledi.
TEMMUZ AYINDA ASGARİ ÜCRETE İYİLEŞTİRME YAPILMALI
Ömer Atabey’den sonra kürsüye Türk-İş İzmir 3. Bölge Başkanı Hayrettin Çakmak çıktı. Konuşmasında, asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığını ve temmuz ayında mutlaka iyileştirme yapılması gerektiğini belirten Çakmak, ekonomi yönetimine sert eleştiriler yöneltti. Maaşların vergi dilimleri nedeniyle yıl içinde hızla eridiğini vurgulayan Çakmak, vergi oranlarının sabitlenmesi gerektiğini belirtti. Çalışanların yılın iki ayını sadece vergi ödemek için çalıştığını ifade eden Hayrettin Çakmak, şu sert eleştirilerde bulundu: “Vergi yükünün altında eziliyoruz. Maliye Bakanımız vicdanını İngiltere’de bırakmış, Çalışma Bakanımız ise adeta çalışmayanların bakanı olmuş. Biz ‘Devletimize vergi vermeyelim’ demiyoruz; ama birinci ayda maaşımızdan ne kesiliyorsa, on ikinci ayda da aynısı kesilsin, vergi dilimi sabitlensin istiyoruz. 12 ay çalışıp 2 ayını devlete vergi olarak veriyoruz.”
Bu adaletsizliğe karşı sessiz kalmayacaklarını belirten Çakmak, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ın öncülüğünde Ankara’da kritik bir süreç başlattıklarını duyurdu.
İZMİR’DEN BÜYÜK BİR MEŞALE YANDI
Daha sonra kürsüye çıkan Tekgıda-İş İzmir 3 Nolu Şube Başkanımız Latif Gökçay, konuşmasına İzmir şubeleri arasındaki güçlü bağa ve verdikleri desteğe değinerek başladı. Latif Gökçay, şu ifadeleri kullandı: “Ömer başkana, ‘Her ne konu olursa olsun birlikteliğimiz daimdir, 7/24 bir abin olarak yanındayım, telefonum açık’ dedim. Her konuda şahsımı arayabileceğini söyledim. Allah’a şükürler olsun ki o günden bugüne birlikteliğimiz daim oldu. O birlikteliği de 27 Eylül 2025’te taçlandırdık. Teşkilatımızın Genel Başkanı İbrahim Ören liderliğinde, İzmir’den büyük bir meşale yandı.”
Geçmişte verdikleri grevlerde eski genel başkan tarafından görmezden gelindiklerini anlatan Latif Gökçay, “Biz bu salonda 58 gün Kristal Yağ fabrikasında grev yaptık, 45 gün tütün sektöründe grev yaptık; tütün işçisi kardeşlerim burada, şahittir. O günlerin babası dediğimiz Genel Başkan, bir defa bırakın yanımıza gelmeyi, telefon açıp da ‘Hayırlı olsun, kazanız mübarek olsun’ bile demedi. Babalar, evlatlarının yanında zor günde olur… Onun için duygulandım, sizlerden özür diliyorum. Ama biz gerçekten İzmir olarak adeta etle tırnak, ağabey-kardeş olduk” dedi.
TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ ÖNÜNÜ AÇTINIZ
Latif Gökçay’dan sonra söz alan Genel Maden-İş Ege Bölge Temsilcisi Gürsel Köse, 1988’den 2015 yılına kadar Tekgıda-İş Sendikası’nın üyesi olduğunu, şube başkanlığı ve bölge sekreterliği, genel başkan danışmanlığı dahil çeşitli kademelerde görev yaptığını ve 2015 yılında sendika ile yollarının ayrıldığını anlattı. “Önemli olan nerede olduğunuz değil; emek ve demokrasi mücadelesinde ne yaptığınızdır” diyen Gürsel Köse, “2001 yılında Tekgıda-İş İzmir 7 Nolu Şube Başkanlığı’na seçildim. 2003 yılında, bölgede 40 senedir görev yapan ve özel sektörü hiçe sayan o örümcekleşmiş kafaları, kimsenin inanmadığı bir dönemde o anlayışı yıktık ve evlerine gönderdik. Latif Başkan o dönemin en yakın şahididir. Yetmedi; tüm Türkiye genelinde sendikacıların yüksek ücretlerini düşürmek için öncülük ettik. Yine o dönemde, şubelerle genel merkez arasında adeta birer engel oluşturan 7 tane bölge başkanlığını, şubelerin önü açılsın diye kapatma kararı aldık. Ben o bölgenin genel sekreteriydim, bölgeleri kapatmak için mücadele ettik. Biz koltuklarda hiç oturmadık; fabrika önlerinde, direniş alanlarında Tekgıda-İş bayrağını en yukarıya taşımak için kavga verdik” dedi.
“2010 yılında Tekel kapandı. Tekel’den gelen isimler, arkalarında tek bir üye ve delege dahi kalmamışken 2025 yılına kadar bu sendikayı yönettiler” diyen Gürsel Köse, sözlerini şöyle tamamladı: “Kendilerine sadece itaat edilmesini istediler; “Peki başkanım, siz bilirsiniz” demeyen, karşı çıkan herkesin kafasını kopardılar, başta da beni evime gönderdiler. Ama bu kavga ekmek kavgasıdır ve yaşamın sonuna kadar devam eder. İşte o anlayışı nihayet evlerine gönderen bugünkü başkanlarıma, delege kardeşlerime ve mücadele arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Sizlerin yaptığı, şu an basit bir şey gibi görünebilir ama öyle değil. Sizler sadece Tekgıda-İş’in değil, Türkiye işçi sınıfının önünü açtınız ve herkese cesaret verdiniz.”
BİZLERİ KÜÇÜK GÖREN ANLAYIŞ GERİDE KALDI
Gürsel Köse’den sonra konuşan Tekgıda-İş Turgutlu Şube Başkanımız Anıl Paspas, Turgutlu Şubesi’nin kurulma aşamasında İzmir 7 No’lu Şubesi’nin ve Şube Başkanı Ömer Atabey’in çok büyük emekleri olduğunu hatırlattı. Paspas, “Örgütlenme sürecimizden beri gece gündüz demeden, zaman farkı gözetmeksizin bize her türlü desteği veren Ömer Başkanımıza Turgutlu teşkilatımız adına teşekkür ediyorum” dedi. Sendikanın yakın tarihte gerçekleştirdiği olağanüstü genel kurul ve liderlik değişimine değinen Paspas, eski genel başkanının yönetim tarzını şu sözlerle eleştirdi: “Bir olağanüstü kurultay sürecini başarıyla geride bıraktık. Bizleri küçük gören, şube başkanlarını önemsemeyen, nefesimizin yetip yetmeyeceğine kadar karar vermeye çalışan antidemokratik bir anlayıştan tamamen kurtulduk. Artık genç, dinamik, yönetilebilir ve şeffaf bir sendika anlayışına sahibiz. Genel Başkanımız Sayın İbrahim Ören’in liderliğinde, yarınlara çok daha güçlü ve kararlı adımlarla yürümeye devam edeceğiz.”
BİRLİK İRADESİ BİZİ DAHA DA GÜÇLENDİRECEK
Kürsüye çıkan IFFCO Türkiye Baştemsilcisi Sadık Yılmaz da, Tam bir kararlılıkla sürdürülen ve zaferle neticelenen 67 günlük direnişin işçi sınıfı için büyük bir örnek teşkil ettiğini belirtti. Sadık Yılmaz, şunları söyledi: “Geride bıraktığımız dönemde, 67 gün boyunca büyük bir kararlılıkla ve dayanışmayla sürdürdüğümüz İFFCO Türkiye grevi, emeğin örgütlü mücadelesinin gücünü bir kez daha göstermiştir. Bu onurlu direnişe emeği geçen tüm üyelerimizi kutluyorum. Mücadelemize verdikleri desteklerden dolayı Genel Merkez Yönetimimize, Şube Yönetimimize ve o soğukta, sıcakta dayanışmasını esirgemeyen tüm üyelerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.”
“Genel kurullar, geçmişin değerlendirilip geleceğe dair hedeflerin belirlendiği en önemli buluşma alanlarıdır” diyen Yılmaz, “İnanıyorum ki bu kongreden çıkacak birlik, beraberlik ve ortak irade, sendikamızı çok daha güçlendirecek ve emek mücadelesini daha da ileriye taşıyacaktır” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Sadık Yılmaz’dan sonra TTL Tütün Baştemsilcisi Songül Çelik, Sunel Tütün Temsilcisi Evşen Kül ve OTP Tütün Temsilcisi Reyhan Çelik söz aldı. Temsilciler konuşmalarında “Geride bıraktığımız dönemde, TTL Tütün’de 48 gün boyunca büyük bir kararlılıkla sürdürdüğümüz grev, örgütlü mücadelenin ve dayanışmanın en güzel örneklerinden biri olmuştur. Bu zorlu süreçte bizleri yalnız bırakmayan, maddi ve manevi destekleriyle her zaman yanımızda olan Genel Merkezimize, İzmir Şube yönetimimize ve tüm üyelerimize yürekten teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki kongremizden çıkacak bu birlik ve güçlü irade, sendikamızı daha da ileriye taşıyacaktır ve emek mücadelesine büyük katkılar sunmaya devam edecektir” dedi.
BİRLİK VARSA GÜÇ, SENDİKA VARSA UMUT VARDIR
Kongrede işçiler adına kürsüye çıkan Safe Spice Temsilcisi Abdülkerim Ökçin de, sendikal örgütlenmenin işçinin hayatını nasıl değiştirdiğini somut rakamlarla gözler önüne serdi. Safe Spice işçileri adına söz almaktan büyük bir gurur duyduğunu belirterek konuşmasına başlayan Abdülkerim Ökçin, çok kısa sürede büyük bir ekonomik sıçrama gerçekleştirdiklerini ifade etti. Ökçin, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Değerli arkadaşlar, sadece iki dönem öncesine kadar iş yerimizde çalışan arkadaşlarımız asgari ücret düzeyinde ücretlerle geçinmeye çalışıyordu. Ancak sendikamızın öncülüğünde yürütülen kararlı örgütlü mücadele, imzaladığımız toplu iş sözleşmelerimiz ve özellikle ikinci dönem TİS sürecinde verdiğimiz o şanlı grev mücadelesi sayesinde, bugün ücretlerimiz ortalama iki asgari ücret seviyesine kadar ulaşmıştır.”
Ökçin, mücadeleye omuz veren herkese teşekkür ederek konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bu kazanımın elde edilmesinde emeği geçen başta Genel Başkanımıza, Genel Merkez yöneticilerimize, Şube Başkanımıza, Şube yöneticilerimize ve bu mücadelemize omuz veren tüm emekçi arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Yaşadığımız bu süreç bizlere bir kez daha göstermiştir ki; birlik varsa güç vardır, sendika varsa umut vardır!”
GÜÇLÜ KADIN GÜÇLÜ TOPLUMU OLUŞTURUR
Abdülkerim Ökçin’den sonra kürsüye çıkan Şube Kadın Komite Başkanımız Şehriban Aktaş konuşmasında başarıyla sonuçlanan 34 günlük Safe Spice grevini selamladı. Kadınların sendikalardaki önemine dikkat çeken Aktaş, “Kadınların iş hayatındaki varlığı yalnızca bir sayı değil; bir güç, bir denge ve bir duygudur. Bizler sahada, üretimde ve hayatın her alanında varız. Artık sadece var olmak değil; söz sahibi olmak, karar mekanizmalarında daha güçlü yer almak istiyoruz. Çünkü güçlü kadın, güçlü toplumu oluşturur” diyerek kadın işçilerin yeni dönemde daha aktif olacağını belirtti.
SEN NEREDEYDİN?
Yakın zamanda babasını kaybettiğini ve kendisinin de ağır bir tedavi sürecinden geçtiğini salondakilerle paylaşan Aktaş, konuşmasında duygusal anlar yaşanmasına sebep oldu: “Her tedaviye girdiğimde seanslar 4 ila 7 saat sürüyor. ‘Allah’ım sevdiklerimi bir daha görebilecek miyim?’ diyorum. Çok şükür Allah’a ki bugün beni sizlerle buluşturdu, bana bugünleri yaşattı.”
Konuşmasında haksızlığa karşı sessiz kalmayan bir yapıya sahip olduğunu belirten Aktaş, eski Genel Başkan Mustafa Türkel’i şu sözlerle eleştirdi: “Eski Genel Başkan Mustafa Türkel babamdan dolayı benim için bir idoldü, bir çınardı. Ama haksızlığa hiçbir zaman gelemem. Bana ‘İbrahim Ören’i ne kadar tanıyorsun?’ diye sordular. Tanıdığım kadar ama daha da tanıyacağım. Çünkü İbrahim Ören 8 Mart’ta bizim direniş çadırımıza geldi, bizi ziyaret etti, bizimle birlikte oldu. Sen neredeydin?”
Konuşmaların ardından Genel Başkanımız İbrahim Ören bir konuşma yaptı. Genel Başkanımız İbrahim Ören konuşmasında; küresel ekonomide yaşanan gelişmelerden bölgesel çatışmaların Türkiye ekonomisine etkilerine, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığından emekçilerin yaşadığı geçim sorunlarına, sendikal mücadeleden örgütlenmenin önemine kadar pek çok konuda dikkat çekici değerlendirmelerde bulunarak sendikanın yeni dönem vizyonunu ortaya koyan kapsamlı bir açıklama yaptı:
NAS POLİTİKALARI DAR GELİRLİNİN CANINA OKUDU
Bugün burada yalnızca bir sendikanın olağan kongresini yapmak için değil; emeğin geleceğini, ülkemizin ekonomik yönünü ve çocuklarımızın yarınlarını da konuşmak için toplandık. Dünya ekonomisi tarihsel bir kırılma döneminden geçiyor. Pandemi sonrası toparlanma süreci maalesef hâlâ tamamlanamadı. 2020 yılında küresel Covid salgınına hazırlıksız yakalanan dünya, bu belirsizlik ve kaos döneminde üretim kapasitesini minimuma indirerek evlere kapandı. Özellikle ekonomisi güçlü devletler, evlerine kapanan halklarını güçlü bütçeleriyle desteklediler ve yetmediği yerde para basarak korumaya çalıştılar. Uzun süren pandemi dönemi tüm ekonomileri yavaşlattı ve hâliyle ülkelerin enflasyonları yükseldi. Sanayisi güçlü, tüketimini güçlü üretim kapasiteleriyle dengeleyebilen ülkeler kendini çabuk toparlarken; maalesef tüketimin üretimden, ithalatın ise ihracattan daha fazla olduğu ülkemizde enflasyon her geçen gün yükselmiş, alım gücü her geçen gün azalmış ve tüm bunlar yetmezmiş gibi “faiz sebep, enflasyon sonuç” gibi bilimsellikten uzak yaklaşımlarla ekonomimize dayatılan ‘NAS’ politikaları da dar gelirlinin canına okumuştur. Geldiğimiz noktada, dünyanın en yüksek faizini veren ülkelerin başında yer alıyoruz. Parası olanın hiç üretim yapmadan zenginliğine zenginlik kattığı bir dönemi birlikte yaşamaya devam ediyoruz.
KKM, FAKİRDEN ZENGİNE GELİR TRANSFERİNE VESİLE OLDU
Birikim yapma şansına sahip olamayan ve sadece emeğinin karşılığı ile geçinmek zorunda olan emekçinin sırtındaki yük, her geçen gün artmaya devam ediyor. Kötü yönetilen ekonominin sonucu olarak sürekli artan döviz kurlarının bir patlama noktasına gelmesi ve bununla birlikte Türk lirasının değer kaybı ile yaşanacak bir devalüasyonun ülkemizde bir kaosa sebep olmaması için, o dönemki ekonomi yönetimi tarafından 2021 yılında Kur Korumalı Mevduat sistemi yürürlüğe sokulmuş; bu yöntemle döviz kurundaki sert yükselişi durdurmak ve Türk lirasına geçiş hedeflenmiştir. Bu sistem, mevduat faizinin üzerinde gerçekleşen kur farkının Hazine veya Merkez Bankası tarafından karşılanmasını taahhüt etmiş ve böylece dövize yönelişin azaltılması ile kur istikrarının sağlanması hedeflenmiştir. KKM uygulaması bir nebze döviz kurlarını dizginlese de maalesef ülkemizde fakirden zengine büyük bir gelir transferine vesile olmuş, gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da körükleyerek yüksek oranda orta direğin ortadan kalkmasına neden olmuştur. Maddi imkânları zaten zayıf olan emekçi kesimi kıt kanaat geçinirken, devletin kaynakları maalesef zenginlere, sermaye sahiplerine ve KKM’yi fırsat olarak değerlendiren yabancı yatırımcıya akmıştır. Zaten bu yükü kaldıramayacağını gören yeni ekonomi yönetimi, 2021 yılında getirilen bu sistemi 2025 yılında tamamen tedavülden kaldırmış; ancak ülke ekonomimizde açtığı yara hâlâ kapatılamamıştır. Baskılanan döviz, ihracatçıyı, özellikle de turizmciyi derinden vurmuştur. Geçmişte rekorlar kıran Türk turizmi, maalesef iflas ve konkordato haberleriyle gündemde yer almaktadır. Beğenmediğimiz Yunanistan ve Bulgaristan bile ekonomik sebeplerle Türk milletinin tatil konusunda umudu olmuştur.
HÜRMÜZ BOĞAZI’NDAKİ ÇATIŞMALAR KÜRESEL EKONOMİ İÇİN BÜYÜK RİSK
Tüm bu sorunların yanında, ülkemizin sınırları dışında da derinleşen jeopolitik çatışmalar, enerji ve gıda krizleri, tedarik zinciri sorunları ve yüksek enflasyon küresel sistemi sarsmaya devam ediyor. Büyük ekonomilerde büyüme hız kesiyor, borçluluk artıyor, gelir dağılımı bozuluyor. Dijitalleşme ve yapay zekâ üretim süreçlerini dönüştürürken, sermaye küresel ölçekte daha hareketli; emek ise daha güvencesiz hâle geliyor. Küresel ölçekte uygulanan sıkı para politikaları, gelişmekte olan ülkeleri daha kırılgan bir noktaya sürüklüyor. Sıcak para hareketleri, kur dalgalanmaları ve dış borç baskısı bu ülkelerde emeğin aleyhine sonuçlar doğuruyor. Bugün ayrıca Amerika, İsrail ve İran arasında yaşanan savaş ve özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmeler, dünya ekonomisi açısından son derece kritik bir risk oluşturmaktadır. Çin tarafından gerçekleştirilen ekonomik mucize ve sonucunda gerçekleşen ekonomik büyüme karşısında, gün geçtikçe ekonomik anlamda alanı daralan; trilyonlarca dolar borcunu ödeyememe ve belki de batma riskiyle karşı karşıya olan Amerika Birleşik Devletleri, çare olarak yeni bir dünya düzeni oluşturma çabası içindeyken, bu durumu ‘vadedilmiş topraklar’ saplantısıyla bir işgal fırsatına dönüştürmeye çalışan İsrail terör devletinin; geçmişte Irak’ta olduğu gibi İran’ı da nükleer silah bahanesiyle bölüp parçalama ve sonrasında üniter devlet yapısını yok etme planları hepimiz tarafından bilinmektedir. Dünya barışını tehdit eden bu haydut devletlerin pervasız sömürü politikaları da maalesef enerji arzının önemli bir kısmının geçtiği bu bölgedeki çatışmayı daha da derinleştirmektedir. Bu çatışma; petrol ve doğal gaz fiyatlarında sert artışlara, küresel ticarette aksamalara ve tedarik zincirlerinde yeni kırılmalara yol açmaktadır. Bu durum hâliyle enerjiye bağımlı olan ülkemiz ekonomisini doğrudan etkileyecek; üretim maliyetlerini artırarak enflasyonu daha da körükleyecek ve en ağır bedeli yine emekçiler ödeyecektir. Tüm bu olumsuz tablo karşısında sermaye kendini koruyacak araçlara sahipken, maalesef faturayı çoğu zaman biz, sadece emeğinin karşılığı ile hayatını sürdürmekte olan işçiler ödüyoruz.
SERMAYE KENDİNİ KORUYOR, YÜKÜ İŞÇİ ÇEKİYOR
Zaten zor durumda olan Türkiye ekonomisi, son yıllarda yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki bozulma ve alım gücündeki erime ile karşı karşıyadır. Resmî rakamlar ne söylerse söylesin; pazardaki fiyatı, evinin kirasını ve faturayı ödeyen işçi, gerçek enflasyonu her gün yaşamaktadır. Ücret artışları daha cebe girmeden erimekte, sabit gelirli kesimler sürekli geriye düşmektedir. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik yangın, TÜİK tarafından açıklanan rakamların aksine her geçen gün büyümekte ve en çok da emekçiyi vurmaktadır. Kötü yönetilen ekonominin faturası, ağır vergi uygulamalarıyla emekçinin sırtına yüklenmiş; buna bir de gerçeği yansıtmayan enflasyon verileri eklenince bu yük taşınamaz hâle gelmiştir. Durum böyleyken maalesef ekonomi yönetimi tüm yükü sürekli artan vergilerle emekçinin sırtına yüklemekte, kendi halkını adım adım sefalete sürüklemektedir.
Maalesef geçtiğimiz günlerde de gördük ki ‘devletin malı deniz’ anlayışı sonunda bugün denizi de tüketmek üzeredir! Ülkemiz artık G20 ülkeleri arasında en yüksek enflasyona sahip Arjantin’i de geçerek maalesef dünyada birinci sıraya oturmuş durumdadır. Bizi kıskandığı iddia edilen Avrupa ülkelerinin daha ucuz olduğu ve artık Avrupa ülkelerinden alışveriş yapan bir Türk milleti fotoğrafı ile karşı karşıyayız. Diğer taraftan; kur dalgalanmaları ve maliyet artışları üretim yapısını zorlamakta, buna karşılık verimlilik artışı ve katma değerli üretim yeterince sağlanamamaktadır. Bu tablo, sermaye açısından maliyet baskısı yaratırken; işçi sınıfı açısından güvencesizlik, esnek çalışma, taşeronlaşma ve sendikasızlaştırma baskısını artırmaktadır. Bugün Türkiye’de emekçilerin karşı karşıya olduğu temel sorunlar şunlardır: Alım gücünün sistematik biçimde düşmesi, vergi sisteminin ücretliler aleyhine işlemesi, kayıt dışı ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması, sendikal örgütlenme önündeki fiilî ve hukuki engeller, genç işsizliği ve kadın emeğinin yeterince korunmaması. Sermaye kesimi açısından bakıldığında ise finansmana erişim sorunu, belirsizlik, maliyet artışları ve uluslararası rekabet baskısı öne çıkmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki ekonomik krizin yükü eşit dağılmamaktadır. Sermaye; fiyatlara yansıtma, varlıklarını koruma ve maliyetleri emeğe aktarma gücüne sahiptir. İşçi ise yalnızca emeğiyle geçinmektedir.
SÖZLEŞMELERDE SADECE ZAM DEĞİL, VERGİ DESTEĞİ DE ALMAYA BAŞLADIK
İşte bizim mücadelemiz tam da bu noktada anlam kazanmaktadır. Tekgıda-İş Sendikası olarak bu mücadelenin bir sonucu olarak sizlerle birlikte, kendini enflasyon karşısında güncelleyebilen, gıda sektöründe öncü toplu iş sözleşmelerine imza atıyoruz. Yıllar önce birçok işletmede asgari ücretin birkaç kuruş üstünü başarı sayan bir anlayıştan; asgari ücretin 2-3 katını, hatta bazı işletmelerimizde çok daha fazlasını hedefleyen bir anlayışı sizlerle birlikte hâkim kılıyoruz. Siyasal iktidar, kötü ekonomi yönetiminin faturasını ağır vergi yüküyle emekçiye keserken, biz bu dönem artık toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde ücret zamlarının yanında vergi desteği de talep ediyoruz ve sizlerle birlikte bu konuda olumlu sonuçlar almaya başladık. Üyelerimizin ekonomik anlamda, ülkemizin zor koşullarında ayakta kalabilmesi ve refah seviyesini bir nebze yükseltebilmesi için tüm kadrolarımızla canla başla çalışıyoruz. Özellikle geçmişte işletme sözleşmeleri dışında bırakılan şube başkanlarımızın da sürece dâhil edilmesiyle, üyelerimizin haklarını ekip ruhuyla korumaya çalışıyoruz. 10 ay önce gerçekleştirdiğimiz olağanüstü kongrede sizlere verdiğimiz sözü tutmaya çalışıyoruz! Olağanüstü kongrede hep bir ağızdan haykırdığımız ‘Tek adam olmaya değil, çok adam olmaya geldik!’ sloganının içini doldurmak için gayret ediyoruz. Biz bu anlayışa alın teri döktüğümüz fabrikalarda sahip olduk. Her zaman “ben” duygusu değil, ‘biz’ duygusu ile sonuca ulaştık. Bu yüzden özel sektör çalışanının ruhunu anlamak için özel sektör çalışanı olmak gerekir. Tütünün, yağın, şekerin, etin, sütün, baharatın içinde işçilik yapmadan hiç kimse bize özel sektörün zorluklarını anlatamaz. Özel sektör, kendini vazgeçilmez görenlerin değil, işini yapanların yuvasıdır. Kendini vazgeçilmez görenler; koltuk sallanmaya başlayınca kürsülerden ‘Bu teşkilatı batağa götüreceksiniz.’ diyenler; arkadaşlarımla 2013 yılından beri verdiğimiz mücadeleyi görmeyenler, kabullenemeyenler, herhâlde kerametin kendilerinde değil de bir ekip anlayışında, bir ekip ruhunda olduğunu şimdi daha iyi görmüşlerdir.
İŞÇİ MALİYETİNİ SORUN GÖREN İŞVEREN, KARŞISINDA TEKGIDA-İŞ’İ BULUR
Genelde sorunlarını masada müzakere yoluyla çözmeyi prensip edinen sendikamız; iş barışı bozulduğunda, sendikal hak ve hürriyetler çıkmaza girdiğinde ve tüm müzakere yolları tıkanma noktasına geldiğinde grev seçeneğini kullanmaktan da asla tereddüt etmeyecektir. Grevi asla amaç olarak görmeyiz; ancak araç olarak kullanmaktan da asla çekinmeyiz. İzmir 7 No’lu Şubemize bağlı Safe Spice iş yerinde üyelerimizin menfaatlerini korumak için başlattığımız ve dört gün önce kazanımlarla sona eren grev uygulaması da bu anlayışın açık bir sonucudur. Şu iyi bilinmelidir ki insan emeğini sömürmeyi alışkanlık hâline getirmiş, işçi maliyetlerini şirketin geleceği için en büyük sorun olarak gören işverenlerin karşılaşacağı uygulama grev uygulamasıdır! Ve sendikamız bu hususta hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacaktır. Emek sömürüsünü kâr sayan bazı işverenleri buradan uyarırken, bir uyarıyı da ülkeyi yönetenlere yapmak istiyoruz: Ekonomik kriz karşısında gerçekten emekçiyi düşünüyorsanız, emekçinin yükünü hafifletmek istiyorsanız, lütfen vergide adaleti sağlayın! Ücretliden alınan vergiler azaltılmalı, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir sistem kurulmalıdır! Üretim politikası ithalata dayalı değil; planlı, sanayi odaklı ve katma değeri yüksek olmalıdır. Tarım ve gıda sektörü stratejik alan ilan edilmelidir. Gıda güvenliği ise millî güvenlik meselesidir.
Adil bir sistem için güçlü bir hukuk düzeni şarttır. Ne yazık ki ülkemiz hukuki anlamda zor bir dönemden geçmektedir. İddianamesiz süreçler, tartışmalı tanık beyanları ve özgürlüklerin kolayca kısıtlanması, toplumda ciddi bir güvensizlik yaratmaktadır. Altı boş bahanelerle, siyasi bir bakış açısıyla şirketlere kayyum atanmasını da doğru bulmuyoruz. Birkaç gün önce tavukçuluk sektörünün lokomotif işletmelerinin birçoğuna kayyum atanmasını doğru bulmuyoruz. Tavukçuluk sektörü zaten bir bardak kahve fiyatını bile bulmayan tavuk fiyatları ve düşük kâr marjlarıyla hayatta kalma mücadelesi verirken, kayyum atamalarıyla geleceğe dair endişeler artmıştır. Dileriz, yıllardır yatırıma aç ülkemizde, tekstil sektöründe olduğu gibi gıda sektöründe de yatırımcısını ülke dışı arayışlara itecek olumsuz koşullar oluşmaz. Aksi takdirde ülkemiz, geniş bir istihdam ağına sahip tavukçuluk sektöründen alacağı yara ile telafisi zor bir yara alacak ve bu yara ülkemizin işsizlik oranlarını hiç olmadığı kadar olumsuz etkileyecektir. Geldiğimiz noktada, hukukun üstün olmadığı bir ülkede ne yatırım olur ne de istihdam artar. Bugün yabancı sermayenin uzaklaştığını, yerli sermayenin dahi başka ülkelere yöneldiğini üzülerek izliyoruz.
TÜM BU KAOTİK DURUM İÇİNDE TUTUNACAĞIMIZ TEK DAL ÖRGÜTLENMEKTİR
Bizlerin tüm bu kaotik durum içinde tutacağı tek dal sendikalı olmak ve örgütlenmektir! Emekçinin birlik olmaktan başka çaresi yoktur! 2013 yılında göreve geldiğimizde yaklaşık 12.700 civarında üyemiz vardı. Bugün bu sayı 44 bini geçmiştir. Yönetim kurulu olarak, geleceğe yapılacak en önemli yatırımın örgütlenmeyi desteklemek olduğu bilinciyle, örgütlenmeye tüm gücümüzle destek vermekteyiz. Örgütlenmenin önündeki en önemli engellerin başında yer alan yetki davalarına, işverenlerin sudan sebeplerle itirazına kapı açan ve işverenlerin zaman kazanmasını sağlayan sermaye yanlısı uygulamalara karşı Türk-İş Konfederasyonumuzla ortak çalışmalarımız artarak devam etmektedir. Emekçinin toplu iradesinin önündeki en büyük prangayı kırmak için çalışıyoruz.
SERMAYE TEMSİLCİLERİNİ MECLİS’E DOLDURDUĞUMUZ SÜRECE EMEKÇİYE YASA ÇIKMAZ!
Ancak şunu unutmayalım ki bu konuda ne kadar çaba göstersekte yasa düzenleyici kişileri, sermaye temsilcilerini, genelde iş adamlarını elimizle ayağımızla, sağ parti, sol parti, muhafazakâr parti anlayışıyla milletvekili yapıp Meclis’e doldurduğumuz sürece; maalesef hayatın birçok alanında olduğu gibi çalışma hayatında da, özellikle örgütlenmede emekçinin menfaatine yasalar çıkarmak ve lehimize sonuçlar almak mümkün olmuyor. Tüm bu olumsuz tabloya rağmen, çalışma hayatına bakış açımızı değiştirebilecek, üyelerimizin çevresindeki sorunlara karşı farkındalığını artırabilecek eğitim faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Üyelerimizin yalnızca haklarını bilen değil, dünyayı okuyabilen bireyler olması önceliğimizdir.
MİLYON DOLARLIK SERVET SAHİBİ OLAN SENDİKACILARI ÖRNEK ALMAYACAĞIZ!
Mali disiplin konusunda da yeni bir dönem başlattık. Üyelerimizin aidatlarının doğru kullanımı temel ilkemizdir. Kişiye ve makama özel uygulamaları ortadan kaldırdık. Özellikle Genel Başkanlık makamı tarafından özgürce kullanılan, her ay bir brüt maaş kadar harcama yetkisi uygulaması tedavülden kaldırılmıştır. Yine Genel Başkanlık makamı tarafından özgürce kullanılan ve sendika tarafından kapatılan kredi kartı da tedavülden kaldırılmıştır. Genel Başkanlık makamına ait makam aracı yeterli görülerek, Genel Başkan şoförünün hizmetindeki araç da tedavülden kalkmış bulunmaktadır. Ayrıca sağlık sendikası olmadığımız hâlde bazı sağlık kuruluşlarına yapılan bağış uygulaması da kaldırılmıştır. Sendikamızdan ziyade şahısları ön plana çıkarmak ve pazarlama karşılığında yandaş yayın organlarına yapılan destek uygulamalarına da son verilmiştir! Siyasete mütevazı bir hayatla başlayıp milyonlarca dolar servete sahip olan siyasetçileri reddettiğimiz gibi, mütevazı bir işçi temsilciliğinden milyonlarca dolarlık servet sahibi olan sendika yöneticilerini de hiçbir zaman örnek almayacağız.
İLK MİSAFİRHANEMİZİN TEMELİNİ YAKIN ZAMANDA ATACAĞIZ
Diğer taraftan, Türkiye’nin gayrimenkul alanında en zengin sendikası iken, özelleştirmeleri fırsat bilerek 2005-2012 yılları arasında satılan 101 gayrimenkulün yerini doldurmak kolay olmayacaksa da imkânlarımızı doğru kullanarak sendikamızın sosyal anlamda üyelerimize hizmet verebilmesi için yeni projelere kafa yormaktayız. Bu çerçevede, Ankara ilimizde ilk misafirhanemizin temelini en yakın zamanda atmak için süratle çalışmalara başladığımızın müjdesini buradan sizlere vermek istiyorum! Yine İstanbul’da hatır gönül karşılığı yandaş siyasi oluşumlara peşkeş çekilen Kartal binamız da aynı şekilde üyelerimizin kullanımı için misafirhane hâline getirilecektir.
BİZ BU ÜLKENİN ALIN TERİYİZ, BU TOPRAKLARIN ÜRETİM GÜCÜYÜZ
Profesyonel işçi temsilcilerinin en önemli sorumluluklarından biri, var olanları korumak olduğu gibi kendisinden sonraki nesillere daha iyi koşullar sağlamaktır. Yeni dönemde örgütlü yapıyı güçlendirmek, örgütlenmeyi artırmak ve konuşmamın başından beri sizlerle paylaştığım emeğin önündeki tüm engelleri aşabilmek için sendikal hareketin birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede de tüm emek örgütleriyle dayanışmayı güçlendiriyoruz. Başta aynı işkolunda olduğumuz sendikalar olmak üzere, ortak örgütlenme çalışmaları ve karşılıklı centilmenlik anlaşmaları ile sermayenin lehine olan gereksiz çatışmalara ve gereksiz rekabetlere son vermeye çalışıyoruz. Çünkü emek mücadelesi parçalı değil, ortak zeminde büyüyecektir. Unutmayalım: Emeğin olmadığı yerde üretim olmaz. Üretimin olmadığı yerde kalkınma olmaz. Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz. Biz bu ülkenin alın teriyiz. Biz bu toprakların üretim gücüyüz. Ve biz örgütlü olduğumuz sürece hiçbir kriz emeği teslim alamaz.
Genel Başkanımız İbrahim Ören’in konuşmasının ardından delegeler sandık başına gitti.























































































































