HÜKÜMET GÖREVE
Kıdem tazminatının fona devredilmesi konusunun şimdilik kaydıyla rafa kalktığını, yoksa sermayenin de hükümetin de çalışma hayatında en önemli gündeminin Türkiye´de işgücünün esnekleştirmesi paketi olduğu biliniyor.
Kıdem tazminatının fona devredilmesi konusunun "şimdilik" kaydıyla rafa kalktığını, yoksa sermayenin de hükümetin de çalışma hayatında en önemli gündeminin Türkiye’de işgücünün esnekleştirmesi paketi olduğu biliniyor.
Bu paketin temel bileşeni kuşkusuz, kıdem tazminatının şu ya da bu yolla tasfiye edilmesi konusu. 2014’ün hemen başında Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in "sosyal taraflar uzlaşamadı, başka bahara kaldı" dediği kıdem tazminatı düzenlemesinin seçime kadar tartışılmayacağı beklenebilirdi.
Ne var ki, bir konfederasyon hükümeti bu konuda göreve çağırdı! Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, "kıdem tazminatı sorunu"nu gündeme getirdi. Üstelik, kıdem tazminatı ile ilgili açıklamalarına Hak-İş’in tarihinden bulup çıkardığı taleplerle kendince meşruiyet kazandırmaya çalışıyor.
Hak-İş’in 1976’daki ilk genel kurulunda "kıdem tazminatı fonu" oluşturulmasının talep edildiğini söylüyor. Hak-İş Genel Başkanı’nın konfederasyonun tarihsel misyonlarını hatırlaması ve hatırlatmasında şaşırtıcı bir yan elbette yok. Hak-İş’in, Türk-İş ve DİSK’in kıdem tazminatı başlığında "istemezuk" tavrına yaptığı açıktan ve sert eleştirilere, hükümeti bu "sorunu" çözmek için derhal inisiyatif almaya çağırması eklenince işler biraz karışıyor.
Bu açıklamalardan iki gün sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarı Fatih Acar konuşuyor. AB normlarına uyum doğrultusunda sendikal mevzuatı değiştirdiklerini, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu çıkardıklarını söyleyen Acar, "kıdem tazminatı sorununu çözmeyi maalesef henüz başaramadıklarını ama en kısa sürede onu da çözeceklerini" belirtiyor.
Üstelik bu sözleri, 9-12 Şubat tarihlerinde 15.’si düzenlenen, Türk-İş’in sürekli desteğiyle geleneksel hale gelen Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Kongresi açılışındaki konuşmasında sendikacılara hitaben söylüyor.
Hak-İş ve hükümet, kıdem tazminatında aynı dilden konuşuyorlar ve birbirlerini cesaretlendiriyorlar. Misyonunu kurulduğu günden beri şaşmadan sürdüren Hak-İş ile zaman zaman sermayeyle karşı karşıya gelmeyi dahi göze alarak (!) emekçinin sorunlarını çözmeye odaklanan hükümet el ele vermiş. Gerçekten kabak tadı verdi.
İşçi sınıfının -eksiğiyle gediğiyle- kazanılmış hakkı olan kıdem tazminatı ile uğraşmayı artık bırakın. Maksadınız gerçekten sorun çözmek ise işte en acil olanları; Emekçinin örgütlenme sorunu var. Örgütlenmeye çalışan işçi, karşısında sendika düşmanı patronu ve yargının çıkmaz sokaklarını buluyor.
Yeni çıkan 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu Sözleşme Kanunu’na rağmen bu sorun ortada duruyor. Sendikalaşma oranı yüzde 9,45 olarak açıklandı. Kayıtlı 11 milyon 600 bin işçiden ancak 1 milyonu örgütlü. Üstelik, bu işçilerin 700 bini toplu sözleşme hakkından yararlanabiliyor.Kayıtsız çalışanlar da hesaba katıldığında sendikalaşma oranı Türkiye’de yerlerde sürünüyor.
Emekçinin köle gibi istihdam edildiği taşeron sistemi sorunu var. Taşeron işçinin örgütlenme hakkı gasp ediliyor. Kamuda çalışan taşeron işçilerin ise kadro hakkı yargı kararlarına rağmen verilmiyor. Ekmek parasını, taşeron şirketlerde arayan işçiler, güvencesiz, düşük ücretle ve son derece kötü koşullarda çalışıyorlar.
Emekçinin can güvenliği sorunu var. Fabrikalar, atölyeler, tersaneler, tarlalar, şantiyeler can pazarına dönmüş durumda. 2013 yılında iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin sayısı en az 1235. Geçen yılın başında Kozlu’da meydana gelen grizu patlamasıyla ilgili bilirkişi raporu çıktı. İşçilerin göz göre ölüme yollandığını yazıyor.
Bundan tam üç yıl önce 10 Şubat 2011 ‘de, Afşin’de Ciner’e ait Çöllolar kömür sahasında kayan malzemelerin altında kalan 9 işçiye hâlâ ulaşılamadı. Memlekette, işçinin dirisine de ölüsüne de saygı kalmadı. Eğer amacınız gerçekten emekçinin sorunlarını çözmekse… Buyrun, işe bu sorunlarla başlayın.




















































































