YEREL SEÇİMLERDE SENDİKACILAR VE İŞÇİLER NE YAPACAK?
Yerel seçimlerde belediyelerde işçi olmak, belediyelerde örgütlü bir sendikanm yöneticisi olmak, diğer hiçbir alanda olmadığı kadar sorumluluk yükler, bilinçli davranma ve sendikacıların eğitimini ister.
Yerel seçimlerde belediyelerde işçi olmak, belediyelerde örgütlü bir sendikanm yöneticisi olmak, diğer hiçbir alanda olmadığı kadar sorumluluk yükler, bilinçli davranma ve sendikacıların eğitimini ister.
Az kaldı seçimlere. Ama sadece belediyelerdeki sendikacılar değil, diğer sendikacılar da, seçimler başka bir ülkede yapılacakmış gibi davranıyorlar. Ne görüş açıklıyorlar, ne işçileri eğitiyorlar. Kıllarını kıpırdatmıyorlar. Oysa yerel seçimler işçileri ve sendikaları o kadar ilgilendiriyor ki. Akla ilk gelenleri sıralayalım. Belediye başkanları, ustabaşı, posta başı, baş şoför, puantör gibi, beüi bir tecrübeye ve kıdeme ulaşmış olanların arasından sınavla belirlenmesi gereken işçi amirlerini, kendisine biat edeceklerden seçiyor. Çoğu zaman sınav yapılmıyor, yetenek ve kıdem aranmıyor. Böylece de iplerini elinde tuttuğu amirler vasıtasıyla işçileri istediği yöne çevirebiliyor.
Sendikacı ise, üyesi sandığı işçinin aslında belediye başkanı tarafından zapturapt altına alınmış kitleler olduğunu acı sürprizlerle fark ediyor. Belediye başkam bir düdük çaldığında, amirler işçilere işaret ediyor, işçiler de üyesi oldukları sendikadan istifa ederek, belediye başkanının işaret ettiği başka bir sendikaya geçiyorlar.
Bakm belediyelere, belediye başkanının rıza gösterdiği sendikayı göreceksiniz orada. İstisnası yok mudur? Doğrusu yok denecek kadar azdır. Belediye başkanının sürüsü olmaya rıza göstermeyen işçinin basma ne geliyor dersiniz? İşten atılıyor, uzmanı ve görevlisi olduğu işten koparılıp en zor işlere koşturuluyor, amirlerinin, tacizine uğruyor. Ya oy verdiği şahsın işçilere sürü gibi davranmasına karşı çıkacak, ya da, sürüleştirmenin aleti olmak için, hak etmediği amirliklerden birine getirilmek arzusuyla belediye başkanının yalakaları arasına katılacak. Ya da başkanın işçiye zulmüne sessiz kalacak.
Bu seçimler, belediye işçisi ve sendikacılar için, belediye başkanmın güdülediği olmak ya da olmamak arasındaki seçimdir aynı zamanda. Belediyelerde en son ciddi eylemler ne zaman olmuştur diye düşünün, hatırlamakta zorlanacaksınız. Amirlerin iplerini eline almış bir belediye başkanına karşı, işçileri eyleme götürmek, ciddi bir eylerfi olfha’sfrn ‘sağlamak, neredeyse mümkün değildir.
Seçimlerde işçinin oy verdiği kişi, seçim sonrası karşısına işveren olarak gelmektedir. İşçi, bir yanda gönüldaşı olduğu partinin adayı, ya da şahsen de tanıdığı, hatta seçim kampanyasında oy topladığı şahıs ile, işçi sımfı gerçeği arasında çelişkiyi yaşar. Seçimlerde tanıdığı, oy topladığı kişinin işçiye zulmeden, ihalelerde cebini dolduran, ya da belediyenin olanaklarını, halka değil, yüklenici ve taşeronlara yağmalatan şahıs olduğu gerçeği ile karşılaşır.
Belediyeler, belediye şirketleri ve taşeronlar aracılığıyla kamu kaynaklarının en fazla talah edildiği yerler. İşçi ve sendika, ya partilere futbol takımı gibi bakmayıp bu soygun düzenine karşı çıkacak, ya da sessiz kalarak soyguna onay verecek. Belediye seçimleri, belediye işçileri ve sendikacılar için bunlardan birinin seçimidir de.
Belediyeler taşeron cehennemine döndü adeta. Bütün belediyelerde kadrolu çalışan işçi sayısı 200 bin civarında, Belediyelerde örgütlü üç sendikanın toplam üye sayısı ise 150 bin. Peki belediyelerdeki taşeron işçisi sayısı ne kadar sizce? Sıkı durun. Faruk Çelik’in dediğine göre, tam 1,5 milyon. Belediye işçisi, ya taşeron cehennemlerinde yanmaya oy verecek, ya da taşeron sistemine karşı tavır alacak. Yerel seçimler, bunlardan birinin seçimdir.
Seçimlere az kaldı, ama bu ve benzeri konular, belediyelerdeki sendikaların tartışma konusu olmadı maalesef. Ne bu konularda bir açıklama yapıyorlar, ne de işçinin yağmacı, özelleştirmeci, taşeroncu ve mafya belediyelerinden kurtulması için işçiyi eğitiyorlar. İşçiyi suçlamak daha kolaylarına geliyor galiba. Belediye sendikaları böyle… Peki ya, özelleştirmeci, taşeroncu, ihaleci ve mafya belediyeciliğine, Türk-İş, DİSK, Hak-İş ve diğer sendikalar neden seslerini çıkarmaz? Onları başka ülkelerin belediyeleri mi yönetecek?
Onların ülkeye halka ve işçiye karşı sorumlulukları yok mudur? İşçiyi talancılara teslim etmek, özelleştirmecilere ve mafya belediyeciliğine teslim etmek değil midir sessiz kalmak?




















































































