Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
27 Kasım 2023
1960’LI YILLARDA TOBB VE İŞVEREN DERNEKLERİ

15 Ekim 1961 tarihinde İstanbul İşveren Sendikaları Birliği’nin kurulması ve bu örgütün 1962 yılı Aralık ayında yaptığı genel kurulda Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’na (TİSK) dönüşmesine kadar, Türkiye’de işçi-işveren ilişkilerinde işverenlerin görüş ve taleplerini formüle eden ve ilgililere ileten örgüt, Türkiye Odalar Birliği (TOBB) idi.

1960’LI YILLARDA TOBB VE İŞVEREN DERNEKLERİ

TEKGIDA-İŞ SENDİKA AKADEMİSİ

Türkiye’de işveren sendikaları, 1947 yılında kabul edilen 5018 sayılı İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri hakkında Kanunun yayımlanması sonrasında kuruldu. Ancak 1950’li yılların sonlarına kadar işveren sendikacılığı çok zayıftı. Örneğin, 1951 yılında Türkiye’de (Orhan Tuna, Grev Hakkı, İş Mücadelelerinde Yeri ve Ehemmiyeti, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Yay.No.57, İstanbul, 1951, s.103) yalnızca aşağıda belirtilen işveren sendikaları faaliyet gösteriyordu:

Ekmekçi Fırıncılar İşverenler Sendikası (Bursa, 29 üye)

Mensucat Sanayii İşverenler Sendikası (İstanbul, 9 üye)

İstanbul Otel, Lokanta, Pastahane, Gazino ve Emsali İşverenler Sendikası (İstanbul)

İstanbul Müstakil Fırıncıları İşverenleri Sendikası (İstanbul)

1950’li yılların sonlarında ekonominin önde gelen sektörlerinde işveren sendikalarının oluşmasıyla birlikte, işveren sendikacılığında bir dönüm noktası olarak İstanbul İşveren Sendikaları Birliği oluşturuldu. 15 Ekim 1961 tarihinde İstanbul Sanayi Odası’nın desteğiyle kurulan bu örgütün kurucuları şu işveren sendikalarıydı:

Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası,

İstanbul Tahta Sanayii İşverenleri Sendikası,

İstanbul Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası,

İstanbul Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası,

İstanbul Matbaacılık Sanayii İşverenleri Sendikası,

İstanbul Cam Sanayii İşverenleri Sendikası.

Bu örgütlere iki işveren sendikasının daha katılmasıyla büyüyen İstanbul İşveren Sendikaları Birliği, 20 Aralık 1962 günü gerçekleştirdiği ikinci olağan genel kurulunda Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’na (TİSK) dönüştü. Bu tarihten itibaren, Türkiye’de işçi-işveren ilişkilerinde görüşlerin ve taleplerin formüle edildiği ve ilgililere sunulduğu platform, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu oldu.

1962 yılı sonunda TİSK’in oluşmasına kadar, işçi-işveren ilişkilerinde Türkiye’deki işverenlerin sözcüsü Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) idi.

TOBB’UN ÇALIŞMA YAŞAMINA İLİŞKİN KANUNLAR KONUSUNDAKİ ÖNERİSİ

1961 Anayasasının 46. ve 47. maddeleri işçilerin sendikalaşma, toplu pazarlık ve grev haklarını düzenledi. 47. maddede lokavta ilişkin bir hüküm yoktu; işverenlerin lokavt yetkisi 1961-1982 döneminde anayasal bir yetki değildi; 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu ile tanınmış bir yetkiydi.

1963 yılında kabul edilecek olan 274 sayılı Sendikalar Kanunu ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununa ilişkin çalışmalar 1961 Anayasasının kabulü ve yürürlüğe girişi sonrasında başladı.

Çalışma Bakanlığı, bu konuda hazırlanan Toplu Sözleşme Kanun tasarısını ve bu konuda Türk-İş’in ve TOBB’un hazırladığı kanun taslaklarını bir kitap olarak yayımladı: Çalışma Bakanlığı, Beyaz Kitap, Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanun Tasarısı Hakkında, Ankara, 1961)

Beyaz Kitap’ta yer aldığı biçimiyle, Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanun Tasarısında aşağıdaki düzenlemeler öngörülüyordu:

TOBB’un kanun tasarısının ilk maddesi, kimlerin toplu sözleşme bağıtlamaya yetkili olacağına ilişkin.

Bu tarihte, 22 Nisan 1926 gün ve 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükteydi. Bu Kanunun 316. ve 317. maddeleri, işçilere de umumi mukavele yapma olanağı tanıyordu. Borçlar Kanununun ilgili maddeleri şöyleydi:

Borçlar Kanunu, M.316. “İş sahibi kimselerin veya cemiyetlerinin, işçilerle veya cemiyetleriyle yaptıkları mukavelede hizmete müteallik hükümler vaz olunabilir. Bu umumi mukavele, tahriri olmadıkça muteber değildir. Alâkadarlar bu mukavelenin müddetinde ittifak edemezlerse, bir sene mürurundan sonra altı aylık müddet için yapılacak bir ihbar ile, her zaman mukaveleyi feshedebilirler.

Borçlar Kanunu, M.317. “Umumi bir mukavele ile bağlı bulunan iş sahipleriyle işçiler arasında yapılacak hususi hizmet akitlerinin umumi mukaveleye muhalif hükümleri batıldır. Bu batıl hükümlerin yerine, umumi mukavele hükümleri kaim olur.”

Çalışma Bakanlığı tarafından hazırlanmış olan kanun tasarısında işçilerin doğrudan toplu sözleşme yapma hakkı tanınmıyor, bu hak yalnızca işçi sendikalara veriliyordu. TOBB, çok ilginç bir biçimde, bu düzenlemeye karşı çıkarak, Borçlar Kanununun hükümlerine gönderme yapmasa da, Borçlar Kanununun işçilere tanıdığı hakkı savundu. TOBB’un bu konudaki değerlendirmesi ve teklifi aşağıda sunulmaktadır:

“Tasarının A Fıkrası, Toplu İş Sözleşmesi akdi selâhiyetini bir yandan işveren veya bunların sendikalarına ve diğer yandan da sadece İşçi Sendikalarına vermektedir. Bunun böyle olması şayanı temenni ise de, sendikaların henüz yeter derecede gelişmediği ve kökleşmediği, işçilerin büyük ekseriyetini sinesinde toplamadığı ve aman zaman parçalanarak hizipleştiği bir ortamda İşçi Sendikalarına böyle bir yetkiyi inhisarî olarak tanımak doğru olmaz. Fiilî topluluklar tarafından toplu iş sözleşmelerinin yapılabileceğini İsviçre doktrini de büyük ekseriyetle kabul etmektedir. Bu topluluğu bilhassa bir işyerindeki işçiler en iyi bir tarzda teşkil ederler. İşçi mümessilleri vasıtasiyle bu haktan fiilî toplulukların da istifade ettirilmesini memleketimiz realiteleri bakımından zaruri görmekteyiz. Aksi halde toplu iş sözleşmelerinin çorak bir toprağa ekilmiş bir fidan gibi gelişmesi muhataralı kılınır.

“Bazı iş kollarında veya bazı yerlerde sendika vücuda gelmemiş ise, yahut mevcut sendika herhangi bir sebeple kapanmış veya kapatılmış ise, o yerdeki veya iş kolundaki işçilerin toplu iş sözleşmesi akdi yapmak hakkından mahrum edilmeleri için makul bir sebep de yoktur.

“Keza, işyerinde sendikal olmak vasfını haiz olan işçilerin çoğunluğu sendika dışı kalmışlarsa ve bu davranışlarında direniyorlarsa, azınlığı temsil eden sendikanın yapacağı sözleşmeyi bunlara tatbik etmek veya sözleşme yapmak imkânından sendikasızları mahrum eylemek de doğru olmaz.” (s.81-82)

TOBB, bu değerlendirmelerden sonra, aşağıdaki teklifi sunuyordu: “İşverenler veya işveren sendikalariyle bir işyeri işçileri veya İşçi Sendikaları arasında iş akitlerinin in’ikadı, mevzuu ve bitimi hususundaki şartları müştereken tesbit etmek maksadı ile yapılan sözleşmelere Toplu İş Sözleşmesi denir.” (s.82)

TOBB, toplu iş sözleşmelerinde bir süre konmasına karşı çıkıyor ve şunu teklif ediyordu: “Toplu iş sözleşmeleri muayyen veya gayrimuayyen müddetli olarak yapılabilirler.” (s.84)

TOBB, Anayasada yer alan grev hakkının kullanılmasında sendikanın kararını değil, işçilerin kararını gerekli görüyordu: “İş şartlarında veya bunların tatbik tarz ve usullerinde değişiklik yapmak maksadiyle o işyerindeki faaliyetin tamamen veya işin mahiyetine göre ehemmiyetli derecede kısmen işlemezliğe uğramasına sebep olacak şekilde işçilerin anlaşarak toplu işi bırakmalarına (grev) denir.” (s.90)

TOBB aşağıdaki işkolları veya işyerlerinde grev ve lokavt yasağı uygulanmasını talep ediyordu:

“Madde 18. Teklifimiz:

“Aşağıda yazılı hal ile işkollarında veya işyerlerinde grev ve lokavt yapılamaz.

“(a) Devlet, vilayet ve belediyelerle bunlara bağlı teşekküller veya mültezimler tarafından görülen her türlü âmme hizmetlerinde,

“(b) Umumi veya kısmi seferberlik halleri ile olağanüstü hal ve örfi idare ilan edilen bölgelerde,

“(c) Milli Savunma Bakanlığının idari ve murakabesi altında bulunan işyerlerinde,

“(ç) Hususi kanunla kurulmuş olan müesseseler tarafından yürütülen ulaştırma, muhabere, radyo ve televizyon işyerlerinde,

“(d) Hastane, klinik, sanatoryum, dispanser, eczahane ve umumi sağlık ile ilgili işlerde,

“(e) Can ve mal kurtarma işlerinde,

“(f) Su, elektrik, havagazı istihsal ve tevzi işlerinde,

“(g) Tuzlalarda, kömür madenleri ile her türlü akaryakıt işletmelerinde,

“(g) Un değirmen ve fabrikaları ile ekmek imal eden fırın ve fabrika işyerlerinde,

“(h) Soğuk hava depoları ile hububat silolarında,

“(i) Eğitim müesseseleri ile talebe yurtlarında,

“(j) Toplu iş sözleşmesi süresi içinde.” (s.93)

 

TOBB, belirli koşullarda grev ve lokavtın ertelenebilmesini (talik edilebilmesini) öngörmektedir:

“Bakanlar Kurulu, mevcut veya muhtemel bir grev veya lokavtı memleketin emniyetini, sağlığını, iktisadî ve ticarî veya sosyal düzenini bozacak mahiyette gördüğü takdirde, keyfiyet Çalışma, Maliyet, Ticaret ve Sanayi Bakanlıklariyle ilgili Bakanlık veya Bakanlıkların birer temsilcisi ve en yüksek kademedeki işçi ve işveren teşekküllerinin seçecekleri, ihtilâfla doğrudan doğruya ilgisi olmayan ve hususî sektörde çalışan birer işçi ve işveren temsilcisi ile Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği temsilcisinin ve yüksek öğretim müesseselerinden İş Hukuku veya sosyal ekonomi, genel ekonomi yahut işletme ekonomisi profesörleri arasından Çalışma Bakanı tarafından seçilecek iki kişiden müteşekkil bir tahkik heyetine havale eder.

“Tahkik heyeti 20 gün içinde, olayı tetkik ederek hazırlayacağı raporu, mütalâasiyle birlikte, Başbakanlığa tevdi eder.

“Bakanlar Kurulu raporun tevdiinden itibaren 15 gün içinde mevcut veya muhtemel grev ve lokavtın devam veya vukuunu muayyen bir müddetle talike karar verebilir. Ancak, talik müddeti üç ayı geçemez.” (s.94)

TOBB teklifinin ilginç önerilerinden biri, sendikanın veya işçilerin kararıyla yapılacak grevde işçilerin yüzde 75’inin olumlu görüş bildirmesiydi: “Madde 20. Teklifimiz: “Greve ilgili işyerlerindeki çoğunluk sendikası karar verebilir. Ancak, o işyerindeki işçilerin % 75’inin serbest veya gizli oya müracaat etmek suretiyle muvafakatları alınmadan grev kararı verilemez. İşçi mümessilleri vasıtasiyle yapılacak grevler de aynı hükme tâbidir.” (s.94)

Grev sırasında grevci işçilerin yerine işçi alınmaması yasağını TOBB da kabul ediyordu. TOBB’un bu konudaki teklifi şöyleydi:

“Grev veya lokavtın müddetince işveren greve katılmış veya lokavta fiilen katılmış işçilerin yerine başka işçi alamaz ve bu işçiler de başka işyerlerinde çalışamazlar.

“1 inci fıkra hükmüne aykırı hareket eden işçilerin ferdî iş akitleri işveren tarafından ihbarsız ve tazminatsız derhal feshedilebilir.

“Bu gibi işçileri bilerek çalıştıran diğer işverenler, bu işverenin bu yüzden maruz kalacağı zararı, o işçilerle beraber müteselsilen tazmin ederler.” (s.100-101)

ÜÇÜNCÜ ÇALIŞMA MECLİSİ’NDE İŞVERENLERİN GÖRÜŞLERİ (22-29 OCAK 1962)

Üçüncü Çalışma Meclisi 22-29 Ocak 1962 günleri Ankara’da toplandı.

Toplantı sırasında kabul edilen II.Komisyon Raporu’na “İşverenlerin Çeşitli Muhalefet Şerhleri” başlığı altında İlhan Lök (madeni eşya sektörü temsilcisi) ve Mümin Erkunt (elektrik ve havagazı sektörü temsilcisi) imzalı görüşler eklendi. Bu görüşlerin bazıları aşağıda sunulmaktadır:

Amme hizmetlerinin grev hakkının dışında tutulması:

“Esasen kâr gayesi gütmiyen ve devamlı olarak faaliyette bulunması hukuk ve sosyal yönden zaruri bulunan bu gibi işlerde yapılacak grev veya lokavt umumi hayatı felce uğratabilir. Ayrıca grev ve lokavttan doğrudan doğruya ilgisi bulunmayan diğer bütün işkollarına da sirayet ederek umumi sanayi hayatını felce uğratabilecek bir seciye de taşır. Bu itibarla grev ve lokavtı kabul eden bir çok memleketlerde amme hizmetleri istisnalar arasında yer almaktadır.” (Çalışma Bakanlığı, III. Çalışma Meclisi, Ankara, 1962;55)

İşverenlerin muhalefet şerhinde, olağanüstü hâl durumunda grevlerin yasaklanabilmesi istenmekte ve grev hakkının kapsamı dışında tutulması önerilen alanlar aşağıda özetlenmektedir:

“Milli Savunma Bakanlığı veya denetlemesine tabi işyerleri,” “hususi kanunlarla kurulmuş ulaştırma, muhabere, radyo ve televizyon işleri,” “umumi sağlıkla ilgili işler,” “ilaç imal eden yerler,” “havagazı sağlanması,” “tuzlalar, kömür ve diğer akaryakıtlar,” “soğuk hava depoları ve hububat siloları.”

III.Çalışma Meclisi II.Komisyon Raporu’nda yer alan ilginç önerilerden biri, 87 sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından onaylanmasının oybirliğiyle kabul edilmesidir. Raporda bu konudaki bilgi şu şekildedir: “Sendika hak ve hürriyetleri mevzuunda aşağıdaki prensipler ittifakla kabul edilmiş ve Milletlerarası Çalışma Teşkilatı tarafından kabul edilmiş bulunan 87 sayılı Sözleşmenin en kısa zamanda Memleketimizce de kabul edilerek kanunlaştırılması temenniye şayan görülmüştür.” (s.50)

Bu konuda “İşverenlerin çeşitli muhalefet şerhleri” bölümünde şu değerlendirme vardır: “İşbu kararların alınmasından sonra, Sendika Hak ve Hürriyetleri konusunda 87 sayılı Milletlerarası sözleşme hükümlerinin esas alınmasına dair teklif ittifakla kabul edilmiş ve ancak müzakerelerin bundan sonraki kısmı rapora dercedilmiştir.” (s.57)

ÇALIŞMA HAYATI KONUSUNDA TOBB’UN 16 NİSAN 1962 TARİHİNDEKİ GÖRÜŞLERİ

16 Nisan 1962 tarihinde Bakanlarla yapılan toplantıya TOBB tarafından bir rapor sunuldu (Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği, 16 Nisan 1962 Tarihli Toplantıda İlgili Bakanlara Takdim Olunan Özel Sektörü İlgilendiren Başlıca Konular Hakkında Rapor, Ankara, 1962) Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun henüz kurulmuş olmadığı bu tarihte, işverenlerin çalışma yaşamına ilişkin görüş ve taleplerinin yer aldığı bu rapordaki bazı noktalar aşağıda sunulmaktadır (s.28-29)

“İş Kanununun 13üncü maddesi gereğince iş akdi fesh olunan işçilere verilmekte olan kıdem tazminatı işçi-işveren ve memleket ekonomisi yönlerinden büyük mahzurlar doğurmaktadır.

“Evvela işçiler zaviyesinden görüyoruz ki, bazı işçiler, kıdem tazminatından istifade etmek için işlerinden çıkarılma vesileleri aramaktadırlar. Bu sebeple sık sık vâki olan işçi flüktüasyonu dolayısiyle kalifiye eleman yetişmesi güçleşmektedir.

“İşçilerin bu kabil hareketlerine mukabil, bazı işverenler de kıdem tazminatının ürküntüsü içinde, işçilerini bu tazminata hak kazanacak kıdemi doldurmadan işlerinden ayırma çarelerini aramaktadırlar.

“Bu müessesenin işveren cephesinden bir mahzuru da işverenin kıdem tazminatı külfetinin kendisini ne zaman ve hangi şartlar altında tazyik edeceğini bilememesidir. Bazı ihtiyatlı işverenler bu maksat için fon ayırmayı düşünmekteler ise de, bu tedbir bakıma muhasebe ve vergi komplikasyonları çıkardığından iltifat görmemektedir. İşveren için en kötü hal, tazminat ödeme mükellefiyetinin kendisini kriz zamanında yakalaması ihtimalidir.

“Kıdem tazminatının memleket ekonomisi bakımından, bilhassa mali ve ekonomik istikrara şiddetle ihtiyaç duyulduğu bir zamanda bu istikrarı bozacak sebeplerden biri olarak da mahzuru aşikardır.

“Kıdem tazminatının hukuki mahiyetini incelediğimiz zaman, onu işçinin kıdemi fazlalaştıkça miktarı artan bir nevi yıpranma, yılların geçmesiyle vaki olan bir nevi ihtiyarlama tazminatı olarak görüyoruz. Bu görüşü mevzuatımızın geçirdiği istihalelerle takip etmek mümkündür. 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanunu çıkarıldığı zaman, kanunun 40. maddesi, tazminatın bu mahiyetini kabul etmiş ve müesseseyi büsbütün kaldırmıştır. Bu madde, sonradan hukuki ve teknik icapların dışında bazı tesirlerle, kaldırılıp müessese iade edilmiştir.

“Halen yürürlükte olan ve İş Kanununu tadil eden 5868 sayılı Kanunda kıdem tazminatı müessesesinin ihtiyar sigortası anlamiyle olan rabıtası daha bariz bir hale getirilmiştir. Yüksek nisbette ihtiyarlık sigortası primi ödeyen işverene, buna eklenen kıdem tazminatiyle, aynı maksat için çifte, mükerrer mükellefiyet yüklenmektedir.

“Kıdem tazminatının yukarıda izahına çalıştığımız mahiyeti ve mahzurları göz önünde bulundurulursa, büsbütün kaldırılması düşünülebilir. Ancak biz, yıllardan beri teessüs etmiş bulunan bu menfaatten işçilerin mahrumiyetini doğru mütalaa etmiyor ve müessesenin sosyal sigortaya dahil edilerek ipkasını yerinde buluyoruz.

“İhtiyarlık Sigortası Kanunu kıdem tazminatını kaldıran hükmünü vazettiği zaman, işçi reaksiyonlarından bir tanesi de ‘halen memleketimizde işsizlik sigortası yoktur. Kıdem tazminatı işsizlik sigortasının boşluğunu kısmen doldurmaktadır’ mantığı olmuştur. Kıdem tazminatının mantıken ve mahiyeten bir işsizlik sigortasından ziyade, bir ihtiyarlık sigortası mevzuu olduğu Sayın Çalışma Bakanlığınca da kabul buyurulmaktadır. Bu günlerde bir işsizlik sigortası kanun projesi hazırlanmakta oluğunu işitiyoruz. İhtiyarlık Sigortası Kanununun ilk çıktığı zaman beliren işçi reaksiyonu nazara alınacak olursa, kıdem tazminatı meselesinin bir sigorta mevzuu olarak ela alınması için müsait zamanın gelmiş olduğu kabul edilebilir.

“Müesseseyi Sigorta Kurumunun üzerine alması, ihtiyarlık ikramiyesine tahvil ve ancak ihtiyarlık halinde ödenmesi şeklinin ihdası şüphesiz isabetli bir hal tarzı olacaktır. Bu suretle işçi de istediği zaman değil, fakat muhtaç olduğu bir zamanda ikramiyeye müstahak ve nail olacaktır. Ancak, bu teklifi yaparken yeniden bir sosyal sigorta primi ihdasına gidilmemesi lüzumu üzerinde dururuz. Zira, mer’î prim hadleri bunu karşılayacak derecede yüksektir ve işverenlerin yeni bir primi taşımaya tahammülleri yoktur.

“Kıdem tazminatı müessesesinin kanunlardan büsbütün kaldırılması ve yakında içine gireceğimiz toplu sözleşme sistemine bırakılması hal yollarından biri olarak ileri sürülebilir. Nitekim Fransa’da bu tazminat toplu iş sözleşmelerinde yer almaktadır.” (s.28-29)

“Asgari Ücret Tespiti Konusu:

“(1) Asgari ücret tespit komisyonlarının terkibinde değişiklik yapmak lazımdır. Bu komisyonlarda işverenler aleyhine eşitlik bozulmuştur.

“(2) Komisyonların kararlarına karşı itirazları tetkik eden kurulda işçilerin ve işverenlerin temsil edilmelerine imkan verilmelidir.

“(3) Ücretler vilayet esasına göre değil, ekonomik bölgeler esasına göre ayarlanmalı, hatta bir ana baz olarak milli asgari ücret tespit edilmelidir.

“(4) Asgari ücretlerin hesabında rasyonel ekonomik ölçüler nazara alınmalı ve işçilerin ehliyet derecelerine göre ayarlamalar yapılmalıdır.” (s.30-31)

“Aralı İşler:

“İş Kanununun son tadilinde aralı işler kaldırılmıştır. Halbuki han, depo ve emsali işyerlerindeki bekçiler ile gece nöbetçileri, bu arada mesela nöbetleşe vazife alan yatılı okul nezaretçileri ve benzeri durumda olan bedeni çalışması hemen hemen hiç bulunmayan işçilerin çalışma zamanlarını bir fabrikanın istihsal işçisine kıyaslayarak tanzim etmek imkânsız bir durum arz etmektedir. Suistimalleri önleyecek tedbirler alınmak kaydiyle aralı işlerin ihyasında isabet görüyoruz.” (s.31)

“Yıllık Ücretli İzin ve Hafta Tatili Ücreti Konusu:

“Yıllık ücretli izinler 12, 18, 24 gün olarak tayin edilmiş ve bu izinlere rastlayan tatillerin nazara alınmayacağı kanunda ifade olunmuştur. Ancak, bu tatillerin ücrete tabi olup olmadığı vazıh değildir. Tatbikat iki tarzda tecelli etmekte ve Çalışma Bakanlığı bu pürüzlü durumu genelgelerle halletmeye çalışmaktadır. Genelgeler işvereni ve mahkemeyi bağlamadığı cihetle, konunun bir kanun veya bir nizamname ile halledilmesi gerekmektedir.” (s.31)

“Fazla Saatlerde Çalışma:

“İş Kanununun 37. maddesi gereğince fazla saatlerle çalışma yılda 90 iş gününü geçemez. Bu kaydın kaldırılması ve bu hususta işyerinin ihtiyacına göre çalışılacak gün sayısının tayini konusunda Bölge Çalışma Müdürlüklerine yetki verilmesini sağlayacak hükümlerin sevki doğru olur.” (s.31)

TOBB’UN KALKINMA PLANI KONUSUNDAKİ RAPORUNDA ÇALIŞMA HAYATI

Türkiye’de 1963-1967 döneminde Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı uygulandı. Bu planın hazırlanması sürecinde toplumun çeşitli kesimlerinden görüşler alındı. TOBB, 1962 yılında hazırladığı bir raporda bu konudaki görüşlerini yetkililere iletti. Bu raporda çalışma yaşamına ilişkin bazı görüşler de yer alıyordu. Bu görüşler aşağıda sunulmaktadır (Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği, Kalkınma Planı Hakkında Özel Sektörün Görüş ve Dilekleri, Ankara, 1962).

“İş ve işçi münasebetleri: Bu konu hakkındaki ifadelerle mutabakat halinde bulunduğumuz, sınaî gruplar arasında işbirliğinin sağlanmasının lüzumlu olduğu belirtmek isteriz. Burada toplu sözleşme, grev ve lokavt temel haklarının gerçekleştirilmesinin zaruri bulunduğuna kani olduğumuzu belirtiriz.” (s.x)

“Sosyal Güvenlik: Planlamada da sosyal güvenlik sisteminin geliştirilmesini planın amaçlarından biri olarak kabul ediyoruz. Böylece, ilerde hem iş seyyaliyeti arttırılarak işçilerin meslek ve işletme yeri değiştirmeleri kolaylaştırılmış olacak, hem de fonların daha büyük ölçüde birikmesi ile yatırım kaynakları arttırılmış olacaktır. Planda gösterilen bu istikametlerle mutabakat halindeyiz. Halihazırda tatminkar bir şekilde işlemekte bulunan çeşitli sektörlere ait sosyal sigorta müesseselerinin ve sandıklarının birleşme keyfiyetinin, tarafların bu konudaki tam ve iradi tercihlerine bağlı tutulmasını zaruri görmekteyiz. Planda, tedbirler olarak da sosyal sigorta kurumlarının birleştirilmesi ile birlikte sanayide çalışan bütün işçilerin istisnasız olarak, tarım sektörünün ve çiftçilerin sigortaya alınması imkanlarının araştırılması gibi tedbirler üzerinde duruluyor. Bu hedeflerin ve tedbirlerin üzerinde tartışılabilir. Hem bugünkü safhada bunları gerçekleştirmenin pratik imkanları üzerinde durulabilir. Bununla beraber bu konuda hususi sektörle işbirliğinin zaruretine kaniiz.” (s.x)

İstanbul İşveren Sendikaları Birliği, 20 Aralık 1962 tarihinde yaptığı genel kurul toplantısında Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’na (TİSK) dönüştü. Bu tarihten sonra, çalışma yaşamına ilişkin işveren görüş ve taleplerinin formülasyonu ve sunulması görevini büyük ölçüde TİSK üstlendi. Örneğin, TOBB’un ilgili Bakanlarla 10 Mart 1964 tarihinde yaptığı toplantıya sunulan raporda, çalışma yaşamına ilişkin görüş ve talepler yer almadı (Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği, 10 Mart 1964 Tarihli Toplantıda İlgili Bakanlara Takdim Olunan Özel Sektörü İlgilendiren Başlıca Konular Hakkında Rapor, Ankara, 1964).

EKONOMİ VE SOSYAL ETÜDLER KONFERANS HEYETİ

1960’lı yıllarda işveren sendikacılığında önemli roller üstlenmiş olan bazı işverenler, bu alandaki çalışmalarını bazı derneklerin faaliyetleriyle destekledi. Bu derneklerden biri Ekonomi ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti idi.

Ekonomi ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti “ekonomik ve sosyal konularda ilmî araştırmalar yapmak, konferanslar ve seminerler tertip etmek ve bu mevzularda ilmî neşriyat yapmak” amacıyla 1961 yılında İstanbul’da kuruldu. Kurucuları, Nejat Eczacıbaşı, Behçet Osmanağaoğlu, Seci Redin, Vakur Versan, Nuri Esen, Robert Kerwin, Nezih Neydi idi. Derneğin 1965 yılındaki başkanı Nejat Eczacıbaşı, başkan vekili Sulhi Dönmezer’di. Yönetim Kurulu üyeleri arasında da Şahap Kocatopçu, Memduh Yaşa ve Bülent Yazıcı bulunuyordu.

Derneğin uluslararası kuruluşlarla da yakın ilişkisi vardı. Dernekle ilgili bir yazıda şöyle denmektedir:

“Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti’nin ilk üç yıllık çalışmalarında büyük yardımlarda bulunan Ford Vakfına Kurum şükran borçludur. Önümüzdeki 5 yıl için hazırlanan seminerler, araştırmalar ve yayın programına Ford Vakfı’nın ilgisi Kurum’a büyük destek olacaktır.” (Türkiye Ekonomi Kurumu, Türkiye’de İktisadi Araştırma Kuruluşları, Ankara, 1965)

Aynı kaynakta “Derneğin işbirliği yaptığı diğer milletlerarası kurumlar” başlığı altında da şu kuruluş isimleri yer almaktadır: The Population Council Agency for International Development (AID), Ekonomik ve Sosyal İlerleme İçin Avrupa Komitesi, British Council, FAO, International Bank for Reconstruction and Developmant IBRD, International Labour Organization ILO, OECD.

TÜRK SEVK VE İDARE DERNEĞİ

Türk Sevk ve İdare Derneği 1962 yılında Şahap Kocatopçu, Nejat Eczacıbaşı, Bülent Yazıcı, Dr.W.Robert Kerwin, Reşit Şerif Egeli ve diğer bazı kişiler tarafından kuruldu. Kuruluşu, İstanbul İşveren Sendikaları Birliği’nin yayın organı olan İşveren Dergisi’nde şöyle anlatılmaktadır:

“Türk Sevk ve İdare Derneği’nin tüzüğü 8.5.1962 tarihinde ilan edilmiştir. Memleketimizde son 10 yıl içinde, sermaye sahibi olmamakla beraber işleri yürüten bir zümrenin yetişmiş bulunması kurucu üyeleri harekete geçirmiştir. Kurucular, bu idareciler zümresini bir çatı altında toplamak için 24.3.1960’da bir komite teşkil ederek bir program hazırlamışlardır. Yerli ve yabancı teşekküllerle yapılan temaslar sonunda, idarecilik eğitiminde mutlak surette bir teşekküle ihtiyaç olduğu görülmüş ve Dernek böylece doğmuştur.” (İşveren, No.2, Kasım 1962, s.9)

Derneğin 1965 yılındaki başkanı Şahap Kocatopçu idi. 1975 yılında ise genel merkezi İstanbul’daydı. Ankara ve İzmir’de iki irtibat bürosu vardı. Üye sayısı da 800 civarındaydı. (Mess İşveren, 1.10.1975, s.5)

Dernek, İstanbul Sanayi Odası’ndan maddi yardım almaktaydı. 1973 yılında yayımlanan İstanbul İl Yıllığı’nın İstanbul Ticaret Odası ile ilgili bölümünde şu bilgiler yer almaktadır:

“Türkiye’nin iktisadi ve ticari gelişmesi konusunda faaliyette bulunan çeşitli kuruluşların faaliyetlerini sürdürmeleri için gerekli maddi olanakların bir kısmını kanun gereği olarak veya odaca yararlı görülerek Ticaret Odası sağlamaktadır. Örneğin, MPM, Türk Sevk ve İdare Derneği, TSE ve İGEM, Oda’nın bu şekilde malî yardımlarda bulunduğu kuruluşlardır.” (İstanbul İl Yıllığı, 1973, s.520-521).

İKTİSADİ KALKINMA VAKFI

İktisadi Kalkınma Vakfı 26.11.1965 tarihinde kuruldu. “İstanbul Ticaret Odası, Avrupa Ekonomik topluluğu’nun ülkemizin iktisadi gelişmesi yönünden arzettiği büyük önemi dikkate alarak AET ile ilişkilerimiz konusunda çalışmalar yapmak ve üyelerimizi aydınlatmak üzere bir kurumun kurulmasına öncü olmuş ve İstanbul Sanayi Odası ile beraber ve Odalar Birliği ve diğer büyük odalarla birlikte İktisadi Kalkınma Vakfı adı altında çalışmaya geçmiştir.” (İstanbul İl Yıllığı, 1973, s.520)

1970 yılı Şubat ayında  yayımlanan İşveren Dergisi’nde “İktisadi Kalkınma Vakfı’nı Tanıyor musunuz?” başlıklı bir yazı yer aldı. Bu yazıda İKV ile bağlantılı ticaret ve sanayi odalarının listesi veriliyordu. “Umumi heyetin seçtiği, idare heyeti, Vakfın mali ve idari işlerini yürütür. 9 üyeli idare heyetinde, İstanbul Ticaret Odası 3 üye, İstanbul Sanayi Odası 3 üye, Odalar Birliği 2 üye ve diğer odalar da 1 üye ile temsil edilirler.” (İşveren, Şubat 1970, s.37)

DİĞER HABERLER
ESKİDEN İŞÇİLER NASILDI?
ESKİDEN İŞÇİLER NASILDI?

Benim işçilerle doğrudan ilişkim 1972 yılında başladı. “Eski işçi” dediğimde benim bildiklerim bu yılların işçileridir. Ancak tabii ki daha öncenin işçileri de, “iyice eski işçiler” de var. 

‘EKONOMİNİN ÇARKLARI DURABİLİR’
‘EKONOMİNİN ÇARKLARI DURABİLİR’

TCMB yüzde 50 olan politika faizini sabit tuttu. “Ekonominin tüm çarkları durabilir” uyarısında bulunan Prof. Dr. Kozanoğlu “Sermaye çevrelerinden yüksek faize tepkiler yükselecek. Pusuya yatmış vaziyetteler” dedi.

GIDA FİYATLARI ARTIYOR, SAHTE ÜRÜN ÇOĞALIYOR
GIDA FİYATLARI ARTIYOR, SAHTE ÜRÜN ÇOĞALIYOR

Gıda fiyatları 48 aydır kesintisiz artıyor. Gıda Mühendisleri Odası, “Alım gücü düşen halk, sayıları hızla artan sağlıksız taklit ürünlere yöneliyor” uyarısında bulundu.

SİMİT BİLE ALAMAYAN BİNLERCE ÇOCUK VAR!
SİMİT BİLE ALAMAYAN BİNLERCE ÇOCUK VAR!

Yoksulluğun vurduğu çocuklar saatler boyu okullarda aç kalmak zorunda kalıyor. Ne evden yiyecek götürebiliyor ne de paraları olmadığı için kantinden bir şey alabiliyor.