Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
ATAKEY
FELDA IFFCO
PERFETTİ VAN MELLE
KRAFT HEİNZ
SAFE SPİCE
SAGRA
İZTARIM
DOĞANAY
KESKİNOĞLU
BARRY CALLEBAUT
BEL KARPER
Cargill
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Dr Oetker
Agthia
25 Aralık 2023
12 MART DÖNEMİNDE TÜRKİYE İŞVEREN SENDİKALARI KONFEDERASYONU

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) 1968-1970 dönemindeki işçi eylemlerinden büyük ölçüde rahatsız oldu. 12 Mart 1971 darbesi sonrasında sıkıyönetim sayesinde bu eylemlerin önlenmesi çalışma hayatında bir sükûnet sağladı.

12 MART DÖNEMİNDE TÜRKİYE İŞVEREN SENDİKALARI KONFEDERASYONU

TEKGIDA-İŞ SENDİKA AKADEMİSİ

Bu gelişmeler TİSK’in belgelerine aşağıdaki şekilde yansıdı.

TİSK’İN SEKİZİNCİ OLAĞAN GENEL KURULU,

TİSK’in 8. Olağan Genel Kurulu 1970 yılı Nisan ayında, 15-16 Haziran 1970 günleri gerçekleşen büyük işçi eylemlerinden hemen önce toplandı.

TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Soysal’ın Çalışma Raporu’nda yer alan giriş yazısında şu değerlendirme yer alıyordu:

“Sizlere bir yıllık çalışmalarımızın özetini sunarken parlak bir çalışma yılı idrak ettiğimizi ifade etmek istemem. (…) Özlediğimiz konfederatif potansiyele ve düşündüğümüz hedeflere varabildik mi? Hayır. Hizmetlerimizi işverenlerimizin hepsini yanımıza alacak seviyeye çıkaramadık, devlet, Hükümet ve kamu efkarı ilişkilerimizde başlıca söz sahibi olamadık. Ama artık Türkiye’de mevcudiyetimiz ve adresimiz bilinmektedir.” (TİSK, Sekizinci Olağan Genel Kurul Çalışma Raporu – Nisan 1970, Ankara, 1970;7)

Ertuğrul Soysal TOBB ve sanayi odalarıyla ilişkiler konusunda da şu değerlendirmeyi yapıyordu:

“Odalar Birliği ile işbirliğine girdikten, hiç olmazsa yetki ihtilafını giderdikten sonra, Sanayi Odaları ile temaslarımızı sıklaştırdık ve bugün Sanayi Odaları İşbirliği Teşkilatile ekonomik ve sosyal konularda cephe birliği yapabilecek ortam ve statüye erdik. Bunun meyvalarını önümüzdeki devrede alacağız.” (TİSK,1970;7)

Ertuğrul Soysal’ın işçi ve sendikaların taleplerine ve eylemlerine ilişkin değerlendirmeleri de sertti:

“Toplu sözleşmeler Türk sanayiini çıkmaza sokacak istikamette ve başıboş meydan pazarlığı halinde gelişmektedir. (…) Ortak Pazar’a intibakta başlıca güvenimiz olan ucuz işgücü, mana ve niteliğini kaybetmek istidadındadır. Akla hayale gelmeyen taleplerin yanında, haftalık 40 saat çalışma gibi sivri ve kabulü mümkün olmayan ihtilafları da yaşıyoruz. (…) Konfederasyonumuz, uyulması gereken şartları açıklayan, uniform ve tip bir toplu sözleşme taslağı yapamamaktadır. Böyle bir çalışmayı önce işverenlerimizin münferit tavizleri önlemektedir.

“Endüstrimiz 4 -5 yüz bin işçilik bir mutlu azınlık yaratmıştır. İşçi kanadının yöneticileri günlük zam ve menfaatleri kovalamakta, hâlâ sefalet edebiyatı yapmaktadır. (…) İşverenlerin toplu sözleşmelerde uyulması gereken asgarilerde birleşmeleri bugün hayati önem kazanmıştır. (…) Eğer örgütlenmezsek, müesseselerimiz teker teker pazarlık düzenini dejenere edecektir.” (TİSK,1970;8)

Çalışma Raporu’nun “Sonuç” bölümünde şu değerlendirme yer alıyordu:

“Konfederasyonumuzun parlamento, bakanlıklar, karşıt kuruluşlar ve kamu oyu nezdinde gereken ağırlığı ve müessiriyeti kazanmaması, yapılan en olumlu çalışmaların ve girişilen en haklı teşebbüslerin gaye edinilen sonuçlara erişememesi birbirini tamamlayan iki temel sebebe dayanmaktadır. Konfederasyon içi çalışmaların Konfederasyon dışı mercilerde mâkes bulamayışının birinci sebebi, şüphesiz Teşekkülümüzün ülkemiz sanayi aleminin ancak muayyen bir kısmını temsil edebilmesidir.

“Temsil durumumuzun yetersizliği, muhakkak ki teşekkülümüzün arzulanan ölçüde ağırlık taşımasını engellemektedir.

“İkinci temel sebep tabiatiyle gelir yetersizliğidir. Üye işyerlerinin azlığı, üye Sendikaların Konfederasyona ödedikleri aidatı mahdut ölçüler içerisinde bırakmaktadır.” (TİSK,1970;29)

TİSK’in 8. Genel Kurulu’nun toplanmasından önceki dönemlerde meydana gelen işçi eylemleri konusunda TİSK’in Çalışma Raporu’nda yer alan değerlendirmeler de aşağıda sunulmaktadır:

“Kanun Dışı Fiiller

“Son yıllarda işyerlerinde vuku bulan toplu hareketlerin büyük çoğunluğu kanun dışı nitelik taşımaktadır. Hukuki yollar yerine hukuk dışı yollara girmek ve fiili durumlar yaratarak, hak olmayan şeyleri dahi talep etmek maksadıyla başvurulan bu usulü normal karşılamak mümkün değildir.” (TİSK, 1970;11)

İşgal, oturma grevi, verim düşürülmesi, işyerini kuşatma gibi eylemler. “İşçiler arasındaki ideolojik bölünme. Sendikalar arasındaki ideolojik bölünme, işçilerin de bilerek veya bilmeyerek bu kamplarda toplanmalarına sebep olmaktadır. Yukarıda örnekleri verilen olayların yüzde 95’i DİSK üyesi sendikalar tarafından başlatılmakta ve yürütülmektedir. Bu bölünmenin üzerine bir de Türk-İş ve DİSK mücadelesi eklenince, olaylar şiddetini daha da artırmaktadır. Bundan daha önemlisi, sendika sayısının fazlalığı ve sendikalar arası yarışın süratidir. Sendika kurulmasının kolaylığı, işyerinde çekişmeyi artırmakta, bu çekişmeye ideolojik farklılıklar da ilave edilince kanunsuz olaylar birbirini kovalamaktadır. Bu olaylardan tek zararlı çıkan işveren olmaktadır. ” (TİSK,1970;13)

“Bazı işverenlerin toplu sözleşme rejiminin gereklerine henüz tam olarak intibak edememeleri ve kısa vadeli menfaatleri ön plana alarak, işçi sendikaları arasındaki mücadelede tarafsızlıklarını tam olarak koruyamamaları, bazan işçilerin kanun dışı davranışlarına sebep olmaktadır. Kanuna uygun olarak teşkilatlanmış ve diledikleri sendika kanalıyla, sözleşme yapma imkanı kısıtlanan işçilerin, kanun dışı yollara başvurma ihtimalinin hiçbir zaman unutulmaması gereklidir.

“Bazı kanun dışı olaylarda işverenler, hukuki ve cezai yollara başvurmaktan sakınmakta, bunu bir dahili problem gibi mütalaa ederek, kendi kendilerine hal yoluna gitmektedirler. Böyle olunca da, ölçüsüz taviz vermek zorunda kalmaktadırlar.

“Diğer yönden, bu hareketlerin hukuki veya cezai bir müeyyideye maruz kalmadığını gören işçiler, cezalandırma yerine adeta mükafatlandırıldıkları inancı içinde, davranışlarını yenilemek veya kuvvetlendirmek imkanını bulmaktadırlar.” (TİSK,1970;14)

Çalışma Raporu’nda, TİSK’in TOBB ile ilişkileri konusunda da aşağıdaki değerlendirme yer alıyordu:

“İşveren camiasının iki önemli kuruluşu olan Türkiye Odalar Birliği ile Konfederasyonumuz, camianın ekonomik ve sosyal problemlerini gereğince savunabilmek bakımından işbirliği halinde çalışmanın zaruretine inanmışlardır. Bu inanç içerisinde birlikte hareketi hedef ittihaz eden Kuruluşlarımız yapılacak işbirliğini esaslarını müştereken yaptıkları toplantılarda tespit ederek bir protokole bağlamışlardır. Protokolün imza formalitesi Türkiye Odalar Birliği yetkililerince henüz tekemmül ettirilmemiş olmasına rağmen, Kuruluşlarımız arasında bu dönem içinde işbirliği yapılmasına gayret edilmiştir.” (TİSK,1970;20)

Bu yıllarda dünyada işçilerin işletmelerin yönetimlerine katılması konusu gündemdeydi. Türkiye’de de 12.3.1964 gün ve 440 sayılı İktisadi Devlet Teşekkülleriyle Müesseseleri ve İştirakler Hakkında Kanunun (Resmi Gazete, 21.3.1964) 8. maddesi bu işyerlerinde işçilerin yönetime katılmalarına olanak tanıyordu. TİSK’in Çalışma Raporu’nda yönetime katılma konusunda aşağıdaki değerlendirme yer alıyordu:

“Sanayi, tarım ve ulaştırma alanlarında çalışan teşekküllerden geniş ölçüde işçi çalıştıranların yönetim kurullarında bir işçi üye bulunur. Yönetim kurulunda işçi üye bulunacak teşekkül, teşekkülün özel kanununda belirtilir, işçi üye, bu görevi devam ettiği sürece ücretsiz izinli sayılır. İşçi üyenin şekli tüzükte gösterilir.”

“Konfederasyonumuz araştırması ile varılan gerçek, tek kelime ile, Batı alemindeki işverenlerin ‘yönetime katılma’ müessesesinden büyük bir fayda ummadıkları ve hatta böyle bir rejime esaslı surette muhalefet gösterdikleri olmuştur. (…) Daha açık bir deyimle, ‘endüstriyel demokrasi’ sloganı ile güdülen sosyopolitik maksatlar, hür ekonomilerin temel karakterini de değiştirmeye matuf bir davranış olarak nitelendirilmektedir. Asgari bir tefekkürün, bir memleket idaresi ile bir işletme idaresinin tamamen ayrı şeyler olduğunu göstermesi mümkün iken, siyasi demokrasi felsefesinden ödünç alınan fikirlerin ticari ve sınai işletmeler bünyesine tatbik ve uydurulmak istenmesi şiddetle kınanmaktadır. (TİSK,1970;23)

“Konfederasyonumuz, toplu sözleşme düzeninin ve grev hakkının cari olduğu ülkemizde, sayısız mali ve sosyal vecibeleri kanunen yüklenmiş olan ve iktisadi hayatın çeşitli riskleri ile karşı karşıya bulunan Türk İşveren Camiasına ‘müşterek yönetim’ gibi engelleyici olduğu kadar faydasız yeni bir külfetin tahmiline mahal bulunamayacağı kanısındadır. Hele böyle bir meselede bir kanun vaz’ına tevessül edilmesi ekonomik, sosyal ve politik bir hata olacaktır.” (TİSK,1970;24)

 

1970 yılında TİSK’e bağlı işveren sendikalarının TİSK’e ödedikleri aidat miktarları aşağıda gösterilmektedir (TİSK Aidatları 1969 yılı kesinleşmiş hesap, TİSK,1970;53):

Ağaç                     10.209,43 TL

Banka                  60.000,- TL

Cam                     39992,17 TL

Deri                     16.533,- TL

Gazete                 10.000,- TL

Gıda                     78.083,79 TL

İntes                    10.000,- TL

Kimya                  51.425,- TL

Lastik-Plastik    43.527,88 TL

Maden                 10.000,- TL

MESS                   300.000,- TL

Matbaa                10.000,- TL

Petrol                   52.500,- TL

Şeker                    107.355,- TL

Tekerlek Lastiği  44.404,92 TL

Tekstil                  300.000,- TL

Toprak                 76.826,68 TL

Çimento               61.223,57 TL

TOPLAM             1.282.081,44 TL

12 Mart döneminde TİSK Genel Başkanlığı görevini Halil Kaya (5.5.1970 – 27.4.1974) üstlendi. TİSK Genel Sekreteri ise Rafet İbrahimoğlu (5.11.1971 – 5.5.1985) idi.

TİSK’İN AMACI

1970 yılında yürürlükte olan tüzükte TİSK’in amacı, çalışmaları ve organları şu şekilde belirtiliyordu (TİSK, Ana Tüzük, Yay.No.13, Ankara, 1970):

“Madde 3. İşverenlerin ve Konfederasyona üye işveren teşekküllerinin ortak hak ve menfaatlerini korumak; çalışma barışının sağlanması ve devam ettirilmesi için, memleket yararına ve demokratik esaslar dahilinde faaliyet göstermek; özellikle çalışma hayatı ile ilgili konularda, hükümet, işçi ve işverenlerin yapacağı toplantı ve çalışmalarda, yurt içindeki ilgili daire ve makamlarla, yurt dışındaki her türlü ilişkilerde işverenleri temsil etmektir”

Konfederasyonun Faaliyet ve Teşebbüsleri

“Madde 4. Konfederasyon, amacına ulaşmak için özellikle aşağıdaki faaliyet ve teşebbüslerde bulunur:

“(a) İşverenleri kuvvetli bir merkezi teşekkül etrafında toplayacak ve aralarında ahenkli işbirliği sağlayacak şekilde teşkilatlandırmak;

“(b) İşverenler ve işçiler arasında iyi münasebetlerin kurulmasını teşvik ve devamını temin etmek;

“(c) İşveren teşekkülleri ile işçi teşekkülleri arasında yapılacak toplu görüşmeler ve toplu iş sözleşmelerinde işveren teşekküllerine deste olmak;

“(d) Çalışma şartlarını, memleket ekonomisine ve ortak menfaatlere uygun şekilde düzenleyici tedbirler almak;

“(e) İş uyuşmazlıklarından doğan grev ve lokavt hallerinde zarar gören işverenlere yardım sağlamak maksadiyle fonlar tesis etmek;

“(f) En üst işçi teşekkülleriyle yapılacak temel sözleşmelere taraf olmak, üye işveren teşekküllerine mensup işverenlerle üye teşekküllerin işçi teşekkülleriyle her kademede yapacakları toplu görüşme ve toplu iş sözleşmelerinde riayete mecbur olacakları genel prensipleri tespit etmek suretiyle çeşitli işkollarında uygulanacak normlarda birlik sağlamak;

“(g) Üye teşekküllerin işçi-işveren münasebetleriyle ilgili olarak ihtiyacı bulunan her türlü bilgi ve hizmetleri üyelerine sunmak üzere düzenlemek;

“(h) Amaç ve görevinin gerektirdiği her nevi mülke sahip olmak ve tasarrufta bulunmak;

“(i) Amacı ile ilgili olarak her türlü teşebbüs, işlem ve görevleri ifa etmek ve mevzuata göre tanınan bütün hususları yerine getirmek için hak ve yetkilerini kullanmak.”

Konfederasyonun organları: Genel kurul, yönetim kurulu, yürütme komitesi, genel sekreterler koordinasyon kurulu, denetim kurulu, disiplin kurulu. (M.10)

Genel kurulun oluşumu: “Üye işveren teşekküllerinin kendi Yönetim, Denetim ve Disiplin Kurullarında görev almış beş temsilci; üye işveren teşekküllerinin üyeleri arasından seçecekleri on temsilci; haklarındaki ibra oylamasına katılmamak şartıyla, Konfederasyon Yönetim, Denetim ve Disiplin Kurulu üyeleri.”

Yönetim Kurulu: Her üye örgüt en az 1 temsilci ile temsil edilir. Ancak bir evvelki yıl ödedikleri aidat miktarına göre, 2 veya 3 veya 4 üye. Ayrıca 10 temsilci serbest aday olarak seçilir. (M.20)

274 VE 275 SAYILI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK

1970 yılında çalışma hayatını ilgilendiren ve işçilerin büyük tepkilerine yol açan bir gelişme de, 274 sayılı Sendikalar Kanunu ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nda yapılmak istenen değişikliklerdi.

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ile Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği (TOBB) 1970 yılında ortak bir yayın çıkararak, bu iki yasadaki değişiklik tekliflerini kamuoyuna açıkladı (274 ve 275 Sayılı Kanunların Tadil Tasarıları Hakkında Görüş ve Tekliflerimiz, Ankara, 1970, 93 s.)

TİSK’in tarihinde özel bir yeri olan Refik Baydur’un 1970 yılında 274 ve 275 sayılı Kanunlarda değişiklik yapılması konusundaki görüşleri işverenlerin genel çizgisinin dışındaydı:

“Adalet Partisi Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk’ün bir kanun tasarısı dolayısıyla çağrısına uyarak odasında buluştuk. Halil Tunç, Meclis’teki işçi temsilcilerinin de desteklediği tasarının yasalaştırılmasını savunuyor. Ben aksine bu tasarının antidemokratik bir teklif olduğunu iddia ediyorum. Tartışma epeyce uzamış ve bakan da sıkılmıştı. Ben bir ara, ‘Sayın Bakan siz yalnız işçileri mutlu etmek için yasalar yaparsanız daha çok sıkıntıya girersiniz,’ dedim. Bakan bu sözüme çok sinirlenmiş olacak ki bana dönüp, ‘Sayın Baydur, ben işçinin bakanıyım, siz itiraz ve dileklerinizi gidip sanayi bakanına anlatın,’ dedi. Sinirlenme sırası bana gelmişti. ‘Sayın Bakan, devletin her makamı tüm ülkeye ve onun insanlarına eşit hizmet etmek zorundadır. Eğer sadece işçiye hizmet etmek istiyorsanız, buradan istifa eder, istediğiniz işçi kuruluşunda bu uzmanlığınızı değerlendirebilirsiniz.’ Bakan hâlâ yüzüme bakıyordu. Ben kalkıp odayı terk ettim. Tasarı Meclis’ten geçti ve 16 Haziran olaylarının sebebi oldu.” (Refik Baydur, Anılar ve Öneriler, Sinemis Yay., Ankara, 2008, s.128-129)

TİSK’İN ÖRGÜT YAPISI

1970 yılında TİSK’e bağlı işveren sendikalarının üyeleri ve bu işyerlerinde istihdam edilen işçi sayıları aşağıda sunulmaktadır (TİSK İşveren, “Sendikal Alanda İşverenlerin Teşkilatlanması,” Kasım 1970, s.13):

  1. Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası (230 üye, 17.346 işçi)
  2. Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası (MESS) (280 üye, 73.666 işçi)
  3. Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası (144 üye, 43.832 işçi)
  4. Kimya Sanayii İşverenleri Sendikası (81 üye, 11.229 işçi)
  5. Matbaacılık Sanayii İşverenleri Sendikası (50 üye, 2.016 işçi)
  6. Ağaç Sanayii İşverenleri Sendikası (37 üye, 1.591 işçi)
  7. İnşaat ve Tesisat Müteahhitleri İşveren Sendikası (İNTES) (60 üye, 8.015 işçi)
  8. Maden İşverenleri Sendikası (11 üye, 1053 işçi)
  9. Gazete Sahipleri Sendikası (19 üye, 2.054 işçi)
  10. Şeker Sanayii İşverenleri Sendikası (26 üye, 14.218 işçi)
  11. Banka İşverenleri Sendikası (9 üye, 16.220 işçi)
  12. Cam Sanayii İşverenleri Sendikası (8 üye, 4.412 işçi)

Tekerlek Lastiği Sanayii İşverenleri Sendikası (3 üye, 3.500 işçi)

  1. Petrol İşverenleri Sendikası (4 üye, 8.800 işçi)
  2. Deri Sanayii İşverenleri Sendikası (83 üye, 1.529 işçi)
  3. Toprak, Seramik ve Çimento Sanayii İşverenleri Sendikası (60 üye, 8.318 işçi)
  4. Lastik ve Plastik Sanayii İşverenleri Sendikası (6 üye, 745 işçi)

Çimento Sanayii İşverenleri Sendikası (12 üye, 4.177 işçi)

  1. Enerji Sanayii İşverenleri Sendikası (17 üye, 18.850 işçi)

TİSK’İN 12 MART ÖNCESİNDE DURUM DEĞERLENDİRMESİ

TİSK, 1968-1970 dönemindeki işçi eylemlerinden ve özellikle 15-16 Haziran 1970 protestolarından son derece rahatsız olmuştu. Bu konudaki değerlendirmeler, TİSK Başkanı’nın yaptığı basın toplantısında kamuoyuna duyuruldu:

“Bugün Türkiye’de boykotlar, işgaller, 15-16 Haziran’da olduğu gibi ideolojik ihtilal denemeleri olağan sayılmakta, her gün yeni bir rejim buhranından bahsedilebilmektedir. Vatandaş hakkını aramak için aylar ve yıllarca mahkeme kapısında sürünmekte, Devlet zabıtası süratle meselelere müdahale edememektedir. (…) Son aylarda cereyan eden hadiseleri kuş bakışı incelersek, gördüğümüz manzara bir hayli endişe vericidir. Anayasanın tanıdığı mülkiyet hakkına zaman zaman tecavüz edilerek, topraklar işgal edilmiş, fabrikalara el konulmuş, İstanbul ve İzmit’te solcu ihtilal provası yapılmış, üniversitelerimiz ideolojik bölünmelere itilmiştir.

“Çalışma hayatından da misal vermek icap ederse, bugün memleketimizde fiili durum şudur: İşçilerimiz kanuni bir gerek olmadığı halde grev süreleri için hakları olmadan işyerlerinden ücret talep edebilmekte ve bilhassa Devlet Sektöründen bunu kolaylıkla alabilmektedirler. Hatta boykot ve işgal gibi kanun dışı olaylar sonucunda çalışmadıkları ve çalıştırmadıkları müesseselerden ücret ve sosyal yardımlar istemektedirler. Verilmediği taktirde işyerlerini tahrip gibi daha şiddetli eylemlere tevessül etmektedirler. İşverenler olarak işçimizi maddi bakımdan zorluğa düşürmemek gayesiyle çoğu zaman bu ödemeleri yapıyorduk.

“Bu uygulamanın işçilerimizi maalesef kanunsuz davranışlara teşvik eder mahiyette olduğunu müşahede ettiğimizden bundan böyle kanunsuz olaylara iştirak eden işçilere bu süreler için herhangi bir ödeme yapılmaması hususunda Yönetim Kurulumuz bir prensip kararı almıştır. (…)

“Türkiye’nin kalkınmasında hizmeti geçen ve geçecek olan Türk İşverenleri olarak muhterem parlamentodan özellikle işyerlerinin işgali, tahribi ve işin durdurulması gibi kanunsuz olayları kesin ve tesirli şekilde önleyecek hukuki ve cezai müeyyideleri acilen kanunlaştırmasını beklemekteyiz.” (TİSK İşveren, “Konfederasyon Başkanının Basın Toplantısı”, Kasım 1970, s.5-7)

TİSK DOKUZUNCU OLAĞAN GENEL KURUL

TİSK’in 9. Genel Kurulu 12 Mart 1971 darbesinden bir yıl sonra, 1972 yılı Nisan ayında toplandı. Genel Kurul’a sunulan çalışma raporunda Yönetim Kurulu’nun sunuşunda şu değerlendirmeler yer alıyordu:

“Göreve başladığımız Mayıs 1970 ayını takip eden 15-16 Haziran tarihlerinde iş aleminde başlayan huzursuzluk daha sonra işyerlerimizde kanunsuz grev, işgal, boykot ve işi yavaşlatma gibi kanundışı olaylarla devam etmiş, diğer taraftan Üniversitelerimizde oluşan hareketler kademe kadere genişleyerek ülkemizi anarşik bir ortam içine itmiştir.

“Konfederasyonumuz her vesile ile gerek ilgili mercilere gerek kamuoyuna hukuk dışı davranışların tasvibine asla imkan göremediğini belirtmiş, Yönetim Kurulumuz üye işyerlerimizde meydana gelen her türlü kanunsuz davranış süresince hiçbir ücret veya benzeri ödemenin yapılmaması prensip kararını almıştır.

“Memnuniyetle belirtmek isteriz ki, 12 Mart 1971 tarihinden sonra üretimi felce uğratan ve kalkınma hamlemizi olumsuz yönde etkileyen bu tür davranışlar ve kanunsuz eylemler önlenmiştir.” (TİSK, Dokuzuncu Olağan Genel Kurul Çalışma Raporu, Nisan 1972, Ankara, 1972;7)

TİSK’in 9. Genel Kurulu’na sunulan raporda asgari ücret konusunda aşağıdaki değerlendirme yer alıyordu:

“Asgari ücretin tespitinde sosyal yardım unsuru gözden uzak tutulmalıdır. Bugün iş hayatında çıplak ücretlerin dışında ücretlere asgari yüzde 30 oranında bir sosyal yardım ilavesi yapılmaktadır. Bu oran, büyük işletmelerde yüzde 70’e kadar çıkmaktadır. Kamu kuruluşlarında ise yüzde 100’ü bulduğu yerler mevcuttur. Çalışma hayatımızda geleneksel hal alan ücret dışı ödemeler ve yardımlar, asgari ücret tespitinde göz önüne alınmalıdır. Aksi halde sosyal yardım müessesesinin her geçen gün kısıtlanması kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. (…)

“Geçmiş uygulama Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yetki sınırını aşan kararlar alabildiğini göstermiştir. Halbuki memleket gerçeklerine uygun ve ücret politikasına paralel bir uygulamanın sağlanabilmesi Komisyonun yetki ve görevlerinin Çalışma Bakanlığı tarafından belirtilmesini zorunlu kılmaktadır. Bilhassa asgari ücretin hangi seviyede tespit edileceğinin Çalışma Bakanlığınca muhakkak belirtilmesinde zorunluluk vardır.

“Sosyo-ekonomik farklılıklar nazara alınarak yapılan bölgesel tespitler dahi işkolları arasındaki ekonomik gelişmişlik farkının göz önünde tutulmasında ve bölgeler için işkollarını birkaç grupta toplamak suretiyle asgari ücretin tespitine gedilmesinde yarar bulunmaktadır. Bu suretle Yönetmelikte öngörülen, işkollarının niteliği unsuru da hesaba katılmış olacaktır.” (TİSK,1972;40-41)

TİSK’in kamu sektörü toplu sözleşmelerinde uygulanan politikaya da itirazı vardı:

“Kamu sektörü toplu müzakerelerinde, mevcut işveren teşekkülleri ve yetkili uzmanları bir tarafa itilerek, sözleşmeler, siyasi tercihlerle ve objektif kriterleri gözetmeyen, müesseselerin ödeme gücünü hesaba katmayan bir davranışla imzaya bağlanmıştır. Kamu sektöründeki bu gelişmeler, şüphesiz özel sektör anlaşmalarına da aksetmiştir.” (TİSK,1972;42)

“Toplu pazarlıklarda ücret strüktürünün hiçbir objektif esasa dayanmaksızın gelişmesini önlemek ve böylelikle başta işçiler olmak üzere bütün tüketici zümreyi ekonomik sıkıntılara düşüren Ücret-Fiyat yarışına son vermek amacı ile, Hükümet, işveren ve işçi temsilcilerinden meydana gelecek bir Üçlü Komisyonun kurulması ve bu Komisyonun ücret artışlarını prodüktivite artışları ile ekonomimizin ödeme gücüne bağlaması uygun olacaktır.” (TİSK,1972;43)

TİSK, 1965 yılında kabul edilen 624 sayılı Devlet Personeli Sendikaları Kanunu uyarınca kurulan ve 1971 yılı Eylül ayında Anayasa’da yapılan değişikliklerle kapatılan memur sendikalarına da karşıydı:

“Memur sendikacılığının ülkemize yararlı olamayacağı kısa süren bir uygulamada ortaya çıkmış, bu açıdan bakıldığında sendika ve dernek kurma hakkının yeniden düzenlenmesi bugünün koşullarına uygun düşmüştür.” (TİSK,1972;45)

“Sendikalar Kanununda yapılacak değişiklikler hem Anayasamızın 46. maddesinin esprisine ve hem de 87 sayılı Milletlerarası Sözleşmeye uygun olmalıdır. Bu açıdan hareketle değişiklik yapılan konularda Anayasa Mahkemesi sonucuna göre yeni düzenleme gereği uzak bir ihtimal değildir.” (TİSK,1972;49)

TİSK, işkolu toplu iş sözleşmelerini savunuyor, sendika üyesi olmadan dayanışma aidatı ödeyerek yürürlükteki toplu iş sözleşmesinden yararlanmada ilgili sendikanın onayı düzenlemesinin kaldırılmasını istiyor, grev hakkının kısıtlanmasını savunuyordu:

“Bugün için işkolu toplu iş sözleşmeleri ideal bir sözleşme düzenidir. Çalışma şartlarının işkolu düzeyinde yeknesaklaştırılması çalışma hayatımız bakımından şiddetle arzu edilen bir durumdur. Bu hedefe ulaşma imkanlarının bertaraf edilmemesi gerekir.” (TİSK,1972;50)

“Bu durumun sonucu olarak işyeri ve işkolu sözleşmelerinde ihtiva edecekleri hükümler kanunda kesinlikle belirtmek suretiyle muhafaza etmenin gereği ortaya çıkmış bulunmaktadır.

“İşyeri seviyesindeki sözleşmelerin ücret ve eklerini, sosyal yardımları, haftalık çalışma süresinin günlere dağıtımı ve vardiya esaslarının tespiti ile izinleri düzenlemesi yeterli görülmektedir. Bunun dışındaki hükümlerin işkolu toplu iş sözleşmelerinde düzenlenmesi imkan dahilinde olabilecektir.

“İşyeri sözleşmelerinin bir çeşidi olarak işletme sözleşmesi gerekli görülmektedir. İşletme sözleşmeleri bugünkü uygulamada işyeri kavramının dar yorumlanmasının ortaya çıkardığı bir sonuç olmuştur. İşletme sözleşmeleri, İş Kanunu’na göre ticaretten sayılan işlerde aynı tüzel kişiliğe bağlı aynı işkolunda birden çok işyerine sahip olması ve personelin nakil suretiyle bir işyerinden diğerine gönderilebilmesinin mümkün olduğu durumlarda yapılabilecektir. Örnek olarak, bankalar ve sigorta şirketleri gibi.” (TİSK,1972;51)

“Toplu sözleşmelerin uygulanmasında sendikalı-sendikasız işçi ayrımı kaldırılmalıdır. Bugüne kadar önemli uyuşmazlıklara yol açan, işçileri sendikalara girmeğe zorlayan ve önemli ölçüde istismar edilmesine sebep olan muvafakat şartının aranmaması gereklidir. Ancak, sözleşmeden istifade etmek isteyen veya sözleşmeyi uygulamak zorunda bulunan işçiler veya işverenler, akit taraflara ¾ oranında bir dayanışma aidatını vermek zorunda olmalıdırlar. Bu suretle karşılıksız istifade ortadan kalkmış olacaktır.” (TİSK,1972;52)

“Hak uyuşmazlıklarındaki grev ve lokavt hakkı kaldırılmak suretiyle hukuk sistemimize paralel bir uygulamanın getirilebileceği düşünülmektedir. Bu suretle toplu sözleşme düzeni barışçı çözüm yollarına daha çok değer veren ve sulh düzeni olmayı sağlayacak bir bünyeye kavuşturulabilecektir.

“Bakanlar Kuruluna verilen grev ertelemeleri hakkının gerçeklere daha uygun şekilde yürütülebilmesi için, kamu düzenini ve kamu yararını bozucu nitelikte olan grevleri de erteleme imkanı tanınmalıdır. Bu hususa bağlı olarak grevler, erteleme gerekçesinin gerektirdiği sürede ertelenebilmelidir.” (…) Grevlerde işyeri önündeki toplanmalar kanunsuz olaylara sebep olduğundan yasaklanmalı ve grev gözcülerinin görevleri kanunda daha açık belirtilmelidir.” (TİSK,1972;53)

506 sayılı Sosyal Sigortalar kanununun 123. maddesi, 7.2.1972 gün ve 1517 sayılı Kanunla (Resmi Gazete, 19.2.1972) değiştirilerek Sosyal Sigortalar Kurumu’na ilaç fabrikaları kurabilme yetkisi verildi.

TİSK bu düzenlemeye şu şekilde karşı çıktı:

“Kurumun ilaç fabrikaları kurabilmesi, 4792 sayılı Kuruluş Kanununa da aykırı bulunmaktadır. Bu faaliyet Kurumun yapabileceği işlerden olmadığı gibi kanunda gösterilen sarf yetkileri içine de girmemektedir. (…) Bugün için asli fonksiyon dışında pek çok tali görevler yüklenmiş bulunan Kuruma bir de fabrikalar kurmak suretiyle ticaret yaptırmak düşüncesi, Kurumun her geçen gün asli görevinden uzaklaşması ve bir sosyal güvenlik müessesesi olmaktan çıkıp ticari ve sınai risklere maruz bir işletme durumuna gelmesi sonucunu doğuracaktır.” (TİSK,1972;57)

TİSK, kamu sektöründeki işyerlerinin de özel sektör işyerleriyle birlikte örgütlenmesini savunuyordu:

“Kamu – Özel Birlikte Teşkilatlanma Zorunluğu

“Sendikacılıkta aslolan işkolunun şartlarına uygun sözleşmeler yapmak olduğuna göre, tırmanma veya sıçrama politikasını önleyebilmek için işverenlerin de işçi kesiminde olduğu gibi tek bir kuruluş bünyesinde toplanması ve böylelikle işkolları bünyesinde ücret ve çalışma şartları yönünden yeknesaklığın sağlanması gerekmektedir. Kamu ve özel sektörün birlikte teşkilatlanması, ayrıca, gerekli haberleşme ve işbirliğine zemin hazırlayacak, araştırma ve dokümantasyon gibi alanlarda duplikasyonu önleyecektir. (…) İşverenlerin tek ses ve tek güç olabilmeleri ve bunu temsil edildikleri her yerde hissettirebilmeleri birlikte teşkilatlanmaları ile mümkün olabilir. Esasen bugünkü teşkilatlanma modelimiz kamu ve özel ayrımı düşünülmeden geliştirilmiş ve gerçekleştirilmiştir. “(TİSK,1972;67)

“Bünyelerindeki kamu iktisadi kuruluşları nedeniyle işveren durumunda olan Bakanlıkların tutumuna da kısaca değinmek yerinde olacaktır. Ülkemizin karma ekonomi düzeni içinde, sanayi kuruluşlarımızın en az yarısına sahip bulunan ve bu itibarla büyük bir işçi kütlesi istihdam eden söz konusu Bakanlıkların teşkilatlanma ve beraber hareket etme ihtiyacını beklenen ölçüde duymamaları, bu yolda giriştiğimiz bazı teşebbüslerde yapılan vaatlerin henüz gerçekleştirilmemesi, çalışma hayatının üst işveren kuruluşu olan Konfederasyonumuzu gayretlerinde bir bakıma güçsüz ve yalnız bırakmaktadır. İşveren durumunda olan söz konusu bakanlıklar sendikal alanda teşkilatlanarak camia içinde kendilerini bekleyen yeri aldıklarında, çalışma sorunları bakımından gerek Meclis’e sunulan tasarılar üzerinde ve gerekse Çalışma Bakanlığı’nın faaliyetleri hakkında uyarıcı ve yön verici Konfederasyon faaliyetlerine şüphesiz güç katacaklar ve dolayısıyla sosyal ve ekonomik hayatımıza olumlu katkılar sağlayabileceklerdir.” (TİSK,1972;72-73)

“T. Odalar Birliği ile girilecek işbirliğini düzenlemek üzere hazırlanmış bulunan protokolün imzası Birlik tarafından geçtiğimiz dönem içinde de tekemmül ettirilmemiş olmasına rağmen, teknik seviyede yapılagelmekte olan müşterek çalışmalara ve müşterek görüşler tespitine devam edilmiştir.” (TİSK,1972;75)

Bu dönemde TİSK’in ABD’nin “Milletlerarası Kalkınma Teşkilatı” (AID, Agency for International Development) ile işbirliği de oldu. Bu ilişki çalışma raporunda aşağıdaki şekilde özetleniyordu:

“AID ile Konfederasyonumuz ilişkileri, geçtiğimiz dönem içinde büyük gelişmeler göstermiştir. Bu cümleden olarak, eleman ve mensuplarımızın A.B.D.’de incelemelerde bulunmaları temin olunmuştur.

“1970 yılı içinde A.B.D.’de düzenlenen ‘Uzlaştırma-Arabuluculuk ve Tahkim’ Programına üye Sendikalarımızdan üç eleman katılmıştır.

“Diğer taraftan, D.P.T. ve Milletlerarası Kalkınma Teşkilatı (AID) nezdinde yapılan temasların olumlu neticesi olarak 8 temsilcimizin A.B.D.’de ‘Endüstri Münasebetleri, istihsal geliştirmesi, kalite kontrolü ve pazarlama yönlerinden modern sevk ve idarenin felsefe ve uygulaması’ konusunda inceleme yapmalarına imkanı sağlanmıştır. Yüksek sevk ve idare grubu A.B.D. programının uygulanmasını müteakip, aynı grup A.B.D.’deki programı takiben Kasım 1971 ayı içinde İngiltere’de de aynı alanda incelemeler yapmıştır.” (TİSK,1972;83)

“AID – Konfederasyon Teknik İşbirliği Programı Çerçevesinde Ele Alınan Araştırmalar

“Geçen faaliyet dönemi başından beri Konfederasyonumuzun gerek AID, gerek Maliye Bakanlığı nezdinde geliştirdiği temaslar 1971 yılında müspet bir sonuca bağlanmış ve Konfederasyonumuzun AID Özel Proje fonundan yararlanmak suterile Üniversite mensuplarına araştırmalar yaptırması imkanı sağlanmıştır. Taraflar arasında varılan anlaşmaya göre, söz konusu projenin mali portesi 240.000 TL tutarında olup, bunun 200.000 TL’si AID tarafından karşılanacaktır.” (TİSK,1972;87)

TİSK’in 1972 yılı Nisan ayında toplanan 9. Genel Kurulu’na sunulan çalışma raporunda “kanundışı olaylar” konusunda aşağıdaki değerlendirme yer alıyordu:

“Kanunsuz Olaylara Tepki Gösterilmesi

“Memleketin bozulan sosyal şartları geçtiğimiz dönemde en büyük etkisini çalışma barışı üzerinde göstermiştir.

“İş yavaşlatmaları ve iş durdurmaları alabildiğine artmış, işgal ve boykotlar hemen her işyerinde rastlanan olağan olaylar haline gelmiştir. Kanuni mercilerin hadiselere yaraşan ciddiyet taşımayan tutumu da, olayları yaygınlaştırma istikametine itmiştir. Bütün bu olayların üstüne bir 15-16 Haziran hadiseleri eklenmiş ve o zaman, meselenin planlı bir hazırlığın sonucu ve hatta bir provası olduğu anlaşılmıştır.

“Konfederasyonumuz bu tür olaylarda şiddetli bir tepki göstermiş ve çalışma barışını bozan davranışlar hangi kanaldan gelirse gelsin karşısına çıkacağını kesinlikle belirtmiştir.

“Bu olaylar hakkında idari makamların ve başta hükümet çevrelerinin çok önceden dikkatleri çekilmiş ve bu yönlü problemlere ciddi şekilde eğilme zorunluluğu belirtilmiştir.

“Olayların gelişmesi sıkıyönetimi mecburi kılmış ve ancak o zaman zihniyetin sinmiş olduğu görülmüştür. Bu nokta idarenin ve camiamızın bundan sonraki tutum ve davranışı bakımından da büyük önem taşımaktadır.

“Grev ve Kanunsuz Olaylarda Geçen Süreler için Ücret Ödenmemesi

“Cereyan eden kanunsuz olaylar ile grev ve lokavtlar sonundaki anlaşma sırasında bu süreler için ücret ödenmesi adeta grevleri teşvik eder bir nitelik kazanmıştır. Bu nedenle Yönetim Kurulumuz grev ve lokavtlarda geçen süre ile kanunsuz olaylarda ücret ödenmemesi prensibini karara bağlamak zorunda kalmıştır. Böylelikle sendikaların işveren sırtından grev yapma alışkanlıklarının da önlenebileceği tahmin edilmiştir.

“Memnuniyet verici husus, söz konusu kuralın camiamızda dikkatle izlenmesi ve uygulanmış olmasıdır.

“Bu nevi prensiplerin gitgide daha çok yerleşmesi çalışma barışının gerektirdiği dengenin kurulmasına ve korunmasına daha çok hizmet edebilecektir.” (TİSK,1972;88-89)

TİSK Başkanı Halil Kaya 1972 yılı sonlarında 12 Mart darbesiyle ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapıyordu: “12 Mart’tan sonra devlet ve rejim düşmanlarına ağır bir darbe indirildiği gerçektir. Fakat başta idari kademelerimiz olmak üzere vatandaşlarımızda istikrarlı hükümetlerin kurulduğuna dair inanç olduğu söylenemez.” (Cumhuriyet, 6.11.1972)

TİSK GENEL KURULU’NDA DİSK GENEL BAŞKANI KEMAL TÜRKLER’İN KONUŞMASI

TİSK’in 9. Genel Kurulu’nda Türk-İş Genel Başkanı Seyfi Demirsoy ve DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler de birer konuşma yaptı (TİSK, 9. Olağan Genel Kurulda Misafirlerin Yaptıkları Konuşmalar, 27 Nisan 1972 – İstanbul, s.39-42 ve s.43-52).

DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, konuşmasında şu görüşleri ifade etti:

“Sayın delegeler ve sayın davetliler; bir de işçi-işveren münasebetlerinde çok önemli olan bir konuda da işçiye mesken temini konusudur. Hemen belirteyim ki ve şunu da hiçbir zaman unutmamamız lazım gelir ki, biz unutmuyoruz siz de aklınızdan çıkarmayın ki, insanların kaybedecek bir şeyleri olmazsa sonu belli olmayan yollara daha az düşünerek yürüdükleri görülür; ama kaybedecek şeyleri olduğu zaman, yürüyecekleri yola girerken ‘sonu nereye varacak’ diye düşünür. Bu lafın büyük manası vardır. Benim bulunduğum sandalyedeki bir kişinin bunu söylemesi, aslında yetmez; ama memleketi, burada belirttiğim konuşmalar açısından esas görüşlerini değiştirmiş olan bir kişi isem elbette ki söylüyorum ve söyleyeceğim. İşçilerin mesken sahibi olmaları şarttır. İşçiler, mesken sahibi, ufak bir mülkiyeti olan kişiler olarak yarın için önemi artan kişiler oluyor.

“Sayın işverenler,

“Unutmayın, ben daha bir sene evvel sahip oldum. Bir seneden önceki 45 senelik ömrüm içerisinde başka türlü düşünürken, bir seneden bu yana küçücük bir oturma yerine sahip oluvermekle hayat bana başka türlü tesir etmeğe başladı.” (…)

“İşverenler olarak hiç olmazsa arsa almak babında işçilere yardım etmemiz şarttır. Borç olarak verip onları mesken sahibi etmek imkanınız vardır. Onları bir mesken sahibi yapmak ve onların düşüncelerini bir istikamete doğru değiştirmek, onlara istikbal için bu düzen içerisinde bir değer vermek demek olur. Bu da sermaye sahibi olarak sizin için şarttır, benim için değil. Gerisi sizleri ilgilendiriyor. (…) Biz, işveren teşkilatlarının güçlenmemesini değil, işyerlerinin büyük işyerleri olarak büyümesini, gelişmesini istiyorsak ve küçüklerin batmasını istiyorsak; İşveren Sendikaları Konfederasyonunun da güçlenmesini istiyoruz.” (TİSK, 9. Olağan Genel Kurulda Misafirlerin Yaptıkları Konuşmalar, 27 Nisan 1972 – İstanbul, s. 51 ve 52;  ayrıca bkz. TİSK, Dokuzuncu Olağan Genel Kurul Tutanakları, Ankara, 1972, s.60-61)

KAMU KESİMİ İŞVEREN SENDİKALARI

1972 yılında Türkiye’de çok sayıda kamu kesimi işyeri vardı. Çalışma Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü’nün 14.11.1972 gün ve 10266 sayılı yazısında, kamu kesimi işveren sendikaları ve bu sendikalara üye işverenlerin sayıları aşağıdaki şekilde gösterilmektedir:

Çimento Sanayii İşverenleri Sendikası (13 üye)

Türkiye Maden İşletmeleri İşverenleri Sendikası (9 üye)

Türkiye Maden İşverenleri Sendikası (9 üye)

Çimento Müstahsilleri İşverenleri Sendikası (6 üye)

Türkiye Şeker Sanayii İşverenleri Sendikası (6 üye)

Türkiye Kömür Madenleri İşletmeleri İşverenleri Sendikası (4 üye)

Türkiye Petrol İşverenleri Sendikası (4 üye)

Türkiye Enerji Sanayii İşverenleri Sendikası (7 üye)

Türk Taşıt İşverenleri Sendikası (5 üye)

Sümerbank Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası (25 üye)

Türkiye Belediye İşverenleri Sendikası (16 üye)

Türkiye Cam Sanayii İşverenleri Sendikası (10 üye)

1972 SONUNDA TÜRKİYE’DE İŞVEREN SENDİKALARI

Çalışma Bakanlığı’nın verilerine göre, 31.12.1972 tarihi itibariyle işveren sendikalarının işkollarına dağılımı aşağıda sunulmaktadır (Çalışma Bakanlığı, Çalışma Dergisi, Yıl 1974, Cilt 1, Sayı 1, s.173):

İŞKOLU NO. İŞKOLU ADI YÖRESEL YÖRESEL TÜRKİYE ÇAPI TÜRKİYE ÇAPI TOPLAM TOPLAM
SENDİKA SAYISI ÜYE SAYISI SENDİKA SAYISI ÜYE SAYISI SENDİKA SAYISI ÜYE SAYISI
1-2 Tarım-Orman 1 364 2 1.197 3 1.561
3 Madencilik 4 49 4 49
4 Petrol 2 101 5 705 7 806
5 Gıda Sanayii 21 1.370 4 330 25 1.700
6 Şeker 1 6 1 6
7 Dokuma 6 335 3 647 9 982
8 Deri 2 157 2 157
9 Ağaç 1 20 2 67 3 87
10 Kağıt
11 Basın-Yayın 2 56 2 56
12 Lastik 1 3 1 4 2 7
13 Kimya 2 119 2 119
14 Çimento-Toprak 3 86 3 86
15 Cam 1 11 1 11
16 Metal 3 364 3 364
17 Gemi
18-19 Yapı-Yol 1 61 1 50 2 111
20 Enerji 1 7 1 7
21 Ticaret, Büro, Eğitim 1 66 1 30 2 96
22 Banka-Sigorta 1 11 1 11
23 Kara Taşımacılığı 1 582 2 153 3 735
24 Demiryolu Taşımacılığı
25 Deniz Taşımacılığı 2 47 2 47
26 Hava Taşımacılığı
27 Ardiye-Antrepo
28 Haberleşme
29 Sağlık 1 23 1 23
30 Konaklama 5 1.442 2 318 7 1.760
31 Güzel Sanatlar 1 47 4 427 5 474
32 Milli Savunma
33 Gazetecilik 4 38 1 19 5 57
34 Genel İşler 2 53 2 53
TOPLAM 45 4.429 53 4.936 98 9.365
DİĞER HABERLER
VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI
VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI

Sendikamızın Mustafa Kemalpaşa Şube Başkanı, uzun soluklu mücadele arkadaşımız Ömürlü Ulufer, yakalandığı hastalık dolayısıyla hayatını kaybetmiştir.

AÇLIK SINIRI ASGARİ ÜCRETİ AŞTI: YOKSULLUK SINIRI 61 BİN 418 LİRA
AÇLIK SINIRI ASGARİ ÜCRETİ AŞTI: YOKSULLUK SINIRI 61 BİN 418 LİRA

Türkiye’de açlık sınırı, asgari ücrete kıyasla 754 lira daha fazla olarak 17 bin 756 liraya yükseldi. Aynı dönemde yoksulluk sınırı ise asgari ücretin 3.4 katına ulaşarak belirlendi.

ALMANYA’DA ASGARİ ÜCRET 3 BİN EURO OLUYOR
ALMANYA’DA ASGARİ ÜCRET 3 BİN EURO OLUYOR

Almanya’da enflasyon yeniden corona ve Rusya-Ukrayna savaşı öncesi döneme döndü. Yıllık enflasyon mart sonu itibariyle yüzde 2, nisan sonu itibariyle yüzde 2.2 oldu.

COCA COLA İÇECEK’TE TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İMZALANDI
COCA COLA İÇECEK’TE TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İMZALANDI

Sendikamız ile Coca Cola İçecek arasında şubat ayında başlayan yeni dönem toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlandı.