Emeğin Gücü, Emekçinin Yanındayız...
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
TEKGIDA-İŞ SENDİKASI
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Belkarper
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
Doğadan
Tarım Kredi Birlik
Bolez Piliç
Badem Su
İzmir Su
Elmacık Atasu
Belkarper
Sek_Süt
Yudum_Yag
ORYANTAL TÜTÜN PAKETLEME
Olin_Yag
NuhunAnkaraMakarnasi
Nestle_Su
Pinar
Savola
Pepsi
Tuborg_Bira
Nestle cereals
Yepaş Ekmek
Yesaş
Mey
Nestle
Mauri_Maya
Lipton_Dosan
Mondelez
TtlTutun
TrakyaBirlik
TavsanliUn
Tat
Tamek
Sırma Su
Sunel
Sibaş
KristalYag
Knorr_Besan
Kent_Cadbury
Efes
ELİT Cikolata
Erikli_Su
Eti
Evyap
Ferrero
Filiz Makarna
Timtas
Kavaklıdere
ibb kent ekmek
Hayat Su
Haribo
Frito Lay
BAT
Barilla_Makarna
Banvit
Aroma
Ankara Fırınları
Akmina
Alpin Su
Bimbo QSR
Bolca Mantı
BUNGE YAĞ
Chipita Gıda Üretim A.Ş.
Coca Cola
Damla Su
Danone
Doğuş Cips
Dr Oetker
Agthia
29 Nisan 2010
1 MAYIS-ERGİN YILDIZOĞLU

Yıllar sonra işçi sınıfı çok önemli bir geleneksel mücadele mekânını, Taksim Meydanı’nı, TEKEL direnişinin yarattığı iklimin de katkısıyla geri alıyor.

1 MAYIS-ERGİN YILDIZOĞLU

Yıllar sonra işçi sınıfı çok önemli bir geleneksel mücadele mekânını, Taksim Meydanı’nı, TEKEL direnişinin yarattığı iklimin de katkısıyla geri alıyor. Hem de çok özel bir dönemde. 1 Mayıs bu yıl, birçok açıdan anlam yüklü.

Restorasyon tükendi

Otuz yıl önce başlayan “restorasyon”un iflası, 2007’de patlak veren mali krizle birlikte, pratikte ve ideolojik olarak tamamlandı. En temel varsayımları bizzat bu restorasyonun özneleri, sermayenin sözcüleri tarafından sorgulandı, medyada günah çıkarma seansları yaşandı, yaşanıyor. Bundan sonrası artık yalnızca çürümedir!

Otuz yıl önce sermayenin, “Başka seçenek yok!” sloganıyla başlayan saldırısının ideolojik ifadesi neo-liberalizm, küreselleşmecilik oldu. Bu restorasyon döneminde, emekçi sınıfların çoğu kazanımları ellerinden alındı. Gelişmekte olan ülkelerin, klasik sömürgecilikten çıkarken geliştirdikleri “ulusal projeleri” tasfiye edildi, ekonomileri uluslararası sermayenin serbest kullanımına açıldı. Sonra, Afganistan ve Irak’ta sömürgecilik geri geldi. Böylece kapitalist sınıfın özgürlükleri tümüyle restore edildi, egemenliği pekişti.

Bu dönemde, siyasal eşitliğin yerini, piyasa eşitliği aldı. Demokrasi, insanlığın eşitçe, özgür “konuşma”, irade beyan etme, özyönetim hakkı olmaktan çıkarak genel seçimlere, özgürlük de tüketim özgürlüğüne indirgendi. Bu dönemde insanlığın ortak yaşam kaynakları sermaye tarafında acımasızca mülksüzleştirildi.

Kültürel yaşamımız ise bir taraftan, her türlü evrensel hakikat düşüncesini yadsıyan, haz odaklı, egoist postmodern öznelliklerle, bedenin hazlarını yadsıyan, intihar eğilimli (bedenini kurban ederek yeni bir yaşama geçmeyi arzulayan) teolojik öznellikler arasındaki çatışmaya sıkıştı. Bu dönemde sermayenin dinin içini boşaltarak metalaştırdığını, kolonize ederek kendi özgün baskı araçları, beden kontrol mekanizmaları arasına kattığını da gördük.

Bu dönemin nasıl acımasız bir sınıf saldırısı, mülksüzleştirme süreci olduğu, neo-liberalizmin devletin içindeki demokratik kalıntıları tasfiye ettiği artık açıkça gözler önüne serilmiştir. Restorasyon döneminde faiz/rant üzerinden büyük birikimleri gerçekleştiren mali sermaye, mali kriz patlak verince, ABD başta olmak üzere birçok ülkede devlete el koydu, kendi “yönetim komitesine” çevirdi. Çalışanlar işlerini, evlerini, ömür boyu biriktirdikleri güvenlik akçelerini kaybederken hükümetler bankalara devasa kaynaklar aktardılar. Böylece sermaye kurtarılırken oluşan devasa kamu borçları, gelecek kuşakların gelirlerini daha şimdiden sermayeye transfer etmiş oluyordu.

Saldırı hızlanacak, mücadele sertleşecek

Şimdi dönemin en “gebe” olgusu devletlerin, sermayeyi kurtarırken üstlendikleri mali krizleridir. Devletler bu mali krizi aşabilmek için, emekçilerin gelirlerine ve haklarına yüklenecekler. Bu krize ilişkin, sermayenin projesinden farklı tüm diğer olasılıkları, restorasyon döneminde ağızlarına almadıkları “toplumsal çıkar” adına bastıracak, farklı seçeneklerin gündeme gelmesini engellemeye çalışacaklar.

Emekçiler kriz süresinde yaşananları görmüş olmanın kızgınlığıyla yükün üzerlerine yıkılmasını kabul etmeyecekler; İspanya’dan Portekiz’e, Yunanistan’a, Kırgızistan’a, Çin’e kadar, hatta Fransa’da, İngiltere’de direnecekler, direnmeye başladılar. TEKEL işçileri, TARİŞ işçileri de bu yükselmekte olan dalganın bir parçası…

Şimdi, bir başka toplumsal yaşamın kurulabileceğine, servet eşitsizliğinin toplumdan ayrı, onun üzerinde bir baskı aracı olarak yaşayan asalak bir devletin aşılabileceğine, tüm bunların bir gün gerçekleşeceğine ilişkin hiçbir güvence aramadan, inanma cesaretini gösteren öznelere büyük görevler düşüyor. Örneğin, restorasyon döneminin, bir önceki sermaye birikim modelinin, emekçi yaşamlarının ve öznelliklerinin tasfiye edilmesi sürecinde bizi sermayenin saldırısına ortak eden sahte “değişim” gevezeliği teşhir edilmelidir. İkincisi, gözünü sermayenin ufkunun ötesine dikmiş gerçek bir değişim düşüncesinin konuşulmasının koşullarını yaratmak için mücadele edilmelidir. Üçüncüsü, her emekçi sınıf eyleminin ülke içinde, hatta uluslararası düzeyde evrenselleşmesine, “direniş ırmaklarının” birleşerek güçlü nehirler oluşturmasına çabalamak son derece önemli olacaktır.

Bu arada, bu öznelerin, artık geçmişin, Badiou’nun deyimiyle “o anlaşılmaz (obscure) felaketinin” yükünü üstlerinden atmalarına olanak sağlayacak hesaplaşmaları, soğukkanlılıkla, geleceğe ışık tutacak ama bu bahaneyle sınıf siyasetinden “vicdan” siyasetine, “sadaka toplumu” teslimiyetçiliğinin ılık çamurlarına kaçmalara olanak vermeden, bir an evvel gerçekleştirmeleri gerekiyor.

Ama önce hep birlikte Taksim Meydanı’na, umutla, inançla ve cesaretle… Çünkü yeni başlangıçlar gereklidir, mümkündür!

DİĞER HABERLER
CARGİLL DİRENİŞİ ÜÇÜNCÜ YILINI GERİDE BIRAKTI
CARGİLL DİRENİŞİ ÜÇÜNCÜ YILINI GERİDE BIRAKTI

Cargill işçilerinin işe iade talebiyle başlattıkları direnişleri 3 yılı geride bıraktı. Tekgıda-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atıldıkları mahkeme tarafından tescillense de işçilerin talepleri yerine getirilmiyor.

CARGİLL’E KARŞI ULUSLARARASI SANAL MİTİNG BU AKŞAM 21.00’DE DAVETLİSİNİZ..!
CARGİLL’E KARŞI ULUSLARARASI SANAL MİTİNG BU AKŞAM 21.00’DE DAVETLİSİNİZ..!

Bu akşam (17 Nisan Cumartesi) saat 21.00’da Cargill Türkiye’de anayasal hakları için mücadele verdikleri için işten atılan kardeşlerimizi desteklemek için, IUF ile dünya çapındaki kardeş sendikalarla birlikte “Biz Cargill 8’lisiyiz” yazan bir çıkartma ve İngilizce tek sayfalık bir broşürü paylaşarak sanal miting düzenliyoruz.

ADKOTÜRK İŞVERENİNDEN İŞÇİ KIYIMI
ADKOTÜRK İŞVERENİNDEN İŞÇİ KIYIMI

Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren Adkotürk’te örgütlenen Tekgıda-İş Sendikası’nın hukuki mücadelesi zaferle sonuçlandı.

MERKEZ BANKASI ENFLASYON DÜŞÜŞÜNE DESTEK VERMEDİ!
MERKEZ BANKASI ENFLASYON DÜŞÜŞÜNE DESTEK VERMEDİ!

-Merkez Bankası faizi yüzde 19’da tutarak “faiz indirimi yoluyla enflasyonu düşürme politikası”na destek vermemeyi tercih etti.

-PPK açıklamasında faizin enflasyonun hep üstünde tutulacağı da belirtildi. Şu durumda faizi aşağı çekerek enflasyonu düşürme ve piyasaları canlandırma politikasını terk mi ettik?