ESKİŞEHİR 2 NOLU ŞUBEMİZİN 3. OLAĞAN KONGRESİ TAMAMLANDI
Eskişehir 2 Nolu Şubemizin 3. Olağan Kongresi tamamlandı.
Eskişehir’de 8 Kasım Pazar günü yapılan kongreye, Genel Başkanımız İbrahim Ören, Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Genel Mali Sekreterimiz Ali Bükülmez, Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz ve Genel Eğitim Sekreterimiz Seyfullah Keskinoğlu katıldı. Kongreye şube başkanlarımızdan da Adana Şube Başkanımız İbrahim Sani Gökmen, Ankara 1 Nolu Şube Başkanımız Ali Solmaz, Balıkesir Şube Başkanımız İbrahim Ökten, Bandırma Şube Başkanımız Şefik Kayhan, Bursa Şube Başkanımız Zeki Ertürk, Bursa Karacabey Şube Başkanımız Ergün Çarıkçı, Bursa Mustafakemalpaşa Şube Başkanımız Ertan İkizler, Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanımız Cengiz Çiçek, Eskişehir 3 Nolu Şube Başkanımız Yılmaz Taşpınar, Elazığı Şube Başkanımız Mehmet Tekdemir, Gebze Şube Başkanımız Ünal Arasan, İstanbul Anadolu Yakası Şube Başkanımız Mustafa Efe, İstanbul Avrupa Yakası Şube Başkanımız Turgay Koç, İzmir 7 Nolu Şube Başkanımız Ömer Atabey, Kocaeli Şube Başkanımız Hicri Çepil, Manisa Şube Başkanımız Yavuz Uçkıran, Ordu Şube Başkanımız Orhan Eker, Rize Dosan Şube Başkanımız Mustafa Yüksel, Samsun Şube Başkanımız Ali Başkeser, Trakya Şube Başkanımız Aytaç Göçmen, Turgutlu Şube Başkanımız Anıl Paspas, Örgütlenme Uzmanımız Erhan Yanar, Kadın Komite Başkanımız Neslihan Taşoluk Nakaş ve Gold Harvest çalışanları katıldı.
SENDİKALARDAN KATILIM
Kongreye, Türk-İş Konfederasyonu’nu temsilen Türk-İş Eskişehir İl Temsilcisi Orhan Demir katılırken Türk-İş’e bağlı sendikalardan da katılım oldu. Kardeş sendikaları temsilen Belediye-İş Eskişehir Şube Başkanı Kemal Azak, Çimse-İş Eskişehir Şube Başkanı Yalçın Özgür, Kristal-İş Eskişehir Şube Başkanı Mesut Ergin, Selüloz-İş Eskişehir Şube Başkanı Harun İlkselvi, eski Şeker-İş Eskişehir Şube Başkanı Hamit Dokuzlar, TES-İş Eskişehir Şube Başkanı Haluk Doğan, Tez Koop-İş Eskişehir Şube Başkanı Hasan Hüseyin Yılmaz, Türk Harp-İş Eskişehir Şube Başkanı Hasan Atak katıldı.
HANGİ COĞRAFYADA OLURSA OLSUN EMEKÇİNİN SORUNLARI HEP AYNI
Kongre, Şube Kadın Komitesi Başkanımız Gül Saçal’ın açılış konuşmasıyla başladı. Sonrasında delegelerin verdiği önerge doğrultusunda, kongreyi yönetmek adına Divan Kurulu oluşturuldu. Divan Kurulu Başkanlığına Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Divan Kurulu Üyeliklerine; Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz ve Genel Eğitim Sekreterimiz Seyfullah Keskinoğlu seçildi. Divan Kurulu yerini aldıktan Genel Sekreterimiz Kemal Köse delegasyonu selamladı ve kısa bir konuşma yaptı. Genel Sekreterimiz konuşmasında çalışma hayatındaki güncel sorunlara ve küresel gelişmelere değindi. Genel Sekreterimiz, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Değerli arkadaşlar; ülkemizde çalışma hayatının zorlu bir süreçten geçtiği bu dönemde, yaşanan tüm sıkıntılara rağmen bu salonda böylesine güçlü bir birlik ve beraberlik görmek bizleri son derece mutlu etti. Geçen hafta şube başkanımızla birlikte, üyesi olduğumuz Avrupa Gıda, Turizm ve İçecek Sendikaları Federasyonu (EFFAT) toplantısına katıldık. Gördük ki çalışanlar hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın, sorunlar maalesef hep aynı. Oradaki emekçi kardeşlerimizi de dinledik; onlar da bizden daha iyi durumda değiller. Kapitalist düzenin getirdiği sağ politikalar, taşeronlaşmanın yasallaşması ve yapay zekânın her alanın önüne geçerek istihdamı tehdit etmesi Avrupa’da da büyük bir sorun. İşsizlik orada da ciddi boyutlara ulaşmış durumda. İnşallah en kısa sürede bu zorlukları aşarak geçmişteki güçlü dönemlerimize yeniden kavuşuruz.”
ATATÜRK VE ŞEHİTLER İÇİN SAYGI DURUŞU
Genel Sekreterimizin delegasyonu selamlamasından sonra başta Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı şehitleri olmak üzere, şehit olan asker ve emniyet mensupları ile iş kazalarında hayatını kaybeden işçilerin anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Ardından Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz, kongremize katılan misafirleri tanıttı. Misafirlerin tanıtımı sonrasında Türk-İş Eskişehir İl Temsilcisi, Türk Metal Eskişehir 1 Nolu Şube Başkanı Orhan Demir, Eskişehir 2 Nolu Şube Başkanımız Erdoğan Yörüksoy, Şube Kadın Komitesi Başkanımız Gül Saçal birer konuşma yaptı. Eskişehir 2 Nolu Şube Başkanımız Erdoğan Yörüksoy yaptığı konuşmada, şube başkanlığını onurla yürüttüğünü, bu süreçte kendilerine destek veren üyelere, Genel Başkan İbrahim Ören’e ve Genel Merkez Yönetim Kurulu’na teşekkür ederek sözlerine başladı. Görev süreleri boyunca temel amaçlarının üyelerin alın terini korumak ve örgütlü çatı altında büyümek olduğunu vurgulayan Yörüksoy, sorumluluklarının bir kat daha arttığını ifade etti.
ÜCRET ARTIŞLARININ YANINDA VERGİ DESTEĞİ
Şubeye bağlı işyerlerinde Genel Merkez’in desteğiyle üyelerin menfaatlerini gözeten toplu iş sözleşmelerine imza attıklarını belirten Yörüksoy, sadece ücret artışlarıyla yetinmediklerini söyledi. Yörüksoy, “Üyelerimizin vergi yükünü hafifletecek düzenlemeler yaptık. Toplu iş sözleşmelerimize eklenen vergi desteği maddeleri, üyelerimizin gelirlerini korumak açısından büyük önem taşımaktadır ve memnuniyeti artırmıştır” dedi.
YENİ İŞYERLERİ ŞUBE BÜNYESİNE KATILDI
Geride bırakılan 8 yıllık süreçte şubenin kuruluşunda yer alan Eskişehir Pınar Süt, Eskişehir Anadolu Efes, Afyon, Konya ve Bilecik işletmeleri, Isparta Coca-Cola ile Bilecik’te bulunan Mey Diageo’daki örgütlenme çalışmalarına değinen Yörüksoy, yeni kazanımları da şu sözlerle sıraladı: “Genel Merkezimizin destekleriyle yürüttüğümüz örgütlenme çalışmaları neticesinde Eskişehir Halk Ekmek, Halk Süt, Afyon Atakey Patates Fabrikası, Afyon Tarım Kredi Yağ Fabrikası, Denizli ve Isparta’da bulunan Anadolu Etap Meyve Suyu Konsantre Fabrikaları ve Afyon Kızılay Maden Suyu Fabrikası’nda yetkileri alarak bu işyerlerini şubemizin bünyesine dahil ettik.”
Toplu iş sözleşmelerinin ardından Genel Eğitim Sekreterliği’nin planlamasıyla iş kanunu ve endüstriyel ilişkiler eğitimlerinin de gerçekleştirildiğini aktaran Yörüksoy, Afyon Kızılay Maden Suyu Fabrikası’nda yaşanan sürece ise tepki gösterdi. İşveren ve siyasi baskılarla üyelerin sendikadan istifa ettirildiğini belirten Yörüksoy, “Onların da bir mola verdiğini düşünüyorum. İşçi arkadaşlarımızın tekrar sendikalarına döneceğine inancım tamdır” diye konuştu.
BAĞIMSIZ HAREKET EDEBİLEN NADİR SENDİKALARDAN BİRİYİZ
Pandemi sürecinin ardından derinleşen ekonomik krizin dar gelirli kesimi ve işçi sınıfını zorladığına dikkat çeken Yörüksoy, önümüzdeki dönemde örgütlü yapının ve iş güvencesinin çok daha büyük önem kazanacağını vurguladı. Sendikacılığın sorgulandığı bir dönemde Tekgıda-İş Sendikası’nın duruşundan taviz vermediğini belirten Yörüksoy, konuşmasını şöyle tamamladı: “Tekgıda-İş Sendikası geçmişte olduğu gibi bugün de gerektiğinde korkusuzca eylem yapabilen, üyesinin hak ve hukukunu koruyan, siyasal iktidardan ve sermayeden bağımsız hareket edebilen birkaç sendikadan biridir. Gıda işçisinin umudu olmaya güçlü bir şekilde devam etmektedir.”
39 YILLIK ÇALIŞMA HAYATIMDA BÖYLE BİR DÖNEM GÖRMEDİM
Daha sonra kürsüye Türk-İş Eskişehir İl Temsilcisi Orhan Demir çıktı. Konuşmasında Tekgıda-İş Sendikası’nın Türk-İş’in ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Demir, Eskişehir’deki 3 şube ve Türk-İş’e bağlı diğer sendikalarla güçlü bir birliktelik içinde örgütlenme ve toplu sözleşme mücadelelerini omuz omuza sürdürdüklerini ifade etti. Sanayi sektöründeki daralmaya dikkat çeken Demir, yaşanan ekonomik sıkıntıların geçmiş krizlerden farklı olduğunu belirterek şunları söyledi: “39 yıllık çalışma ve 20 yıllık sendikal hayatımda böyle bir dönem görmedim. Öyle bir döneme girdik ki bu sürecin ucunda bir ışık da göremez hale geldik. Birçok iş yeri kapanıyor, fabrikalar maaşları ödeyemez duruma geldi. Maaşların geciktiği iş yerleri çoğalmaya başladı. Fabrikalardaki daralma ve küçülmeler öyle hat safhaya ulaştı ki artık çözüm bulamaz noktaya geldik. Bu süreci el birliğiyle en aza indirmek ve en hafif şekilde atlatmak için her türlü mücadeleyi vermeye devam ediyoruz. Bunun yolu da birlikten, beraberlikten ve karşılıklı diyalogdan geçiyor. Onun için birbirimize daha çok sarılacağımız, sıkı sıkıya kenetleneceğimiz bir dönemin içindeyiz.”
SADECE ÇALIŞAN DEĞİL, SÖZ SAHİBİ OLMAK İSTİYORUZ
Orhan Demir’den sonra konuşan Şube Kadın Komitesi Başkanımız Gül Saçal, kadın emeğinin çalışma yaşamındaki yerine dikkat çekerek, kadınların sendikal mücadelede ve karar alma mekanizmalarında daha güçlü bir şekilde yer alması gerektiğini vurguladı.
Kadınların hayatın her alanında olduğu gibi çalışma yaşamında da büyük bir emek verdiğini belirten Gül Saçal, fabrikada, sahada, üretimde, evde ve yaşamın heer köşesinde sorumluluk taşıyan kadınların emeğinin hâlâ hak ettiği değeri tam anlamıyla göremediğini ifade etti. Kadınların sendikal süreçlerdeki rolüne değinen Saçal, “Biz kadınlar artık sadece çalışan değil; üreten, yön veren, söz sahibi olan bireyler olarak sendikal mücadelede daha güçlü şekilde yer almak istiyoruz. Kadınların sesi yükseldikçe çalışma hayatı daha adil, daha eşit ve daha güçlü olacaktır. Çünkü kadınların olduğu yerde emek vardır, fedakarlık vardır, mücadele vardır” diye konuştu. Ayrıştıran değil birleştiren, kıran değil güçlendiren bir anlayışla yol yürümek istediklerini dile getiren Saçal, kadınların yalnızca destek veren konumda kalmaması; karar alan, yöneten ve geleceği şekillendiren noktada olması gerektiğini savundu. Sendikanın ve şubenin, kadın üyelerin bilinçlenmesi, güçlenmesi ve sendikal süreçlere daha aktif katılımı için yürüttüğü çalışmaları çok kıymetli bulduklarını belirten Saçal, desteklerinden dolayı Genel Merkez Yönetimi’ne, Şube Yönetimi’ne ve Kadın Komitesi’ne teşekkür etti.
Saçal, kongreden çıkacak her kararın sendikaya, emekçi arkadaşlarına ve özellikle mücadele eden kadınlara hayırlı olmasını dileyerek sözlerini tamamladı.
Konuşmaların ardından Genel Başkanımız İbrahim Ören bir konuşma yaptı. Genel Başkanımız İbrahim Ören konuşmasında; küresel ekonomide yaşanan gelişmelerden bölgesel çatışmaların Türkiye ekonomisine etkilerine, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığından emekçilerin yaşadığı geçim sorunlarına, sendikal mücadeleden örgütlenmenin önemine kadar pek çok konuda dikkat çekici değerlendirmelerde bulunarak sendikanın yeni dönem vizyonunu ortaya koyan kapsamlı bir açıklama yaptı:
ŞUBEMİZ, EMEKÇİNİN UMUDU OLMA İDDİASINI BAŞARIYLA SÜRDÜRÜYOR
Bugün burada, benim de geçmişte şube başkanlığı yaptığım Eskişehir Şubemizin özellikle örgütlenme alanındaki başarısının bir sonucu olarak kurulan ve yüzümüzü kara çıkarmayarak sorumlu olduğu bölgelerde gün geçtikçe büyüyen Eskişehir 2 No’lu Şubemiz, emekçinin umudu olma iddiasını başarıyla sürdürmekte ve Eskişehir’imizin özellikle gıda sektöründe bölgenin örgütlenme merkezi olma yolundaki iddiasını gün geçtikçe hepimize göstermektedir. Örgütlenmenin hayati önemine, sendikamızın hem örgütlenme hem de çalışma hayatındaki sorunlara bakış açısına ve bu konularla alakalı değerlendirmelere geçmeden önce, biraz fotoğrafı ülkemizin dışından değerlendirmelerle oluşturmak istiyorum.
ÜCRETLER DAHA CEBE GİRMEDEN ERİMEKTEDİR
Hepimizin gözlemlediği gibi dünya ekonomisi, uzun yıllardır görülmeyen zorlu bir dönemden geçiyor. Pandemi ile başlayan süreç, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar, enerji krizleri, iklim değişikliğinin tarımsal üretime etkileri ve küresel ticarette yaşanan belirsizlikler bütün ülkeleri derinden etkiliyor. Bugün dünyanın birçok ülkesinde büyüme hızları yavaşlamaktadır. Üretim maliyetleri artmaktadır. Sanayi yatırımları daha temkinli hâle gelmektedir. Ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen gelişmiş ülkelerde çalışanların alım gücünü koruyacak sosyal politikalar uygulanmaya devam etmektedir. Ülkemizde ise maalesef farklı bir tabloyla karşı karşıyayız. Türkiye’de yıllardır uygulanan yanlış ekonomi politikalarının faturası ne yazık ki emekçilere kesilmektedir. “Enflasyon düşüyor.” deniliyor… Ancak pazara çıkan işçi bunun tam tersini yaşamaktadır. Market raflarındaki fiyatlar her hafta değişmektedir. Elektrik, doğal gaz, kira, ulaşım, eğitim ve sağlık giderleri sürekli artmaktadır. Ücretler daha cebe girmeden erimektedir. İnsanlarımız geçim değil, hayatta kalma mücadelesi vermektedir!
VERGİLERİMİZ YÜKSEK BORÇ FAİZLERİNE AKIYOR
Tüm bu olumsuz tabloyu daha da içinden çıkılmaz hâle getiren ve gerçekten sinir uçlarımıza dokunan diğer bir önemli konu da ödediğimiz vergilerin akıbetidir! 100 TL’lik sigaranın 85 TL’sini vergi olarak ödediğimiz ülkemizde, vergilerimizin halkın refah seviyesini yükseltecek hizmetler yerine yüksek borç faizlerine aktığı apaçık ortadadır. 2026 yılı Eylül ayı sonu itibarıyla devletin yaklaşık 9,70 trilyon TL iç borcu ve 6,50 trilyon TL dış borcu bulunmaktadır. Toplamı 16,20 trilyon TL’yi bulmaktadır. 2027 yılında ise Hazinenin yaklaşık 3 trilyon 973 milyar TL yalnızca faiz ödemesi yapması öngörülmektedir. Maalesef ülkenin kaynakları boşa akarken, parası olanın hiç üretim yapmadan mevcut faiz sistemi üzerinden zenginliğine zenginlik kattığı bir dönemi birlikte yaşamaya devam ediyoruz. “Faiz sebep, enflasyon sonuç!” ve “Faizin olduğu yerde bereket olmaz!” sözleri maalesef havada kaldı. Geldiğimiz noktada, parası olanın faiz sistemi üzerinden dünyada en çok para kazandığı ülke maalesef Türkiye’dir. Yine halkımızın ihtiyaç ve konut gereksinimleri için kullanacağı faiz oranları ise emekçinin asla kaldıramayacağı kadar yüksek ve ağırdır. Ülkemizin ekonomik anlamda yaşadığı bu gelişmeler sonucunda, birikim yapma şansına sahip olamayan ve sadece emeğinin karşılığı ile geçinmek zorunda olan emekçinin sırtındaki yük her geçen gün artmaya devam etmekte, alım gücü gün geçtikçe daha da azalmaktadır. Buna bir de gerçeği yansıtmayan TÜİK enflasyon verileri eklenince bu yük taşınamaz hâle gelmiştir. Geçmişte şeffaf çalışan ve emekçinin güvendiği TÜİK kurumu, bugün maalesef siyasal iktidarın algı oyunlarının aparatı olarak algılanmaktadır. Ülkemiz artık G20 ülkeleri arasında en yüksek enflasyona sahip ilk iki ülke arasında yer almaktadır. Bunun yanında savaş hâlindeki Rusya’da enflasyon %5,6 ve Ukrayna’da ise %8,2 civarında seyretmektedir.
ÜLKE EKONOMİK AÇIDAN RESMEN MİNDERE SERİLMİŞTİR
Bizi kıskandığı iddia edilen Avrupa ülkelerinin bile daha ucuz hâle geldiği, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız tarafından gözlemlenmektedir. Özellikle Yunanistan ve Bulgaristan gibi komşu ülkeler, alışveriş için vatandaşlarımızın akınına uğramaktadır. Gün geçtikçe daha da kötüleşen ekonomi ve emekçilerin alım gücü dip yapmışken, maalesef Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu da fonlar üzerinden geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirilmiş ve maalesef ülke ekonomik açıdan resmen mindere serilmiştir. Borsa haftalarca dip yapmış, özellikle küçük yatırımcı yerle bir edilmiştir. Özellikle 455 bin yatırımcının tasarruf amaçlı 826 milyar TL’lik birikim oluşturduğu bu fonlar, maalesef 214 kişi ve şirketin genel toplamda 187,6 milyar TL’lik vurgunuyla çökertilmiş ve yüz binlerce fon mağduru vatandaşımız ortaya çıkmıştır. Son günlerde yaşadığımız bu trajik vurgun, ülkemizin nasıl talan edildiğinin açık bir belgesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok merak ediyoruz!
Milyarlarca liralık şüpheli işlemler yaşanırken denetim mekanizmaları neredeydi? Küçük yatırımcının birikimlerini koruyamayan bir finans sisteminde güven nasıl sağlanacak? Her şeye rağmen devletimizin bu büyük vurguna hassasiyetle eğilmesi, mağdurların mağduriyetlerinin karşılanması ve bu vurgunu gerçekleştirenlerin, “Senin hırsızın, benim hırsızım!” yaklaşımından vazgeçilerek toplum vicdanını rahatlatacak şekilde cezalandırılması temel isteğimizdir. Bazı çevreler ne kadar gündemi değiştirmeye çalışırsa çalışsın, Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu asla emekçinin gündeminden düşmeyecektir!
KÜÇÜK MİZAHİ SOSYAL PAYLAŞIMLARIMIZ BİLE DAVA KONUSU OLMAKTADIR
Bu ülkede hırsızlık, yolsuzluk, ekonomik sebeple intiharlar ve kadın cinayetleri almış başını gitmişken, maalesef bu ülkenin savcılarının ve hukuk sisteminin ana gündem maddesi, siyasal iktidara karşı ifade özgürlüğünü kullanarak eleştiri yapanlar ve siyasal iktidara karşı muhalefet edenler olmuştur. Maalesef ülkede ifade özgürlüğü anlamında tarihin en karanlık dönemlerinden bir tanesini yaşamaktayız. Küçük mizahi sosyal paylaşımlarımız bile dava konusu olmaktadır. Şahsımın birkaç yıl önce sadece kendi takipçilerimin olduğu sosyal medya durum güncellemelerinde hiçbir yorum eklemeden paylaştığı mizahi bir karikatür bile kamu davası kapsamına alınmış ve şahsıma dava açılmıştır. Maalesef CİMER artık bir kısım hukukçunun rant kapısı olmuştur. Seviye hiç bu kadar düşmemişti! Maalesef daldan kuş kalksa ya ifadeye çağrılıyor ya da dava açılıyor! Bu sürdürülemez bir durumdur. Bu uygulamalar hukuk sistemimize büyük zarar vermektedir.
HUKUK SİSTEMİNİ OYUNCAĞINIZ HÂLİNE GETİREREK ÜLKEYE BAŞARI GETİREMEZSİNİZ
Kimsenin kimseye saygısızlık yapma hakkı tabii ki yoktur! Ancak ülkenin içinde bulunduğu durum, siyasilerin yol açtığı kutuplaşma ve ülke insanının içinde bulunduğu ağır ekonomik koşullar, geçmişte olduğu gibi bir anlayış ve hoşgörü iklimine acilen geçilmesi ihtiyacını gözümüzün önüne sermektedir. Bu kadar toplumu kutuplaştırarak, bu kadar gerçekleri kendi merkezinize göre değerlendirerek, bu kadar hukuk sistemini oyuncağınız hâline getirerek asla bu ülkeye başarı ve huzuru getiremezsiniz. Çevrenizde rantını kallavi bir şekilde sağlayan bazı çevreler dışında da ağzınızla kuş tutsanız bu ülkede hiç kimsenin duasını alamazsınız!
YEM VE ENERJİ MALİYETLERİNİ AZALTACAK DESTEKLER ARTIRILMALIDIR
Maalesef ülkemizin kirlenmiş, yozlaşmış bu ikliminden örgütümüze ve örgütlü olduğumuz işletmelere dönecek olursak, özellikle Eskişehir 2 No’lu Şubemizin belkemiğini oluşturan Pınar Süt işletmemizi de direkt ilgilendiren ve ülkemizde gıda sektöründeki en önemli ve stratejik ürünlerin başında gelen süt sektöründen ve sektörün zorluklarından biraz bahsetmek istiyorum. Ülkemizde süt sektörü, yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; üreticisiyle, sanayicisiyle ve emekçisiyle milyonlarca insanı ilgilendiren stratejik bir sektördür. Ancak bugün sektörümüz ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Birincisi, üretim maliyetleridir. Yem, enerji, mazot ve finansman maliyetlerindeki artış, süt üreticisini zorlamakta, özellikle küçük üreticileri üretimden uzaklaşma riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
İkincisi, fiyat istikrarsızlığıdır. Üretici çoğu zaman emeğinin karşılığını alamazken, tüketici süt ve süt ürünlerine yüksek fiyatlarla ulaşmaktadır. Bu durum hem üreticiyi hem tüketiciyi mağdur etmektedir. Üçüncüsü, sanayinin yaşadığı sorunlardır. Artan işletme maliyetleri, finansmana erişimdeki güçlükler ve kayıt dışı üretim, sektörde rekabet koşullarını zorlaştırmaktadır. Dördüncüsü ve bizim açımızdan en önemlisi, çalışanların sorunlarıdır. Süt sanayisinde çalışan emekçilerimiz yüksek enflasyon karşısında alım gücü kaybı yaşamakta, iş güvencesi ve çalışma koşulları bakımından ciddi sıkıntılarla karşılaşmaktadır. Peki, çözüm nedir? Süt üreticisine maliyetlerini karşılayan, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir fiyat politikası sağlanmalıdır. Yem ve enerji maliyetlerini azaltacak destekler artırılmalıdır. Süt sanayisinin yatırım, üretim ve ihracat kapasitesi güçlendirilmelidir. Kayıt dışılıkla mücadele edilmeli, haksız rekabet önlenmelidir. Çalışanların örgütlenme ve toplu iş sözleşmesi hakları güvence altına alınmalı, ücretleri insanca yaşam koşullarına uygun hâle getirilmelidir.
GÜÇLÜ SÜT SEKTÖRÜ ORTAK AKILLA MÜMKÜN
Şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Üreticinin kazanamadığı, sanayicinin yatırım yapamadığı, işçinin emeğinin karşılığını alamadığı bir süt sektörünün sürdürülebilir olması mümkün değildir. Biz Tekgıda-İş Sendikası olarak biliyoruz ki güçlü bir süt sektörü ancak üreticinin, sanayicinin ve emekçinin ortak akılla hareket etmesiyle mümkündür. Çünkü üretici ayakta kalırsa üretim devam eder, sanayi güçlenirse istihdam artar, emekçi hak ettiği değeri görürse sektörün geleceği güvence altına alınır. Unutmayalım ki sütün geleceği, yalnızca üretimin değil, emeğin de geleceğidir. Bütün bunların sonucunda işverenler, maliyetlerini düşürmenin en kolay yolu olarak yine emeği hedef almaktadır. Hâlbuki sermaye; fiyatlara yansıtma, varlıklarını koruma ve maliyetleri emeğe aktarma gücüne sahiptir. İşçi ise yalnızca emeğiyle geçinmektedir. İşte bizim mücadelemiz tam da bu noktada anlam kazanmaktadır!
BİR İŞLETMENİN GERÇEK DEĞERİ, ONU AYAKTA TUTAN EMEKÇİLERİDİR
Çünkü biz biliyoruz ki hiçbir fabrika sadece makinelerle, emekçi olmadan tek başına üretim yapamaz. Hiçbir marka alın teri olmadan büyüyemez. Hiçbir ihracat işçisiz gerçekleşemez. Bir işletmenin gerçek değeri, binası değil… makinesi değil… markası değil… Onu ayakta tutan emekçileridir. Tüm bu konuların bağlamında, aslında sorunlarını genelde masada müzakere yoluyla çözmeyi prensip edinen sendikamız, iş barışı bozulduğunda, sendikal hak ve hürriyetler çıkmaza girdiğinde ve tüm müzakere yolları tıkanma noktasına geldiğinde, yasal hakkı olan GREV seçeneğini kullanmaktan da asla tereddüt etmeyecektir. Grevi asla amaç olarak görmeyiz, ancak araç olarak da kullanmaktan asla çekinmeyiz. İzmir 7 Nolu Şubemize bağlı tütün işletmelerinde yakın zamanda binlerce üyemizin katılımıyla gerçekleşen ve başarılı bir sonuç elde edilerek sona eren Özel Tütünler grevi, Kristal Yağları grevi ve yakın zamanda gerçekleşen ve yine başarıyla sona eren Safe Spice grevi, bu irademizin açık örnekleridir. Şu iyi bilinmelidir ki insan emeğini sömürmeyi alışkanlık hâline getirmiş, işçi maliyetlerini şirketin geleceği için en büyük sorun olarak gören işverenlerin karşılaşacağı uygulama, grev uygulamasıdır! Ve sendikamız bu hususta hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacaktır. Bizim anlayışımız nettir. Ne kavga için varız… Ne teslim olmak için… Biz adalet için varız. Biz hakkaniyet için varız. Biz insanca çalışma koşulları için varız. Biz emeğin onuru için varız.
SENDİKAYLA KAVGA EDEN DEĞİL, BİRLİKTE ÇÖZÜM ÜRETEN İŞLETME BÜYÜR
Buradan işverenlere de seslenmek istiyorum! Çalışanını mutlu eden işletme kazanır. Ücreti zamanında ödeyen işletme kazanır. Sendikayla kavga eden değil, sendikayla birlikte çözüm üreten işletme büyür. Çünkü huzurun olduğu iş yerinde verim vardır. Adaletin olduğu iş yerinde kalite vardır. Mutlu işçinin olduğu fabrikada gelecek vardır. Emek sömürüsünü kâr sayan bazı işverenleri buradan uyarırken, bir uyarıyı da ülkeyi yönetenlere yapmak istiyoruz. Ekonomik kriz karşısında gerçekten emekçiyi düşünüyorsanız, emekçinin yükünü hafifletmek istiyorsanız, lütfen vergide adaleti sağlayın! TÜRK-İŞ Konfederasyonumuzun son günlerde üstüne basarak dile getirdiği, “Vergi dilimleri ya asgari ücret artış oranında belirlensin ya da işçiler için %15’te sabitlensin.” önerisini doğru buluyoruz ve destekliyoruz. Ücretliden alınan vergiler azaltılmalı, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir sistem kurulmalıdır! Tüm bunların yanında, üretim politikası ithalata dayalı değil; planlı, sanayi odaklı ve katma değeri yüksek olmalıdır. Tarım ve gıda sektörü stratejik alan ilan edilmelidir. Gıda güvenliği ise millî güvenlik meselesi olarak kabul edilmelidir.
ÖNCÜ TOPLU İŞ SÖZLEŞMELERİNE İMZA ATIYORUZ
Tekgıda-İş Sendikası olarak bu politikalarımızın ve bakış açımızın bir sonucu olarak sizlerle birlikte, maddi anlamda kendini enflasyon karşısında güncelleyebilen, gıda sektöründe öncü toplu iş sözleşmelerine imza atıyoruz. Yıllar önce birçok işletmede asgari ücretin birkaç kuruş üstünü başarı sayan bir anlayıştan, asgari ücretin 2-3 katını, hatta bazı işletmelerimizde çok daha fazlasını hedefleyen bir anlayışı sizlerle birlikte hâkim kılıyoruz. Siyasal iktidar, kötü ekonomi yönetiminin faturasını ağır vergi yüküyle emekçiye keserken biz bu dönem artık toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde ücret zamlarının yanında vergi desteği de talep ediyoruz ve sizlerle birlikte bu konuda birçok işletmede olumlu sonuçlar almaya başladık. Üyelerimizin ekonomik anlamda ülkemizin zor koşullarında ayakta kalabilmesi ve refah seviyesini yükseltebilmesi için tüm kadrolarımızla canla başla çalışıyoruz. Özellikle geçmişte işletme sözleşmeleri dışında bırakılan şube başkanlarımızın da sürece dâhil edilmesiyle üyelerimizin haklarını ekip ruhuyla korumaya çalışıyoruz. Biz ne kadar başarılı toplu iş sözleşmeleri yapsak da bugün Türkiye’de emekçilerin karşı karşıya olduğu temel sorunlar, sendikal örgütlenme başta olmak üzere birçok alanda sendikaların güçlü mücadele verebilmesini engellemektedir.
EMEKÇİNİN TUTUNACAĞI TEK DAL ÖRGÜTLENMEKTİR
Bu temel sorunları sıralayacak olursak; alım gücünün sistematik biçimde düşmesi, vergi sisteminin ücretliler aleyhine işlemesi, kayıt dışı ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması, sendikal örgütlenme önündeki fiilî ve hukuki engeller, genç işsizliği ve kadın emeğinin yeterince korunmamasıdır. Sendikamız tüm bu sorunların çözümünde üstüne düşen tüm sorumlulukları yerine getirmek için canla başla çalışmaktadır. Ancak şu gerçeği asla göz ardı etmemeliyiz! Tüm bu sorunlar ve kaotik durum içinde, başta örgütsüz çalışan emekçiler olmak üzere tüm emekçilerin tutacağı tek dal, sendikalı olmak ve örgütlenmektir! Emekçinin birlik olmaktan başka çaresi yoktur! Birliği sağlamanın tek yolu ise önce örgütlenmektir.
EMEKÇİNİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK PRANGAYI KIRMAYA ÇALIŞIYORUZ
2013 yılında göreve geldiğimizde yaklaşık 12.700 civarında üyemiz vardı. Bugün bu sayı 44 bini geçmiştir. Yönetim Kurulu olarak, geleceğe yapılacak en önemli yatırımın örgütlenmeyi desteklemek olduğu bilinciyle örgütlenmeye tüm gücümüzle destek vermekteyiz. Teşkilatımıza yeni işletmeler kazandırırken bir taraftan da mevcut hak mücadelelerimizi aynı kararlılıkla sürdürmekteyiz. Bu çerçevede, iki yılı aşkın bir süredir Bursa Mustafakemalpaşa fabrikası önünde devam eden Eker Süt direnişi ve geçtiğimiz günlerde başarılı bir mücadelenin sonucunda ilgili bakanlığın yetki tespitiyle yakın zamanda toplu iş sözleşmeli düzene geçmeyi planladığımız Gold Harvest işyerinde verilen mücadele, bu anlayışımızın önemli örneklerindendir. Sahada bu mücadeleleri verirken diğer taraftan, örgütlenmenin önündeki en önemli engellerin başında yer alan yetki davalarına, işverenlerin sudan sebeplerle itirazına kapı açan ve işverenlerin zaman kazanmasını sağlayan sermaye yanlısı uygulamalara karşı TÜRK-İŞ Konfederasyonumuzla ortak çalışmalarımız artarak devam etmektedir. Emekçinin toplu iradesinin önündeki en büyük prangayı kırmak için çalışıyoruz.
AMACIMIZ SADECE HAKLARINI BİLEN DEĞİL, SENDİKASINA BAĞLI BİREYLER YETİŞTİRMEK
Ancak şunu da unutmayalım ki bu konuda ne kadar çaba göstersek de yasa düzenleyici kişileri, sermaye temsilcilerini, genelde iş adamlarını, elimizle ayağımızla, sağ parti, sol parti, muhafazakâr parti anlayışıyla milletvekili yapıp Meclise doldurduğumuz sürece, maalesef hayatın birçok alanında olduğu gibi çalışma hayatında da, özellikle örgütlenme konusunda da emekçinin menfaatine yasalar çıkarmak, lehimize sonuçlar almak çok da mümkün olmuyor. Mücadele ettiğimiz tüm zorluklara rağmen sendika olarak üyelerimizin çalışma hayatına bakış açısını geliştirmek, çevrelerinde yaşanan sorunlara karşı farkındalıklarını artırmak ve teşkilatımızda uzun yıllardır ihtiyaç duyulan birlik, beraberlik ve aidiyet duygusunu güçlendirmek için eğitim faaliyetleri düzenliyoruz. Çünkü bizim önceliğimiz, üyelerimizin yalnızca haklarını bilen çalışanlar değil; sendikasına bağlı, yaşadığı ülkeyi ve dünyayı takip eden bilinçli bireyler olmalarıdır.
MAKAMA ÖZEL UYGULAMALARI ORTADAN KALDIRDIK
Yönetim Kurulu olarak mali disiplin konusunda da yeni bir dönem başlattık. Üyelerimizin aidatlarının doğru kullanımı temel ilkemizdir. Kişiye ve makama özel uygulamaları ortadan kaldırdık. Özellikle Genel Başkanlık makamı tarafından özgürce kullanılan, her ay bir brüt maaş kadar harcama yetkisi uygulaması tedavülden kaldırılmıştır. Yine Genel Başkanlık makamı tarafından özgürce kullanılan ve sendika tarafından kapatılan kredi kartı da tedavülden kaldırılmıştır. Genel Başkanlık makamına ait makam aracı yeterli görülerek, genel başkan şoförünün hizmetindeki araç da tedavülden kalkmış bulunmaktadır. Ayrıca sağlık sendikası olmadığımız hâlde bazı sağlık kuruluşlarına bağış uygulaması da kaldırılmıştır. Sendikamızdan ziyade şahısları ön plana çıkarmak ve pazarlamak karşılığında yandaş yayın organlarına yapılan destek uygulamalarına da son verilmiştir! Siyasete mütevazı bir hayatla başlayıp milyonlarca dolar servete sahip olan siyasetçileri reddettiğimiz gibi, mütevazı bir işçi temsilciliğinden milyonlarca dolarlık servet sahibi olan sendika yöneticilerini de hiçbir zaman örnek almayacağız.
İLK MİSAFİRHANEMİZİN TEMELİNİ EN YAKIN ZAMANDA ATMAK İÇİN ÇALIŞIYORUZ
Diğer taraftan, Türkiye’nin gayrimenkul alanında en zengin sendikasıyken özelleştirmeleri fırsat bilerek 2005-2012 yılları arasında satılan 122 gayrimenkulün yerini doldurmak kolay olmayacaksa da imkânlarımızı doğru kullanarak sendikamızın sosyal anlamda üyelerimize hizmet verebilmesi için yeni projelere kafa yormaktayız. Bu çerçevede, Ankara ilimizde ilk misafirhanemizin temelini en yakın zamanda atmak için süratle çalışmalara başladığımızın müjdesini buradan sizlere vermek istiyorum! Yine İstanbul’da hatır gönül karşılığı yandaş siyasi oluşumlara peşkeş çekilen Kartal binamızın da aynı şekilde üyelerimizin kullanımı için misafirhane hâline getirileceğinin bilgisini şimdiden sizlere vermek istiyorum. Faaliyete geçirilmesi planlanan tüm projeler, şeffaf bir şekilde Başkanlar Kurulumuzun bilgisine sunularak ilerlemektedir. Kalem kalem tüm harcamalar, Başkanlar Kurulumuza sunumlarla detaylı bir şekilde paylaşılmaktadır. Tüm bunların sonucunda, Yönetim Kurulu olarak inancımız şudur ki profesyonel işçi temsilcilerinin en önemli sorumluluklarından bir tanesi, var olanları korumak olduğu gibi kendisinden sonraki nesillere daha iyi koşulları sağlamaktır.
EMEK MÜCADELESİ ORTAK ZEMİNDE BÜYÜYECEKTİR
Yeni dönemde örgütlü yapıyı güçlendirmek, örgütlenmeyi artırmak, konuşmamın başından beri sizlerle paylaştığım emeğin önündeki tüm engelleri aşabilmek için sendikal hareketin birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede, başta her zaman desteğini yanımızda hissettiğimiz Türk-İş Konfederasyonumuz olmak üzere tüm emek örgütleriyle dayanışmayı güçlendiriyoruz. Başta aynı işkolunda olduğumuz sendikalar olmak üzere, ortak örgütlenme çalışmaları ve karşılıklı centilmenlik anlaşmaları ile sermayenin lehine olan gereksiz çatışmalara ve gereksiz rekabetlere son vermeye çalışıyoruz. İnancımız şudur ki emek mücadelesi parçalı değil, ortak zeminde büyüyecektir. Çünkü biz sosyal diyaloğu güçlendiren büyük bir emek hareketiyiz. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında büyümeye devam ediyorsak bunun nedeni, güven veren mücadele anlayışımızdır.
Sözlerime son vermeden önce, sendikal hayata başladığım günden bugüne desteğini her zaman yanımda hissettiğim Eskişehir 2 No’lu Şube Başkanımız Erdoğan Yörüksoy’a ve kıymetli yönetim kurulu üyelerine teşekkürlerimi sunuyor, birlikte yürüyeceğimiz yeni mücadele döneminde başarılar diliyorum. Eskişehir 2 No’lu Şubemizin 3. Olağan Şube Kongresinin, başta sorumlu olduğu bölgelerdeki emekçiler olmak üzere tüm teşkilatımıza hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sağ olun! Var olun! Sağlıcakla kalın!
Genel Başkanımızın konuşmasının ardından, geçtiğimiz dönem şube yönetiminde görev yapan ve emekli olarak görevinden ayrılan Tuncay Özdemir’e sendikaya sunduğu hizmetler anısına plaket takdim edildi.
Plaket takdiminin ardından delegeler sandık başına gitti.









































































































