YENİ KURULAN ORDU ŞUBEMİZİN 1.OLAĞAN KONGRESİ TAMAMLANDI
Ordu Şubemizin 1. Olağan kongresi tamamlandı.
Ordu’da 24 Ekim Cumartesi günü yapılan kongreye, Genel Başkanımız İbrahim Ören, Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Genel Mali Sekreterimiz Ali Bükülmez, Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz ve Genel Eğitim Sekreterimiz Seyfullah Keskinoğlu katıldı. Kongreye şube başkanlarımızdan da İstanbul Anadolu Yakası Şube Başkanımız Mustafa Efe, Rize Dosan Şube Başkanımız Mustafa Yüksel, Samsun Şube Başkanımız Ali Başkeser ve Rize Bölge Temsilcimiz Fevzi Akıncı ile Genel Başkan Danışmanımız Akın Yılmaz ve Kadın Komite Başkanımız Neslihan Taşoluk Nakaş katıldı. Kongreye MHP Ordu Milletvekili Naci Şanlıtürk, Gölköy Belediye Başkanı Fikri Uludağ, Ulubey Belediye Meclis Üyesi Orhan Ergül ve Vatan Partisi Ordu İl Başkanı Osman Erdaş katılırken, CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun da gönderdiği mesajla kongreye başarılar diledi.
Kongre, Kadın Komite Başkanımız Neslihan Taşoluk Nakaş’ın açılış konuşmasıyla başladı. Sonrasında delegelerin verdiği önerge doğrultusunda, kongreyi yönetmek adına Divan Kurulu oluşturuldu. Divan Kurulu Başkanlığına Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Divan Kurulu Üyeliklerine; Genel Mali Sekreterimiz Ali Bükülmez ve Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz seçildi.
ATATÜRK VE ŞEHİTLER İÇİN SAYGI DURUŞU
Kongrede Divan Kurulu Başkanlığı görevini üstlenen Genel Sekreterimiz Kemal Köse, Tekgıda-İş Sendikası’nın Ordu’daki köklü geçmişine değindi. Ordu’nun sendika için özel bir yeri olduğunu belirten Genel Sekreterimiz Kemal Köse, 2015 yılına kadar Tekgıda-İş’in bölgede aktif bir şubesinin bulunduğunu ve bayrağının dalgalandığını hatırlattı. O dönemde Sagra şirketindeki sorunlara değinen Genel Sekreterimiz, şirketin sahibi olan Sanset ailesi içindeki anlaşmazlıkların sendikal sürece de olumsuz yansıdığını ve bu durumun beş yıl süren çetin bir hukuki mücadeleye dönüştüğünü ifade etti. Dava sürecinin sonuna gelindiğinde sevindirici bir gelişme yaşandığını vurgulayan Genel Sekreterimiz, Sagra’nın Türkiye’nin köklü ve güzide kurumlarından OYAK bünyesine katılmasıyla yeni bir dönemin başladığını dile getirdi. Genel Sekreterimiz Kemal Köse, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Tam dava süreci sonuçlanmak üzereyken ikinci mutlu edici haberi aldık. Şirketin OYAK bünyesine geçmesi bizi son derece mutlu etti. Bugün burada bu uzun soluklu süreci taçlandırmak için bir aradayız. Bu oluşumda ve mücadelede emeği geçen herkese divanımız adına teşekkür ediyorum; iyi ki varsınız.”
Genel Sekreterimiz Kemal Köse’nin konuşmasının ardından başta Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı şehitleri olmak üzere, şehit olan asker ve emniyet mensupları ile iş kazalarında hayatını kaybeden işçilerin anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. Ardından Genel Teşkilatlanma Sekreterimiz Engin Öz, kongremize katılan misafirleri tanıttı. Misafirlerin tanıtımı sonrasında Ordu Şube Başkan Adayı Orhan Eker bir konuşma yaptı.
İŞÇİ KARDEŞLERİMİN EKSİKLİK YAŞAMAMASI İÇİN ADAYIM
Orhan Eker yaptığı konuşmada adaylık gerekçelerini ve hedeflerini paylaştı. 32 yıllık Sagra işçiliği geçmişine vurgu yapan Eker, işçilerin yaşadığı zorlukları yakından bildiğini belirterek sendikal mücadeleyi Ordu’da en üst seviyeye taşıma sözü verdi. Konuşmasında ekonomik, sağlık ve sosyal problemlerin çözümüne odaklanacaklarını belirten Eker, şunları söyledi: “32 yıllık Sagra işçilik hayatım boyunca birtakım sıkıntılar yaşadık. Bir baba olarak ailesine eksiklik yaşatmış bir birey sıfatıyla, çalışan tüm büyüklerimizin ve kardeşlerimizin aynı zorlukları yaşamamaları için aday oldum. Tekgıda-İş Sendikası’nın bayrağını yere düşürmeden Ordu’da en yüksek noktaya çekebilmek için aday oldum. Birlik, beraberlik ve kardeşlik ortamını daim kılmak için aday oldum.”
MİLLİ MİRASLARA SAHİP ÇIKACAĞIZ
Karadeniz bölgesinin simge ürünlerine ve markalarına sahip çıkacaklarının altını çizen Orhan Eker, emekten gelen gücü tüm bölgede hissettireceklerini dile getirdi: “Karadeniz’in milli mirası olan fındığa, Sagra’ya ve Tadelle’ye sahip çıkmak için adayım. Bu yola çıkarken gözü olmayanın gözü, kulağı olmayanın kulağı, dili olmayanın dili olmak için aday oldum. Ve bundan sonraki yaşantımızda da bunlara devam edeceğiz. Tekgıda-İş Sendikası olarak Ordu’da ve Karadeniz’de örgütlenmenin en iyisini yapabilmek için aday oldum.”
Orhan Eker’den sonra MHP Ordu Milletvekili Naci Şanlıtürk bir konuşma yaptı. Konuşmasında çalışanların ülke ekonomisindeki önemine dikkat çeken ve bir ülkenin gücünün çalışanların ürettiği katma değerle ölçüldüğünü belirten Şanlıtürk, “Ülkenin kalkınmasına vesile olan her kardeşimizin emeği bizim için değerlidir. Bu yörenin bir evladı ve milletvekili olarak; Orhan Eker başkanlığında kurulacak yeni yönetimin, alnının teriyle çalışan tüm emekçilerimizin her zaman yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Kongremizin hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından Genel Başkanımız İbrahim Ören bir konuşma yaptı. Genel Başkanımız İbrahim Ören konuşmasında; küresel ekonomide yaşanan gelişmelerden bölgesel çatışmaların Türkiye ekonomisine etkilerine, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığından emekçilerin yaşadığı geçim sorunlarına, sendikal mücadeleden örgütlenmenin önemine kadar pek çok konuda dikkat çekici değerlendirmelerde bulunarak sendikanın yeni dönem vizyonunu ortaya koyan kapsamlı bir açıklama yaptı:
YARIM KALAN MÜCADELEYİ YENİDEN AYAĞA KALDIRIYORUZ
Bugün geçmişte yarım kalan bir mücadeleyi yeniden ayağa kaldırıyoruz. Bugün emeğin, dayanışmanın ve örgütlü mücadelenin kolay kolay yok edilemeyeceğini bir kez daha gösteriyoruz. Bugün Tekgıda-İş Sendikası Ordu Şubesi’ni yeniden emekçilerimizle buluşturmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Ordu, sendikamızın tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu şehirde, ülkemizin köklü çikolata üreticilerinden Sagra işletmesinde yıllarca örgütlü mücadele verdik. Toplu iş sözleşmeleri yaptık, emekçilerimizin haklarını korumak ve geliştirmek için çalıştık. Ancak hepimizin bildiği gibi bu süreç kolay olmadı. Sagra’nın kurucusunun vefatının ardından yaşanan yönetim değişiklikleri, aile içerisindeki anlaşmazlıklar ve işverenin sendikal örgütlülüğü zayıflatmaya yönelik uygulamaları sonucunda sendikamız ciddi güç kaybına uğradı. Üye sayımızın düşmesiyle toplu iş sözleşmesi yapma yetkimizi kaybettik. Bunun sonucunda Ordu Şubemiz önce temsilcilik düzeyinde faaliyetlerini sürdürdü, ardından kapatılmak zorunda kaldı. Ama bir gerçeği hiç unutmadık: Bir sendikanın tabelasını indirebilirsiniz. Bir şubesinin kapısını kapatabilirsiniz. Ama emekçilerin yüreğindeki örgütlenme iradesini ortadan kaldıramazsınız.
ORDU ŞUBEMİZ, EMEKÇİLERİN İRADESİYLE YENİDEN KAPILARINI AÇACAK
Biz Ordu’yu unutmadık. Sagra emekçilerini unutmadık. Ordu’daki mücadelemizi hiçbir zaman sona ermiş kabul etmedik. Yıllar içerisinde yeniden örgütlenmek için çalıştık. Üyelerimizle bağlarımızı koruduk. Sabırla, kararlılıkla mücadelemizi sürdürdük. 2021 yılında OYAK Grubu’nun Sagra işletmesini satın alması sonrasında başlayan yeni dönemde örgütlenme çalışmalarımız önemli bir noktaya ulaştı ve OYAK Grubu’nun da anlayışlı tutumu ile yeniden toplu iş sözleşmesi sürecine girdik. Bugün ise Sagra emekçilerimizin yoğun talebi ve kararlı iradesiyle bir adım daha ileri gidiyoruz. Geçtiğimiz günlerde listelerin yarıştığı demokratik bir ortamda delege seçimlerimizi gerçekleştirdik. Seçilen delege arkadaşlarımız, bugün bu tarihî günde, yeniden Ordu Şubemizin yönetim kurullarını ve temsilci heyetlerini oluşturarak örgütlü mücadeleye Ordu Şubesi çatısı altında tekrar merhaba diyecekler. Allah’ın izniyle, dün kapısına kilit vurulmak zorunda kalınan Ordu Şubemiz, bugün emekçilerin iradesiyle yeniden kapılarını açacak. İşte bunun için bugün bizim açımızdan son derece anlamlı ve tarihî bir gündür.
G20’DE EN YÜKSEK ENFLASYONA SAHİP İLK İKİ ÜLKE ARASINDAYIZ
Bugün Ordu’da bu güzel gelişmeyi yaşarken ülkemizin ve dünyanın içerisinde bulunduğu ekonomik koşulları da görmezden gelemeyiz. Dünya ekonomisi zor bir dönemden geçiyor. Savaşlar, bölgesel çatışmalar, enerji maliyetleri, ticarette artan korumacılık ve ekonomik belirsizlikler, dünyanın birçok ülkesinde üretimi, istihdamı ve insanların yaşam koşullarını olumsuz etkiliyor. Ancak burada önemli bir gerçeğin altını çizmek istiyorum. Ekonomik krizlerin faturasını her zaman çalışanlara, emekçilere ve dar gelirli insanlara ödetmek adil değildir. Bugün dünyanın birçok ülkesinde gelir dağılımı bozuluyor. Sermaye ile emek arasındaki gelir uçurumu büyüyor. Türkiye ise bu küresel sorunların yanında kendi ekonomik sorunlarıyla da mücadele ediyor. Yüksek hayat pahalılığı, çalışanlarımızın alım gücünü ciddi biçimde zayıflatıyor. Gıda fiyatları, kiralar, ulaşım, eğitim ve sağlık harcamaları aile bütçelerinde giderek daha fazla yer tutuyor. Ücretler artıyor ama hayat pahalılığı karşısında bu artışların önemli bir bölümü kısa sürede eriyor. İnsanlarımız artık yalnızca geleceklerini değil, ay sonunu nasıl getireceklerini düşünür hâle geliyor. Bugün ülkemizde milyonlarca emekçi, çalışmasına rağmen geçim sıkıntısı yaşıyor. Oysaki dünya küresel bir krizde olmasına rağmen, enflasyon oranları çok daha düşük, alım gücü ise ülkemize göre çok daha fazladır. Yurt dışı tıp toplantıları vesilesiyle gittiğimiz ülkelerde marketleri dolaştığımızda, özellikle gıda maddelerinin, özellikle de et ürünlerinin ülkemizdeki fiyatların çok altında olduğunu üzülerek gözlemlemekteyiz. Daha kötüsü, savaş hâlindeki Rusya’da enflasyon %5,6 ve Ukrayna’da ise %8,2 civarında seyretmektedir. Ülkemiz artık G20 ülkeleri arasında en yüksek enflasyona sahip ilk iki ülke arasında yer almaktadır.
CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK YOLSUZLUK VURGUNUNU YAŞADIK
Tüm bu olumsuz tabloyu daha da içinden çıkılmaz hâle getiren ve gerçekten sinir uçlarımıza dokunan diğer bir önemli konu da ödediğimiz vergilerin akıbetidir! Ödediğimiz vergilerimizin de yüksek oranda borç faizlerine aktığı apaçık ortadadır. 2027 yılı devlet bütçesinde ödenecek faiz 3,975 katrilyon; bu borç kişi bazında 46.171 TL, dört kişilik aileyi baz aldığımızda ise 184.685 TL’dir. Ülkemizdeki kötü ekonomi yönetiminin faturası maalesef emekçilere ödetilmektedir. Bu da yetmiyormuş gibi ülkemizdeki hukuksuzluk iklimini fırsat bilen bazı ahlaksız çevrelerin eşi benzeri görülmemiş hırsızlık ve yolsuzlukları da emekçinin sırtındaki yükü kat kat artırmaktadır. Cumhuriyet tarihinin fonlar üzerinden gerçekleştirilen en büyük yolsuzluk ve hırsızlık vurgununu da geçtiğimiz günlerde hep birlikte öğrendik ve yaşadık. Gerçekten sözün bittiği yer ve artık yorumlar kifayetsiz kalıyor. Hiçbir halk bu kadar soyulmamıştır! Hiçbir halkın vatanına, ülkesine sadakat duyguları sebebiyle sessizliği bu kadar suistimal edilmemiştir. Maalesef yozlaşmanın artık çığırından çıktığı, inanç sömürüsüyle hırsızlığın ve ahlaksızlığın tavan yaptığı böyle bir dönem hiç yaşamamıştık. Bu ülkeyi bu hâle getiren kirli ve yozlaşmış zihniyet için söyleyecek söz kalmadığı gibi, Allah’tan başka havale edecek de kimsemiz kalmadı. Ama ne demişler! Alma mazlumun ahını, bir gün çıkar aheste aheste!
ÜCRETLİDEN ALINAN VERGİLER AZALTILMALI
Ülkeyi yönetenleri sizlerin huzurunda eleştirirken eleştirinin yanında bir de önerimiz olacak! Ekonomik kriz karşısında gerçekten emekçiyi düşünüyorsanız, emekçinin yükünü hafifletmek istiyorsanız, lütfen vergide adaleti sağlayın! Ücretliden alınan vergiler azaltılmalı, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir sistem kurulmalıdır! Üretim politikası ithalata dayalı değil; planlı, sanayi odaklı ve katma değeri yüksek olmalıdır. Tarım ve gıda sektörü stratejik alan ilan edilmelidir. Gıda güvenliği ise millî güvenlik meselesi olarak değerlendirilmelidir. Devletin ağır borç yükü, üreten ve çalışan kesimin sırtındadır. Emekçileri ile birlikte üretmeyi tercih eden başta özel sektör ve kamu işletmelerinin de ülkenin ekonomik anlamda kötü yönetilmesi, izlenen para politikaları ve ülkemizde yozlaşmış, yandaşlaşmış hukuk sisteminin getirdiği ağır yükü paylaştığını biliyoruz. Ancak sermaye; fiyatlara yansıtma, varlıklarını koruma ve maliyetleri emeğe aktarma gücüne sahiptir. İşçi ise yalnızca emeğiyle geçinmektedir. İşçinin tek gücü alın teri ve hakkını savunan sendikasıdır. Tekgıda-İş Sendikası olarak ana düşüncemiz şudur! Bir ülkede ekonomi büyüyorsa, o büyümeden emekçi de payını mutlaka almalıdır. Üretim artıyorsa çalışanların refahı da artmalıdır. Ülkenin kalkınması yalnızca şirket bilançolarıyla değil, çalışanların ve ailelerinin yaşam koşullarıyla ölçülmelidir. Çünkü gerçek kalkınma, insanın refahıyla mümkündür. Çünkü üretimin gerçek gücü makineler kadar, o makinelerin başında alın teri döken insanlardır. Biz yatırımın karşısında değiliz. Üretimin karşısında değiliz. İşverenin kazanmasının da karşısında değiliz. Ama çalışanların haklarının yok sayılmasının, örgütlenme özgürlüğünün engellenmesinin ve emeğin değersizleştirilmesinin her zaman karşısındayız. Bizim istediğimiz son derece açıktır: Üreten de kazansın, çalıştıran da kazansın, ülkemiz de kazansın. Ama bu paylaşımda emekçinin hakkı asla unutulmasın.
EMEĞİ SÖMÜRMEYİ ALIŞKANLIK HALİNE GETİRMİŞ İŞVERENLERİN KARŞILAŞACAĞI UYGULAMA GREVDİR
Tüm bu konuların bağlamında, aslında sorunlarını genelde masada müzakere yoluyla çözmeyi prensip edinen sendikamız, iş barışı bozulduğunda, sendikal hak ve hürriyetler çıkmaza girdiğinde ve tüm müzakere yolları tıkanma noktasına geldiğinde, yasal hakkı olan GREV seçeneğini kullanmaktan da asla tereddüt etmemiş, bundan sonra da etmeyecektir. Grevi asla amaç olarak görmeyiz! Ancak araç olarak da kullanmaktan asla çekinmeyiz! İzmir 7 No.lu Şubemize bağlı tütün işletmelerinde yakın zamanda binlerce üyemizin katılımıyla gerçekleşen ve başarılı bir sonuç elde edilerek sona eren özel tütünler grevi, Kristal Yağları grevi ve yakın zamanda gerçekleşen ve yine başarıyla sona eren Safe Spice grevi, bu irademizin açık örnekleridir. Şu iyi bilinmelidir ki insan emeğini sömürmeyi alışkanlık hâline getirmiş, işçi maliyetlerini şirketin geleceği için en büyük sorun olarak gören işverenlerin karşılaşacağı uygulama, grev uygulamasıdır! Ve sendikamız bu hususta hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacaktır. Bizim anlayışımız nettir. Ne kavga için varız… Ne teslim olmak için… Biz adalet için varız. Biz hakkaniyet için varız. Biz insanca çalışma koşulları için varız. Biz emeğin onuru için varız. Buradan işverenlere de seslenmek istiyorum! Çalışanını mutlu eden işletme kazanır. Ücreti zamanında ödeyen işletme kazanır. Sendikayla kavga eden değil, sendikayla birlikte çözüm üreten işletme büyür. Çünkü huzurun olduğu işyerinde verim vardır. Adaletin olduğu işyerinde kalite vardır. Mutlu işçinin olduğu fabrikada gelecek vardır.
FINDIK SADECE TARIM DEĞİL, SOSYAL ADALET MESELESİDİR
Konuşmamın başında dünyadaki ekonomik gelişmeleri, bunların ülkemize yansımasını ve ülke ekonomimizin mevcut durumunu sizlere özetlemiştim. Bu gelişmelerle paralel olarak, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik sorunların Ordu ilimize ve emekçilerine olumsuz yansımalarının ise çok daha farklı ve derinden olduğunu da sizlere ifade etmek istiyorum. Aslında Ordu ilimiz yalnızca doğal güzellikleriyle değil, üretimiyle, tarımıyla ve çalışkan insanlarıyla ülkemizin önemli şehirlerinden biridir. Ve Ordu denildiğinde akla gelen ilk ürün hiç kuşkusuz fındıktır. Türkiye, dünya fındık üretiminde ve ihracatında çok önemli bir yere sahiptir. Ordu ise bu üretimin en önemli merkezlerinden biridir. Ancak burada üzerinde düşünmemiz gereken ciddi bir çelişki vardır. Dünyanın en önemli fındık üretim bölgelerinden birinde, fındığı üreten insanlarımız neden ekonomik sıkıntı yaşamaktadır? Fındık, dünyanın dört bir yanında çikolatanın, şekerlemenin ve birçok gıda ürününün temel hammaddelerinden biridir. Uluslararası pazarlarda büyük ekonomik değer yaratmaktadır. Ama fındık bahçesinde çalışan üreticimiz, yıl boyunca verdiği emeğin karşılığını almakta zorlanmaktadır. Gübre pahalı. İlaç pahalı. Mazot pahalı. İşçilik maliyetleri yükseliyor. Üretici bir taraftan artan maliyetlerle, diğer taraftan iklim koşulları ve verim kayıplarıyla mücadele ediyor. Üstelik fiyatların oluşumunda üreticinin söz hakkı yeterince güçlü değil. Fındık politikalarında üreticinin gelirini koruyan, öngörülebilir ve uzun vadeli bir anlayışa ihtiyaç vardır. Biz burada yalnızca fındık fiyatını konuşmuyoruz. Ordu’nun geleceğini konuşuyoruz. Çünkü fındık üreticisinin kazancı azaldığında bundan yalnızca çiftçi etkilenmiyor. Esnaf etkileniyor. Nakliyeci etkileniyor. Sanayici etkileniyor. İşçi etkileniyor. Kısacası Ordu ekonomisinin tamamı etkileniyor. Bu nedenle fındık politikaları yalnızca tarım politikası olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda bir istihdam, kalkınma ve sosyal adalet meselesidir. Fındık üreticisi emeğinin karşılığını almalı, fındık işçisi insanca koşullarda çalışmalı, Ordu’nun yarattığı ekonomik değer yine Ordu insanının refahına katkı sağlamalıdır. Ordu’nun sahip olduğu fındık potansiyeli yalnızca ham madde üretimiyle sınırlı kalmamalıdır. Fındığı üreten, işleyen, çikolataya dönüştüren ve dünyaya pazarlayan bir sanayi yapısı daha da güçlendirilmelidir.
ŞİRKETLER KAZANIRKEN ÇALIŞAN YOKSULLAŞMAMALI
İşte Sagra bu açıdan son derece önemli bir işletmedir. Ordu’nun fındığını katma değerli ürüne dönüştüren bu tür işletmelerin yaşaması, büyümesi ve istihdam yaratması hepimiz için önemlidir. Ancak burada önemli bir ilkemiz vardır. Sanayi büyürken emekçi küçülmemelidir. Şirketler kazanırken çalışanlar yoksullaşmamalıdır. Üretim artarken iş güvencesi zayıflamamalıdır. Tekgıda-İş Sendikası olarak bu politikalarımızın ve bakış açımızın bir sonucu olarak sizlerle birlikte, maddi anlamda kendini enflasyon karşısında güncelleyebilen, gıda sektöründe öncü toplu iş sözleşmelerine imza atıyoruz. Yıllar önce birçok işletmede asgari ücretin birkaç kuruş üstünü başarı sayan bir anlayıştan, asgari ücretin 2-3 katını, hatta bazı işletmelerimizde çok daha fazlasını hedefleyen bir anlayışı sizlerle birlikte hâkim kılıyoruz. Siyasal iktidar, kötü ekonomi yönetiminin faturasını ağır vergi yükü ile emekçiye keserken biz bu dönem artık toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde ücret zamlarının yanında vergi desteği de talep ediyoruz ve sizlerle birlikte bu konuda birçok işletmede olumlu sonuçlar almaya başladık. Üyelerimizin ekonomik anlamda, ülkemizin zor koşullarında ayakta kalabilmesi ve refah seviyesini yükseltebilmesi için tüm kadrolarımızla canla başla çalışıyoruz. Özellikle geçmişte işletme sözleşmeleri dışında bırakılan şube başkanlarımızın da sürece dâhil edilmesiyle üyelerimizin haklarını ekip ruhuyla korumaya çalışıyoruz.
Biz ne kadar başarılı toplu iş sözleşmeleri yapsak da bugün Türkiye’de emekçilerin karşı karşıya olduğu temel sorunlar, sendikal örgütlenme başta olmak üzere birçok alanda sendikaların güçlü mücadele verebilmesini engellemektedir. Bu temel sorunları sıralayacak olursak: Alım gücünün sistematik biçimde düşmesi, vergi sisteminin ücretliler aleyhine işlemesi, kayıt dışı ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması, sendikal örgütlenme önündeki fiilî ve hukuki engeller, genç işsizliği ve kadın emeğinin yeterince korunmaması. Sendikamız, tüm bu sorunların çözümünde üstüne düşen tüm sorumlulukları yerine getirmek için canla başla çalışmaktadır. Ancak şu gerçeği asla göz ardı etmemeliyiz! Tüm bu sorunlar ve kaotik durum içinde başta örgütsüz çalışan emekçiler olmak üzere tüm emekçilerin tutacağı tek dal, sendikalı olmak ve örgütlenmektir! Emekçinin birlik olmaktan başka çaresi yoktur! Birliği sağlamanın tek yolu ise önce örgütlenmektir.
SERMAYE YANLISI VEKİLLERİ MECLİS’E GÖNDERDİKÇE EMEKÇİ LEHİNE YASA ÇIKMAZ
2013 yılında göreve geldiğimizde yaklaşık 12.700 civarı üyemiz vardı. Bugün bu sayı 44 bini geçmiştir. Yönetim Kurulu olarak geleceğe yapılacak en önemli yatırımın örgütlenmeyi desteklemek olduğu bilinciyle, örgütlenmeye tüm gücümüzle destek vermekteyiz. Teşkilatımıza yeni işletmeler kazandırırken bir taraftan da mevcut hak mücadelelerimizi aynı kararlılıkla sürdürmekteyiz. Bu çerçevede iki yılı aşkın bir süredir Bursa Mustafa Kemalpaşa fabrikası önünde devam eden Eker Süt direnişi ve geçtiğimiz günlerde yetki zaferi ile sona eren Gold Herves eylemini bu iradenin bir sonucu olarak gösterebiliriz. Sahada bu mücadeleleri verirken diğer tarafta, örgütlenmenin önündeki en önemli engellerin başında yer alan yetki davalarına, işverenlerin sudan sebeplerle itirazına kapı açan ve işverenlerin zaman kazanmasını sağlayan sermaye yanlısı uygulamalara karşı Türk-İş Konfederasyonumuzla ortak çalışmalarımız artarak devam etmektedir. Emekçinin toplu iradesinin önündeki en büyük prangayı kırmak için çalışıyoruz. Ancak şunu da unutmayalım ki; bu konuda ne kadar çaba göstersek de yasa düzenleyici kişileri, sermaye temsilcilerini, genelde iş adamlarını, elimizle ayağımızla, sağ parti, sol parti, muhafazakâr parti anlayışıyla milletvekili yapıp Meclise doldurduğumuz sürece maalesef hayatın birçok alanında olduğu gibi çalışma hayatında da, özellikle örgütlenme konusunda da emekçinin menfaatine yasalar çıkarmak, lehimize sonuçlar almak çok da mümkün olmuyor. Mücadele ettiğimiz tüm zorluklara rağmen sendika olarak üyelerimizin çalışma hayatına bakış açısını geliştirmek, çevrelerinde yaşanan sorunlara karşı farkındalıklarını artırmak ve teşkilatımızda uzun yıllardır ihtiyaç duyulan birlik, beraberlik ve aidiyet duygusunu güçlendirmek için eğitim faaliyetleri düzenliyoruz. Çünkü bizim önceliğimiz, üyelerimizin yalnızca haklarını bilen çalışanlar değil; sendikasına bağlı, yaşadığı ülkeyi ve dünyayı takip eden bilinçli bireyler olmalarıdır.
KİŞİYE VE MAKAMA ÖZEL UYGULAMALARI ORTADAN KALDIRDIK
Yönetim Kurulu olarak mali disiplin konusunda da yeni bir dönem başlattık. Üyelerimizin aidatlarının doğru kullanımı temel ilkemizdir. Kişiye ve makama özel uygulamaları ortadan kaldırdık. Özellikle Genel Başkanlık makamı tarafından özgürce kullanılan, her ay bir brüt maaş kadar harcama yetkisi uygulamasını tedavülden kaldırdık! Yine Genel Başkanlık makamı tarafından özgürce kullanılan ve sendika tarafından kapatılan kredi kartı da tedavülden kaldırılmıştır. Genel Başkanlık makamına ait makam aracı yeterli görülerek Genel Başkan şoförünün hizmetindeki araç da tedavülden kalkmış bulunmaktadır. Sendikamızdan ziyade şahısları ön plana çıkarmak ve pazarlamak karşılığında yandaş yayın organlarına yapılan destek uygulamalarına da son verilmiştir! Yüksek maliyetli bina alımı, arsa alımı, sosyal tesis ve şube yenileme gibi kalemler Genel Başkanlık makamı ve yakın çevresi yerine Yönetim Kurulu ve Başkanlar Kurulumuzun bilgilendirilmesi ve ortak kararıyla hayata geçirilmektedir. Bu şekilde şeffaflık ve güven en üst seviyeye çıkarılmıştır.
ÜYELERİMİZE HİZMET VERMEK İÇİN YENİ PROJELERE KAFA YORMAKTAYIZ
Siyasete mütevazı bir hayatla başlayıp milyonlarca dolar servete sahip olan siyasetçileri reddettiğimiz gibi, mütevazı bir işçi temsilciliğinden milyonlarca dolarlık servet sahibi olan sendika yöneticilerini de hiçbir zaman örnek almayacağız. Diğer taraftan, Türkiye’nin gayrimenkul alanında en zengin sendikası iken özelleştirmeleri fırsat bilerek 2005-2012 yılları arasında satılan 122 gayrimenkulün yerini doldurmak kolay olmayacaksa da imkânlarımızı doğru kullanarak sendikamızın sosyal anlamda üyelerimize hizmet verebilmesi için yeni projelere kafa yormaktayız. Bu çerçevede, Ankara ilimizde ilk misafirhanemizin temelini en yakın zamanda atmak için süratle çalışmalara başladığımızın müjdesini buradan sizlere vermek istiyorum! Yine İstanbul’da hatır gönül karşılığı yandaş siyasi oluşumlara peşkeş çekilen Kartal binamız da aynı şekilde üyelerimizin kullanımı için misafirhane hâline getirilecektir.
TÜM EMEK ÖRGÜTLERİYLE DAYANIŞMAYI GÜÇLENDİRİYORUZ
Profesyonel işçi temsilcilerinin en önemli sorumluluklarından bir tanesi, var olanları korumak olduğu gibi kendisinden sonraki nesillere daha iyi koşulları sağlamaktır. Yeni dönemde örgütlü yapıyı güçlendirmek, örgütlenmeyi artırmak, konuşmamın başından beri sizlerle paylaştığım emeğin önündeki tüm engelleri aşabilmek için sendikal hareketin birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede, başta her zaman desteğini yanımızda hissettiğimiz Türk-İş Konfederasyonumuz olmak üzere tüm emek örgütleriyle dayanışmayı güçlendiriyoruz. Başta aynı işkolunda olduğumuz sendikalar olmak üzere ortak örgütlenme çalışmaları, karşılıklı centilmenlik anlaşmaları ile sermayenin lehine olan gereksiz çatışmalara ve gereksiz rekabetlere son vermeye çalışıyoruz. İnancımız şudur ki! Emek mücadelesi parçalı değil, ortak zeminde büyüyecektir. Çünkü biz sosyal diyaloğu güçlendiren büyük bir emek hareketiyiz. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında büyümeye devam ediyorsak bunun nedeni, güven veren sendikal anlayışımızdır! Bugün ülkemizde çalışanların en önemli sorunlarından biri sendikal örgütlenmenin yeterince güçlü olmamasıdır. Milyonlarca çalışan hâlâ toplu iş sözleşmesinin sağladığı güvencelerden yararlanamıyor. Oysa sendika yalnızca ücret pazarlığı yapan bir kurum değildir. Sendika iş güvencesidir. Sendika sosyal güvencedir. Sendika işyerinde insan onuruna yakışır çalışma koşullarının savunulmasıdır. Sendika, işçinin kendisini yalnız hissetmemesidir. Ve sendika, gerektiğinde işveren karşısında tek başına değil, binlerce emekçiyle birlikte söz söyleyebilmektir. İşte geçmişte Ordu’da yaşadığımız tecrübeler bize örgütlü olmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Örgütlülük zayıfladığında yalnızca sendika kaybetmez. Çalışanlar da kaybeder. İşyerindeki sosyal denge de zarar görür. Bu nedenle yeniden kurduğumuz Ordu Şubemizin en önemli görevi yalnızca mevcut üyelerimizin haklarını korumak olmayacaktır. Aynı zamanda Ordu’da ve çevresindeki işyerlerinde örgütsüz çalışan emekçilere ulaşmak, onlara sendikal mücadelenin önemini anlatmak ve sendikamızın örgütlü gücünü büyütmek olacaktır.
SENDİKANIN GERÇEK GÜCÜ, ÜYELERİNİN BİRLİK VE BERABERLİĞİNDEDİR
Bugün gerçekleştirdiğimiz kongreyle önemli bir sorumluluğu da üstleniyoruz. Yeniden kurulan Ordu Şubemiz geçmişin hatıralarını yaşatan bir yapı olmanın ötesine geçmelidir. Bu şube geleceğin güçlü sendikal örgütlenmesinin merkezi olmalıdır. Sagra emekçilerimizin birliğini ve dayanışmasını güçlendirmelidir. Genç çalışanlarımıza ulaşmalıdır. Kadın emekçilerimizin sendikal mücadelede daha fazla yer almasını sağlamalıdır. Ordu’nun çalışma hayatındaki sorunlarına duyarlı olmalıdır. İşçiyle, üreticiyle ve toplumun bütün kesimleriyle güçlü ilişkiler kurmalıdır. Biz şubelerimizi yalnızca birer idari birim olarak görmüyoruz. Bizim için şube, emekçinin evidir. Kapısı her üyeye açık olan, sorunların dinlendiği, çözümlerin birlikte arandığı, dayanışmanın büyüdüğü bir mücadele merkezidir. Bugün Ordu’da yeniden açtığımız bu kapının bir daha kapanmaması hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu nedenle buradan bütün Sagra emekçilerine ve Ferrero Fındık emekçilerine sesleniyorum: Sendikanıza sahip çıkın. Birliğinizi koruyun. Aranızdaki dayanışmayı büyütün. Unutmayın ki sendikanın gerçek gücü ne genel merkez binasındadır ne de şube tabelasındadır. Sendikanın gerçek gücü, üyelerinin birlik ve beraberliğindedir.
KAZANILMIŞ HAKLARI KORUMANIN VE YENİ HAKLAR ELDE ETMENİN YOLU GÜÇLÜ ÖRGÜTLENMEDEN GEÇMEKTEDİR
Bugün burada geçmişte yaşanan bütün zorluklara rağmen yeniden ayağa kalkabilmiş bir örgütlenmenin başarısını kutluyoruz. Bu başarıda emeği olan herkese teşekkür ediyorum. Örgütlenme sürecinde büyük fedakârlık gösteren Sagra emekçilerimize, yıllar önce Genel Örgütlenme Sekreterliğim vesilesiyle tanışma fırsatı bulduğum ve gerçekten yıllardır sabırla Ordu Şubemizin tekrar faaliyete geçebilmesi ve güçlenebilmesi için hiç yılmadan mücadele veren ve bence gerçekten bu süreçte büyük katkısı olan Orhan Eker kardeşimizi yürekten kutluyorum. Bir teşekkürü de OYAK Grubumuzun ve Ferrero işletmelerimizin hakettiğini düşünüyorum. Ülkemizde sendikal hak ve hürriyetlere saygıyı mumla ararken OYAK Grubumuz ve Ferrero işletmemiz bu konuda örnek bir duruş sergilemiş, çalışanların anayasal hakkı olan örgütlenme ve toplu iş sözleşmesi hakkına destek vererek aslında Ordu Şubemizin kuruluşuna ciddi bir katkı vermiştir. Bu yüzden huzurlarınızda kendilerine de teşekkür ediyoruz. Ayrıca yeni dönemde sendikal ilişkilerin karşılıklı saygı, sosyal diyalog ve çalışma barışı içerisinde gelişmesinin hem Sagra işletmesine hem çalışanlarımıza hem de Ordu ekonomisine katkı sağlayacağına inanıyorum. Bugün geçmişin olumsuzluklarını geride bırakarak geleceğe bakmak istiyoruz. Ancak geçmişten aldığımız dersleri de unutmayacağız. Çünkü biliyoruz ki kazanılmış hakları korumanın ve yeni haklar elde etmenin yolu güçlü örgütlenmeden geçmektedir.
ŞİMDİ GÖREVİMİZ BU ŞUBEYİ HEP BİRLİKTE BÜYÜTMEKTİR
Sözlerimi tamamlarken özellikle bir hususu vurgulamak istiyorum: Bugün Ordu Şubemizin yeniden kurulması yalnızca Tekgıda-İş Sendikası’nın değil, örgütlü mücadeleye inanan bütün emekçilerin başarısıdır. Dün kapanan Ordu Şubemiz bugün yeniden açılıyorsa bu, emekçilerin inancının ve kararlılığının eseridir. Ordu Şubemiz bundan sonra yalnızca büyüyerek, güçlenerek ve yeni kazanımlar elde ederek yoluna devam edecektir. Bu duygu ve düşüncelerle, yeniden kuruluş kongremizin başta Sagra ve Ferrero Fındık emekçileri olmak üzere sendikamıza ve ülkemiz çalışma hayatına hayırlı olmasını diliyorum. Yeni seçilecek şube yönetimimize başarılar diliyorum. Şimdi görevimiz, bu şubeyi hep birlikte büyütmek ve geleceğe taşımaktır. Hepinizi sevgiyle, saygıyla ve dayanışma duygularımla selamlıyorum. Yaşasın örgütlü mücadelemiz! Yaşasın emek ve dayanışma! Yaşasın Tekgıda-İş Sendikamız!
Genel Başkanımız İbrahim Ören’in konuşmasının ardından delegeler daha sonra sandık başına gitti.



































































































